escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Aşk her şeyi affetmez…
Tarih: 08-04-2018 12:39:09 + -


Öyle “erkek” ki kitaptaki kahramanlarımız, hayatla ilişkilerini neredeyse sadece cinsiyetleri üzerinden kuruyorlar. Çevrelerindeki kadınları ötekileştirmekten, aşağılamaktan, eril dillerinden ve ayrımcılıktan bir an olsun imtina etmeden, “aşk kadını” gibi üçüncü sınıf etiketler yapıştırarak, maceralarını adeta nefret söylemi sınırında yaşıyorlar.

facebook-paylas
Tarih: 08-04-2018 12:39

Aşk her şeyi affetmez…

Yazan: Alev Karakartal

“Yazar olmak istiyorsanız, yazın” der Horatius. Başlangıç için etkili bir öneri. Sonrası için önemli yazarlara kulak vermek işe yarayabilir: “Çok ama çok okuyun, yazacağınız hikâye hakkında araştırma yapın, dersinizi çalışın, en önemlisi de kendi sesinizi bulmak için zaman ayırın” gibi…

Hele ilk yazarlık deneyiminizse işler biraz daha çetrefilleşebilir. Kişinin sayısız engel, tuzak ve bilinmezlikle baş etmesi gerekir; yetenek ve hayal gücünün yanı sıra dikkat, özen, bir işçi arı ya da karınca ciddiyeti ve sabır ister.

Genç yazar Haluk Şahin’in ilk kitabı bir aşk, arkadaşlık ve macera öyküsü. Kitapta, İstanbul’un varoşlarında yaşayan üç erkek arkadaş ile başkahraman Deniz’in âşık olduğu güzel Elif’in hayallerle bezenmiş serüvenine ve yanı sıra bir uzay-zaman gezgininin, Atlantis Kralı Atlas’ın kaybolan kızı Cleito’yu arama macerasına tanık oluyoruz.

Gezgin, Deniz ile Elif ve Cletio arasındaki bağlantı, ilk sayfalarda kendini belli ediyor aslında ama kahramanlarımız belki “hayal güçleri sınır tanımadığı için”, kitabın sonuna kadar bir bilinmezlikler dünyasında maceradan maceraya atılıyor.

Bununla beraber, “belki yaşları 5 ila 9 arasında olduğu için böyledir” diye düşünmemize de izin vermiyor yazar. Zira özellikle mesele aşk olduğunda minicik ağızlardan öyle devasa cümleler çıkıyor ki yazarın çok sevdiği tanımlamayla “gözlerimiz yuvalarından yere düşüyor ve onları aramak zorunda kalıyoruz”:

“… Ah gönlümün sultanı, ah şu küçücük hayatımı aydınlatan hayat ışığım. Aşkımı kabul et, beni en az benim seni sevdiğim kadar sev, bırak bu yozlaşmış dünyayı da sonsuza kadar benim, yalnızca benim ol.”

 “…benim için aşk asla bitmez, ama aşk kavuşunca biter. Ben aşkı içimde yaşayacağım. … O, her zaman benim içimde olacak, ona aşkım hiç bitmeyecek, ama ben bir cisme âşık olmadım.”

“Derin” mevzuları aslan sütü içerek tartışmayı tercih eden, insanlığa karşı inançsız, “değiştirilemez bir güç olarak” kadere iman eden, mahalle örf ve adetlerine hâkim çocukların en büyük kusuruysa, yazarın deyimiyle “tam bir erkek” olmaları. Öyle “erkek” ki kahramanlarımız, hayatla ilişkilerini neredeyse sadece cinsiyetleri üzerinden kuruyor, çevrelerindeki kadınları ötekileştirmekten, aşağılamaktan, eril dillerinden ve ayrımcılıktan bir an olsun imtina etmeden, “aşk kadını” gibi üçüncü sınıf etiketler yapıştırarak, maceralarını adeta nefret söylemi sınırında yaşıyorlar.

Erkek olmalarına “rağmen”, annelerine yardım etmek zorunda olmaları canlarını çok sıkıyor mesela. Ya da tarlada, evde veya her ikisinde sürekli çalışan kadınlar “boş” vakitlerinde sürekli dedikodu yapıp, fal bakıyor, koca arıyor; kadın “milletiyle” bir yere gidilmiyor; erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyor; 5 yaşındaki bir çocuk, âşık olduğu yetişkin kadını kapıyı geç açtığı için “nerdesin be kadın” diye azarlayabiliyor; ağlamak delikanlıyı “bozuyor”; anneler babalardan para “araklayıp” Yastıkaltı Bank’a yatırıyor; kızlar karanlıktan korkuyor; güneş “utangaç bir kız gibi” bulutların arkasına saklanıyor vs. vs…

Arada bir de “Bir kadın her zaman erkekleri çok iyi gözlemler. Bu özellik her kadında doğuştan gelir ve bize karşı en büyük silahlarıdır… her erkeğin arkasında iyi bir kukla oynatıcısı kadın vardır” benzeri cümleler kuruyorlar ki, evlere ırak…

Dünyamız dâhil uçsuz bucaksız evrende var olan neredeyse bütün yaratıkların nihai amacının, uygun bir eş bulup evlenmek, yuva kurmak ve çocuk yapmak olarak betimlendiğini okudukça ise insanın “başka bir evren mümkün” diye slogan atası geliyor.

Yetmiyormuş gibi, yazarın özensiz, çalakalem dili, bol kepçe dizgi ve imla hataları, noktasız, virgülsüz uzun cümlelerle boğuşurken; bir de annesinin cinsel istismarına maruz kalan ve (herhalde) bu yüzden çocuk tacizcisi olan imam karakteriyle ya da bizzat yazarın, bir roman kişisi olarak aşk hakkındaki engin görüşleriyle baş etmek zorunda kalıyoruz. Sos olarak da kült tv dizisi Dr. Who, Ümit Besen, 100 Numaralı Adam, Steven Soderbergh, pazar magazin programları, James Bond, Ninja Kaplumbağaları, Alice Harikalar Diyarı’nda, ejderhalar, elfler ve antik Yunan söylencelerinden oluşan bir “popüler kültür” dağarcığı üzerimize boca ediliyor ki bu da baştaki önerilere dönmeyi zorunlu kılıyor: Yazıya soyunmadan önce “çok ama çok okuyun, yazacağınız hikâye hakkında araştırma yapın, dersinizi çalışın, en önemlisi de kendi sesinizi bulmak için zaman ayırın.”

Kahramanları çocuk olan ancak içinde yaşadığı toplum ve zaman diliminin defo ve arazlarından kurtulamamış bir yetişkinin duygu dünyasından beslenen Hayallerimin Ülkesi Atlantis’i sınıflandırmak, kategorize etmek oldukça zor.

Son bir kamu hizmeti olarak yazara ve editöre bir kaç hatırlatma:

-“Dahi” anlamındaki “de” her zaman ayrı yazılır.

-“Birisi” değil, “biri” denir.

-Cümle, aynı anda hem virgül hem “ve” ile ayrılmaz.

-Özne çoğul olsa bile, yüklem her zaman tekil çekilir.

-“Elif, be, te, se, cim, ha, hı…”, dua değil, Arap alfabesinin harfleridir.

-Noktadan ya da virgülden sonra, her zaman bir boşluk bırakılır.

-Özel isimler büyük harfle başlar. Örneğin: Kurban Bayramı.

-“Medusa”, bir eski Yunan tanrıçası değil, denizler tanrısı Poseidon’un âşık olduğu güzel ve talihsiz bir ölümlüdür.

-Güneş Dünya’ya milyonlarca ışık yılı değil, yaklaşık 150 milyon km. yani 8.31 ışık dakikası uzaklıktadır.

-Numeroloji ve astroloji bilim değildir.

-Freud’a göre ego; bir insanın en zayıf noktası değil, aksine kişinin ilkel benliği olan id’i dengeleyen bir “kişilik savunma mekanizması”dır…




Kaynak: http://www.iyikitap.net

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 144 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Kitap Tanıtımı Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI