Bugun...



Ahu Güngör Ağca’dan ilk roman: "Af" Bu topraklarda hayatta kalan kadınların hikâyesi
Tarih: 30-01-2019 08:13:28 + -


Ahu Güngör Ağca’dan İlk Roman: Af Bu topraklarda hayatta kalan kadınların hikâyesi.

facebook-paylas
Tarih: 30-01-2019 08:13

Ahu Güngör Ağca’dan ilk roman:

Af, “çağdaş” ve “modern” gibi kategorik tanımlara sıkıştırdığımız kadınların dışarıdan görünene hiç de benzemeyen hikâyesini iki yakın dostun hayatı üzerinden anlatıyor. Köklü bir televizyon kanalında muhabirlik yapan Zuhal ile restoran sahibi arkadaşı Leyla’nın başlarından geçenleri aslında, günümüz Türkiye’sinin bir okuması olarak görmek mümkün. Kariyer sahibi, kendi ayakları üzerinde duran bu iki kadın, biçim değiştirse de bir şekilde hayatlarımıza farklı yollarla nüfuz eden şiddetin öznesi haline geliyor. Büyükşehir yaşamının gündelik koşturmaları arasında hayatları benmerkezci bir duruşa sürükleyen düzende biri diğerinin başından geçenleri fark etmiyor bile. Ta ki konu ölüm kalım meselesine dönüşene dek. İşte bu noktada okura kendini sorgulatan, okudukça endişelendiren ve yoğun “katharsis” duyguları yaşatan bir okuma deneyimi ortaya çıkıyor.

Zuhal’in iç sesi, edebiyat tarihinde “çatı katındaki deli kadın”ın bir temsili gibi okunurken, dışarıda güçlü, içindeyse kırgın bu kadın kendini var etme mücadelesi veriyor. Kitabın en önemli unsurlarından gibi görünen aşk ise Zuhal ve Leyla karakterinin kurucu öğesi oluyor; bazı şeyler aşk uğruna görmezden geliniyor, geçer düzelir deniliyor. Öte yandan baştan sona kaybettiği aşkını arayan melankolik bir karakter olarak Zuhal, edebiyat tarihinde hep erkeğe atfedilen o melankoliyi de sahipleniyor, zihninde yaptığı yolculuklarla kimliğini bulmaya çalışıyor.

Zuhal işinden oluyor, alıp başını gidiyor, ama köklerine dönmeden de edemiyor. Şiddet görüyor, tacizle mücadele ediyor ama sonunda başı dik, en kırıldığı yerinden vurulan dostunun yanında ve aşkına da kavuşuyor. Şimdi Zuhal ve Leyla yeniden başlayacak, önce “kız kardeşlik” diyecek, bu ülkenin bütün hayatta kalmayı başarmış kadınlarının hikâyesini anlatacak.

 

İnsan önce kendini affetmeyi başarabilmeli, yeniden başlamak için…”

Af romanı Türkiye gündemini her zaman meşgul eden ve son yıllarda özellikle ayyuka çıkan kadına şiddet konusunu iki kadın arkadaş üzerinden ele alıyor. Şiddetin sınıfı, yaşı, mesleği olmadığını ve erk sahibinin okumuş, eğitimli olmasının hiçbir şey değiştirmediğini gözler önüne seriyor. Bakıp da görmeyi reddettiklerimiz, yapabilecekken yapmadıklarımıza bir isyan niteliğinde olan roman, başkarakteri Zuhal’in nezdinde, bu topraklarda yaşayan kadınların dünü, bugünü ve yarınından bir kesit sunarken, onun öncülüğünde çuvaldızı önce kendine sonra hepimize batırıyor. Ahu Güngör Ağca’nın akıcı yazım dili, gerçekçi diyalogları, seçtiği mekânlar ile gerçeklik hissi pekişiyor ve okur kendini “Benim arkadaşımın da başına geliyor olabilir mi?” sorusuyla baş başa buluyor. İlk romanında abartıya kaçmayan kurgusu ve karakterleriyle edebiyat dünyasına sağlam adımlarla giriş yapan Ahu Güngör Ağca’nın ismi daha çok kereler karşınıza çıkacak.

 

ALINTILAR:

 

  • İnsan önce kendini affetmeyi başarabilmeli, yeniden başlamak için…
  • Birilerinin bir yerlerde yanan canının acısını hissetmiyorsa, kapıları kapattığında tüm kötülükleri dışarıda bıraktığına sevinip nasılsa benim başıma gelmedi diyerek umursamazca hayatına devam edebiliyorsa, insan gerçekten ne kadar insan?
  • Geçmişi telafi etmenin bir yolu olmasa da gelecek adına öğrendiklerimiz var yaşadıklarımızdan… O hayat ki bize; insanlara önyargısızca bakabilmeyi; başka insanların acılarını yüreğinde hissedebildiğinde gerçekten insan olabilmeyi öğretti… Ve o hayat ki bize; evlatlarını korumayı başaramayan, kaderimizi kederimiz yapan bir coğrafyaya direnmeyi öğretti…
  • Hayat ne yaşatırsa yaşatsın insana, hafıza kaybı geçirmediysen eğer, geçmişi silmek nasıl mümkün değilse, hayatın bize yaşattığı iyi ya da kötü tüm anları, anıları ve insanları silmek de mümkün değildi aslında.
  • Ve katbekat aşklar, yasaklar, kırgınlıklar, acılar, aldanışlar, aldatışlar, intikamlar, coşkular, tutkular, terk edişler, yeniden başlangıçlar, özlemler, umutlar ve sonsuz bir sadakat… Aşkta ve dostlukta…
  • Uğraşmaktan ve çabalamaktan vazgeçerek her şeyi bırakıp kaçıp gitmek… Başka ülkelere, başka diyarlara, başka hayatlara… Yarının ne getireceğini bilmeden, beklemek ve ummak… Ve hatta ölmek, tüm acılarıma bir defada son vererek…
  • Pişmanlık yakan bir duygu… Ve öyle ki, belirmeye başladığı andan itibaren asla seni yalnız bırakmıyor, her anına bir kemirgen edasıyla eşlik ediyor.
  • Hayat da böyleydi işte. Hayal ettiklerimiz, sineye çektiklerimiz ve oluruna bıraktıklarımızın toplamı…
  • Bir insan aynı anda kaç farklı hayat yaşamayı başarabilir? Görünen ve görünmeyen hayatlar arasındaki duvarların kalınlığını hangimiz, nasıl belirliyoruz?
  • Zaman… Bu hayatta sahibiymişiz gibi yaşadığımız, oysa parasını verip de satın alamayacağımız yegâne şey.

 

 

 

 




Kaynak: Gökçe İçelli

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 604 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Yeni Yayınlar Haberleri

YUKARI