escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Ali Rıza ATASOY’un “VEHİM” isimli şiirinin tahlili
Tarih: 26-12-2017 19:37:27 Güncelleme: 15-03-2018 21:28:27 + -



facebook-paylas
Tarih: 26-12-2017 19:37

Ali Rıza ATASOY’un “VEHİM” isimli şiirinin tahlili

TAHLİL: ÇELEBİ ÖZTÜRK

 

ALİ RIZA ATASOY: 1958 yılında Ankara'nın Çamlıdere İlçesinde doğdu. İlkokulu Çamlıdere’de, ortaokul ve liseyi Ankara’da okudu.  1985 yılında Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldu. Bir süre Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında idari görevlerde çalıştı. Ankara'da öğretmenlik ve okul yöneticiliği yaptı. Van’ın Muradiye İlçesinde ve Konya’nın Kulu İlçesinde  İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görev yaptı. 2004 yılında Amasya Taşova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne atandı ve halen  bu görevini sürdürmektedir

       Bir şiir kitabı ile Ortaöğretim Kurumları İçin yayımlanmış bir ders kitabı bulunmaktadır. İlk kez üniversite öğrenciliği yıllarında şiir yazmaya başladı. Çeşitli yayın organlarında ve edebiyat dergilerinde şiirleri ve makaleleri yayınlandı, antolojilerde şiirleri yer aldı. Bazı şiirleri şarkı ve türkü formatında bestelendi. Şiir ve edebiyat üzerine kendisiyle söyleşiler yapıldı, radyo ve televizyon programlarına konuk oldu. Şiirlerinde genellikle sevgi, tabiat, gurbet, gece, yolculuk, özlem, dostluk, arkadaşlık, umut, yalnızlık, insan, şehir, hayat, ölüm, tarihi ve kültürel değerler gibi temaları işledi.

       Eğitim, edebiyat, şiir ve külttür sanat etkinlikleri alanındaki çalışmaları devam etmektedir. Bugüne kadar üç adet şiir antolojisi çıkardı. Amasya Valiliği tarafından öğrencilere dağıtılmak üzere hazırlattırılan Amasya Şairleri Şiir Antolojisi’ni hazırlayan ekipte komisyon başkanı olarak görev yaptı.  Amasya Belediye Başkanlığınca ilk kez düzenlenen      “I. Ulusal Amasyalı Mihri Hatun Şiir Yarışması” seçici kurulunda yer aldı.

       “Boraboy Şiir Günleri” ve “Çamlıdere Şiir Günleri” isimli kültür ve sanat etkinliklerinin düzenlenmesine öncülük etmektedir. Çamlıdere ve Doğa Dostları Derneği, İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) ve Amasya Sanatçılar Derneği üyesidir. Aynı zamanda eğitim, edebiyat ve şiir alanında faaliyet gösteren Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu kurucusu olan şair, evli ve üç çocuk babasıdır.

       Üniversite öğrenciliği yıllarından itibaren edebiyatla, bilhassa şiirle yakından ilgilendi. Şiirlerinde genellikle aşk, tabiat, özlem, umut, dostluk, yalnızlık, gece, yolculuk, hayat, ölüm gibi temaları işledi. Çeşitli yayın organlarında ve edebiyat dergilerinde şiirleri ve makaleleri yayımlandı. Evli olup, üç kız çocuğu babasıdır.

       Ali Rıza Atasoy’un şiirleri incelendiğinde, aşk, toplumsal yergiler, psikolojik ağırlıklı şiirler, doğa şiirleri kendine özgü anlatımla yalın bir tarzda ifade edilir. Şiirlerinde yalın bir dil kullanan şairin, Türkçeye saygısını da görmekteyiz. Şiirlerindeki dil duygu ve düşünceyi öyle güzel tasavvur eder ki, okuyucu hayal âlemine sürükler adeta. Okuyucu kendi duygularından çıkar ve tamamen şairin hipnozuna girerek bilinmedik bir mekâna doğru yol alır. Bu özellik, Ali Rıza Atasoy' un şair olarak bilgi, tecrübe ve iyi şair olma özelliklerinden kaynaklanan bir unsurdur.

ESERLERİ

1- Nehir Kıyısı Düşleri

2- Ortaöğretim Kurumları İçin İşletme 1

3- Vadiden Esintiler I

4- Vadiden Esintiler II

5- Vadiden Esintiler III

 

 VEHİM

O eski rüzgârlar esmiyor artık,

Nedamet kapıyı çalıp duruyor.

Çatıda bir ayak sesi ki tık tık,

Gölgesinin aksi cama vuruyor.

 

Ben miyim kaygılı bu bedbin adam,

Dipsiz boşluklara bakar gibiyim.

Gel gör bu içimde kaçıncı idam,

Bütün gemileri yakar gibiyim.

 

Şu titrek kalbimi saran bu vehim,

Çıkmaz sokaklara attı nafile.

Ah, kendi gölgeme sorarım:-Bu kim?

Sanırım yaklaşmış bizim kafile.

Ali Rıza ATASOY

 

“VEHİM” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

1-DİL: Vehim şiirinde anlaşılır bir dil kullanılması şiiri gündelik dilden farksız kılmaktadır. Duru bir Türkçe ile yazılan şiir, her dönem, her yaş grubu insanlar tarafından rahatlıkla okunabilir, anlaşılabilir.

       Genel olarak şiirlerinde yabancı ve süslü kelimeler kullanmaktan kaçınan şairin, bazı şiirlerinde kökeni arapça ve farsça olan ve dilimize yerleşmiş bulunan eski kelimelere yer verdiği de görülmektedir. Vehim şiirinde de kökeni Farsça olan bedbin, kökeni Arapça olan nedamet ve vehim kelimelerini kullanmıştır.

2- ZAMAN: Vehim şiirinde şairi psikolojik gel git içinde görüyoruz. Geçmişe özlem duyan şair pişmanlık içindedir. Ancak şiirin zamanını “Ben miyim kaygılı bu bedbin adam” mısrasında aramak gerekiyor. Mısrada görüldüğü gibi şair karamsarlık içindedir. “Ben”i kötümserlik içindedir. Psikolojik bir buhranı yansıtmakta ve şairin içinde yaşadığı zamanın durumu hakkında bilgi vermektedir. Aslında şiirin bütününde, şiirdeki insanın psikolojik durumu ağırlık kazanmakta ve bu durum şiirdeki zaman ve mekân arasında bir ilişki kurmaktadır. Şiirdeki zaman, şairin içinde bulunduğu buhranı anlatan zamandır. “Şu titrek kalbimi saran bu vehim” mısrasında da görüldüğü üzere, şair bir kuruntu içindedir. Zaman şairin bu anını yansıtan ve yukarıdaki mısralarda görülen psikolojik durumdur. Şairin zaman karşısında tamamen çaresiz kaldığını görüyoruz.

3-MEKÂN:Şiirde öne çıkan mekân şairin “ben”idir. “O eski rüzgârlar esmiyor artık/Nedamet kapıyı çalıp duruyor” mısralarında görüldüğü gibi şair, geçmişe özlem duymakta ve peşini bırakmayan bir pişmanlık içindedir. “Ben miyim kaygılı bu bedbin adam” mısrasında da şairin “ben”i öne çıkıyor. “Şu titrek kalbimi saran bu vehim” mısrasında yine şairin “ben”inin öne çıktığını görüyoruz. Şiirdeki insanın zaman ve mekânı aşmakta çaresiz kaldığı anlaşılmaktadır.

4-İNSAN: Vehim şiirinde öne çıkan insan şairin kendisidir. İçinde yaşadığı zaman o anki durumu hakkında bilgi vermekte ve “Ben’lik” duygusu da ön plana çıkmakta, bu da şiire lirik bir hava vermektedir. Her dörtlük sonunda yinelenen ve zaman, mekân ve insan arasında ilişki kurulmasına neden olan mısralarda şiirdeki insan olarak karşımıza çıkan şair, “ben”lik duygusunu da dışa vurmaktadır. Birinci kıtanın ikinci mısrasında “Nedamet kapıyı çalıp duruyor” ve ikinci kıtanın birinci, ikinci ve üçüncü mısraları “Ben miyim kaygılı bu bedbin adam/Dipsiz boşluklara bakar gibiyim/Gel gör bu içimde kaçıncı idam”, üçüncü kıtanın birinci, ikinci ve üçüncü mısraları “Şu titrek kalbimi saran bu vehim/Çıkmaz sokaklara attı nafile/ Ah, kendi gölgeme sorarım:-Bu kim? “ şiirdeki insanın “ben”inin açığa çıkaran psikolojik çözümlemelerdir.

       Geçmişe özlem duyan şiirdeki insanın, içinde yaşadığı zamanda karamsar ve kuruntu içinde olduğunu, bu psikolojinin şiirdeki insanın veya şairin “ben”i, yani ruhu hakkında bizi aydınlattığını görüyoruz.

       Şiirin bütününde duygu ve düşüncede aşırı duygu yoğunluğu dikkat çekmektedir. Bu da şiire bir derinlik kazandırmaktadır. Bu nedenle de şiirde bir lirik anlatım söz konusudur. Lirizmin şiirde derinlik kazanması ise, şairin “ben”i ile açıklanabilir. Psikolojik baskı ve beraberinde gelen üzüntü, elem v.s. yoğunluk “ben”i etkilemektedir.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Vehim şiirindeki temel düşünce geçmişe duyulan özlem ve içinde yaşanılan zamandaki bocalamadır.

       Şiirin birinci bölümünü oluşturan dörtlükteki temel düşünce, geçmişe duyulan özlem ve beraberinde gelen pişmanlık ve bir kuruntudur. Birinci kıtayı oluşturan temel düşünceyi birinci. ve ikinci. mısralarda görüyoruz. “O eski rüzgârlar esmiyor artık/Nedamet kapıyı çalıp duruyor” Şair, iç âleminin verdiği bir kuruntu içindedir. Öyle ki, rüzgâr esse, rüzgârın sesinden kuruntuya düşmektedir. Üçüncü mısrada belirtilen “Çatıda bir ayak sesi ki tık tık”anlatımından anlaşılması gereken ruhun kendisidir. Şiirdeki insanın ne kadar kuruntu içinde olduğu bu mısradan da anlaşılmaktadır. Pişmanlıkları onu kuruntuya itmekte, hiç olmayan zamanlarda, değişik mekânlarda “ben”i ile kapışmakta ve belki yapamadıklarından, belki boşa geçen zamandan pişmanlık duymakta ve içinde yaşadığı zamanı sorgulamaktadır. Şiirdeki insan, cama vuran kendi gölgesinin akisini izlerken o’nu başkasına benzetmektedir.“Gölgesinin aksi cama vuruyor” mısrasında bu duygu açığa çıkmaktadır.

       Şiirin ikinci kıtasında, şiirdeki insanın kaygıları ve pesimist durumu, yani karamsarlığı ortaya çıkıyor. Her şeyi kötüye yoran, kötü gören şiirdeki insan, cama vuran ve başkasına benzettiği gölgenin halini de iyi görmemekte ve kötüye yorumlamaktadır. “Ben miyim kaygılı bu bedbin adam” mısrasında şiirdeki insanın, cama yansıyan akisini yine kötü ve karamsar bir insan tahlili yaparak yorumlamaktadır. Camdaki akise bakarak kendini bir gayeye hizmet eden insan olarak değil, aksine boşlukta ve bir hiç gibi gören insan profili çizmekte, bunu da “Dipsiz boşluklara bakar gibiyim” mısrasında açıkça dile getirmektedir. Yaşamından bıkkınlık vardır. Camdaki akisin hali, ona, dipsiz bir boşlukta olduğu hissi vermektedir ki, içinde yaşadığı zaman hakkında da bilgi sahibi oluyoruz: Şiirdeki insan, her insanın zaman zaman düştüğü psikolojik buhranı yaşamaktadır. O’nu bu psikolojik buhrana iten nedenlerle savaşmakta ve iç âleminde bu nedenlere karşı bir intikam hissi beslemektedir. İçinde bu nedenleri öldürme isteği vardır. Bunu da üçüncü mısrada “Gel gör bu içimde kaçıncı idam” sözleriyle dile getirmektedir. Şiirdeki insanın, kendisini dünyanın bütün dertlerini omuzlamış gibi hissettiğini görüyoruz. Bu nedenle aşırı düşünce içerisindedir. Sürekli düşünce içinde olan insana “Batan gemiler senin mi?” diye sorulan deyimi bize hatırlatmaktadır. “Bütün gemileri yakar gibiyim” mısrasında bu düşünceye atıfta bulunan şair, mecazi bir anlatımda bulunmaktadır.

       Şiirin üçüncü kıtasının birinci mısrasında, şiirdeki insanı kuruntu içinde görüyoruz. Hayatıyla ilgili ve/veya içinde yaşadığı zamana ait insanların kötü yaşantıları onu sürekli üzmekte, her şeyi kötüye yorumlamaktadır. Öyle ki, olmayacak şeyleri bile olacakmış gibi varsayarak büyük bir kuruntu yaşamaktadır. Bu düşüncelerinin içinden çıkamamakta ve bocalamaktadır. Aslında bu kuruntularının boş olduğunu da bilmektedir. Bunu da “Şu titrek kalbimi saran bu vehim /Çıkmaz sokaklara attı nafile ” mısralarında dile getirmektedir. Camda akisini gördüğü kendi gölgesinin haline kendi de şaşırmakta, “ bu ben miyim?” diye şüpheye düşmektedir. “Ah, kendi gölgeme sorarım:-Bu kim?” mısrasında bu düşünceyi görüyoruz. Şiirin son mısrasında yer alan“kafile” kelimesinden yolcu grubunun yaklaşmakta olduğunu anlıyoruz. Buradaki yolcu grubu, şiirdeki insanında dahil olduğu pişmanlık içindeki üzüntülü ve her şeyi kötüye yorumlayan kuruntulu insanların bulunduğu bir topluluktur. Ancak burada mecazi bir anlatım söz konusudur. Yaklaşmakta olan kafile tüm insanların üzüntülerini, kuruntularını yok edip, mutlu ve huzurlu bir gelecek temin etmek için yaklaşan yolcu grubudur. “Sanırım yaklaşmış bizim kafile”mısrasında bunu dile getiren şair, insan, zaman ve mekân arasındaki ilişkiyi çok kuvvetle kuruyor ve okuyucuyu da bu kafileye dahil ediyor.

6-KENDİNİ AŞMA: Şiirdeki insanın, geçmişin özlemi ile yaşadığını, bazı nedenlere bağlı pişmanlıklar yüzünden üzüntü ve kuruntu içinde olduğunu görüyoruz. Şiirin bütününde psikolojik durumunun sergilendiği şiir insanı, kendi “Ben”i ile de mücadele etmektedir. Ancak bu mücadeleyi şiirin üçüncü kıtasının son mısrasında yer alan “Sanırım yaklaşmış bizim kafile” sözleriyle aşmaya çalıştığını görüyoruz. Çünkü şiirin bütününde kaygılı ve kuruntulu bir tablo çizen şiirdeki insanın, şiirin finalinde, tüm insanları kaygılardan ve üzüntülerden, kuruntulardan kurtaracak bir kafilenin yaklaşmakta olduğunu belirtiyor ve bunu da “Sanırım yaklaşmış bizim kafile” mısrasında dile getiriyor.

7-ANLATIŞ TARZI: Vehim şiirinde Türk Halk Edebiyatının dörtlük nazım birimi kullanılmıştır. Birinci kıta; 4, ikinci kıta; 4, üçüncü kıta; 4 mısradan oluşmuş, şiirin bütünü 3 dörtlükten meydana gelmiştir.

       Şairin tüm eserleri incelendiğinde, Türk Halk Edebiyatı dörtlük nazım birimini şiirlerinde ustalıkla kullandığı gibi serbest tarzda da başarılı eserler verdiğini görüyoruz.

       Şiirin tamamı 11’li hece veznine göre duraklı yazılmıştır. Birinci kıtada; a-b-a-b çapraz kafiye, ikinci kıtada; c-c-c-c düz kafiye, üçüncü kıtada; d-e-d-eçapraz kafiye örgüsü kullanıldığını görüyoruz.

 

1-Redif ve kafiye yapısını inceleyelim:

 

a-Birinci kıta;

 

O eski rüzgârlar esmiyor artık,

Nedamet kapıyı çalıp duruyor.

Çatıda bir ayak sesi ki tık tık,

Gölgesinin aksi cama vuruyor.

 

Birinci mısra sonunda artık ve üçüncü mısra sonunda tık tık kelimlerinde tık kelime ve eki rediftir. Genel kural olarak redifin bulunduğu mısrada kafiyenin aranması gerekmekte ise de bir mısra sadece redif ile de şekillenebilir. İkinci mısrada duruyor, dördüncü mısrada vuruyor kelimelerinde yor eki redif, yor ekinden önce gelen u sesi yarım kafiyedir.

 

b- İkinci kıta;

 

Ben miyim kaygılı bu bedbin adam,

Dipsiz boşluklara bakar gibiyim.

Gel gör bu içimde kaçıncı idam,

Bütün gemileri yakar gibiyim.

 

Birinci mısra sonunda adam, üçüncü mısra sonunda idam kelimelerinde m sesi redif, a sesi yarım kafiyedir. Üçüncü ve dördüncü mısralarda gibiyimkelimeleri redif, gibiyim kelimelerinden önce gelen bakar ve yakar kelimelerinde akar tunç kafiyedir.

 

c- Üçüncü kıta,

 

Şu titrek kalbimi saran bu vehim,

Çıkmaz sokaklara attı nafile.

Ah, kendi gölgeme sorarım:-Bu kim?

Sanırım yaklaşmış bizim kafile.

 

Birinci mısra sonunda vehim, ikinci mısra sonunda kim kelimelerinde m sesi redif, m sesinden önce gelen i sesi yarım kafiyedir. İkinci mısra sonundanafile, üçüncü mısra sonunda kafile kelimelerinde le sesi redif, afi sesi tunç kafiyedir.

       Mısra sonlarında redif ve kafiye dizilişinin şiiri zenginleştiren, şiirde gerek dil, gerek biçim olarak anlamı kuvvetlendiren ve şiire ses zenginliği ve güzelliği veren bir yapısı vardır.

2-Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim: 

       Şiirin birinci kıtasının birinci mısrasında; s – k – r – z – g – r – l - r ünsüz sesler, o – e – i – ü – â - ı ünlü sesler,

       İkinci mısrasında; n – d – m – t – k – p – y – ç – l - r ünsüz sesleri, iç ses olarak e – a – ı – u - o ünlü sesleri,

       Üçüncü mısrada; ç – t – d – b – r – y – k – s  ünsüz sesleri, iç ses olarak a – ı – i - ı ünlü sesleri,

        Dördüncü mısrada; g – l – s – n – k – c – m – v – r - y ünsüz sesleri, iç ses olarak ö – e -  i – a – u - o ünlü sesleri, kullanılmıştır.

       Şiirin ikinci kıtasının birinci mısrasında; b – n – m – y – k – g – l - d- ünsüz sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı - u ünlü sesleri,

       İkinci mısrasında; d – p – s – z – b – ş – l – k – r – g – y - m ünsüz sesleri, i – o – u – a - ünlü sesleri,

       Üçüncü mısrada; g – l – r – b – ç – m – d – k – n – c - t ünsüz sesleri, e – ö – u – i – a - ı ünlü sesleri,

       Dördüncü mısrada; b – t – n – g – m – l – r – y – k - b ünsüz sesleri, ü – e – i - a ünlü sesleri kullanılmştır.

       Üçüncü kıtanın birinci mısrasında; ş – t – r – k – l – b – m – s – n – v - h ünsüz sesleri, u – i – e – a - u ünlü sesleri,

       İkinci mısrasında; ç – k – m – z – s – l – r – t – n - f ünsüz sesleri, ı – a – o – i - e ünlü sesleri,

       Üçüncü mısrasında; h – k – n – d – g – l – m – s – r - b ünsüz sesleri, a – e – i – ö – o – ı - u ünlü sesleri,

       Dördüncü mısrasında; s – n – r – m – y – k – l – ş – b – z - f ünsüz sesleri, a – ı – ı – i - e ünlü sesleri kullanılmıştır.

        Mısralarda seslerin sıkça yinelenmesiyle şiirde ses bakımından bir zenginlik yarattığı görülmektedir. Şiirin bütününde a, i seslerinin en çok yinelenen sesler olduğu, yine u – e – ı – r – m – g - b gibi seslerin ve birbirine yakın seslerin sıkça tekrarı şiiri hem zenginleştirmekte, hem de seslerde bütünlük sağlayarak kulağa hoş gelen bir ritim vermektedir. Şiirin bütününde birbirine yakın seslerin aynı mısra içinde ve çapraz olarak tekrarı şiirdeki uyumu güçlendirmekte ve musiki havası vermektedir. Şiirde, mısraların kendi içindeki ses uyumu, aliterasyon ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından daha güçlü göstermiştir.

       Duruyor, cama vuruyor, artık, tık tık, bakar giyim, yakar gibiyim, adam, kaçıncı idam, bu vehim, bu kim, nafile, kafile diye sık sık tekrarlanan alliterasyon ve asonans şiiri gerek ses, gerek biçim, gerek anlam olarak daha güçlü kılmakta ve zenginleştirmektedir. Şiirdeki durağın ikinci ayağını oluşturan bu kelime ve kelime grupları şiire anlam olarak güç kazandırmaktadır. Şiirin genelinde görülen ve sık sık yinelenmeleriyle şiiri zenginleştiren, süsleyen, biçim ve mana olarak derinleştiren aliterasyon, asonans, kafiye şiire kuvvetli bir ritim sağlayarak musiki havası vermektedir.

       Bilinen edebi sanatların başarıyla kullanıldığını görüyoruz. Teşhis, Kapalı İstiare, Tecahül-ü Arif, Hüsn-ü Ta’lil, Mübalağa, Tevriye, Tekrir, Leff Üneşr, İstifham gibi sanatların kullanılması asıl mânâyı gizlemekte ve anlama derinlik kazandırmakta, bu da şiire lirizm katmaktadır.

       Şiirde Arapça ve Farsça kökenli bedbin, nedamet ve vehim gibi kelimeler kullanılmıştır. Şairin tüm eserleri incelendiğinde bu özelliği dikkat çeker. Genel olarak kullanılan bu yabancı kökenli kelimeler halk arasında bilinen ve tanınan kelimelerdir.

       Duygusal yoğunluk ve şiirin bütünü içinde ele alınması gereken ahenk dikkat çekicidir.

       Şiirde ritmin kurulmasını sağlayan öğelere baktığımız zaman, nazım birimi, vezin, uyak ve seslerin ustaca kullanıldığını görüyoruz.

       Şair, şiirdeki ahengi, birbiriyle uyumlu sesleri, belli bir ritimle bir arada toplamasıyla sağlamıştır. Şiirde ahengi sağlayan ses ve ritim unsurları olan kafiye (uyak), redif, aliterasyon, asonans ve ölçü birbiriyle uyumlu bir şekilde kullanılmıştır.

       Şiirdeki dil gündelik konuşma dilinden farklıdır. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuştur. Bu dil mânâ bakımından derin ve ağırdır.

       Şairin güçlü ve akıcı bir anlatım tarzı vardır. Poetikası güçlü ve zengindir




Kaynak: http://www.celebiozturk.com/

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 1443 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Şiir Tahlili Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI