Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...



BİR TOPONOMİ ÇALIŞMASI KİTAB-I BAHRİYE’DE YER İSİMLERİ
Tarih: 07-09-2021 12:21:23 Güncelleme: 07-09-2021 12:31:23 + -


Ömer Faruk Temizgül'ün yüksek lisans çalışması...

facebook-paylas
Tarih: 07-09-2021 12:21

BİR TOPONOMİ ÇALIŞMASI KİTAB-I BAHRİYE’DE YER İSİMLERİ


Ömer Faruk TEMİZGÜL
Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü
Yüksek Lisans Öğrencisi

Coğrafya’nın Tanımı:

            Matematik, Tıp, Astronomi gibi insanın ilk ortaya koyduğu bilimlerden biri olan Coğrafya, terim olarak ilk kez M.Ö 3. Yüzyılda Eratosten tarafından kullanılmıştır. Eski Yunancada yer anlamına gelen “geo” ile yazılarak, çizilerek tanımlama (yazı ve çizgiyle ifade) anlamına gelen “Graphi” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. İlk önce batı dillerine giren sözcük daha sonra İslam dünyasında ve Osmanlılarla birlikte Türk Dünyasında kullanılarak günümüze kadar gelmiştir. Tarihin akışı içinde coğrafya’nın çeşitli tanımları yapılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Yeryüzünün grafiği”, “Yer Bilimi”, “Yer Yüzünün Bilgisi”, “Yeryüzünün Beşeri ve fiziki özelliklerini araştıran Bilim”, “Yeryüzünün bütün özelliklerini araştıran ve ortaya koyan Bilim”, “Yeryüzündeki Fiziki ve Beşeri olayları araştırarak ortaya koyan Bilim” vb. tanımlamaları çoğaltmak mümkündür.

            Coğrafya; İnsanın yaşadığı çevrenin Dünya’nın doğal özelliklerini, İnsan doğal çevre etkileşimini ve bu etkileşim sonucu insanın ortaya koyduğu beşeri ve ekonomik etkinlikleri dağılış, nedensellik ve bağlılık (ilgi) prensipleri çerçevesinde inceleyerek sonuçlarını açıklayan Bilim’dir.[1]

Tarihi Coğrafya’nın Tanımı:

            Coğrafya Bilimin köklü geçmişinde, Tarihi Coğrafya bilinçsiz bir şekilde dolaylı ve kırıntılar halinde olsa da, daha İlk Çağ’ın Yunan Coğrafyacıları zamanından beri bilinmekte ve yapılmaktadır.

İlkçağ’ın meşhur Yunan coğrafyacılarından sonra, coğrafya biliminin genel gidişine uygun bir şekilde, İslam’ın Klasik dönem coğrafyacıları arasında da aynı şekilde değerlendirilip yazılmış olan tarihi coğrafya, bu dönemdeki araştırmacıların ve bilinenlerin sürekli bir şekilde artışına bağlı olarak, İlk Çağ’daki durumuna göre çok daha ileri bir seviyeye çıkmıştır denilebilir. Çünkü İslam coğrafyacılarının büyük bir çoğunluğu kendi araştırma ve gözlemlerine ilave, daha önceki birçok medeniyetin coğrafya eserlerini görüp onlardan faydalanmışlardır. Fakat bütün bu gelişmelere ve katkılara rağmen, coğrafyanın bütününde olduğu üzere, tarihi coğrafya’da da asıl gelişme ve modernleşme XVIII. Yüzyıl başlarından itibaren Avrupa’da gerçekleşmiştir. [2]

Kısaca geçmişin coğrafyası şeklinde de tanımlanan tarihi coğrafya’da asıl amaç, tarih öncesi ve tarihi dönemlere ait arkeolojik araştırmalar sonucunda kazılardan çıkan malzemeler ile geçmişe ait bütün belge ve bilgileri kullanarak coğrafi sentez yapmaktır. Gerçektende Tarihi coğrafya hem içeriği, hem kaynakları ile, yurt dışı ve Türkiye’deki uygulamaları ile tamamen “interdisipliner” bir karakter kazanmıştır. [3]

            Tarihi coğrafya modern bölgesel coğrafya metotları ile tarihi eleştirileri birleştirmiştir, tarihi coğrafya’nın gerçek rolü geçmişin bölgesel coğrafyasını yeniden inşa etmektir. [4]

Dünya’da coğrafya sahasında saygın bir yeri olan ve hatta Dünya coğrafyalarına yön veren The Association of American Geographers’in web sayfasında tarihi coğrafya şu şekilde tanımlanmıştır: “Tarihi coğrafyacılar, geçmiş zamanların coğrafyasını yeniden inşa etmekle/ yaratmakla ilgilenirler. Bunu yaparken, günümüz coğrafyasını anlamak için tarihçiler ve arşivcilere katkıda bulunarak onların yöntem ve tekniklerine çok yakın çalışırlar. [5]

Tarihi Coğrafya’nın amacı:

            Bütün disiplinler ve bütün interdisipliner alanlar gibi, tarihi coğrafya’nın da öncelikli amacı, bilime yenilik getirmek ve bu yenilik ile toplumsal fayda sağlamaktır. Çağdaş coğrafya insan mekân bağlamında günümüze ait sorunlara odaklanırken, tarihi coğrafya da geçmişteki sorunlara odaklanmaktadır. Başka bir ifade ile tarihi coğrafya yararlana bileceği bütün belge ve bilgilerden yararlanarak, geçmiş bir zaman periyodu için coğrafi sentezlere ulaşmaya çalışmaktadır. Bu bilgiler arşiv kayıtlarından başlamakta, arkeolojik kazılara kadar uzanmaktadır. Daha açık bir şekilde tarihi bilgi ve belgelerden yola çıkmak kaydıyla, modern coğrafya ilke ve yöntemlerini kullanarak geçmiş bir periyotta sınırları belli olan bir sahanın coğrafi araştırmasını yapmak onun asıl amacını oluşturmaktadır. [6]

Kültürel Coğrafya:

            İnsan ile çevrenin karşılıklı olarak birbirini ne şekilde etkilediği coğrafyanın ve coğrafyacının temel çıkış noktasıdır. Bu çıkış noktaları arasında kültürde yer almaktadır. Çünkü insan ve mekân ilişkilerini çeşitli boyutlarda ele alan, sentez yapan, ilişkiler kuran coğrafya, birçok bilim dalına göre avantajlı bir konuma sahiptir ve kültür ile yakından ilişkilidir. Kültür İnsan’ın doğa karşısında doğa ile birlikte yaşamını sürdüre bilmesi için ürettiği her şeydir. İnsan’ın mekân kullanma ve düzenlemesinde ekonomik, toplumsal ve siyasal faaliyetlerin etkili olduğu her nedenle beşeri coğrafya’nın oldukça dinamik ve güncel bir çalışma konusu olduğu bilinmektedir. Önceki yüzyıllarda yerbilimi (Fiziki coğrafya) ile gelişen coğrafya günümüzde kültür çevre ya da insan çevre konuları ile dikkat çekmektedir. [7]

Toponomi (Yer Adları):

            Yer Adları onomastik (ad bilimin) bir alt dalı olan toponomi’nin ilgi alanına girmektedir. Yer adı kavramı Yunancadaki toponim sözcüğünün Türkçe karşılığıdır. Yunancada “topos” yer ve “onoma” ad demektir. Toponim coğrafi ad demektir. Toponim Türkçeye toponomi diye geçmiştir. Terime Türkçe kaynaklarda yer adı denir. Bu terimin en kısa tanımı, yer adları ilminin inceleme konusu olan ve belli bir yeri belli bir yöreyi belirleyen ad demektir. Toponomi olarak da bilinen bu bilim tarihin, coğrafya’nın folklor ve vazı disiplinlerin yardımcısı olarak da bilim sisteminde oldukça önemli bir yeri bulunmaktadır. Ayrıca Toponomi, yer adlarının etimolojik, tarihi ve coğrafiverilere göre sınıflandırılarak incelenmesi olarakta tanımlanabilmektedir. Yer adı Bilimi veya Toponomi kendi bütünlüğü içinde, değişik bilim araştırma alanlarına ayrılır. Bunlar; Oronomi: Dağ adları ilmi. Hidronomi: Akarsu adları ilmi. Mikronimi: Kırsal geçici yerleşme adları ilmi. Odonimi: kent sokağı adları ilmi. Dünya üzerindeki belirli bir bölge bölüm yada yörenin vatan haline gelmesinde yerleşmelere verilen isimlerin son derece önemli bir rolü bulunmaktadır. [8]

Toponomi son dönemde Bilim dalları arasında özel bir yer almaya başlamıştır. Bu toponomi’nin önemli ilmi inceleme sahası olmasının yanında Bilim dalları içerisindeki öneminden ileri gelir. Son zamanlarda Toponomi’den bilim dalı gibi bahsedilsede onun pedogojik yönü pek dikkate alınmamıştır. Yüksekokullarda Toponomi’nin öğrenilmesi hem diğer ilimlerin öğrenilmesine tesir etmektedir, hemde öğrencilerin dünya görüşünün  gelişmesinde büyük rol oynamaktadır. [9]

            Gerçektende İnsanlar üzerinde yaşadıkları ve hâkimiyet kurdukları sahalardaki yerleşmelere isim verirken yerleşmenin bulunduğu yerin fiziki özelliklerinin yanı sıra beşeri ve iktisadi özelliklerini de dikkate almakta ve o yerleşmeye kendi dil, kültür, örf ve adetlerine en uygun isimleri vermektedir. Bu sebeple yerleşmenin coğrafi, tarihi ve genel karakterlerini tanımada rol oynayan yer adlarının önemi büyüktür.

Batı’da alt bilimin bir alt kolu olarak gelişmeye başlayan yer adları bilimi, yalnızca dil biliminin konusu olarak kalmamış, tarih, sosyoloji, antropoloji, biyoloji gibi değişik bilim dallarının da ilgilendikleri bir alan olarak dikkat çekmiştir. Verilişinde pek çok etkenin bulunduğu yer adları bir coğrafyanın toprak parçasının oraya yerleşen halklar tarafından vatanlaştırılmasının ilk ve en önemli aşamasını teşkil eder.[10]

            Adlandırma İnsanoğlu kadar eski bir eylemdir. Yaşanılan toplumun çeşitli objelerini toplumun kullandığı dille adlandırmak, coğrafi mekânla bütünleşme açısından önemlidir. Bu eylem sayesinde o yeryüzü üzerinde herhangi bir şeyi diğerinden ayırt etme kabiliyetine sahip olmuştur. Adlandırma ile yerler veya nesneler kişilik kazanmıştır. Yerin kişiliği doğal özellikler ile insan neslinin zamanla meydana getirdiği düzenlemelerin bileşkesidir. İnsan neslinin yaptığı düzenlemelerden biriside yer adlarıdır. Adlar ve lokosyonlar anlam kazanmakta ve yere dönüşmektedir.[11]

Yer adları ile ilgili çalışmalar çok eski zamanlarda başlamış olmakla birlikte ülkemizde 1960’lı yıllardan itibaren yapılan çalışmaların sayısında ciddi bir artış gözükmektedir. [12]

Çok geniş bir coğrafyada çoğu kez birbirinden irtibatsız yaşayan Türk Boylarının yer adlarında, boyların dahil oldukları kültürel coğrafyaya bağlı olarak köken ve anlam bakımından bazı farklılıkların bulunduğu gözlenmektedir. [13]

Piri Reis:

            Muhyiddin Piri Reis, Kramanlı (Konya) bir aileden olup, amcası Kemal Reis (Kemaleddin Bey) gibi Gelibolu’dsa doğdu, onun yanında yetişti, onun Endülüs ve Magrib seferlerine katıldı, Akdeniz’de görmediği kıyı, ada, limaz, kaya kalmadı, hepsinin haritalarını çizdi, amcası ölünce Oruç Reis’in ve daha sonra Hayreddin Paşa’nın yanında çalıştı. 1500’de genç yaşında Kaptan (Deniz Albayı) oldu. 2. Beyazidden sonra Sultan Selimile görüştü. Ünlü Kitab-ı Bahriye ve Sünya haritasını çizip takdim etti. Vezir-i Azam Damad İbrahim Paşa’nın Mısır’ı teftişinde bindiği baştardanın kaptanlığını yaptı ve bir yıllık Mısır refomu sırasında Müşaviri oldu. 1547’de Solak Ferhad Bey’in yerine Hind Kaptanlığına tayin edilerek Süveyş’e geldi. Portekizliler Aden’i işgal etmişlerdi. Piri Reis geri aldı.(1548) 31 parça gemi ile Maskat’a geldi. Burasınıda Portekizliler işgal etmişlerdi. 18 gün dayanan  Maskat’taki Portekiz Garnizonunu General Zoao de Lisboa ile beraber esir aldı. Şihr’e gelip Hadramut şeyhlerine zinhar Halife-i Ruy-i Zemin’in sözünden çıkmamalarını, Portekizlileri kabul etmemelerini istedi. İran’ın Laristan kıytısında Kişm adasını aldıktan sonra Portekiz’in elindeki Hürmüz kalesine geldi. Şiddetle muhasara etti alamadı. İran’ın sonradan Bender Abbas adını alan limanına girip, gösteriş yaptı ve Portekiz ile işbirliği yapan Müslümanları ayıpladı. Umman Emirliklerini, Katar ve Bahreyn’i gezip Osmanlı’ya tabi oldukları hakkında ahid aldı. Daha önce bu taraflarda Osmanlı metbuluğu sadece lafız’da idi. Basra Limanına girdi. 27 parça gemisini onarılmak üzere Basrada bırakıp üç kadırga ile Süveyş’e döndü. Basra Beylerbeyisi olarak Güney Irak, Kuveyt, Lahsa, Şammar, Necd taraflarını yöneten Ramazanoğlu Kubad Paşa, durumu aleyhine olacak şekilde Divan’a bildirdi. Divan’da Hind sularını bilmeyen vezirler gerekli onarım yapmadan gemileri geri getirmenin tehlikeli olacağı hakkındaki Piri Reis’in savunmasını kabul etmeyip, idamhükmü verdiler. 80 yaşlarındaki Amiral, Süveyşten Kahireye çağırılıp idam edildi. Kanuni devrinde meydana gelen en kötü hadiselerden biridir. [14]

 

 

 

PİRİ REİS KİTAB-I BAHRİYE’DE GEÇEN YER İSİMLERİ

1.      Habeş Ülkesinden bahsedilmiştir.[15]

2.      Çin Denizinde bahsedilmiştir. [16]

3.      Fil Kulaklı Adası: Burda yaşayan insanların kulaklarının büyüklüğünden dolayı bu adı almıştır. “Ey dost onlar iki kulağını bükerek, ensesinden toplar bağlarlar. Eğer kulaklarını çözerse dizlerine kadar iner; bazı günlerde onu üzerine örter.”[17]

4.      Hind Denizinden bahsedilmiştir.[18]

5.       Pars Denizi(Basra Körefezi): Pars denizine Hürmüz denizide derler. Bu deniz Hind denizine körfez olmuştur. 9 tane adası vardır. Heknam, Iarek, Lar, Hürmüz, Kişim, Kaysu Malik, Şeyh suri , Hinduva, Bahreyn. Bahreyn adasının şehirleri; Şehr-i Diraz, Şeyh Sehlan, Halfe, Tuylu, Mename, Busuva, Cidde, Eski.[19]

6.      Hürmüz adasından bahsedilir.[20]

7.      Derz Denizi (Zenc Denizi): “Zenc denen yer zencilerin ülkesidir der.” Aynı zamanda oraya Sudan’da denir. [21] 

8.      Habeş ülkesinde Mogadişu kıyılarındaki şehirler: Sofala: altın madenleri bol olan bir şehirdir. Monbasa, Manlide, Musebil, ve Kilve’dir. En ünlü şehir ise Mogadışu şehridir. [22]

9.      Zenc Denizi: Zengibar adı ile bilinen bir ada vardır. Bahr-i Zenc adı Zengibar’dan türetilmiştir. [23]

10.   Komar Adaları: Bu adanın adına Tinku derler. Avrupalılar bu adaya Sangörance derler, Araplar ise Komar adını verirler. [24] Komar adasında üç tane şehir vardır. Re’s-i Bimar, Sa’de, Lankani’dir. [25] Başka bir Ada Mu’ali derler. Üç büyük şehir vardır. İkici adaya ise Magata derler.[26] Üçüncü Ada’nın adı ise Züvani’dir. [27] Peyenye (Ahzer’de derler) ve Zengibar bu adalarda Komar adalarından sayılır.[28]

11.   Magrib (Atlas Okyanusu) anlatılır.[29]

12.  Antiller Ülkesi: Kristof Kolomp İskender döneminden kalma bir kitabı bulur ve okur. Onda Antiller ülkesinin yerini İspanya Kralına bildirir. İspanya Kralı orayı feth eder. [30]

13.  Sultaniye(Çanakkale) ve Kilitbahir adı ile anılan Kaleler: Sultaniye (Çanakkale) ismi nerden gelmektedir? Şehzade Sultan Mustafa’nın babası olan Fatih Sultan Mehmed bu kalenin üzerine gelerek, bir kale yaptırmışlardır. Rumeli tarafındaki kaleye Kilitbahir demelerinin sebebi ise şudur: Marmara’dan çıkan gemiler, boğazdan geçiş iznini Rumeli tarafındaki kaleden aldıkları için Rumeli’deki kaleye Bahr-i kilit demişlerdir. [31]

14.  Bozca ada: Bozca ada karşısındaYani Anadolu kıyısında Eski İstanbulluk adı ile bilinen ve kâfirler arasında Truva olarak ün yapan bir kale vardır. [32]

15.  Hımar adasından bahsedilmiştir.[33]

16.  İmroz adası (Gökçe ada): İmroz Adsı eski dönemlerde denizi gözetlemek için kullanılırmış. İmroz Adasında iki tane kale vardır. Bunlardan biri İskinit, diğeri ise İmroz’dur.[34]

17.  Semadirek Adası: Sözü edilen bu adaya Türk dilinde Semadirek derler. Hıristiyanlar ise Santa Mendirike’der. [35]

18.  Limni Adası anlatılır.[36]

19.  Taşoz Adası: Bu adada üç tane kale vardır. Bunlar, Taşoz, Yenihisar, Kagırı’dır. Aynaroz Manastırı: sözü edilen yer uzun bir burundur. Yüksek konumundan dolayı yüksek yerlerinde hep kar vardır. [37]

20.  Selanik Şehri: Makedonya’nın güneyinde deniz kıyısında Yunanistan’ın en önemli şehirlerinden birisidir. Makedonya Kralı Kassandros tarafından kurulan şehin limanı çağlar boyunca bütün Yazarlar tarafından demirlemeye en elverişli liman olarak yazılmıştır. 1430 yılında Osmanlı Yönetimine giren şehir 1912’de Yunanistan’ın yönetimine geçmiştir. [38]

21.  Eğri Boz Adası: Eğri Boz adası önceleri Rumeli kıyılarına bitişik imiş. O zamanın tanınmış Bilgeleri, şöyle düşünmüşler: Bu ada ile Rumeli’nin arasını kazıp, denize akıtarak bogaz haline getirdileri takdirde, hem kalenin korunur hale geleceğini, hemde balık avından dolayı, Beylerine çok büyük kazanç sağlayacağını ifade ederek, bu ara yeri kazıp deniz akıntısını sağlamışlar. Neden sonra, her taraftan balıkçılar toplanmış ve burada dalyan kurmuşlar, ığrıp ve ağlar dökerek, pek çok balık elde etmişler. Bu yüzden de sözü geçen bu adaya İğripontu adı verilmiştir. Bu anlatılanlardan önce bu adaya Makri derlermiş. [39]

22.  Midilli adasından bahsedilmiştir.[40]

23.  Emek Yemez Burnu: Emek Yemez Baba adında bir ermişin namazgahı bu burunmuş, bu yüzden buraya Emek Yemez Burunu denilmiştir. [41]

24.  Foça Kaleleri İzmir ve Kraburun Kıyıları: Eski Foça’yı ilk olarak Venedik tüccarları inşa etmiştir. Yeni Foça’yı ise Ceneviz tüccarları yapmıştır. Bu Foça Kalellerinin kurulması ise Venedik ve Cenevizlilerin Anadolu Hükümdarından izin istemeleri ve almaları ile inşa edilmiştir. [42]

25.  Taşlık Burnu: Buradan Değirmen taşı kesildiği için buraya taşlık burnu denilmiştir. [43]

26.  Orak Adası: Bu adaya Orak adası demelerinin sebebi ise o Adanın kıble tarafında tamamaıyla orak biçiminde, alçak bir kum yeri vardır. O kumun iki tarafıda Orak biçimindedir hemde eğridir. Bu küçük ada’da Hızır İlyas Boğazı vardır. Sığdır ve gemiler geçemez.[44]

27.  Koyun Adaları: Hıristiyanlar bu adalara San Tarmo derler. [45]

28.  Kara Ada, Toprak Ada ve Sakız adasından bahsedilmiştir. [46]

29.  Sakız Adası: Yüksek Dağlı bir adadır. Ayrıca taşlık yerlerdir. Yıldız tarafında yüksek bir dağ vardır. Bu dağa Aya Pantalimu derler. [47]

30.  İpsara (Psara) Adası: Bu adada eski zamanlarda Hıristiyan Balıkçılar bulunurmuş. İpsara demelerinin sebebi bu adaya bundanmış. [48]

31.  Anadolu Kıyısında Sablıca Adlı Liman ve Alaca At Kıyıları: Alaca At kıbleye karşı bir körfezdir. O körfezin denizden işareti budur. İki tarafında ak süt gibi tepeler vardır. Bu limana iri gemiler yanaşamaz. İç kısmı sonuna kadar sığdır. Yine bu körfezden Sablıca beş mil uzaktadır. Gün doğusu keşişleme üzerinde bulunan Sablıca eşi bulunmaz genişlikte bir limandır. Büyük gemiler girerler. [49]

32.  Sığacık Limanı ve ona yakın Limanlar: Sözü edilen bu Sığacık limanı Aydın ilinde bulunan Sivri Hisar(Seferi Hisar) limanıdır. Sığacık bu limanın iç kısmının sonundaki sığlıga verilen addır. [50]

33.  Sisam Adsı: Bu ada dağlık sulak ve her türlü avı bol bir adadır. Bu ada ağaçları ile ünlüdür. Venedik gemicileri bu adadan ağaç keserek Rodosa kaçırırlardı. Bu ağaçlar hem Rodos’u doyurur hemde diğer gemicilere satarlardı.[51]

34.  Abanoz Adası: Ablak Abanoz ağacı yetişir ismi buradan gelir.[52]

35.  Sisam adası yakınında Keçi ve Bulamaç Adaları: Sisam Adası ıssız ve kara bir dağdır. [53]

36.  Eşek Adaları: Eşek adaları Batnus ve İllirius adasının ara yerinde bulunmaktadır. Hıristiyanlar bu adalara San Penye ve Fonte Moroza derler. Fonte Moroza demelerinin sebebi bu adalarda kıyıya yakın tai iki pınar bulunmasından kaynaklanmaktadır. [54]

37.  Hurşid ve Farnoz Adaları: Bu adalar eski zamanlarda Ruhban yerleri imiş. Hıristiyanlar bizim Hurşid dediğimiz adaya Hırsu adası derler.Gün batısındaki adaya Fornuz(Furni) derler.[55]

38.  Kerpe Kappori Adası: Bu ada uzun bir dağ gibidir. Güzel ve sulak bir yerdir. Sözü edilen bu adanın gün batısı tarafındaki küçük adacığa da Doğancık adası derler.Doğanlı sarp bir adadır.[56]

39.  Batnos(Patmos) Babas olarak bilinen ada: Bu sözü edilen ada boz bir adadır. Eski zamanlardan kalma manastırlıktır. İçinde Keşişler bulunur. Bu Keşişlerin büyükleri İstanbul’dan Patrikhanedenn gelir. Bu ada’da Papazlık yapar ve Patrige vergi verir. Çünkü bu ada’da Batnos Baba derler bir kimsenin kabri bulunmaktadır. Kilise içindeki o kişiye Hıristiyanlar San Palamuzo derler. Fakat Türk’ler Abatnos Papas derler. Onun hakkında şöyle hikayeler anlatılır; Bu Papazın cenazesini iki defa bu ada’dan alıp, Balat(Milet) şehrine götürüp defn eylemişler sonra yine bu adada bulundu derler. Bu sebepten Türklerden ve Hıristiyanlardan  hiç kimse, bu ada halkını ruhbanlardandır diyerek incitmez. [57]

40.  İllirius (Leros) Adası: Gün doğusuna karşı yüksek bir burunun üzerinde bir kalesi bulunmaktadır. Kale’nin önündeki Körfezin ismi Ayaz Meride’dir. Sözü edilen Kale’nin Körfezlerinin kesişiminde iki tane ada vardır. Bu adalardan birisine Aya Kiriki ikincisine ise Pilatos derler. Bu adanın gün batısı tarafında Portovinu Limanı vardır.[58] Portovinu bağlar limanı anlamına gelir. [59]

41.  Kelemez(Kalimnos) Adası: Kalimnos yüksek dağlı bir adadır. Kalimnos’a yakın kara ve yüksekçe bir ada bulunmaktadır. Bu adaya Talendu derler. Onun ile Kalimnos arasına ise Portonoda  derler, burası iyi limandır.[60]

42.  Leros adasına yakın beşmil gün doğusunda Sisi Kadın Körfezi vardır.[61]

43.  İstanköy yakınındaki Keçi Adası: Bu ada kara bir dağdır. İstanköy’le arası üç mildir. Bu Keçi adası’nın diğer ismi Kabrus’tur. Fakat Avrupa’lı denizciler bu adaya Apsarma adını verirler. [62]

44.  Siverilos Kıyıları: Bu kıyılar hep dağlık yerlerdir. Türlü türlü bucakları var. Hepside iyi limandır. Bir kara ada vardır. Bu kara ada’nın poyraz tarafında ise bir bucak vardır.  Adına Güvercinlik derler. Bunun Lodos tarafında ise Turve dedikleri bir Körfez bulunur.Bu Körfezin burnunun gün batısı tarafına dolaşınca, Sire Büke dedikleri bir küçük bucak vardır. Onun gün batısı tarafında Ilıca dedikleri bir liman bulunur.Bu limanın Lodos tarafında Çamça Burnu denilen bir burun vardır. Bunun gün batısı tarafına dolaşınca Gülür Körfezine gelinir. Bu körfezin içimde Palamut Büke dedikleri bir bucak vardır burada gemiler yatar.[63] Varilya ismini verdikleri körfezin gün batısı tarafında Kızıl Burun derler bir dağ vardır. Bu dağda çok kaplan vardır.[64]

45.  Kör Dil , Gümüşlük ve Karabağ Kıyıları: Kör Dil, yumru bir boz burundur. Kör dil burnuna yakın olan limanlara yakın Kızan adında bir ada vardır. Bu adanın otları çok boldur.  Ot zamanında yemyeşil bir ada olur. Bu adanın üç mil kadar kıble lodos yönünde Gümüş Limanı vardır. Gümüş Limanı demelerinin sebebi ise merhum Fatih Sultan Mehmed döneminde, bu liman yakınındaki gümüş madeninin işler durumda olması imiş. Sonra madenin işletmesinden vazgeçmişler. Bundan dolayı buraya gümüşlük derler. Bu kimanın bir mil uzağında Kızıl Burun denilen bir burun vardır.Bir buçuk mil kadar gün doğusu tarafında küçük bir ada vardır. Bu adaya Hacı adası derler. Donanma çoğunlukla buralara gelir yatar. Bu yerlere Karabağ derler. Bu yerin iki buçuk mil kadar karşı tarafında Çatal adası vardır.[65]

46.  İstanköy Adası ve Bodrum Adası: İstanköy adsı hemdağlık hemde ovalık bir adadır. Çok güzel yerleri vardır. Hıristiyanlar bu adaya Langu derler. Uzun anlamına gelir. Gerçekten uzun bir adadır. Adada dört tane kale vardır. Narince Kalesi, bu kalenin etrafındaki liman bağlı bahçeli su kuyuları olan bir limandır. Turunç ve Limon ile çeşitli meyveler çok bulunur. İkinci kale Andimahi, üçüncü kale ise Kifelos derler, dördüncü kale ise Bili’dir. [66] Narince kalesinden Bodrum Kalesi on sekiz mildir. [67]

47.  Kerme Körfezi: Kerme körfezinin başlangıcında Asyut (Kefeloka)  kalesi vardır. Bu kalenin üç mil kadar dogusunda Gümren adası vardır. Gün batısı tarafında bir bucak vardır. Buranın adına Bakla Büke derler. Gümren adasının üç mil kadar dogu tarafında Sığır Adası vardır. [68] Gökova suyunun beş mil lodos tarafında bir küçük ada vardır. Bu adaya Gelibolucuk derler. Onun üç mil lodos tarafında Ören Adası vardır. Bu adanın üzeri nar içi gibidir. [69] İçi binalarla kaplıdır eski zamanlarda şehir imiş.[70]

48.  Tekir Limanı Kıyıları: Buraya Dadya Bedya kıyılarıda derler. Buralar Menteşe Muğla ilidir. Ancak Dadya Bedya iki büyük köydür. Tekir burnuna Hıristiyanlar Kavu Kırıyu derler. [71]

49.  Değirmen Deresi: Değirmen Deresi bir bucaktır. O bucağın içinde bir su akar suyun üzerinde değirmenler vardır. [72]

50.  Sömbeki Adası: Bu ada yüce bir dağdır. Bu dağ Rodos kalesine otuz mildir. Fakat sözü edilen bu dağın çevresi yirmi beş mildir. Sağlambir kalesi vardır. Bu kaleye Hıristiyanlar Şimbud derler. Yüksek bir kayanın başında kurulmuştur.[73]

51.  Rodos Adası: Rodos adasına yazın gelecekler meltem zamanına denk geldikleri için, bu meltem günlerinde öncelikle Şilden Burnunu seçerler. Yahudda Meis üzerine gelirler. Çünkü oralarda Setih Kavuya gelinceye kadar rüzgar kolaylık gösterir. Bu Setih Kavuya Türkler Yedi Burun derler. Deniz üzerine sarkmış yüce bir dağdır. [74] Rodos adasının ise yarar limanı Mendirek limanı olup, bu limana da büyük gemiler giremez. Kale önünde bulunan limana Porto Muline derler. Değirmen limanı anlamına gelir. Bu limandan Faraklı Kalesi otuz mildir. Faraklı diye Tahtalı Kalesine de derler. Bu kalenin limanı yoktur. Ama o kalenin Lindos kalesi tarafında bir burun vardır bu buruna Ayamilato derler. [75]

52.  Harke Adası: Harke adası kara bir dağdır. Bu adaya Harke demelerinin sebebi ise eski zamanlarda bu ada’da demircilerin olmasından dolayıdır. Hatta bu adada kızlarını evlendirmek isteseler, ağırlık yerine Demir Kürek ve Çapa verirlermiş, varın siz işinizle meşgul olun diye. Çünkü bu ada taşlı bir yermiş. Bunun karşısında da Küçük Harke dedikleri bir Liman varmış. [76]

53.  İleki Adası: Bu adaya Rumca’da Tilo, Avrupa dillerinde ise Piskobiye derler. Her tarafı sarp kayalı dağlıktır. Dört yerde kalesi vardır. Sözü edilen Kalelerden birine İlniko, ikinci kaleye ise İlyadu derler, üçüncü kaleye Limni, dördüncüsüne ise Porto derler. [77]

54.  İncirli(Nisiros)  Adası: İncirli adasına Hıristiyanlar Nisari derler. İncirli adasındaki Mandirek Kalesine bizim Türkler Kara Hisar derler. Diğer bir kale ise Umburya kalesidir. Bu kalenin poyraz tarafında Sakarcalar denilen bir uzun ada vardır. Bu adaya Hıristiyanlar Yalı adını verirler. [78]

55.  Koç Papas Adası: Bu ada İstanköy adasının otuz mil gün batısı tarafında bulunmaktadır. Şimdi ıssız bir adadır. Koç Papas demelerinin sebebi ise şudur: Bu adada bir kilise var. O kilisede bir kişi yatar. O kişiye Türkler Koç Papas derler. Hıristiyanlar ise San Corc delibete derler. Bu kiliseye kim giderse, Türk olsun Hıristiyan olsun birer hediye bırakır giderler; bazısı bıçak, bazısı ok, bazısı zincir, bazısı para, bazısı havlu buna benzer daha bir çok eşya bırakıp giderler. Bu eşyalar yılda bir kere Patnos Adasının Keşişleri tarafından toplanır, Koç Papas’ın üzerine sarf edilir. Eski zamandan beri böyle adet olmuştur. Patnos Papas ile Koç Papas ikisi bir yerde yaşayan dost idiler diye Hıristiyanlar hikayeler anlatırlar.[79]

56.  Amorgos (Yomorlü) adas: Boksit yatakları ile ünlüdür. [80]

57.  Karos ve Ant: Karos Adaları: Bu adalar şimdilerde ıssızdır. Eski zamanlarda bakımlı adalar imiş. Bazılarında Rahipler bulunurmuş. [81]

58.  Baro (Paros) Adası: Venedik yönetimindedir. Naksos adasına ise altı mil uzaklıktadır. Adanın ortasında Perekiye Dağı vardır. O dağdan deniz kıyıları ak yerler gibi görünür. Çünkü bu adada mermer madeni çoktur. [82]

59.  Sira Syros Adası: Syros adasıda Venediklerin yönetimindedir. Avrupalılar bu adaya Suda derler. Rumlar ise Kapris adını verirler. Adanın sağlam bir kalesi vardır. [83]

60.  Sıgırcıklar adası: Bu sıgırcıklar adaları hakkında, en eski tarihlerde anlatıldığına göre Ayasofya’yı yapan İgnatu’nun oğlunu bu adaya getirip bırakmışlar oda burada ölmüştür. Bu Ayasofya’yı yaptıran Hükamdara Justianus derler. Justianusun ölümü üzerine bu bina kalır, daha sonra tahta çıkan Kostantin yaptırmıştır. Binayı yapan Mimarın adına İgnatu derlermiş. Bir gün İgnatu’yu Kostantin ziyafete çağırır. İgnatu’nun da bir oğlu varmış. Oğluna ben gelinceye kadar sen iş üstünde ol der ve kendisi davete gider. Ziyafet sürerken bir hademe gelir ve oğlana: “Gel seni İmparator ister” der. Bunun üzerine oğlan Babam beni  bir şey kaybolmasın diye burada bıraktı cevabını verir. Hademe’de, “sen gelmezsen bende buradan gitmem” diye yemin eder.Bunun üzerine oğlan İmparatorun sarayına gelerek babasını bulur. İgnatu, oğlunu görünce huzursuz olur. Niçin geldin? Diye sorar… [84] Oğlanda bütün olanı biteni babasına anlatır. Bu konuşmalar İmparatorun’da kulağına gider, meğer bu oğlana kimse haber göndermemiş, oğlanın önünden tüm hademeler geçirilir oğlan kendisine haber getiren kişiyi tanımaz. O zaman orada bulunan Bilgeler “o gelen Hademe değil melektir artık bu oğlanı o binanın üstüne hiç göndermeyelim böylece o melek bu binanın üzerinden hiç ayrılmasın biçiminde karar alırlar. Oradaki büyüklerde doğrudur diyerek İgnatu’nun oğlunu Sığırcıklar adalarına getirirler ve kendisine dirlik vererek orada bırakıp giderler. O zamanlar Ayasofya’nın yapımında kullanılan mermer taşlar sığırcıklar adasından kesilmiştir, bu gün bile o mermerlerin kesildiği yerler bellidir. [85]

61.  Mykonos Adsı anlatılır.[86]

62.  Andira (Andros) Adası: Eski zamanlarda bir Padişah varmış. Adına Kalumaku derlermiş. Bu adayı bu Padişah önce bayındır eylemiş. Sonunda bu Padişahın bir oğlu olmuş. Oğlunun adına Andirya derlermiş. Bu adaya uzun zamanlar Andirya hükmettiği için adanın ismi Andirya (Andros) kalmış.[87]

63.  İğribozdan aşağı Rumeli Kıyıları: Ada arası demekle tanınan ve Hıristiyanlar tarafındanda Arsu Paluga adı ile bilinen Ege adalarıdır. Rumeli’nin deniz kıyılarında İğriboz’un Kızıl Hisarına karşı tabi bir liman vardır. Bu limana Terzi Kayası derler. O limanın agzında bir yumru ada vardır. Eski zamanlarda terzi’nin birisi kendi heykelini o taştan yontturmuş derler. [88] Temaşalık dediğimiz ve deniz üzerine havale olmuş, İstanbuldaki At meydanındakiler gibi yüksekçe bir yerde kıbleye karşı dikilmiş mermer direkler vardır. Aynı İstanbul’daki At meydanındakiler gibi. Bu sebepten bu buruna Hıristiyanlar Kavu Kolon derler. Direk burnu anlamına gelir. [89]

64.  Gülür Adası: Gülür çam agaçlı bir adadır. Agana(Ekine,Aiginei) halkı gelip bu adadan çam sakızı elde ederler. Sivri sinekli bir yerdir. [90]

65.  Mora’da ki Ppiyode Kalesi ve Çamlıca Yakınları: Adına Piyode dediğimiz bu kale Mora’da Mora sancağına bağlıdır. Bu kale denizden bir mil kadar içerde yüksek bir yerde bulunmaktadır. Bu kale’nin içinde bir liman bulunmaktadır. Bu limanın ismi Portozine’dir. Çamlıca adası sarp bir dağdır. Hıristiyanlar ise bu adaya Sidere derler.[91] Suluca adaları vardır. Gerçekten sulu adalardır. [92]

66.  Mora Anabolusu: Sözü ettiğimiz bu Anadolu kalesine Mora Anabolusu derler. Türkler arasında da bu şekilde meşhur olmuştur. Şimdi sözü edilen kale, burun gibi bir yerin üzerindedir. Üç tarafı denizdir. Bir tarafı ise karadır. Kara tarafının üzerinde büyük bir dağ vardır. Sözü edilen bu dağ o kalenin üzerine asılmış gibidir. Bu dağdan Anabolu içinde insan yürütmek mümkündür. [93]

67.  Çuha Adası: Sözü edilen Çuha Adası Benefşe Burnu’nun on beş mil kadar Lodos tarafında bulunmaktadır. Burasının denizden nişanı ise, Körfeze karşı denizde bulunan bir küçük ada’dır. Bu küçük adaya Abugu derler. Küçük ada’nın poyraz tarafında Aya Nikola denilen bir kilise vardır.[94]

68.  Benefşe ile Manya Burunları arasındaki yerler; Bu buruna Benefşe demelerinin sebebi şudur; Bu burunun poyraz tarafında, deniz kıyısında Venedik Cumhuriyetinin bir kalesi vardır. O kaleye Rumcada Menevşiye derler. Menevişten bozmadır. Fakat bu kaleye Avrupalılar Merveziye derler. Benefşe Burnu’nun uç tarafında harap bir kilise bulunmaktadır. Bu kilisenin adına Santa Ancelo derler. Hatta bundan dolayı, Hıristiyanlar sözü edilen buruna da Kavu Santa Ancelo derler.[95]

69.  Bey Adsı: Avrupalılar buna Servi Adası adını verirler. Geyik adası anlamına gelir. [96]

70.  Aspire Potamo: Aksu’da derler. Yaz kış akan büyük bir ırmaktır. Kayıklar girer. Bu suyun her iki tarafı da eski zamanlarda şehirmiş. Şimdi ise haraptır. Bugün adına Aylos derler sözüne ettiğimiz bu şehri, Mevlay Yakub bin Mahsur, yıkıp harap etmiştir. Mevlay Yakub Bin Mansur, Hz. Ömer soyundan gelen büyük bir hükümdardır. Hicri tarih, 370 yılında ike sözü edilen bu Mevlay Yakub bin Mansur, Magrib ülkesi (Fas)ta bulunan Merakeş adlı şehirden bin parçalık yelkenli donanması ile Akdeniz’de dolaşıp, İstanbul’u almak için gelirken, Mora vilayetinde kışlamıştır. Bu Aylos şehrini de o zaman harap eylemiştir. Şimdiki zamanda şehrin pek çok binaları bulunmaktadır. Bu şehrin önü ise yufka sulu bir denizdir, içilebilir sudan Boynuz adası gün batısı yönünde on mil uzaklıktadır. [97]

71.  Modon ve Koron kıyıları: Manya Burunu, Mora vilayetinin dağlarını takip ederek gelip, kıyıya inmiş kara bir burundur. Bu buruna Avrupalılar Kavu Metapan derler. Manya demelerinin sebebi ise bu burunun tepesinde bulunan ve adı Manya olan kaledir. [98]

72.  Karon Kalesi: İki bölüp olup deniz kıyısında sarp bir yere kurulmuştur. Günümüzde bu kaleye Balat kalesi derler. [99]

73.  Kavu Galo Burnu: Horoz burnu’da denmektedir. [100]

74.  Modon Kalesi: Sultan II. Bayezıd tarafından feth olunmuştur.[101]

75.  Navarin Kalesi ve Zakinthos Adası anlatılır: Navarin Kalesi II. Bayezıd zamanında Kemal Reis tarafından fetih edilmiştir. [102]

76.  Porto Conko Limanı: Anlamı Kağa limanı demektir.  Çünkü bu limanın içine bir çay akar. Bu çayın her iki tarafı da sazlıktır. [103]

77.  İnebahtı Kıyıları: İnebahtı büyük bir kaledir. İnebahtı kalesinin poyraz tarafında adına deli su denilen, blok bir kayanın içinden çıkıp denize akan bir su vardır. Bu sudan iki yüz parça gemi bir anda su sağlayabilir. Tatlı ve soğuk bir sudur. [104]

78.  Keşişlik Adası: Keşişlik adasını Gazi Umur Bey fethetmiştir. Hatta oranın eski yerlilerinden dinlediğimize göre Gazi Umur Bey Atina Körfezinden İnebahtı Körfezine kadar olan altı millik mesafeyi, gemilerini karadan aşırarak geçirmiş ve inebahtı yakınlarında bazı yerleri fetih etmiştir. Daha sonra gemilerini oralarda ateşe vererek, aldığı esirleri karadan sürerek bu tarafa getirdiği söylenir. [105]

79.  Anatoluka (Misonglonhi) Köyü ve Koçlar Adaları: Anatoluka bir deniz kulağıdır; yani denizle birleşen bir göldür. Deniz kulağının iç kısmı sığlıktır. Köy o sığlıklara çakılı kazıkların üzerine inşa olunmuştur. Bu köye de Anatoluka (Misolonghi) derler. [106] Koçlar Adaları ıssız 3 ufak adadır. [107]

80.  Kefalonya Adası: Dağlık, sulak ve güzel bir adadır. [108]

81.  Ayamovri Adsında adına Porto Figu dedikleri bir liman vardır. Anlamı İncir Limanı demektir. [109]

82.  Ayamovri ve Preveze Kıyıları: Ayamovri, Rumeli kıyısında, Yanya vilayetine yakın, Lefka da denilen, dağlı ve sulak güzel bir ada’dır. Adanın kenarında, cephesi Rumeli kıyısına karşı olan bir kaledir. Rumeli ve Lefka adası arasındaki Boğaza Hızır İlyas Boğazı denir.[110]

83.  Korfu Adası: Bu ada dağlık sulak güzel bir adadır. Hz Muhammed’in hicret tarihi 931 iken bu ada’nın Venedikliler yönetiminde kaldığı süre 129 yılı bulmaktadır. Bundan önce Kargina dedikleri bir kadın burayı zabt etmiştir. Burasını Kargira’nın elinden Venedikliler almıştır. Bu ada hakkında Kemal Reis Venediklilerin iki gözü vardır. Biri Modon Kalesi diğeri Korfu adasıdır.[111]

84.  Huntu Limanı, Kasub Kalesi Porto Tamu Limanı anlatılır. [112] Korfu adasının lodos tarafında adına Kurusa denilen bir göl vardır. O gölde çok fazla yılan balığı vardır. Fakat bu gölün ağzı denize açık olduğu için denizden de Kefal Balığı gelip göle girer. [113]

85.  Avlonya Kıyıları: Avlonya büyük bir köy’dür. Avlonya’nın altı mil kadar kıble tarafında İrinç adı verilen büyük bir su vardır.[114] Pinazumu Limanı vardır.  Bu limana Türkler Tavşan Limanı derler. Sazana adasındadır.[115]

86.  Draç Kıyıları: Draç denilen yer deniz kıyısında bir kaledir. [116]

87.  Kotor Kıyıları: Kotor (Cattaro) on sekiz mil kadar bir körfezin en sonunda deniz kıyısında bulunan bir kaledir. [117]

88.  Dubrovnik Kıyıları anlatılır.[118]

89.  Melide (Mıjet adası): Melide adası düz dağlarla kaplı bir adadır. Dağlar uzaktan yılana benzemektedir. [119]

90.  Venedik Körfezinde bulunan Karsilya Adası: Bu ada aslında sekiz parçadır. [120] Karsile Adaları içinde Pilaguza adasında bir cins ufak balıklar olur, gemilerle gidip o balıkları avlarlar. Sonra variller içine koyarak salamura yaparlar. O salamurayı da çevredeki şehirlere götürüp satarlar. Bu salamuraya sardalya turşusu adını verirler. 




Kaynak: https://akademitarih1071.blogspot.com

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 2704 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TARİH Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI