escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



CAN AKENGİN'İN "BUHRAN" İSİMLİ ŞİİRİNİN TAHLİLİ
Tarih: 04-11-2017 11:08:21 Güncelleme: 04-11-2017 11:17:21 + -


Can AKENGİN: (1892-1942):Şair, yazar. Giresun Rüştiyesi, Trabzon ve İstanbul idadilerinde öğrenim gördü. 1910’da yazın alanına girdi. İlk önce Giresun, sonraları Karadeniz gazetelerinde A.melih imzasıyla yazdı. Güncel-yerel konulara ilişkin makaleleri, gülmece türündeki çalışmalarıyla tanındı. 1912–1920 arasında Bursa, İstanbul ve Giresun’da bulundu. Şiire de aynı dönemde başladı. 1920’de Giresun’da Işık gazetesinde düz yazı ve şiirleri yayınlandı. 1923’te ilin kültürel etkinliklerinde önemli yeri olan Bilgi Yurdu’nun başkanlığına getirildi. İzler dergisindeki yazın çalışmalarının yanında, tiyatro çalışmalarına da öncülük etti. Şiirlerinde yerel dil ve yaşantı öğelerinin öne çıktığı Akengin, Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat akımından da etkilendi. Coşkulu-renkli kişiliğiyle çevrede yaygın bir ün kazandı. Yazın çalışmaları ölümünden sonra Şiirleri-Nesirleri adıyla (1944) yayınlandı. Şiirleri 1973’te yeniden basıldı.(1)

facebook-paylas
Tarih: 04-11-2017 11:08

CAN AKENGİN'İN

TAHLİL: ÇELEBİ ÖZTÜRK

 

BUHRAN

 

(M. Emin Bey Kardeşime)

 

Gün sönerken ağır ağır,

Gönül diyor ağla, bağır!

Parçalansan nafiledir:

Vicdan sağır, gökler sağır.

 

Gözyaşıyla bu “can” çimse,

Dönüp bakmaz hiçbir kimse,

Yıldırımlar gibi çarptı,

Her kime ben yâr dedimse.

 

Yeryüzünde ne ararmış,

Bu nasipsiz yaradılış!

El baharı, yazı gördü,

Benim ömrüm hâlâ bir kış!

 

Allah nedir ki… Varayım,

Şöyle bir kez yalvarayım.

Güzelinden hayır yoksa

Kefen bari ver sarayım!

 

Örttü beni bir iyice,

Toprak gibi çöken gece.

Boğum boğum hıçkırarak,

Hayli yumruk sıktım hiç’e.

Can AKENGİN

 

Can Akengin’i tanımıyorum. 1982 – 1942 yılları arasında yaşamış Giresunlu bir şair olduğunu öğreniyorum. Adını ilk olarak Ortanca Edebiyat Dergisinin adına düzenlediği şiir yarışmasında duydum.

 

Buhran şiiri ile dikkatimi çekiyor Can Akengin. Şiirdeki dil, anlatış tarzı dönemine göre oldukça farklı geldi bana. Temiz bir Türkçesi var. Onun şiirinde kullandığı Türkçenin fonatik ses özelliğinde bir musiki havası var.

 

Can Akengin hakkında nasıl bilgi edinebilirim, diye düşünürken, açıkçası adına şiir yarışması düzenleyen Ortanca Edebiyat Dergisine de sitem ediyorum: Madem adına yarışma düzenleniyor, neden tanıtmıyorsunuz! diye… Yayıncı İbrahim Engin ile konuşuyorum, bilgi almak istiyorum, ama o, “internette onunla ilgili geniş bilgiye sahip olabilirsin.” diyor

 

Şiir yazmaya 1920 yılında başlamış. Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat akımlarından etkilenmiş. Hece vezni ile şiir yazmış. Bursalı bir kıza âşık olmuş ve burada onunla nişanlanmış. Ancak nişanlısının vakitsiz ölümü ile tam anlamıyla hayata küsmüş. Tahminen Buhran şiiri de nişanlısının ölümünden sonra yazılmış bir şiir.

 

Hayatı hakkında bilgi edindikten, birkaç eserini ve hakkında yazılanları okuduktan sonra Buhran şiiri hakkında da düşüncelerimiz şekillenmeye başlıyor.

 

Dilerseniz şiirin tahlil kısmına geçelim.

 

                              “BUHRAN” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

 

1- Dil: Kullandığı dil sade ve anlaşılır bir Türkçedir. Can Akengin’in bütün eserlerinde sade ve anlaşılır bir Türkçe kullandığı gözleniyor. Şiirdeki dil o kadar temiz bir Türkçe ile oluşturulmuş ki, okuyanın bu temiz dile hayran kalmaması mümkün değil. Kullandığı dil Türkçenin fonatik ses özelliğiyle yoğrulmuş ve musiki havası veren bir seslenişle sunulmuştur.

 

İkinci kıtada geçen Gözyaşıyla bu “Can” çimse, mısrasındaki “çimse” kelimesi Anadolu’da yunmak, yıkanmak anlamında kullanılan bir kelimedir. Şairin halk arasında kullanılan kelimeleri sade bir şekilde kullanması, o’nun Türk diline karşı hassasiyetini de göstermektedir. Şair, güzel bir şiir dili oluşturmayı başarmıştır.

 

2- ZAMAN: Özlem, yalnızlık ve gözyaşları içinde geçen hayatın bezginliği ve isyanı şiirin zamanını oluşturmaktadır.

 

Buradaki asıl konu, sevilen bir kimsenin zamansız ölümü sonucunda şairin içine düştüğü buhrandır. Ki şiirde bu duygu çok sade bir şekilde anlatılmıştır. Bu ölüm, kendisini nasipsiz olarak düşünmeye sevketmiştir. Acı içinde kıvranmakta, adeta bu acıyla boğulmaktadır. Bu hâl onu isyana sürüklemiştir. Ondaki bu psikolojik hâl “ben” duygusunun şiire yansıması ile karşımıza çıkmaktadır. İçinde bulunduğu acı ve yalnızlık duygusu onu buhrana itmiştir. Sonuçta yaşama karşı bir heves kalmadığını görüyoruz.

 

Gün sönerken ağır ağır,

 

Gönül diyor ağla, bağır!

 

Parçalansan nafiledir:

 

Vicdan sağır, gökler sağır.

 

 

mısralarında yaşama karşı bir istek kalmadığını, hatta bu duygularının artık bir siteme dönüştüğünü görüyoruz. Şairin psikolojik bir çöküntü içinde olduğunu ve gece gündüz geçmeyen bir acıyla kıvranmakta olduğunu anlayabiliyoruz. Bu acı onu çöküntüye sokmakta ve psikolojisini allak bullak eden ruh hâli şiirinde zamanını oluşturmaktadır. Yaşama karşı bağlılığı kalmayan ve bir isteksizlik hâli görülen şairin, bu hâlden kurtulmak için bir çabası olmadığını görüyoruz.

 

Yeryüzünde ne ararmış,

 

Bu nasipsiz yaradılış!

 

El baharı, yazı gördü,

 

Benim ömrüm hâlâ bir kış!

 

 

mısralarından onun ruh hâli hakkında bilgi edinebildiğimiz gibi, şiirdeki zamanında şairin o an içinde bulunduğu ruh hâli olduğunu anlıyoruz.

 

3-MEKÂN: Özlem, yalnızlık ve gözyaşları içindeki yaşamı onun acısını katmerleştirmektedir. Bu acı tüm zamanları kaplayan bir acıdır. Öyle bir an gelecek bu acı onu isyan ettirecektir. Bu acıya kayıtsız kalan her şeye sitem edecektir. Şiirin bütünü içinde bu sitem açıkça görülmektedir.

 

Acıyla geçen tüm zamanlar şiirinde mekânını oluşturmaktadır.

 

4-İNSAN: Beş kıtanın tamamı incelendiğinde her mısrada şairin kendisini görmek mümkündür. Bu da şiirdeki insanın şairin kendisi olduğunu gösteriyor.Gözyaşıyla bu “Can” çimse, mısrasında geçen “Can” kelimesi kendi vücut ve bedenini ifade etmekle birlikte, halk şairlerinin şiirin son kıtasında kendi mahlas veya isimlerini kullanma geleneğini aynı zamanda Can Akengin’in de uyguladığını görmekteyiz. Bir isyan halinde bulunan şairin, kendisine karşı hem acıma, hem de acındırma hissi içinde olduğunu görüyoruz. Gözyaşıyla bu “Can” çimse/ Dönüp bakmaz hiçbir kimse mısralarında bu duygu ve düşünce içinde olduğu anlaşılıyor.

 

Şiirin ikinci kıtasının son mısrasında Her kime ben yâr dedimse, diyen şairin, şiirdeki insan olduğu görülmektedir.

 

Şiirde nişanlısının ölümünden bahsetmemekle birlikte, onun hayatı ve eserleri incelendiğinde ölüm, acı, yalnızlık ve özlem gibi duygu ifade eden kelimelerin nişanlısının ölümünden sonra mısralarına girmesi nedeniyle, şiirin genelinde vakitsiz gelen ölüm üzerine yıkıldığını ve adeta hayata küstüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Şair, bu ani ölüm karşısında kendisini, kısmeti elinden alınmış bir insan gibi görmekte ve düşünmektedir. Yazgısı başka bir yazgıyla karşı karşıyadır ve o, buna isyan etmektedir. Bu nedenle, Yeryüzünde ne ararmış / Bu nasipsiz yaradılış! dizelerinde kendini nasipsiz olarak nitelemektedir. O Giresunludur. Ancak onun hayatını paylaşacağı nasibi onun doğduğu topraklardan kilometrelerce uzaktadır. Bu yazgı ani gelen ölümle bozulmuş ve nasibi elinden alınmıştır. Bu nedenledir ki nasipsiz olduğunu düşünmekte, yeryüzünde bulunmasını birazda anlamsız olarak değerlendirmektedir.

 

Şiirdeki insanın “ben” duygusunun öne çıktığını, bununda şiire lirizm kattığını görüyoruz. Şiirde duyumsanan acı, şiire büyük bir derinlik kazandırmaktadır.

 

Şiirde lirik bir anlatım söz konusudur.

 

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE:

 

Şiirdeki temel fikir, özlem, yalnızlık ve gözyaşı içinde geçen bir hayatın isyana dönüşmesidir.

 

Şairin gün batımında hüzünlendiğini görüyoruz. Günün batışı, bizde lambanın sönmesini hatırlatmaktadır. Ancak şiirdeki imge o kadar kuvvetli ve yerinde bir anlatımla kendini bulmuş ki, buradan, bir çöküntü içinde olan şairin sönen ömrünü anlayabiliriz. Bu düşüncelerini Gün sönerken ağır ağır, Gönül diyor ağla, bağır! dizelerinde açıkça görebiliyoruz. Günün batışı ile akşamın olduğunu çok güzel bir duyumsama ile ifade eden şairin bize yansıttığı bu duyguda Ahmet Haşim’i hatırlamamak mümkün değil. Şairin gün batarken içine düştüğü duygu yoğunluğunu Ahmet Haşim’in gün batarken duyduğu duygu ile örtüştürebiliyoruz. Yavaş yavaş gün batarken şair hüzünlenmektedir. İçinden ağlamak ve bağırarak duygularını yüksek sesle açığa vurma hissi uyanmaktadır. Bunu da Gönül diyor ağla, bağır! dizesinde görüyoruz. Bu duygu içerisinde üstünü başını yırtsa, parçalasa, kendine zarar verse yine de boşunadır. O’nun bu perişan halini görebilecek kimse yoktur. O’nun bu halini görecek gözler kör, duyacak kulaklar sağırdır. O’nun bu halini görmezden gelmektedirler. O’na acıyacak, o’nun halinden anlayacak vicdan yoktur. Bu duygularını Parçalansan nafiledir / Vicdan sağır, gökler sağır, mısralarından anlıyoruz. Birinci kıtanın dördüncü mısrasında geçen “gökler sağır,” söz grubundan anlaşılması gereken Allah’ın onu duymadığıdır!

 

Şiirin ikinci kıtasında şairin imzasını görüyoruz. “Can” kelimesi ile bedenini ifade ederken, aynı zamanda kasten adından söz etmektedir. Birinci mısrada şairin “ben” duygusunun öne çıktığı görülmektedir. Gözyaşları içindedir. Ağladığını ve gözyaşlarıyla yıkansa kimsenin umurunda olmadığını dile getirmektedir. Onun bu hâli kimse tarafından görülmemekte ve ve duyguları anlaşılmamaktadır. Bunu, Gözyaşıyla bu “Can” çimse, / Dönüp bakmaz hiçbir kimse,dizelerinden anlıyoruz. Şair, dost gözüyle baktığı, sevgili gibi sığındığı insanlar tarafından adeta yaralanmakta, perişan edilmektedir. Dördüncü mısradaki“yâr” kelimesi sevgili anlamında olmakla birlikte, buradaki kullanılış tarzı sevgili gözüyle görülen, ayrıca sevgili gibi bağlandığı ve yakınlık duyduğu dostlarıdır. Nitekim şairin doğa üzerine şiirler yazmakta iken, âşık olduktan sonra sevgiliye hitap edilen kelimelerin şiirlerinde yer aldığını eserlerinden anlıyoruz.Yıldırımlar gibi çarptı, / Her kime ben yâr dedimse, mısralarından yukarıdaki duygu ve düşünce anlaşılmaktadır.

 

Şiiri ithaf ettiği M. Emin Bey’in kim olduğunu bilmiyoruz. Tahminimiz yakın dostlarından biridir. Şairin içinde bulunduğu durum vesilesiyle ruh halini anlattığı M. Emin Bey’e ikinci kıta ile sanki bir serzenişte bulunduğu görülüyor.

 

Üçüncü kıtada, aradığı ve özlediği dostu bulamayan, ağlayan, sızlayan, perişan bir hale gelen şair, kendini nasipsiz görmekte, bu nedenle de yeryüzünde kendini “hiç” olarak değerlendirmektedir. Yeryüzünde ne ararmış,/ Bu nasipsiz yaradılış! mısralarında bu duygu ve düşünce içinde olduğunu görüyoruz. Kendinden başka herkesin mutlu olduğunu, isteklerine kavuştuğunu düşünürken, kendi ömrünün yoklukla geçtiğini düşünerek geçen ömrünü kış’a benzetmektedir. Buradaki “yokluk” kelimesi fakirlik anlamında yokluk değildir. Arzu ve isteklerinden yoksun olmanın yokluğudur. El Baharı, yazı gördü, / Benim ömrüm hâlâ bir kış! mısralarında bu duygu ve düşünce içindedir.

 

Şairin dördüncü kıtada; Allah nedir ki…varayım,/Şöyle bir kez yalvarayım.

 

mısralarında Allah sorgulanmaktadır! Sanki Allah’ı tanımaz, küçümseme ve onu bir “hiç” olarak görme tutumu içinde olduğu düşünülebilir. Ancak,Güzelinden hayır yoksa mısrasında geçen “güzel” kelimesi bu düşünceleri çürütmektedir. Burada “güzel” kelimesinden Allah’ın kastedildiği açıkça ortadadır. Şiiri ithaf ettiği M. Emin Bey’e bir sesleniş vardır. Güzel olandan, yani Allah’tan hayır yok…Kefen bari ver sarayım! mısralarında; kefen ver ki yaralarımı sarayım, diye bir sesleniş vardır. İçinde ölmüş olan duyguların kefenlenmesi arzusu vardır.

 

Şiirin bütünü içinde şairin buhranına neden olan olaylar gecenin ölüm gibi tasvir edilmesine neden olmuştur. Gece, ona yalnızlığını hatırlatmakta, özlemini artırmaktadır. Gece, onu hüzünlendirmektedir. Bu nedenledir ki gece çöktüğü vakit kendisini mezara girmiş gibi hissetmektedir. Bu hüzün onun buhranını artırmakta ve kesiksiz, derinden ağladığını görmekteyiz.

 

Şiirde şairin kendi varlığını sorguladığını görüyoruz. Buhran içerisindedir. Sahip olamadığı şeylere karşı içinde bir özlem vardır. Ancak bu özlemlerin son bulmaması onu isyana götürmektedir. Bu nedenle hiçlik kavramı düşüncelerine hâkim olmuş ve isyana götürmüştür. Onun varlığına neden olan manevi güçte bir hiç’tir! Bu hiçliğe karşı isyan içerisindedir.

 

Örttü beni bir iyice,

 

Toprak gibi çöken gece.

 

Boğum boğum hıçkırarak,

 

Hayli yumruk sıktım hiç’e.

 

 

mısralarında bu duygu ve düşünceler içinde acı çektiği görülüyor.

 

Beşinci kıtanın dördüncü mısrasında geçen “hiç” kelimesini analiz etmek gerekirse iki anlamda kullanıldığını düşünebiliriz.

 

Birincisi, feryadını ve ızdıraplarını görmezden gelen (veya görmeyen) Allah’a karşı bir isyan halindedir! Kızgınlık hali vardır.

 

İkincisi, hiçbir şeye sahip olamadığını, kendi varlığının nasipsiz olduğu düşüncesiyle yaşamının boş ve anlamsız olduğunu düşünerek kendisi için bir “hiç”düşüncesi içindedir.

 

 

6-KENDİNİ AŞMA:

 

Şairin içinde bulunduğu psikolojik durumu en iyi ifade eden bir şiir… Şiirde şair kendisini anlatmıştır. İçinde bulunduğu ruh halinden kurtulmak gibi bir çabası olmadığı gibi ruh halinin onu isyana götürdüğü görülüyor.

 

Şiirde kullandığı dil ve anlatımıyla kendini aştığını görebiliyoruz.

 

7-ANLATIŞ TARZI:

 

Buhran şiiri, 8’li hece kalıbıyla 4+4=8 duraklı yazılmıştır.

 

Her mısranın kendi içinde bölünebildiği, bölünen son dört hecenin de ayrı mısralar oluşturacak şekilde anlatımı kuvvetlendirdiği görülüyor.

 

Gün sönerken / ağır ağır,

 

Gönül diyor / ağla, bağır!

 

Parçalansan / nafiledir:

 

Vicdan sağır, / gökler sağır.

 

Yukarıdaki birinci kıta örneğinde görüldüğü gibi kendi içinde bölünebilen mısralar ayrı birer mısra oluşturmakta ve gerek anlatımı kuvvetlendirme, gerek ses zenginliği oluşturmak bakımından şiire derinlik kazandırmaktadır.

 

Birinci kıtanın a – a – a – a, diğer kıtaların ise a – a – b - a şeklinde düz kafiye örgüsü ile yapılandırıldığını görüyoruz.

 

 

Şiirde kafiye çeşitlerini ve redif’i inceleyelim:

 

a- Birinci kıta; 

 

Gün sönerken ağır ağır,

 

Gönül diyor ağla, bağır!

 

Parçalansan nafiledir:

 

Vicdan sağır, gökler sağır.

 

 

Birinci mısrada ağır, ikinci mısrada

bağır, dördüncü mısrada sağır kelimelerinde ır sesi

redif, ağ sesi tam kafiyedir.

 

b- İkinci kıta;

 

 

Gözyaşıyla bu “can” çimse,

 

Dönüp bakmaz hiçbir kimse,

 

Yıldırımlar gibi çarptı,

 

Her kime ben yâr dedimse.

 

 

Birinci mısrada çimse, ikinci mısrada kimse,

dördüncü mısrada dedimse kelimelerinde se sesi

 

redif, im sesi tam kafiyedir.

 

c- Üçüncü kıta;

 

 

Yeryüzünde ne ararmış,

 

Bu nasipsiz yaradılış!

 

El baharı, yazı gördü,

 

Benim ömrüm hâlâ bir kış!

 

 

Birinci mısrada ararmış, ikinci mısrada yaradılış, dördüncü mısrada kış kelimelerinde ş sesi redif, ı sesi yarım kafiyedir.

 

d- Dördüncü kıta;

 

 

Allah nedir ki… Varayım,

 

Şöyle bir kez yalvarayım.

 

Güzelinden hayır yoksa

 

Kefen bari ver sarayım!

 

 

Birinci mısrada varayım, ikinci mısrada yalvarayım, dördüncü mısrada sarayım kelimelerinde yım eki redif, birinci ve ikinci mısradaki vara kelime kökünde yer alan ara zengin kafiyedir. Ancak ikinci mısradaki vara kelime köküne aynı zamanda tunç kafiyede denir. Zengin kafiye ile tunç kafiye arasında bir farklılık olmadığını belirtelim. Dördüncü mısradaki ara zengin kafiyedir.

 

e- Beşinci kıta;

 

Örttü beni bir iyice,

 

Toprak gibi çöken gece.

 

Boğum boğum hıçkırarak,

 

Hayli yumruk sıktım hiç’e

 

 

Birinci mısrada iyice, ikinci mısrada gece, üçüncü

mısrada hiç’e kelimelerinde e sesi redif, c yarım

kafiyedir.

 

Beş kıtadan oluşan şiirin her mısrası kendi içinde bölünerek ağır ağır, ağla, bağır, sağır, “Can çimse, hiçbir kimse, dedimse, ararmış, yaradılış, hâllâ bir kış, varayım, yalvarayım, hayır, sarayım, bir iyice, çöken gece, hıçkırarak, sıktım hiç’e ve boğum boğum gibi ünlü ve ünsüz seslerin sürekli bir arada kullanılarak yinelenen asonans ve aliterasyon şiirin yapısını kuvvetlendirmiş, şiirde kuvvetli bir Ahenk oluşturarak duygu ve düşüncelerin kendine özgü bir dille anlatımını sağlamıştır. Şairin günlük konuşma dilindeki kelimeleri özenle seçtiği görülüyor. Örneğin Gün sönerken, parçalansan nafiledir, vicdan sağır, can, yıldırımlar, El baharı, yazı gördü, Benim ömrüm hâlâ bir kış, kefen bari, örttü beni, toprak gibi, boğum boğumgibi kelime ve söz grupları, oluşturduğu kendine özgü şiir dilinin özellikleridir. Seçilen kelime ve söz grupları anlamı kuvvetlendirmiş, şiire derinlik kazandırmıştır.

 

Seçilen kelimelerin anlamı kuvvetlendirmesi ve şiirde ahengi sağlaması için yerinde ve güçlü vurgu yapıldığı görülüyor: ağır, ağır, ağla, bağır, vicdan sağır, gökler sağır, can, yıldırımlar gibi çarptı, el baharı, yazı gördü, benim ömrüm hâlâ bir kış, Allah nedir ki, kefen bari ver sarayım, toprak gibi çöken gece gibi…

 

 

Çok kullanılan seslerin şiire bir ahenk verdiği gözlenirken, musiki havası oluşturduğu ve kulağa hoş gelen bir yapı ile şiiri zenginleştirdiği görülüyor. Sık sık tekrar edilen kelimeler şiir dilini zenginleştirirken, biçime ayrı bir estetik kazandırıyor. Sık sık yinelenen seslerin ve kelimelerin hem mısra içinde, hem mısraların kendi aralarında çapraz ses uyumu ve bu sesleri ustaca kullanması dikkat çekicidir.

 

Şairin kendine has bir ifade tarzı var. Şairin oluşturduğu dilin sade ve anlaşılır olması, temiz bir dil kullanması anlatımı güçlendirmektedir. Günlük konuşma dilindeki kelimelerin özenle seçilerek kullanılması şairin poatikasını güçlendiren başka bir unsurdur.

 

 

Şiirde edebi sanatları inceleyelim;

 

Birinci kıtanın birinci mısrasında gün sönerken ağır ağır (Teşbih Sanatı), gönül diyor ağla, bağır! (İntak), vicdan sağır, gökler sağır (Mübalağa), İkinci kıta; gözyaşıyla bu “Can” çimse (Mübalağa), üçüncü kıtanın dördüncü mısrasında benim ömrüm hâlâ bir kış (Teşbih-i beliğ), beşinci kıtanın ikinci mısrasında toprak gibi çöken gece (Teşbih-i beliğ) gibi edebi sanatların kullanılması da şiire derinlik kazandırarak anlamı kuvvetlendiren diğer bir unsurdur.

 

Buhran şiiri ile yakından tanıma imkânı bulduğum Can Akengin’in poatikasına hayran kaldım. Onu daha yakından tanımak ve incelemek istiyorum. Şiirlerini ve edebi kişiliğini incelemek hususundaki arzumun Giresunlu sanatçılar tarafından olumlu karşılanacağını ve bu konuda bana yardımcı olacaklarını ümit ediyorum.

 

Buhranda kalmayın sevgili okurlar, ama Buhran gibi şiirleri okumak ve şairlerini anlamak dileğiyle “şiir”de kalın!

 

_____________________________________________

(1) Kültür Kurulu. 05 Nisan 2004.




Kaynak: celebiozturk.com

Editör: Salih Türkoğlu

Bu haber 2912 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Şiir Tahlili Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI