Örnek HTML sayfası
Bugun...



Hasan Yücel'in İlk Kitabı Okuyucusuyla Buluşmaya Hazırlanıyor
Tarih: 02-06-2020 17:50:52 + -


Avukat, gazeteci, yazar Hasan Yücel, ilk kitabı UNUTACAK OLURSAM isimli öykü kitabını yayınlamaya hazırlanıyor.

facebook-paylas
Tarih: 02-06-2020 17:50

Hasan Yücel'in İlk Kitabı Okuyucusuyla Buluşmaya Hazırlanıyor

On parmağında on marifet olan Hasan Yücel’in Temmuz ayında Maarif Mektepleri yayınları arasında çıkacak olan deneme kitabının adı “Unutacak Olursam”.  Hasan Yücel’i avukatlık mesleğinin dışında denemeleriyle de tanıyoruz. Onu yakından tanıyanlar felsefi yazı ve görüşleriyle de engin bir ufka sahip olduğunu bilir. Bana göre de bir düşünür! Aynı zamanda da bir gazeteci. Bu görevini fiilen yapmıyor olsa da okulunu okumuş, diplomasını almış hakiki bir gazetecidir. Elinden fotoğraf makinesi eksik olmaz. Onun, nerede, ne zaman nasıl bir olayla karşılaşacağı tahmin edilemez. Bakarsınız sümüklü küçük bir çocuk onun deklanşörüne yakalanıverir ya da sokakta kovalamaca oynayan çocuklar, kediler, köpekler, penceresiz bir ev… Doğadaki çiçekler, saksıdaki bir aşk merdiveni veya güneş gibi açmış olan sarı rengiyle böceklere selam durmuş olan bir papatya çiçeği… Doğaya sevdalı bir insandan söz ederken insanı pas geçmemek lazım! Çünkü Hasan Yücel, insana ve insanın değer ve yargılarına, görüşlerine de saygı duyan bir yazardır.

 

Hasan Yücel’in ilk kitabına neden “Unutacak Olursam” ismini verdiğini düşünebilirsiniz. Aşağıdaki öyküsünü okuduğunuz zaman bu sorunun cevabını da bulmuş olacaksınız. Zira öykü 1930-1940 yıllarında geçen gerçek bir hayat hikâyesinden alınmış. Yücel’in annesinden duyduğu dedesiyle ilgili bir öykü.

 

Öyküyü okuduğunuzda da anlayacağınız gibi Yücel’in dili sade, anlatımı akıcı ve kuvvetlidir. Okuyucu kendini olayların içinde bulur ve o kurgunun içinde yaprak gibi sürüklenir gider.  “Unutacak Olursam” ismiyle müsemma bir kitaptır ve zamana tanıklık ediyor.

 

Aslında insan okumaktan ve yazmaktan sıkılmaz. Bazen kafasını dinlendirmek istediği an oluyor. Böyle bir Çarşamba gününün öğleninden sonraki bir saat diliminde evden çıkayım, kedilere mamalarını vereyim, biraz güneşleneyim düşüncesiyle apartmandan çıktım. Telefonum elimde; Hasan Yücel’in sosyal medyadaki sayfasına girdim ve paylaştığı “Unutacak Olursam” isimli öyküsünü okudum. Açık söyleyeyim çok etkilendim. Çünkü olayda fakirlik ve çaresizlik var. Cehaletin neden olduğu hüzünlü bir son var! Yazı, bir döneme tanıklık ediyor. Bir dönemin ilim, bilim, teknolojisi ve bayındırlık alanındaki durumu hakkında günümüze bilgi veriyor ve dönemin zamanını günümüze taşıyor, o dönemi ve dönemin insanlarının düşüncelerini sorgulamamıza neden oluyor.

 

İnsanoğlu mağara devrinden endüstrileşmenin getirdiği yenilik ve kolaylığa kadar asırlık bir zaman döneminden geçmiş, zaman, Avrupa Devletlerinin ilerlemesine tanıklık ederken, Türkiye gibi ülkelerin geri kalmışlığına  ve geri kalmışlığın nedenlerine de bizzat şahitlik yapmıştır.

 

Zamanın tanıklığını günümüze taşıyan insanlarda yazarlardır. Yaşanmış gerçek olayları çarpıtmadan günümüze taşırlar. Goethe der ki, “En önemli şeyler, asla en önemsizlerin insafına bırakılmamalı.” Zaman da öyle. Zamanın önemini kavrayamamış, zamanın tanıklığını yapmanın zaman kavramı içinde bir defa yaşanacak bir olay olduğuna anlayamamış insanların insafına bırakırsanız, mesela 1930-1940 yıllarındaki okuma oranının yüzde 90 olduğunu, Hz. Nuh’un cep telefonu kullandığını vb. buna benzer pek çok aptalca fikirler ileri sürebilirler.

 

Ben lâfı fazla uzatarak sizi meraklandırmak istemiyorum. Hasan Yücel bu öyküsü için “tadımlık” demiş, anlıyoruz ki kitabı okumaya başladığımız zaman öyküye doyacağız.

 

UNUTACAK OLURSAM

 

İvez Anam

 

İvez Anamı görmedim, hep annemden dinledim. Annemin babası Hüseyin Dedeme ırmağın karşı yamacındaki köyden gelin gelmiş, adı Ayşe'ydi. Pek boyu posu olmadığından, zayıflığından sebep, ona İvez lakabını takmışlar. İvez diye, sulak, yeşillik alanlarda bulunan çok küçük sineklere denir bizim oralarda, insanları pek rahatsız eder, ince ince ısırır. İvez Anam yalnızlığından, kimsesizliğinden, sessizliğinden çok acı çekmiş, ezilmiş. Bir Allah’ın kuluna hızlı söz söylememiş, kimseyle ilerisi gerisi olmamış. Annem ne zaman ondan söz etse, yüzü kederle kaplanır, "Rahmetlik anam vah, bir gün görmedi ki..." derdi.

 

Kocası Hüseyin Dedem de onun haline münasip biriymiş aslında, kendi halinde bir insan, evin işinde gücünde. O zamanlar köylünün en büyük uğraşı koyunculukmuş. Dedem, mensubu olduğu Akıllıgil sülalesinin koyununu güdermiş, "sürüyü Hüseyin yaysın" demişler. Sessiz, sakin, ufak tefek İvez Anamın yakın aralıklarla üç çocuğu olmuş. Zekeriye, Fadime, Sadettin. Fadime benim annem. Ama İvez Anam en büyük dramını dördüncü çocuğu Fadik'e hamileyken yaşamış. Rahmetli annem her anlattığında ağlardı, içime kazınmıştır söyledikleri. Zavallı, ezik, İvez Anama en büyük darbe, Hüseyin Dedemin dramatik ölümü olmuş.

 

Hüseyin Dedem bir gün sürünün başında üşütmüş, hastalanmış, zatürre olmuş. Onu Büyüktaş'tan alıp eve getirmişler, doktor yok, hastane yok, şehre yol yok, gidecek araç yok. O zamanlar her konuyu bilen köyün büyükleri olurmuş, onlara haber vermişler, çağırmışlar. "Hüseyin'e bişey oldu" demişler. Aile büyükleri yanında kocasına sahip çıkamayan İvez Anam, karnında bebeğiyle, endişe içinde tir tir titriyormuş. Üç küçük çocuğu da yanında dolanıyormuş.

 

Neyse köyün büyükleri, hacısı, hocası gelmiş, herkes bir şey söylemiş. Hüseyin Dedemi kızgın tandırın başında terletmeye karar vermişler, şilte, yorgan sermişler. Tir tir titreyen dedemi, kalın yün yorganlar altına yatırıp, ayağını tandıra vermişler, saçının telini bile dışarıda bırakmayacak şekilde üstünü örtmüşler. "Sakın ellemeyin, üstünü açmayın, dışarıdan hava girmesin, terlerse bişeyi kalmaz" diye tembih etmişler. Havasız kalan dedem yorganı üstünden itmeye çalışıyormuş ama açmasına izin vermemişler, Fazlı Hoca yanındakilere yorganın uçlarına bastırmalarını söylüyormuş.

 

İvez Anam, "Kurban oluyum, nolur açın, çatlayacak!" diyormuş. (Annem bu kısımları anlatırken, çenesinden yaşmağını aşağı doğru çeker, "vah anam vah..." diye derin derin nefes alır, gözlerinin yaşını silerdi.) Bir süre sonra, hiçbir yerden hava alamayan dedemin hareketi kesilmiş, yorgan oynamaz olmuş. "Hah, sakinleşti, sıcak iyi geldi" demişler. İvez Anam hissetmiş gibi, kuvvetini toplamış, yüreği ağzına gelerek yorganı dedemin başından çekmiş. Bakmışlar ki dedem dünden ölmüş, cansız yatıyor. İvez Anam çırpınmış, çocuklarına sarılmış, toprak damlı evin bacasından, kapısından şu ağıt duyulmuş:

 

Hebap oldu hebap oldu

Yandı ciğer kebap oldu

Kınamayın komşularım

Fazlı Hoca sebep oldu.

 

Köyünün üstünde bir süre dolanan bu feryadın acısından ta Evliya Tepesi’nde yatan "iyiler”in kemikleri sızlamış...

 




Kaynak: Hasan Yücel

Editör: Kürşat Kafkaslıoğlu

Bu haber 1392 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EDEBİYAT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1377 Okunma
1363 Okunma
1350 Okunma
803 Okunma
710 Okunma
660 Okunma
606 Okunma
411 Okunma
410 Okunma
383 Okunma
299 Okunma
213 Okunma
5290 Okunma
5207 Okunma
4539 Okunma
4108 Okunma
4106 Okunma
4043 Okunma
3975 Okunma
3926 Okunma
3796 Okunma
3250 Okunma
3203 Okunma
3146 Okunma
SON YORUMLANANLAR
YUKARI