escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Behiye Yılmaz İle Röportaj
Tarih: 23-08-2017 07:14:12 Güncelleme: 24-08-2017 18:09:12 + -



facebook-paylas
Tarih: 23-08-2017 07:14


BEHİYE YILMAZ İLE SÖYLEŞİ

Konuşan: Müzeyyen KESKİN

O bir Türk kadını. Gelecekteki projelerini, heyecanlarını ve hayallerini konuştuk.

Bir kadın olarak hem çalışma hem de sanat hayatında yer alarak değerli ve faydalı hizmetlerde bulunmak çok zor. Maalesef çoğu zaman olumsuz eleştiri ve tavırlara maruz kalınabiliyor. Bütün olumsuzluklara rağmen görmezden gelerek mücadele etmek, hedeflerine ulaşabilmek için sürekli kendini yenileyerek çalışmak ve bu gayretle iş, edebiyat, kültür-sanat ve eğitim alanlarında bir yere gelebilmek büyük başarı.

Kendisini tanımaktan onur duyduğumuz, röportajıyla okuyucularına, çalışma arkadaşlarına, öğrencilerine tanıtmaktan büyük keyif aldığımız Sayın Behiye Yılmaz Hanımefendi, kendini Türk Milletinin kültürel gelişmesine adamış, öğrencileri için gece gündüz çalışarak eğitmeyi görev bilmiş bir edebiyat ve sanat kadını. On parmağında on marifet olan Sayın Behiye Yılmaz Hanımefendi güzel işler başarmış…

Biz, daha fazla uzatmadan sözü Behiye Yılmaz Hanımefendi’ye bırakıyoruz.

MÜZEYYEN KESKİN:  Merhaba. Hoş geldiniz. Yoğun işlerinizden zaman ayırıp röportajımıza katıldığınız için teşekkür etmek istiyorum. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

BEHİYE YILMAZ: Merhaba Müzeyyen Hanım. Aksine, bana bu güzel fırsatı verdiğiniz için size ve Mektup Edebiyat Dergisine çok teşekkür ediyorum. Ben, 1966 Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde doğdum. İlkokulu ortaokulu ve liseyi Kahramanmaraş’ta okudum.   Eskişehir Anadolu Üniversitesin de  “Ev Ekonomisi Bölümünü “okurken aynı zamanda yan dal olarak işletmeyi bitirdim. Yüksek Lisansımı Hasan Kalyoncu Üniversitesinde  tamamladım. 15 yıl Milli Eğitime bağlı devlet okullarında Teknoloji Tasarım Öğretmenliği Yaptım. Daha sonra birçok özel kolejde Görsel Sanatlar ve Teknoloji Tasarım Öğretmeni olarak çalışma hayatıma devam ettim. Halen özel bir kolejde çalışıyorum. Fakat en büyük hayallerimden biri Türk Dili ve Edebiyatı okuyarak bu alanda da çalışmalar yapmaktır. Bu yüzden şu an hayalimdeki bölümde eğitimim devam ediyor. Aynı zamanda doktoramı da yapmaya çalışıyorum. Bu arada sanata olan ilgim ve sevgim beni birçok sanat alanında eğitim almaya yönlendirdi.

MÜZEYYEN KESKİN:  Size önemli bir soru sormak istiyorum. Zira soracağım konuyla ilgili yayınlanmış bilimsel makale çalışmanız var. Özellikle aileler, çocuklarının yeteneklerini geliştirebilmek için ne yapmalı?

BEHİYE YILMAZ: Çok önemli ve çok geniş bir konu. Bir anlamda hayatımızın geri kalanının tasarlandığı bir süreç gözüyle bakabiliriz. Çalışma konum ”Yeteneklerin Yedeklenerek Yetenek Havuzları oluşturmaktı.” Bu konuda yaş grupları farklı öğrenci gruplarıyla birlikte çalıştık. Elde ettiğimiz sonuçlar ne yazık ki çocuklarımızın daha gelişmeden birçok yeteneğinin budandığını gösteriyor. Aile, sosyal çevre ve teknoloji bağımlılığı bunun en büyük sebeplerinden biri maalesef.  Çocuklar, yeni bir şey öğrendiğinde beyin hücrelerinde yeni bağlar oluşuyor. Çocukların beyninde bu bağların sayısı yetişkinlerden çok daha fazla. Çocuk, sahip olduğu yeteneklerle ilgili deneyim fırsatı bulduğunda yani egzersiz yaptığında bu bağlar güçleniyor ve adeta beyinde birer "anayol" oluşturuyorlar. İşte bunlar çocuğun geliştirdiği yetenekler... Çocuğun kullanmadığı, egzersiz yapmadığı yeteneklerle ilgili bağlantılar zamanla budanıyor. Aynı bir ağacın güçlü dallar oluşturmasını sağlamak için bir kısım dallarını budamamız gibi. Yeteneğin gelişmesi, başka potansiyel yeteneklerin yok edilmesiyle sağlanıyor. Çocuğun hangi yeteneklerle doğduğunu bilmek çoğu zaman imkânsız. Bu nedenle daha bebekken çocuğun değişik uyarıcılara maruz kalması ve bunun gelişim dönemlerinde sürdürülmesi gerekiyor. Çocuğun yetenekleri belirgin hale gelmeye başladıkça, yeteneklerini geliştirmek için kullandığımız araçları da ona göre seçmemiz gerekiyor. Çocuğumuz 15 yaşına geldiğinde ne kadar uğraşırsa uğraşsın artık yeni bir yetenek geliştirmesi mümkün olmuyor. Ancak en verimli çağ 6 yaşına kadar. Yeteneğin geliştirilmesindeki en önemli başlık “Kaliteli zaman geçirme” ve çok iyi gözlemdir. Bununla ilgili evde yapılacak yaş düzeyine uygun etkinlikler mevcut.

MÜZEYYEN KESKİN: 30 farklı meslek eğitimi aldınız. Birçok okulda bu konuyla alakalı seminerler verdiniz. Bir taraftan da ''Atıklarla Sanat'' çalışmalarınız oldu. Eğitim koçluğu yaptınız. Bir yandan da hem öğrenci düzeyinde hem de profesyonel olarak yazarlık yapıyorsunuz. Söyler misiniz; çalışan bir bayan olarak bu kadar işe nasıl vakit ayırabiliyorsunuz? Hiç yorulmuyor musunuz?

BEHİYE YILMAZ: Hayır, kesinlikle yorulmuyorum. Aksine severek yapmış olduğum çalışmalar beni dinlendiriyor. Bir Türk kadını olarak boşa geçecek zamanımızın olmadığı kanaatindeyim. Çünkü yaptığım her şeyi severek yapıyorum. 24 saat inanın verimli kullanıldığında fazlasıyla yeterli bir süre. Örneğin; Ağaç dağlama sanatını duymuşsunuzdur. Dekoratif havya ile kavak ağaçlarının üzerine yakarak resim yapıyoruz. İnanın çalışırken yanan kavak ağacının kokusu inanılmaz bir güzellikte. Burada önemli olan yaptığınız her şeye kendinizden bir şey katıp zevk almak. Zaman kendiliğinden oluşuyor zaten.

MÜZEYYEN KESKİN: ‘Atıklarla Sanat’ çalışmasına takıldım! Okuyucularımızın daha iyi anlamaları için bunu açabilir misiniz? Hangi atıklardan faydalanıyorsunuz? Atıklardan ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Özellikle sanatla uğraşan ev hanımlarına neler söylemek istersiniz?

BEHİYE YILMAZ: En sevdiğim alanlardan biridir. Elinizin değdiği, gözünüzün gördüğü her cisim sanatın bir parçası olabiliyor. Örneğin; 30 bine yakın atık pillerle elektronik ev eşyalarının maketini oluşturduk. Bu  çalışmamız uluslararası yayınlanan  Recycling ındustry  dergisinde yayınlandı. Bu konuda en büyük görev ev hanımlarına düşüyor zaten. Giyilmeyen bir kazak, eski çorap, boş bir kavanoz, kumaş parçaları, hatta bahçenizdeki ağaç kabukları, ağaç yaprakları v.b malzemeleri kullanarak birçok tasarım yapılabildiği gibi bu çalışmaların küçük işletmelerde satışı bile yapılabiliyor.

MÜZEYYEN KESKİN: ‘Geleneksel Türk Sanatları’ konusunda açtığınız sergiler sizi mutlu etti mi? Amacınıza ulaşabildiniz mi?

BEHİYE YILMAZ: Kesinlikle evet. Türkler, başka milletlerin sahip olmadığı kadar fazla ve değerli sanatlara sahiptir. Maalesef birçoğu unutulmaya yüz tuttu. Ya da  başka milletler bunlara sahip çıkmaya başladı. Mesela; katı atık, ebru, tezhip, minyatür, hat  sanatı gibi. Bu sergilerim de özellikle uygulamalı olduğu için birçok insanın ilk defa karşılaştığını görmek çok keyifliydi.

MÜZEYYEN KESKİN: Teknoloji tasarımını çok merak ettim. Bu tasarım nasıl bir şey? Biraz bilgi verebilir misiniz?

BEHİYE YILMAZ: Buna hayatımızdaki bir soruna çözüm bulan, hayatımızı kolaylaştıran buluşlarda diyebiliriz. Ya da farklılıkları bulma, hayal kurma, sorgulama, yaratıcı düşünme, eleştirisel düşünme, akıl yürütme gibi üst düzey zihinsel süreçler Teknoloji tasarım aşamalarını oluşturuyor. Örneğin; Görme engelli bir insanın kullandığı bastonuna sensorlar eklenerek çıkan seslerden yürüdüğü yol hakkında fikir edinmesi gibi diyebiliriz.

MÜZEYYEN KESKİN: Behiye Hanım, Ebru sanatını sevmeyen yoktur. Özellikle Ebru sanatı hakkında bilgi almak istiyorum. Kaldı ki bu konuyla ilgili seminerler vererek ciddi çalışmalar yaptınız. Hatta bu konuyla ilgili ödül de aldınız değil mi?

BEHİYE YILMAZ: Evet. Bu konuyla ilgili birçok il ve ilçelerde seminerler verdim ve ebru sanatını tanıtmak adına uygulamalı çalışmalar gerçekleştirdim. Layık görmüşler ve bu konuda ödüllendirdiler. Ebru, eski yazıtlara ve kaynaklara bakıldığında ‘ebru’ kelimesi, ab-ı ru( yüz suyu ) sözcüğünden türediği söylenmiştir. Fakat uzmanlar Farsçada bulutlu anlamına gelen ebri’den geldiğini kabul ederler. Ebru sanatını iki yönüyle işledik: İnsana bakan yönü ve kâinata bakan yönü... Bir anlamda tasavvufu da  içini alıyor. Özellikle yapımında kullanılan malzemeler oldukça önemli. Geven dikeninden elde edilen kitresi, gül dalından ve at kuyruğundan oluşan fırçası ve dünya diye kabul ettiğimiz teknesi, boyaların damla damla kitrenin üzerine dökülürken oluşturduğu görsel şölen inanın tarif edilemez güzellikte. En güzeli de yaptığınız çalışmayı bir daha yapamıyorsunuz. Hatta ders aldığım hocamın güzel bir sözü var bu konuda. “Tekne üzerine serptiğiniz boyaları cüz-i iradenizle serpersiniz, küll-i irade şekil verir.” Hatta ebru sanatının bir çok yerde terapi amaçlı olarak kullanıldığını biliyor muydunuz? Bu konuda o kadar çok anlatılacak şey var ki inanın günlerce sürer bu sohbet..

MÜZEYYEN KESKİN: Bugüne kadar kaç kitabınız yayınlandı? Kitaplarınız yayınlandığında neler hissettiniz?

BEHİYE YILMAZ: Bu güne kadar ikisi ortak yayın, biri bana ait olmak üzere 3 kitabım oldu. Daha çok ulusal ve uluslararası dergilerde yazdım. Yayınlanan her kitap çocuğunuz gibi oluyor. İlk aşamasından son aşamasına kadar büyümesini heyecanla takip ediyorsunuz. Hele ki okuyucularınızdan size olumlu eleştiriler döndüğü zaman, duygularda hasat mevsimini yaşıyorsunuz.

MÜZEYYEN KESKİN: İlk yayınladığınız kitabın ismi ve türü nedir? Daha sonra gelen kitabınızla ilgili bilgi verebilir misiniz?

BEHİYE YILMAZ: İlk yayınladığım kitabım Kırmızı Etek Ve Beyaz Papatyalar isimli öykü kitabımdır. 15 öyküden oluşan kitabımın içindeki bütün hikâyeler gerçek hayattan alındı. Şu an basıma hazırlanan iki kitabım var. Biri Türklerde Kadın diğeri Çocuk Ve Sanat ilişkisi üzerine olacak.

MÜZEYYEN KESKİN: Kazakistan – Türkiye işbirliğiyle düzenlenen kültürel etkinliğe davet edildiniz. Orada Türkiye’yi temsil etmek nasıl bir duygu?

BEHİYE YILMAZ: Hani bir söz vardır. Anlatılmaz yaşanır diye. İşte öyle bir şey.  Ata yurdunu hep merak etmiştim. Ne yerler? Ne giyerler? Yüzyıllardır at koşturulan o topraklar nasıl? Tengri dağı nasıl bir yer? Bir Türk olarak Türk’lerin ata yurdunda  Türk edebiyatını paylaşmak anlatılamaz güzellikteydi. Özellikle bizi misafir eden Türk-Kazak kardeşlerimizin ilgisi ve ev sahipliği olağanüstüydü. Naçizane bir milleti temsil eden grubun içindesiniz. 5 yazar ve şairle birlikte davet edilmişiz. Her gittiğimiz yerde Türk kimliğimizle karşılanıp ağırlandık. Bundan daha güzel bir şey olamaz.

MÜZEYYEN KESKİN: Kazakçaya çevrilen eseriniz hakkında bilgi verir misiniz? Neler hissettiniz?

BEHİYE YILMAZ: Şunu söyleyebilirim ki o öykümün Kazakçaya çevrildiğini duyunca dakikalarca ağladım. Bir sürü başarı kazandım, ödüller aldım ama hiç birisi benim için bundan daha değerli olamazdı. Öykümün adı “Düşlerin bittiği yer” idi. Gerçek yaşanan bir olayı öykü olarak yazmıştım. Lisede Edebiyat öğretmenimize yıllar sonra bir sürpriz yapmak istedik. Türkiye’nin her yerine dağılmış sınıf arkadaşlarımızı tek tek bulduk. Bir gece düzenledik. Bu geceye hiçbir şeyden haberi olmayan öğretmenimizi de bulup getirdik. Konuşmacı salonda yoklama yaptı, tüm sınıf oradaydık. Öğretmenimiz sahneye davet edildiğinde bastonuyla zar zor sahneye çıktı. Gözyaşları içinde yaptı konuşmasını. Bu buluşmanın en acı sonu ise hepimiz için büyük bir kederdir! Hocamızın bu heyecana kalbi dayanamadı ve bizim aramızda son nefesini verdi. Her zaman istediği de buydu zaten. İşte bu öykü Kazakçaya çevrildi. Bir dergide ve Kazakistan’da ortak basılan bir kitapta yayınlandı.

MÜZEYYEN KESKİN: Peki, gelelim Türk Edebiyatına… Türk Edebiyatının bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

BEHİYE YILMAZ: Bu konuda söyleyeceğim şudur. Bizim zamanımızda eser azdı okuyan çoktu. Şimdi Eser çok maalesef okuyan yok. Daha çok gündelik yazıların arttığını görüyorum.”Gündelik yazılar, zihnimize geçerken uğrar, ancak edebi eserler zihnimizin ev sahipleridir” sözü burada tam yerine oturuyor. Özellikle son zamanlarda yazılan edebi eserlerin büyük çoğunluğunu okudum.  Gerçekten çok iyi yapıtlar ortaya çıkarılmış. Doyurucu, besleyici  tadı damağınızda kalacak eserler.

MÜZEYYEN KESKİN: Başarının ödüllendirilmesi… Evet, bu konudaki fikrinizi çok merak ediyorum. Ödülün sanat hayatına etkisi sizce var mı?

BEHİYE YILMAZ: Bu biraz göreceli bir kavram. Sanatçıya göre değişir bence. Belki motivasyon açısından etkisi olabilir. Bana göre ödülde dahil olmak kaydıyla çıkar beklentisiyle yapılan hiçbir eserin gerçekten sanatı  oluşturduğuna inanmıyorum. Çünkü o eser sizin çocuğunuz gibi oluyor. İçine hüznünüzü, sevincinizi, acılarınızı, hayallerinizi katıyorsunuz. En büyük ödülünüzü de, bittiğinde alıyorsunuz. Sergilenmesi ayrı bir ödül.  Bu güne kadar bir çok çalışmam ve sergim ödül aldı. İnanın hiç birinde de öyle bir beklenti içine girmedim.  Mesela Geleneksel Türk sanatlarında bulunan eski eserlerin birçoğunda sanatçısının imzası bile yok. Tevazudan kaynaklanan bir davranış bu. Son olarak şunu söyleyeyim, felsefem şu: Siz işinizin hakkını gerektiği şekilde ve hak ettiği şekilde yaparsanız değerini bir şekilde bulur.

MÜZEYYEN KESKİN: Bütün yazarlar genelde hayalcidir. Sizde hayal kurar mısınız? Okuyucularımıza en çok kurduğunuz bir hayalinizi anlatır mısınız?

BEHİYE YILMAZ: Hem de nasıl. Çalışmalarımı önce hayalimde çizerim ya da yazarım. Her yazdığımı ya da çizdiğimi yaşarım. En çok kurduğum hayalim, öğrencilerimle geçireceğim günlerin hayalidir. Bazen da Behiye’nin içinde ki o küçük çocuk devreye girer. Önü deniz arkası orman, küçük bahçesinde minik bir sanat atölyesi ve atölyede çalışan bir sürü genç sanatçıların olacağı minik bir ev. Her duvarı kitaplarla dolu çalışma odası ve oradan çıkacak yeni öyküler…

MÜZEYYEN KESKİN: Örnek aldığınız ve sizi etkileyen bir yazar var mı?

BEHİYE YILMAZ:  Genelde yayınlanan tüm edebi eserleri okumaya çalışıyorum. Her yazardan ve her eserden mutlaka etkilendiğim bir parçası olur. Ama özellikle Türk Tarihini anlatan her türlü edebi eserin benim için farklı bir yeri vardır.

MÜZEYYEN KESKİN: Projelerinizden söz eder misiniz? 

BEHİYE YILMAZ: O kadar çok ki. Ömrüm yeterse tabii nasipte olursa UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ 100 ÜNLÜ TÜRK BÜYÜĞÜNÜN HAYATINI öyküleştirip hayata geçirmek... Bunun için ilk adımları da bir grup arkadaşla attık sayılır. Ayrıca sanat eğitimiyle alakalı uygulamalı kitaplar oluşturmaya çalışıyoruz. Ayrıca TÜRKLERDE KADIN başlıklı araştırma yazımız sonuçlanmak üzere. Bu çalışmayı olabildiğince genişletmek de listemizde yer alıyor. Bu yıl içinde iki sergi için çalışmalarımız başlayacak. Daha çok kadınlara yönelik sempozyum, panel, seminer gibi çalışmalarımızı da listeye aldık. Ne kadarı gerçekleşir bunu da zaman gösterecek tabi.

MÜZEYYEN KESKİN: Türk Kadınlar Birliği’nin içinde yer aldığınızı öğrendim. Bu birliğin amacı nedir? Hangi çalışmaları yapıyorsunuz?

BEHİYE YILMAZ: Evet. Avrasya Kadınlar Kültür Ve Sanat Birliği adı altında kurulan yeni bir oluşum. Daha çok dünyanın birçok ülkesinde yaşayan sanatçı ve yazar kadınların bir arada olmaya çalıştığı, bilgi ve birikimlerinin paylaşıldığı bir platform… Siyasi ya da dini hiçbir motif içermeyen sadece sanat ve edebiyat üzerine çalışmaların paylaşıldığı naif bir oluşum diyebilirim. Bu birliğin amacı; küçük de olsa bir şeyler yapmaya gayret gösteren, Türk kadınlarımızın çalışmalarını gün yüzüne çıkartıp onları yüreklendirmek. Türk kadınlarının da her alan da yer alabileceğini göstermek.

MÜZEYYEN KESKİN: Deyim yerinde ise on parmağında on marifet olan bir sanatçısınız. Bu bağlamda Türk kadınlarına bir mesajınız var mı?

BEHİYE YILMAZ: Estağfurullah. O kadar değil. İnanıyorum ki  ortaya çıkmayan, benden çok daha fazlasını gerçekleştiren Türk kadınlarımız var. Sadece şunu söyleyebilirim. Bir Türk kadınının dünyada başarı gösteren diğer kadınlardan hiçbir farkı yok. 24 saat fazlasıyla yeterli bir süre.   Türk kadınının isteyip de yapamadığı hiçbir şeyin olmadığını tarihimiz boyunca dünyaya ispatladık. Üstlerindeki külleri silkeleyip ayağa kalkma zamanı. Şunu unutmasınlar, herkesin mutlaka yapacağı bir şey var. Bir konuda mutlaka bir yeteneği var. Okuyabildikleri kadar okuyup, sorgulayan, üreten bir Türk anası olmak bile yeter.

MÜZEYYEN KESKİN: Peki, şiirle aranız nasıl? Şiir yazar mısınız?

BEHİYE YILMAZ: Bir kez denedim. Yazdığımı kendimde beğenmedim. O yüzden yazmaktan vaz geçtim. Ama okumayı çok severim.

MÜZEYYEN KESKİN: Hep sanattan konuştuk. Birazda özel hayatınıza girmek istiyorum: Behiye Yılmaz’ın fobileri, hobileri var mı? Bir kadın olarak modayı takip eder misiniz?

BEHİYE YILMAZ: Benim sadece İstanbul fobim var… Tam bir doğa aşığıyım. Çalışmalarımın hepsinde bir ağaç kabuğu veya kurumuş bir yaprak dahi olsa insana huzur veren bir şey mutlaka bulursunuz. Resim yapmak ve yazı yazmak en büyük hobim.  Yeni yerler keşfetmek de hobilerimin arasında yer alıyor.

MÜZEYYEN KESKİN: Her güzel şey gibi söyleşimizin sonuna geldik. Özellikle okurlarınıza, hayranlarınıza, öğrencilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

BEHİYE YILMAZ: Söylenecek çok şey var aslında. Çok uzun gibi görünen kısacık bir hayatımız var. Ve hepimizin de bir hikâyesi var. Hayat ne getirirse getirsin olgunlukla karşılamak, yenilgilere boyun eğmeden onurlu bir yaşam sürdürmek en güzeli olsa gerek. Özellikle geçmişimize, geleneklerimize, ahlaki değerlerimize ve sahip olduğumuz her güzelliğe sahip çıkıp barış içinde bir dünya hayal etmek ve bunun için çalışmak gerektiği kanaatindeyim. Türk milleti olarak ilimde, bilimde, sanatta ne kadar ilerlersek varlığımızı o kadar uzun yüzyıllara taşıyacağız. Bunun için durmadan, arkamıza bakmadan yürümemiz dileğiyle.

MÜZEYYEN KESKİN: Efendim, röportaja katılarak içtenlikle cevap verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Mektup Edebiyat Dergisi olarak bundan sonraki hayatınızda ve sanat çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

BEHİYE YILMAZ: Bende, bu kadar güzel, nezih ve dolu dolu bir edebiyat dergisini tanımaktan ve okumaktan çok mutluyum. Bana bu imkânı verdiğiniz için ve zaman ayırdığınız için size ve MEKTUP EDEBİYAT DERGİSİNE yürekten teşekkür ediyor, başarınızın devamını diliyorum.

 

 




Kaynak: Mektup Edebiyat

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 372 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Behiye Yılmaz İle Röportaj Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI