Bugun...



Hadi Şiir Yapalım (Joy of Poem, ahe, xı)
Tarih: 07-05-2019 09:17:32 + -


Herkese merhaba. Boş bir tuvalle başlıyoruz yine bugün, her zaman olduğu gibi. Aklımızda hiçbir şey yok.

facebook-paylas
Tarih: 07-05-2019 09:17

Hadi Şiir Yapalım (Joy of Poem, ahe, xı)

Ali Hikmet EREN

 

Herkese merhaba. Boş bir tuvalle başlıyoruz yine bugün, her zaman olduğu gibi. Aklımızda hiçbir şey yok. Boşuz. Önce, neremizden çıktığı belli olmayan sıradan bir cümle ya da şu dağın eteklerindeki ‘dize’yle başlayalım. Dizemiz, “gökyüzü ağlıyor” olsun. Gökyüzü ağlar mı? İlk bakışta ağlar gibi görünür ama ağlamaz. “ağlamak” özelinde bir algı yaratılmak istenmektedir aslında. Tıpkı Necatigil’in “eski sevgilisi”nde ve ‘geçmişe özlem’inde olduğu gibi, ‘ağlamak’ için de ortak bir payda vardır. Oysa ağlamak tek başına şiir olamaz, Necatiğil değilsiniz ki hem. Öğreneceğiz, burada; Necatigil olmadığınızı da öğreneceğiz!

Dizeyi değiştirip, “gökyüzü ağlamaz” yapalım… Lirizm açısından biraz daha değiştirip, “ağlamaz gökyüzü” bile yapalım hatta. Altına biraz gözyaşı, gri olabilir… Peki bir gökyüzü hangi şartlarda ağlamaz? “bir nehir tersine aktığında” sözgelimi. Bu da klasik bir dize gibi algılanabilir ilk bakışta, küçük fırça darbeleriyle onu da “mutlu” bir dizeye dönüştürebiliriz.

“ağlamaz gökyüzü / bir nehir tersine / aktığında…” Acaba böyle bırakıp adına haiku mu desek? Tercih sorunu elbette. Ama bu programda çok renkli, uzamı kafa yoran, genç ressamların bile aklını alan bir resim yapacağız. Tuvalin azımsanmayacak bir bölümü boş kalacak aksi halde… Sıvamaya devam edelim.

En çok kim ağlar, çocuklar değil mi, bravo! Hele de 23 Nisan’da ağlayan çocuklarımız var bizim; hatta kanayan… Tersinleme yapalım o halde: “çocuklar ağlamaz” diye bir dize koyalım buraya, köşeye. Ağlamak sözcüğü ağlarken çakışacağı için, gökyüzü’nü atalım. Şimdilik, elimizde, atabileceğimiz yegane yetim o. İlk önermemizi de yeniden değerlendirip;

“ağlamaz çocuk / bir nehir tersine / akarken…” diye bir haiku bozması bırakalım buraya. Çocuk, çocukluk olursa anlamı genişler. Bunu da tuvalin sağ alt kısmına koyu kırmızı ile not alalım. Çoğul da olabilir, size kalmış.

Birkaç fırça darbesiyle daha, “ağlamaz çocukluğu bir nehrin / kendine tersten aktıkça!” yapalım. Şuraya biraz çalı, buraya mutlu bir çırpı ekleyelim. Nehir soluyor ama onu sonra başka bir rengin içinde kullanacağız… Attila İlhan iyidir, gideri de vardır şiire yeni başlayanlar için. Onu da çalıların hemen yanına, ben tercihen bordo kullanıyorum, koyalım… Yeteri kadar renk verirsek kimse anlamaz intihali.

Buraya, sonraya, başladığımız yere, dağın eteklerine dönelim yeniden. Genç bir ressam olsun mesela bu resmi çizen;

“dönerim de kendime, bitmez döner’im” desin ağaçların dökülen turuncu yaprakları arasında. Arzuya göre, “döndüğümde evime, bitmezdi döner’im” bile desin. Döner’i, ekmek arası, tercihe göre soğanlı, ‘yenen’ bir yemek, hem de dönmek fiili olarak kullanarak, bir ayraçla büyük işleri yapmış olacaksınız.

“bir kan-at nasıl taşır kanamadan bir ressamı?” diye de boyayabiliriz. Doğanın rengi, sonradan ortaya çıkan bir tablo, bu rengi boğacaktır… O zaman Attila İlhan’a dönelim yeniden, sağ yana; “dönmek kimi zaman rezilce korkuludur / tutsak bir kapı ağzında yaşamaktan” diyelim. “kimi zaman nasırına vurur acısı” diye de, ortaya, öyle karışık, harikulade renkler saçalım.

Bu renkleri, biraz önceki renklerle ustaca karıştıralım şimdi. Mutlu ve yeni renkler çıkacaktır ortaya. Dört numara fırçayı yan baktırarak, yan yan savuralım. Dik konuma getirelim sonra, gideri olsun bütün renklere… Sonra biraz mavi…

Korku’yu kabus’la, rüya’yı da dönmek’le ilişkilendirip, ikinci dizeyi de ters çevirip, klasik dizemizi ekleyelim sonuna, özgün bir resim olsun diye;

“kimi zaman bir rüyadır dönmek / tutsak bir kapı önünde / nasırına vururken acın…” diyelim, şimdilik. Normalde bir nasır acıya vurur değil mi? Ama biz burada farklı bir renk kullanacağız ve acının nasıra vurmasını resmedeceğiz. Çok da mutlu olur ağaçlar.

Sonra, “ikinci bir yeni” fırça alıp, aynı dizelerin üstüne yeni renkler atalım.

Cansever ağır tonlar içerir. Yeni başlayanlar için uzak durun derim. Kurbağalı bir gecede çizdiğiniz kocaman saydam gözler ilk aşamada yeterli olacaktır. Keza, geyikli bir gecenin akşam gezmesinde karşınıza çıkan yollar da yokuştur, tragedyalar’da boğulup kalabilirsiniz. Yeni başlayanlar için, İlhan Berk ve Ece Ayhan daha uygun renkler olacaktır. Süreya ile de çok güzel rötuşlar yapabilirsiniz son aşamada.

Süreya dolgu malzemesidir!

“dün şehirleri dolaştım evde yoktular” la başlayıp, bir iki fırça darbesiyle asıl anlatmak istediğiniz konuya gelebilirsiniz. Bu aşamaya kadar “dağlar” yerine “şehirler”i kullanmaya alıştıysanız, bu pratikten devamla, caddeler’e kadar inebilirsiniz.

Her resim sokak sözcüğünü kullanarak bir şehri anlatmakla yükümlüdür, unutmayın! Araya biraz kahverengi… Hala (şapka yok!) özgün bir tarz peşindeyseniz de “dün evleri dolaştım balkonlar yoktular” diye çizebilirsiniz.

Eğer bir kadın, “ressame” iseniz ve kadınlığınızı resim sanatında yenilmişlik olarak ön plana çıkarmak gibi bir göreviniz varsa, Ece Ayhan’ı araya boyamanın tam da zamanı. Şuraya, şu kara tuvalin tam da altına;

“bir erkeği erkekliğine ağlarken yakaladım dom / kadınlar ki duruydular dup!” dizelerini renkleri de kullanarak analiz edip, tam da şimdi, Süreya’nın  “oysa ben kadınlarsız edemem bilirsiniz” renkleri ile karıştırmanın zamanı; mutlu bir resim için turkuaz bir karışım her zaman önceliğiniz olmalı. Ve başa dönersek –bir resimde sık sık başa dönmek kurtarıcı olabilir-;

“oysa ben nehrin taşları olmadan / yapamam bilirsin” şeklinde boyayıp, üstüne az kırmızı ve gece mavisi karışımı da ekleyip, “oysa nehrin taşları olmadan / kendimi taşlayamam” şeklinde değiştirmek de, arzuya göre, tercih edilebilir.

Tuvale, tam da derenin olduğu yere, “kurbağaları ürkütmekten söz ediyordum” diye koyacağınız bir set, sizi kurtarabilir bu aşamada. Onu da, biraz, soluk tonlarda boyamak gerekebilir.  Toparlarsak, tek dizede “oysa ben tersine akan o nehirden / taş toplamaktan dönüyordum”  şeklinde, önce’ye de bir ithafla işin içinden çıkmış oluruz.

Fırçayı eğik tutmayı unutmayın bu aşamada. Işık çok daha güzel oldu şimdi, hissedebiliyorsunuz değil mi?

Işığı dağıtmak, resimseverin kafasını biraz daha karıştırmak ve gizemli olmak adına tam da buraya biraz “İskender” katabilirsiniz. Lila. Eğer bir resimseveri etkilemek, suratına tokatı yapıştırmak ve onun ezberini bozmak gibi bir düşünceniz varsa, Yahya Kemal ve lila da çok iyi gidebilir güneşin altında.

“geceydi, tenhaydı koy / oğlumla kaçacak sanıyordum bütün oğlanları / böyle bir çıplaklık görülmemiştir” şeklinde boyayabilirsiniz. Üçüncü dize fazlaca Attila İlhan olduğu ve kendini ele verdiğinden, “kız vücudun ne koyu, koya çık” şeklinde hafif Yahya, biraz daha sessel ve her dizenin altına gidecek yeni bir dize koyabilirsiniz…  İleride bu renkleri kullanacağız.

İkibinler resmi için bir kaçış rengi olan “böyle bir çıplaklık görmediğim içindir ki ben…” dizesini de bir kenarda boyayıp, saklayalım. Arzuya göre, yine, eğer mutlu olmazsak siyaha, zemin rengine boyarız onu da.

“geceydi, tenhaydı koy / kıyıda bir sandalı sabaha kadar dinledim” dizelerinin intihal olduğunu da kimse anlamayacaktır. “Bir sandal” yerine “küreklerini” dinlemek de ayrıca ilginç olacaktır. Son rötuşta tuvalin bu bölümüne geri döneceğiz.

Şimdi biraz da kimsenin bilmediği, çok karışımlı bir renk koyalım tablomuza. Aynaya bakıp, “beni yanlış öptüler” diyen bir renge ayna baksın ve, “bir aynayı yanlış öptüm / kendime her baktığımda” desin. Anlaşılmasın diye, tersindelik yapalım.

“en çok ben öptüm prensesin dudaklarından” desin… kim kimi öperse karışmayalım sonrasına. Yeşil bir nehir çizelim tablonun en altına da. “bir nehir akıp gider ve ben çekip giderim”i, “nehrimde kuş sesleri” ile tartalım.

Sonra, “bir sandal niye kanar ki Mümtaz Abi?” diye soralım ve yeni bir renk karışımı ile de devam edelim…  Şimdi, buraya kadar olan resmi toparlayalım;

 

tersine akan bir nehir

ağlamadı çocuklar, bir nehir kendine aktığında
dönerken kendime bitmedi döner’im. bir kan-at nasıl
taşırsa kanamadan şairi

kimi zaman rüyadır dönmek, tutsak bir kapı ağzında
nasırına vurur acın. dün, evleri dolaştım, balkonlar
yoktular. bir erkeği erkekliğine ağlarken yakaladım dom

kadınlar ki duruydular dup!

oysa ben senin taşların olmadan yapamam bilirsin
tersine aktığım o nehirden taş toplamadan edemem

geceydi, tenhaydı koy. oğlumla kaçacak sandım
bütün oğlanları. böyle bir çıplaklık görülmemiştir

kız vücudun ne koyu koya çık, koy tenha… ve kıyıda

bir sandalın küreklerini sabaha kadar dinledim. bir nehir
bir nehri yanlış öpüyordu, kendine her baktığında

en çok ben, ben öptüm prensesin dudaklarından–

 

Şimdi, resmi yeniden toparlayalım:

 

suyuna akan bir nehir

hiçbir kanat taşıyamaz şairi kanamadan, dönerken
evine bitmese bile döner’i-

kimi zaman gerçek gibidir durmak bir kapı ağzında
nasırına vururken acın… dün evleri dolaştım, balkonlar
yoktular. bir erkeği erkekliğine ağlarken
yakaladım çatıda… kadınlar ki duruydular dup!

oysa ben saçlarını toplamadan edemem gecenin
tenhayı koyda, oğlumla kaçacak sanırım oğlanları-

böyle bir çıplaklık görülmemiştir!

bir nehir, bir nehri yanlış öper sonra, ahh vücutları ne koyu
sabaha kadar dinlerim küreklerini sandalın

en çok ben, ben öperim prensesin dudaklarından–

……

Yeni bir resimde buluşmak üzere… Her gün buluşup yeni resimler yapabiliriz sevgili şiir severler…

 

http://medakitap.com/2019/05/05/hadi-siir-yapalim-joy-of-poem-ahe-xi-ali-hikmet-eren/




Kaynak: http://medakitap.com

Editör: Kürşat Kafkaslıoğlu

Bu haber 192 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR-SANAT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI