Bugun...



KİTAP FUARI İZLENİMLERİM
Tarih: 01-03-2019 08:45:46 Güncelleme: 01-05-2019 16:30:46 + -


Ali Rıza Atasoy, Ankara Kitap Fuarı gözlemlerini yazdı.

facebook-paylas
Tarih: 01-03-2019 08:45

KİTAP FUARI İZLENİMLERİM

       Kitap ve yazı işi ile haşır neşir olanlar için kitap fuarları elbette en vazgeçilmez bir ilgi alanıdır. Ben de kendimi bildim bileli yaşadığım kentte bir kitap etkinliği var ise uğramadan edemem. Bu sene 15-24 Şubat 2019 tarihlerinde düzenlenen 13. Ankara Kitap Fuarını üç gün üst üste gidip gördüm. Bu üç gün içinde yayıncılarla, yazar ve şairlerle görüşüp konuşma fırsatı buldum.

        Ankara Ticaret Odası Fuar ve Kongre Merkezinde düzenlenen fuar hem yazar sayısı itibariyle hem de okuyucu/ziyaretçi bakımından oldukça kalabalıktı. Özellikle fuarın son iki günü, sanırım hafta sonu olmasının da etkisiyle daha da bir kalabalıktı. 310 yayınevinin 350 stant açtığı fuarda yaklaşık 500 yazar okuyucuyla buluşup kitaplarını imzaladılar. Edindiğim istatistiki bilgilere göre 510 bin kişinin fuarı ziyaret ettiği anlaşılmaktadır.

      13. Ankara Kitap Fuarı’na ilişkin ilgililer tarafından verilen bu istatistiki rakamlar yüksek gibi görünse de üç gün boyunca izlenimlerimin özellikle nitelik olarak beni tatmin etmediğini belirtmeliyim. Yazılı ve görsel medyada yer alan ismini bildiğimiz birçok popüler yazarların standında bile tanzim satış çadırlarında gördüğüm kuyruğu göremedim. Çok sayıdaki stantlar arasındaki geçiş koridorları oldukça kalabalık olmakla birlikte, organizasyonun büyüklüğüne oranla kitap alan ve imzalatanlar sınırlı sayıda kaldı gibi geldi bana!         

         İş Bankası, Yapı Kredi gibi arkasında büyük finans kuruluşları bulunan ve çeşitli medya kuruluşlarının bir şubesi konumunda olan birkaç yayınevini istisna tutarsak, özellikle yeni ve henüz isim yapamamış yayın kuruluşlarının talihinin pek yaver gitmediği kanaati oluştu bende. Fuarda dolaştığım üç gün boyunca özellikle bu tür yayıncılarla, yazarlarla, şairlerle görüşüp konuştum, onlara sorular yönelttim. Konuştuğum bir yayınevi sahibi “Bu standı 5000 liraya kiraladık, bugün fuarda altıncı günümüz, henüz kira bedelini toplayamadık, bunu hasılat olarak söylüyorum tabi, kâr olarak değil” dedi.  Ben de “O halde neden fuara geliyorsunuz?” gibi saçma bir soru surdum. Yayıncı “yayınevimizi, yayınlarımızı, yazarlarımızız tanıtmak, piyasayı yakından takip etmek, ilişkileri geliştirmek” gibi birtakım gerekçeler saydıktan sonra, nakliye ve günlük masrafları da ilave ettikten sonra “aslında zararına hamallık yapıyoruz, ne yazık ki her alanda olduğu gibi bizim işimizde de parayı aracılar kazanıyor” dedi.

           Bir başka stantta gerek yayın dünyasında gerekse görsel medyada isim yapmış, hâlihazırda yayınlanmış sekiz eseri bulunan bir yazarla uzun süre sohbet ettim. Yanında oturduğum süre zarfında hemen hemen hep boş oturdu, bir ara tesettürlü bir öğrenci kendisine bir kitap imzalattı. Yazarın kitapları daha çok Atatürkçü ve laik kesime hitap ediyor. Bu bakımdan olsa gerek bana döndü “Azizim yıllardır çeşitli platformlarda kitaplarımı imzaladım, ilk kez bir tesettürlü bayan bana kitap imzalattı, hayret!” dedi. Ben de kendisine espri olsun diye “Hitap ettiğiniz potansiyel müşteri profilini ve kalıbını değiştiriniz ve önyargılarınızı güncelleyiniz” dedim. Tabi Einstein’in önyargıları parçalamanın atomu parçalamaktan daha zor olduğuna ilişkin o meşhur sözünü de hatırlattım!

           Dikkatimi çeken başka bir husus ise kitap fiyatlarındaki farklılık ve tutarsızlıktı. Yani yayınevine göre kitap fiyatları da değişiyordu sanki. Bu kendi kendime izah edemediğim bir durum oldu benim için. Örneğin bir yayınevi ortalama her biri 300 sayfalık iki romana toplamda 20 lira alırken, başka bir yayınevi aynı ebat ve ölçekteki iki kitaba bunun iki katından daha fazla ücret aldı.  İşin tekniğine ve teknolojik boyutuna o kadar vakıf değilim ama kâğıt cinsinin ve forma sayısının fiyatta belirleyici olduğunu düşünüyordum! Kendi imkânlarıyla kendi kitabını çıkarmış, şu veya bu şekilde bir standın ucunda yer bulmuş, eşe dosta kitabını imzalayanların da ne verirsen almaları da ayrı bir durum tabi!

          Kitap ve yayın dünyasının en talihsizleri şairlerdir sanırım. En çok kendi imkânlarıyla kendi şiir kitabını çıkarıp, kitap fuarlarında imza günü düzenleyen şairlerin durumu içler acısı ve düşündürücüdür gerçekten. Ben şahsen en az kırk yıldır her hafta olmasa bile her ay mutlaka birkaç kitaba para veren bir okuyucuyum. Ancak uzun yıllar boyunca hiç şiir kitabı satın aldığımı hatırlamıyorum. Bana ulaşan şiir kitapları hep bu tür imza günlerinde şaire bir katkımız olsun kabilinden aldığımız kitaplardır. Zira -özellikle günümüzde- herhangi bir şairin şiirine zaten internet ortamında ulaşabiliyorsunuz. Bu bakımdan şiir kitabı almanın bir mantığı kalmıyor, dolayısıyla doğal olarak imza günlerinde alınan şiir kitaplarının da satın alanlar tarafından okunduğunu ya da okuyucusuna ulaştırıldığını sanmıyorum.

           Zaten günümüzde hiçbir yayınevi şiir kitabı basmamaktadır, bu çok tanınmış bir şairin şiirleri olsa bile! Geçmişte de mi böyleymiş merak ediyorum doğrusu, bu durumda şair okuyucuya nasıl ulaşacak? Özellikle şiirin esas okuyucuya, yani okul ve öğrenciye ulaşmadığı sürece tanınma ve okunma imkânı bulunmamaktadır. Geçmişten günümüze ulaşan edebiyatımızın mihenk taşları niteliğindeki şiirler de mutlaka devlet desteği ile bugünleri ulaşmış olmalıdır. Bu bakımdan diğer kitaplarda olduğu kadar şiir kitaplarının da okul ve öğrenci ortamına ulaşmasına Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığının bir teşviki ve katkısı olması lazım gelir, diye düşünüyorum. Aksi takdirde sadece imza günlerinde sınırlı sayıda eş dost tarafından satın alınan şiir kitaplarının şiirimizin gelişimine ve şairin tanınmasına bir katkısı olacağını sanmıyorum. Çünkü bu şekilde şiir kitabı alanlar zaten o şairi ve şiirini bilen, tanıyan insanlardır.

             Netice olarak elbette kitap fuarları şu veya bu şekilde okuma kültürünün gelişmesine büyük katkılar sağlamaktadır. Lakin fuar alanına giriş gişelerinde oluşan uzun kuyruklar, fuar alanındaki stantlara yansımadığı sürece beklenen amaca ulaşmış olmayacağız. Her fırsatta okumanın öneminden bahsetmekle okuyan ve okuma alışkanlığı kazanmış bir toplum olamıyoruz ne yazık ki! Ülke olarak kitap okuma sıralamasında gelişmiş ülkelerin tamamının gerisinde bulunmamız, bu mecrada daha çok yol kat etmemiz gerektiğini gösteriyor.

            13. Ankara Kitap Fuarında dikkatimi çeken başka bir husus da “kişisel gelişim” kitaplarının çokluğu oldu. Gerçekten bu kadar çok kişisel gelişim kitabının yayınlanmasına zemin hazırlayan bir talep var mı memleketimizde, çok merak ediyorum doğrusu. Sık sık seyahat ettiğimden, mola yerlerindeki dinlenme tesislerinde bu kişisel gelişim kitaplarının çokluğu hep dikkatimi çeken bir durumdu. Fuarı gezip görünce bu yöndeki kanaatim pekişti, fakat bu alandaki arz/talep durumuyla ilgili bir fikrim yok.

            Fuara ilişkin bir başka gözlemim ve kanaatim ise “Ülkemizde yazar sayısı okuyucu sayısını geçmiş” gibi geldi bana! Açıkçası bu kadar çok yazarın olduğu bir ülkede yaşamak bir şans olsa gerektir.

            Her şeye rağmen okumanın ekmek gibi, su gibi, hava gibi bir ihtiyaç olduğuna inananlardanım. Herkese iyi okumalar diliyorum!




Kaynak: Ali Rıza Atasoy

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 461 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MİSAFİR KALEMLER Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI