escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



BİR SÖMÜRGE AYDINI TİPİ: ELİF ŞAFAK
Tarih: 06-09-2018 07:37:06 Güncelleme: 06-09-2018 08:04:06 + -


Prof. Dr. Nurullah Çetin, Türkiye'yi kötüleyen biseksüel yazar Elif Şafak hakkında öyle bir yazı yazdı ki!

facebook-paylas
Tarih: 06-09-2018 07:37

BİR SÖMÜRGE AYDINI TİPİ: ELİF ŞAFAK

       Aydın, mensup olduğu milletin millî ve dinî kimlik değerlerini benimsemiş; düşüncesinde, duygusunda ve yaşantısında bunları içselleştirmiş, bilgili, kültürlü, ufku geniş, ülkede ve dünyada sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel, hukuki anlamda olan bitenin farkında olan ve milletine doğru anlamda bilgi ve bilinç aktararak yol ve yön gösteren kişidir.

       Gerçek aydın, başka milletlerin ve devletlerin ajanı gibi konuşup yazamaz, eylemlerde bulunamaz. Gerçek sahih münevver aydın, içinden çıktığı millete ve değerlerine, devletine, tarihine, dinine, milliyetine ihanet etmez. Tam tersine gerçek aydın milletinin güvendiği, kulak verdiği, inandığı ve peşinden gittiği milliyetçi bir bilgedir.

       Türkiye’de elbette sahih münevver Türk aydınları her zaman olmuştur, olacaktır. Bu işin doğası gereğidir. Ama özellikle Tanzimat’tan bu yana emperyalist Haçlı Siyonist Batı, ya doğrudan doğruya kendi adamlarını görevlendirerek, ya da içimizden ayarladığı, besleyip desteklediği, koruyup kolladığı ve yönlendirip yönettiği bazı karanlık aydınlar kanalıyla Türk milletinin bağımsız millî, dinî, siyasi, ekonomik, kültürel, coğrafi varlığına dolaylı olarak kastediyor.

       Son zamanlarda da Batının sözcülüğünü yapan, onlar adına Türk Devletine ve millî kimliğine saldıran pek çok karanlık aydın özel olarak yetiştirildi ya da desteklendi. Türk devletini ve milletini Batılı emperyalist devletlere şikâyet eden, “gelin bu devlete müdahale edin” diyenler, sömürge aydınlarıdır.

       Amerika ve Avrupa’yı ya da Rusya ve Çin’i sömürgeci efendi devlet, Türkiye’yi de onlara bağlı sömürge devleti olarak görürler. Tanrıları olan sömürgeci devlet adına sözcülük yaparlar. Şikâyetleriyle demek ister ki: “Türk devleti, sizin emir ve talimatlarınızın, kontrolünüzün dışına çıkıyor, sizin tanrılığınızı, efendiliğinizi kabul etmiyor, size karşı geliyor, istiklalci ve milliyetçi bir politika uygulamaya kalkıyor, kendi başına hareket ediyor, gelin bunları dövün.” Bunlardan biri de Elif Shafak adlı kişidir.

       Elif Shafak adlanan bu kişi, son olarak 3.9.2016 tarihli İngiliz The Guardian gazetesinde, “Even as Turkey pulls away, the west must help its people resist” (Türkiye uzaklaşsa bile Batı, halkın direnmesine yardım etmeli) başlığıyla emperyalist Haçlı Siyonist Batının Türkiye’ye müdahale etmesini, saldırmasını isteyen açık bir davette bulundu.

       Bu çağrısında, Türk milletinin kendi millî İslamî kimlik değerlerine geri dönüşünden, Türk-İslam kimliğini, özgün şahsiyetini hatırlayışından, emperyalist Haçlı Siyonist Batıya karşı istiklalci / bağımsızlıkçı bir irade ortaya koymasından duyduğu rahatsızlığı kustu ve şöyle dedi:

       “Yıllar içinde anavatanım artan şekilde soyutlanma taraftarı, içe dönük ve Batı-karşıtı hale geldi. Hükümetin bariz otoriterliğinin yanı sıra aşırı-milliyetçilik ve dini tutuculuk yükselişe geçti. Bu da kaçınılmaz bir şekilde cinsiyetçilik ve cinsiyet eşitsizliğinin artmasına sebep oldu.”

       "Büyük bir kültürel değişim yaşanıyor ve kendisini günlük küçük detaylarda belli ediyor. Yapay bir kabileciliğe itiliyoruz ve etnik, dini, tarihi olarak Batı’dan tamamen ayrı olduğumuz söyleniyor. Hiçbir zaman onlardan biri olmayacağız. Kültür, yeni savaş alanı haline geldi. Dini okulların sayısının artmasıyla sekülerlik yok oluyor, evrim yeni müfredattan uzaklaştırıldı ve eğitim, uzun zamandır dini ve milliyetçi çizgiler üzerinden yeniden şekillendiriliyor. Erdoğan açık konuştu: Dindar bir nesil yetiştirmek istiyor.”

       Elif Shafak adlanan, yıllarca Türkiye’de Batı adına yerli oryantalist olarak çalışan, yazdığı romanlar ve yazılarla Türk milletinin millî kimlik şahsiyetini ve değerlerini itibarsızlaştırmaya çalışan, Atatürk’ün tabiriyle “dahilî bedhah” olan bu kişinin kim olduğuna bir bakalım:

       Onun fikriyatında, felsefesinde, dünya görüşünde, edebiyatında, siyasetinde “baba-anne karşıtlığı” belirleyici bir motiftir. Babasına aşırı derecede düşman iken, annesini çok seviyor. Dolayısıyla sevmediklerini “baba”, sevdiklerini “anne” yani kadın olarak algılamış ve öyle yansıtmış. Bu çerçevede genel olarak Türk millî kimlik değerlerini “baba” olarak algılamış ve itibarsızlaştırmaya çalışmış. Aile kurumunda erkeği baba olarak algılayıp düşman olmuş ve feministliği benimsemiş.

       Türk millet yapısında, tarihinde ve devletinde Türkleri baba, bazı farklı etnik grupları kadın olarak görmüş ve Türklüğe tepki duymuş. Yalnız bu baba-anne ya da erkek-kadın karşıtlığı, diyalektik biçimde onun bilinçaltına ters biçimde yansımış. Yani düşman olup reddettiği baba figürüne zamanla tapınır hale gelmiş. Ona göre artık Batı babadır, erkektir; Türkiye ise anne ya da kadındır. Baba Batı, kadın Türkiye’ye müdahale etmeli, baskı yapmalı, terbiye etmeli, dövmelidir.

       Elif Shafak adlı kişinin Türk millî kimlik değerlerine açtığı savaşı bazı alt başlıklar halinde şöyle görelim:

       *Azınlık Edebiyatı: Türkler tarih boyunca kendi devletlerinin tebaası olarak yaşayan dinî ve etnik azınlıklara karşı daima insanca, medenice, adaletlice muamele etmiştir. Bizim bu konuda bir ayıbımız yoktur. Ama emperyalist Batı, son dönemlerde demokrasi adı altında Türk devlet ve millet birliğini parçalamak, içimizde kargaşa, fitne, fesat çıkarmak için dinî ve etnik azınlıkların haksızlığa uğratıldıkları yalanlarıyla bunların güya haklarını savunma projeleri adı altında Türk devletini ve Müslümanları zalim, gaddar, insan hakları ihlalcisi gibi gösterme faaliyetlerine girmiştir.

       Bu kapsamda içimizdeki sözcüleri de bu konularda uydurma romanlar, hikâyeler yazmış, filmler yapmış, değişik yayın fitneleri yaymışlardır.

       Bunlardan biri de Elif Shafak’tır. O da bu kervana katılmış, dinî ve etnik azınlıklar tertibinden onların haklarını savunmak adına Batının projeleri doğrultusunda yazılar yazmıştır.

       Bu kapsamda Baba ve Piç romanında emperyalist Batının Ermeni meselesi diye gündeme getirip durduğu, Türklerin Ermenileri kestiği, bu yüzden Türkiye’nin Ermenilere toprak ve tazminat vermesi gerektiği tezini dolaylı olarak uydurma hikâyeler üzerinden telkin eder. Elif Şafak bu romanını Amerika’da Ermeni akademisyenlerle ve onların tanıştırdığı Emeni ailelerle görüşerek yazdığını, o ailelerin anlattığı hikâyeleri romanlaştırdığını söyler. (Zaman, 13.3.2006)

       Yani tek taraflı olarak Amerika’daki Ermenilerin gördüğü ve anlattığı şekilde bir Ermeni propagandası romanı yazmış. Romanda Türk-Müslüman ailenin kızı Asya’yı da piç olarak nitelendiriyor.

       Bu romanla ilgili olarak kendisi amacını açıkça şöyle ifade ediyor: “Son derece sivri dilli bir roman bu. Bizdeki milliyetçi ideolojiyi de, cinsiyetçi ideolojiyi de eleştiren.”(Yeni Şafak, 3.1.2006)

       “Ben Türkiye’deki toplumsal hafızasızlığı eleştirdim, geçmişe karşı bu kadar kayıtsız ve bilgisiz olabilmemizden üzüntü duyduğumu dile getirdim. 1915’in acılarıyla yüzleşmek bence bunun önemli bir parçası. Bu anlamda 1915’i konuşabilmemiz gerektiğine inanıyorum.” (Zaman, 3.9.2005)

       “Ermeni meselesiyle yüzleşebileceksek bence bunu kahramanlar aracılığıyla değil, öne çıkan kişiler aracılığıyla değil, hep beraber yapacağız. Kahramanlara ihtiyacı olmayan bir sivil toplum dönüşümüyle yapacağız.” (Zaman,3.9.2005)

       Şehrin Aynalarında adlı kitabında da bir Musevi aileyi, dinsel azınlıkları anlatır. Kendini onlara yakın hissettiğini de söylemiştir. Onları ruhdaş olarak gördüğünü, romanlarında ruhdaşlarını anlattığını, sevdiği, hissettiği insanları anlattığını söyler. (Melih Bayram Dede’nin kendisiyle yaptığı mülakattan)

       *Türk Kültürü ve Millî Birlik Karşıtlığı: Türkiye millî bir devlettir. Bir milletin devletidir. Bu milletin adı da Türk milletidir. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devletini bağımsız, millî bir Türk devleti olarak kurdu. Dolayısıyla Türkiye’de tek bir kültür vardır; o da Türk kültürüdür. Emperyalist Batı, Türk millet birliğini yok etmek, bölüp parçalamak ve çatıştırmak için “çok kültürlülük” diye bir kavram üreterek içimize bir bomba olarak atmıştır. Bu bombayı sadece kendileri dışarıdan atmamış; aynı zamanda içimizdeki temsilcilerinin ellerine verip onlara da attırmıştır. Onlardan biri de Elif Shafak’tır.

       Bu kişi, Araf romanında çok kültürlülük ve aidiyetsizlik kavramlarını işler. Müslüman ve Türk doğan Ömer’i İslam’la alakası olmayan, ne yaptığını bilmeyen, kimliksiz, şahsiyetsiz, arada kalmış bir kişi olarak işler.

       Atatürk’ün “tek millet: Türk milleti” esası üzerine kurduğu millî Türk Devletini etnisite, din ve dil üzerinden nasıl parçalamaya çalıştığını da bir proje üslubuyla şöyle kusuyor: “Biz çok uluslu, çok dinli, çok dilli kozmopolit, heterojen bir imparatorluk yapısını geride bıraktık. Sınıfsız, imtiyazsız bir kütle olduğunu zanneden bir söyleme geçtik. Şimdi üçüncü aşamadayız. Kütle değiliz. Yekpare değiliz. Resimdeki çoğulluğu görmek ve bundan gocunmamak lazım. Azınlık kelimesiyle tanışmamız ve barışmamız zaman alacak.” (Yeni Şafak, 3.1.2006)

       Tek millî Türk kültürünü yok edip yerine çok kültürlülüğü ikame etme kaygısını her fırsatta dile getirir: “Şehir yaşamından, edebiyattan böyle bir şey anlıyorum: Bana benzemeyenle beraber ortak diller yaratma çabası.” (Milliyet, 26.7.2004)

       Aslında bu niyetin arkasında tek millî Türk kültürünü yok etme düşüncesi yatar. Yoksa millî Türk kültüründe zaten Türk düşmanlığı yapmadığı, ayrı baş çekmediği, isyan etmediği, başkaldırmadığı, silahlı kalkışmada bulunmadığı sürece Türk’e benzemeyene saldırı, imha yoktur, hoşgörü, müsamaha vardır.

       Türkler tarih boyunca, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde olduğu gibi efendi efendi duran Türk’e benzemeyenlere hoşgörü ve adaletle muamele etmiştir. Bunda bir sorun yoktur. Sorun, batının kendisi ve sözcüleri kanalıyla böyle bir sorun varmış gibi yaygara çıkarmasıdır.

       Asıl amacını tam da FETÖ’nün dinlerarası diyalog projesine uygun olarak şöyle dillendirir: “Tek bir kültürün eseri değilim. Birden fazla kültür, birden fazla dil, hatta birden fazla inanç ile diyalog halindeyim.” (Milliyet Pazar, 5.6.2005)

       *Milliyet Değerine Saldırı: Türk milletini millet yapan millî ve dinî değerlerimiz var. Bu ortak Türk-İslam kültür değerleriyle biz uyumlu, ahenkli, şuurlu bir Müslüman Türk milleti olarak var olma mücadelesi veriyoruz. Emperyalist Haçlı Batı, bizim millet yapımızı çözmek, dağıtmak, parçalamak için milliyet ruhumuzu yok etmenin öncelikli bir iş olduğunu anlayarak milliyetçiliğe karşı kozmopolitizmi adamları vasıtasıyla bize dayatmıştır.

       Yani milliyetçi bir ruha sahip, şuurlu bir Türk milleti olmayın, bağımsız birey olun, milliyetsiz, renksiz, kokusuz kozmopolit olun ve bize bağımlı kalın demek istemiştir.

       Bu projeyi seslendiren elemanlarından biri de Elif Shafak’tır. Şöyle der: ”Avrupa’daki kozmopolit seslerle Türkiye’deki kozmopolit seslerin daha çok işbirliği yapması ve seslerini duyurması gerek.” (Yeni Şafak, 3.1.2006)

       Yani Batı ile Türkiye’deki Batıcılar işbirliği halinde Müslüman Türk kimliğini yok edelim diyor. Bu konudaki gerçek düşüncesini şöyle pekiştiriyor:

       ”Ben kozmopolit çoğulcuktan yanayım. Benim edebiyatım da, kimlik politikam da çok sesli, çok başlı ve çoğulcu. Ve bu ülkenin Avrupa Birliğine de katılmasını da arzu ediyorum.” (Zaman, 3.9.2005)

       Kozmopolit Elif, Türk milliyetçiliğine olan düşmanlığını daha açık ifade etmekten de çekinmiyor: “Türkiye’de toplumsal dönüşümün içerden gelmesi gerektiğine inanıyorum. Bu toplumsal dönüşüm aynı zamanda milliyetçiliği sorgulayan bir dönüşümle el ele gitmek durumunda. Küreselleşme dinamikleri hızlanırken yüzyılın başındaki tanımıyla içe kapalı ulus-devlet modeliyle düşünemeyiz.” (Yeni Şafak, 3.1.2006)

       *Türk Ordusu ve Tekli Devlet Düşmanlığı: Emperyalist Batı, Türk ordusundan, bu ordunun erkekçe duruşundan ve Atatürk’ün kurduğu tekli, merkezî Türk devlet kurumundan rahatsızdır. Bunu hem kendisi dile getirir, hem de sözcülerine söyletir. Bunlardan biri de Elif Shafak’tır. Mesela PKK ile mücadele eden ve tekli devlet yapısını savunan eski başbakanlardan Tansu Çiller’i eleştirirken “Fakat tam tersine bir kadın politikacı başa gelerek çok daha militarist, çok daha merkeziyetçi, çok daha maskülen bir dil kullandı” (Milliyet, 26.7.2004) der.

       Aslında burada eleştirdiği üç temel kavram vardır: “Militarizm” dediği şey, Atatürk’ün kurduğu millî Türk Devletinin kendisini korumak adına PKK eşkiyalığına savaş açmasıdır, Türk ordusudur. Türk ordusu düşmanlığının perde kavramı “militarizm”dir.

       “Merkeziyetçi” dediği de Amerika ve Avrupa’nın eyaletler, federasyon, kantonlar halinde kavimlere göre Türkiye’yi bölüp parçalama projesine karşı çıkan Türk milliyetçilerinin tekli, üniter millî devlet yapısıdır. Tekli, Ankara merkezli Türk Devletinin varlığından efendileri adına rahatsızdır.

       “Maskülen” dediği de erkektir ve erkekle ilgili olan her değere önyargılı biçimde bir düşmanlığı vardır. Yani millî Türk Devletinin düşmanlarına karşı erkekçe tavır koyuşu onu rahatsız ediyor.

       *Vatansızlık: Bu kişi kendisini Türk vatandaşı olarak görmez, Türk vatanına ait hissetmez. Enternasyonalist sanatçı pozlarına bürünüp, “ben bir göçebeyim, her yere aitim” diyerek aslında Türk vatanına aidiyetsizliğini ama dolaylı olarak asıl vatanının Batı oluşunu vurguluyor. Şöyle der: “Edebiyatıma birebir yansıyan bir mekânsızlık, bir aidiyetsizlik, bir parçalanmışlık hissi bende çok küçük yaşlarda şekillendi.”(Zaman, 21.4.2002)

       *Evlilik Kurumu ve Cinsiyet Karşıtlığı: Allah insanları kadın ve erkek olarak yaratmıştır. Erkek ve kadın olmak, cinsiyet kimliğidir ve bir gerçekliktir. Kadın olmak suç olmadığı gibi erkek olmak da bir ayrıcalık değildir. Bunlar bizim biyolojik aidiyetlerimizdir. Olduğu gibi kabul ederiz.

       Ayrıca Türk milletinin temel toplumsal kurumlarından biri ailedir. Aile kurumu kutsallığını ve sağlamlığını korursa Türk milleti ayakta kalır. Bunu bildiği için bu kurumu itibarsızlaştırmak, değersizleştirmek, Türk gençlerinin evlilik kurumuna olan inançlarını ve saygılarını yıkmak için güya özgürlük adına şöyle demiştir: ”Evliliğe çok sıcak bakmıyorum. Mümkün mertebe birlikte yaşama taraftarıyım.” (Milliyet, 20.7.2002)

       Böyle demiştir ama kendisi de evlenip çoluk çocuk sahibi olmuştur. Sözünün amacı Türk gençlerine yönelikti, ama eylemi kendisi içindi. Yani dolaylı olarak Türk gençlerine “evlenmeyin, nikâhsız olarak birlikte yaşayın” telkininde bulunmaya çalıştı. Kendisi ise nikâhla evlendi.

       Yine Türk aile kurumunun olmazsa olmazı çocukla ilgili olarak da insan yaratılışına taban tabana zıt acayip bir laf ediyor: “Çocuklara karşı çok büyük bir sevgim yok. Her çocuğu sevmediğim gibi kendi dünyaya getirdiğim çocuğu da seveceğimden emin değilim.” (Milliyet, 20.7.2002)

       Ama daha sonra kendi çocuğu olduğunda gazetelere verdiği mülakatlarda çocuğunu nasıl sevdiğini ballandıra ballandıra anlatır. Yine sözün hedefi Türkler, eylemi de kendine ait. 

       Diğer yandan Pinhan romanında doğuştan çift cinsiyetli bir insanın iç arayışına yer verir. Yani erkek, kadın diye ayrılan cinsiyet kavramına reddiye yazdı.

       Kendisi de TED Talks'ta yaptığı konuşmada, “Biseksüelim ama bunu kamusal alanda söyleyecek cesaretim olmadı” dedi.(CNN Turk. Com, 14.10.2017)

       Elif Shafak bu kurtlu yolculuğuna biraz daha devam ederse efendileri tarafından görülür, takdir edilir ve NOBEL ödülünü alabilir. Ama topa daha sert girip çıtayı yükseltmesi lazım. 


Prof. Dr. Nurullah Çetin




Kaynak: Prof. Dr.l Nurullah Çetin

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 782 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ELEŞTİRİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI