escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...



ESKİ TURFAN ETKİLERİ / Maruana HAMZAKIZI
Tarih: 12-08-2017 08:14:21 Güncelleme: 12-08-2017 11:27:21 + -


Kazakistanlı yazar Maruana Hamzakızı'nın Eski Turfan Etkileri isimli öyküsü.

facebook-paylas
Tarih: 12-08-2017 08:14

ESKİ TURFAN ETKİLERİ / Maruana HAMZAKIZI

ESKİ TURFAN ETKİLERİ

 

         Günümüzde belki en pasif insan Çin’e gitmemiş olabilir. Yurt dışına sürekli gitmeme rağmen Hanzu iline gidişim en son gidişime rastladı. İlk önce bana Çin ülkesi biraz soğuk ve acımasız gibi geldi. Kimsenin işine karışmayan, karınca gibi çalışan bir halkı vardı. Dili de, dini de farklıydı. Sana kimse orada ilgi göstermez. Diğer ülkelerdeki gibi sana kimse turist olarak bakmadığından ve ilgi göstermediğinden dolayı kendini yalnız hissedebilirsin. Büyük dükkanlarına girersen eğer, Çin dilini bilmediğinden dolayı kimseden hiçbir şeyi doğru düzgün soramazsın ve o an dışarıya çıkmak istersen kapıyı bile zor bulursun. Bu ülkede ne Rus dilinde konuşurlar, ne de İngilizce. Çin dilinde konuşmazsan şayet her şey bitmiştir senin için. Çaresizliğinden dolayı karşına çıkan insanların yüzüne dikkatli bakarsın. Farklı birisini görürsen, hemen yaklaşıp: ‘Oğlum, Uygur musun?’ diye sorarsın, ‘evet,’ derse yerden yedi tavşan bulmuş gibi sevinirsin. Sonra o insana tüm derdini anlatırsın. Zor günlerinde senin kanından, dininden, dilinden olan bir kardeşinin varlığına çok sevinirsin. Uygurlar da kendilerini yalnız hissederler, biliyorum. Hemen toparlanıp yol gösterir ve her zaman yardım ederler.

         Bu arada kışın Çin’e gittiğim yolculuk çok ilginçti. Bir çobanın kızı köye göç ettiğinde ‘Küçücük te olsa yağımız kaldı’, - diye ağlamış derler. Ben de o kızın durumundaydım ve Urumçi dükkanındaki malzemelerin tümünü almak istedim. Doğuda yeni yıl kutlandığı zaman iki hafta boyunca ticaret olmayacak diyenlere inanmadım. Yedi katlı otelde yalnız kaldım. Dükkanların kapanacağı, caddelerinde bile kimsenin olmayacağı gerçekmiş. Havai fişeklerin havada yarattığı dumana rağmen seslerinden sokaklarda insanların var olduğunu anlayabiliyordum. Ne yapacağımı bile bilmedim. ‘Pomogaika’- yardımcı Uygur oğlu geldi ve beni burada hep yalnız mı kalacaksınız, başka yerleri de görün diye kendisi ile birlikte Turfan’a davet etti. Tabiki tarihi Turfan şehrini göreceğime çok mutlu oldum. Bu yüzden efsane olan Turfan ilini gezdim. Adı sanki eski melodiye benzeyen eski başkent, Yarğol’a ve zamanla duvarları yıkılan İdikut’a gittim. Uygur halkının geçmişi ve bugününü inceleme fırsatım oldu.

         Birçok kişi Turfan’a gitmiş, ya da en azından televiziyondan seyretmiş olabilir. Bu yüzden bu şehire gittiğimde bende yarattığı etkileri anlatmam gerektiğini düşündüm. Gezideki beni en etkileyen yer Turfan ilindeki Yarğol harabeleridir. Bu harabeler gelen insanları etkileyip, Uygur halkının kendilerine ait tüm özellikleri ve tarihini ifade ederler. İlk bakışta sarı çamurdan yapılan eski Uygur evi, önündeki kuyu ve ev eşyalarından başka şaşırtıcı bir şey görünmez. Fakat böyle bir basitlikten mi, yoksa her nesnenin belli bir yerinin olduğundan mı dolayı bilmiyorum, etrafa bir daha bakıp düşündüğünde halkın işlediği her şeyin küçücük bir yerde toplandığını fark edebiliyorsunuz. Yerin tam ortasındaki kuyunun yanına bırakılan büyük çapa, Uygur halkının eski zamanlardan beri dinlenmeden çalıştıklarının delilidir. Evin içindeki eski ahşap ürünleri, el sanatları, çanak çömlek, halılar, keçeler, eski müzik aletleri Uygur halkının sadece çalışkan değil, yanı sıra sanatçı olduklarını belirtmektedir.

Turfan şehri her evin yanında kil kerpiçten çeşitli olarak güzelce örülmüş günçilerle (üzüm kurutma depoları) dikkati çeker. Sokakları temiz ve geniştir. Sokağın etrafı ağaçla doludur. Dış kapıya çizilen çiçek resimleri bahçedeki çiçek ve üzüm bağlarının devamı gibidirler. Herşey çok güzel, yatak sehpaları bile tertemiz. Kışın manzarası böyleyse, ilkbaharda ve yazın nasıl olacak acaba diye düşünüyorum.

         Bu turdaki en çok Uygurların birbirine karşı kardeşlik hisleri hoşuma gitti. Rehberim nereye giderse, akrabaları ve arkadaşları iyi haberi duyar duymaz evlerine davetle, misafir ederler. Özellikle bir olayı paylaşmam gerekir. ‘Abla, şu eve gidip selam vermezsem üzülecek, başka yere gitmesek te yengeme gidebilir miyiz?’ diye rica ettiğinden dolayı evine yiyecek bir şeyler alıp gittik. Yengesi çok mutlu oldu. Büyük sofra kurup, yemek verdi. Eşi de evdeydi ve o da bizi hoş geldiniz diye iyi karşıladı. Herkesden nasıl olduklarını öğrendikten sonra sıra bana da geldi. Biraz oturduktan sonra misafirperver insanların evinden hoşça ayrıldık. Bu kadar seni güler yüzlü karşılayan hangi akraban diye sorduğumda, cevabı daha çok şaşırtıcıydı: kadın oğlanın babasının geliniymiş. Kocası erken vefat ettikten sonra yengesi ikinci sefer evlenmiş. Biz kadının ikinci eşinin evine gitmişiz... Tek kendi akrabasını tanıyan ve böylece kardeşlik hislerinden uzaklaşmaya başlayan bizim için tabiki bu harika bir şeydir.

         Memnun kaldığım daha bir şey - yerli halkın okumayı sevmeleridir. Günlük yaşam biçimi ile tanışmak için kitapçıya gittim. Gözlerimle gördüklerime çok sevindim. İçerisi çok kalabalıktı. Büyüğü ve küçüğü de vardı. Turfan şehrinin müsait olan tüm millet burada toplanmış galiba diye sandım. Kendileri zengin olmasa da gözlerinde ışık dolu ve ellerinde birer kitaptan olan insanlar başlarını kaldırmadan okuyorlardı. Kitapları satın alamadıklarından dolayı en azından burada bilim almak istemektedirler. Her evde televizyon olmasına rağmen gerçek ruhani zenginliğin yazılı kaynaklarda olduğunu halk iyice özümsemiş.

         Turfan’da üzüldüğüm şey depodaki kuru üzüm temizleyenlerin işidir. Gece gündüz çalışıp yetiştirdikten, bir de onu topladıktan sonra da üzümün çilesi bitmez. Bizim pazarımızı dolduran üzümlerin her tanesi büyük emekler sayesinde gelmektedirler! Bu günlerde üzümü her yediğimde soğukta saatlerce kalkmadan oturup, her tanesini elleri ile seçen Uygur kardeşlerimi hatırlıyorum. Böylece herkes bir günde 4-5 çuval üzüm seçmektedir. Bir çuval üzüme sadece 6 yuan verilir. Diğer hesabını da kendiniz çözersiniz...

         Bu etkilerle memleketime geri döndüm. Vagon penceresinden dışarıya bakınca derin düşünceye dalıyorum... Uygurların endişeli konuşmaları, şarkılarının sesleri hala kulağımdan gitmiyor... Vay, Kazakistan’ın yeri ne kadar büyükse, bu kadar milleti sığdıran Kazakların kucağı da o kadar geniştir. Gerçeklere gelirsek, bizim ülkemizde yaşayan yüzden fazla millet birleşip kaynaşan bir organizma gibidirler. Kanımız da, nefesimiz de bir ve kimseyi bölmüyoruz. İnsanın vücüdunda artık bir organın yok olması gibi, bizde de gereksiz olan bir millet yoktur. Gücümüz ve zenginliğimiz birbirimizden öğrendiğimiz ruhaniliğimiz ve medeniyetimizdir. O yüzden, her şeyi düşünüp ve her şeyin değerini bilip, birliğimizi hiç bir zaman kaybetmeyelim dileğiyle eski Turfan’dan öğrenen etkilerimi “boptu, hoş”, yani hosça kalın diye cümlelerimle bitiriyorum.

 




Kaynak: Maruana Hamzakızı

Editör: Kürşat Kafkaslıoğlu

Bu haber 2825 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Kazakistan Edebiyatı Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI