escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...



Metin DEMİRCİ'nin
Tarih: 21-12-2017 21:14:45 Güncelleme: 15-03-2018 21:25:45 + -


Okuyucuyu içine çeken bu güzel şiiri nefesleriniz kesilerek okuyacaksınız.

facebook-paylas
Tarih: 21-12-2017 21:14

Metin DEMİRCİ'nin

TAHLİL: ÇELEBİ ÖZTÜRK

Metin DEMİRCİ: Kendisiyle çok yakından tanışıklığımız olmayan bir şair. Tek bildiğim Çorum’da yayınlanan “aşkın e hali” dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptığıdır.

 

SEVMEK

anladım uzun geceler kıştan değil yaştan imiş

döne döne gider imiş yıllar meçhule

dağlar aldattırmış gülde bülbülde

sevmeyinen eskir imiş gönüllerde

 

 

el ele diz dize göz göze yüz yüze

gelen gidince giden gelince aynı yere

diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler

sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce

 

 

al al olmuş yanakları yağmurdan

dudakları çatlamış toprak gibi

ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin

bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen

yaz pembe güz pembe toz pembe derken

yine her şey olur

yine bir sevmek kalır sevmeye neden

METİN DEMİRCİ

 

                                 “SEVMEK” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

A-DİL: Sevmek isimli şiirin en belirgin özelliği sade ve anlaşılır bir Türkçe ile yazılmış olmasıdır. Burada şairin Türk diline derin sevgi ve saygı beslediğini anlamak mümkündür. Şair, sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanmakla aslında gelenekçi bir yönünü de ortaya koymaktadır. Zaten geleneklerine bağlı olmayan bir şairin sanatının da bayağı, kısır olacağını bilmemiz gerekir. Aslında şair, dil’i ile evrensel olma yönünde ilk basamağı çıkmıştır! Bu dil ve sadelik ile tüm şiirleri gelecek yüzyılda her yaşta rahatlıkla okunabilir. Şunu söyleyebiliriz ki, şairin herkese hitap etmek istediği anlaşılmaktadır.

 

B-ZAMAN: Birinci kıtanın ikinci mısrasında “döne döne gider imiş yıllar meçhule” mısrasında şairin zaman hakkında takındığı tavrı görebiliyoruz.

 

Yıllar geçtikçe yaşlanır insan, farkında olmadan. Yıllar meçhuldür! Ne getireceği, ne götüreceği bilinmez. “sevmeyinen eskir imiş gönüllerde” derken de zaman hakkındaki düşünceye son noktayı koymaktadır. Zira “eskir” kelimesi bize geçmiş yılları hatırlatmaktadır. Yani burada geçen bir zaman söz konusudur. Biliriz ki, seven asla unutmaz sevileni… Yüzü asla eskimez. Hayalde hep o canlılığı ile durur, hatırlanır. Zaman eskitse de her şeyi, sevilenin yüzü eskimez.

 

Şiirde mistik bir hava mevcuttur. Teşbih sanatı kullanılmış ve gizli ifadeler vardır. “diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler” mısrasında huri, bilindiği gibi cennetteki güzeldir. “sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce” mısrasında ki “sevgili” beşeri anlamda bir sevgili olmakla birlikte, Tanrı’da ifade ediliyor olabilir. Şairin mâna bakımından çok derin ve gizli bir ifade ve okuyucuyu mısranın derinine çeken imge kullanmış olması, buradaki sevgilinin kim olduğu konusunda bizi şaşırtmakla birlikte, sanki Tanrı’dan bahsedildiği konusunda bir yargıya sevkediliyoruz.

 

Bilindiği gibi divan şiirlerinde bu tip gizli ifadeler çok sık kullanılmakta ve teşbih sanatları daima ön plana çıkmaktadır.

 

Sevmek şiirinde şair, mevcut zamandan (içinde yaşanılan) söz etmesine rağmen, Tanrı’ya ulaşmaya çalışılan bir zamanın varlığından söz ediliyor gibi bir ifade söz konusudur. Burada bahsedilen, içinde yaşanılan zamana ait şeyler olmakla birlikte, Tanrı’nın kendisi gibi bir düşüncede mevcuttur.

 

diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler

sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce

 

mısraları içinde yaşanılan zamanın kendisi olmakla birlikte, öteki âleme ait zamandan bahsediyor ihtimalini de kuvvetlendirmektedir.

 

bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen

bu mısra öne sürdüğümüz fikri desteklemektedir.

 

C-MEKÂN: Sevmek şiirinde, beşeri mânada sevgiliye duyulan özlem ifade ediliyormuş gibi görünse de, şairin, aslında sevgiliye ulaşmak için mekânı aşma duygusu içinde olduğunu görüyoruz.

 

“sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce” mısrasında mekânı aşma hayali vardır.

 

bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen

yaz pembe güz pembe toz pembe derken

yine her şey olur

 

 mısralarında bu düşünce daha kuvvetli olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Sevmek şiirinde şairin asıl derdi, içinde yaşadığı dünya ile ilgilidir.

 

Şiirin ilk dörtlüğünde zaman ve mekân arasında ilişki kurulmaktadır. Zamanla saçları beyazlayan şairin, içinde yaşadığı dünyada, fiziki görüntüsünde meydana gelen diğişikliğe atıf söz konusudur. “gelen gidince giden gelince aynı yere” mısrasında şairin asıl düşüncesi, içinde bulunduğu zamanda gidip gelen sevgililerin kalbinde yer almasıdır. Buradaki mekân şairin kalbidir. Ancak İslâm felsefesine göre kabul gören “topraktan gelip toprağa gitme” inanç ve düşüncesini de aklımıza getiren bu mısra, bizim, toprağı düşünmemizi de zorlamaktadır. İlk dörtlükte, mekân olarak şairin içinde yaşadığı dünya gözlemi vardır. Ancak şiirin devamında mekânın sevgili özlemi ile değiştiğini görüyoruz.

 

Şair, sevgilinin düşüncesi ile mekânı aşma arzusundadır.

 

D-İNSAN: Şiirdeki insanın, “diyeceğim o ki” söz grubundan da anlaşılacağı gibi şairin kendisi olduğu kuvvetli bir şekilde vurgulanıyor. Burada Ben’lik duygusunun öne çıktığı görülüyor ki, bu da şiire bir lirizm katıyor.

 

al al olmuş yanakları yağmurdan

dudakları çatlamış toprak gibi

 

mısraları incelendiği zaman şairin Ben’lik duygusunun aşırı derecede öne çıktığı görülecektir. Zira, yağmurda yanağın al al (kırmızı ve/veya pembeleşme şeklinde bir renge bürünme) olması söz konusu olmadığına göre burada çok gizli ve kuvvetli bir sevgiye özlemin ifadesi mevcuttur. Bu ifade, kendini ağlamak şeklinde göstermektedir. Burada, yanağın yağmurdan al al olmasını, şairin ağlamaktan yüzünün kızarması şeklinde anlamak gerekiyor. Dudakların toprak misali çatlaması da bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Hatırlayalım; toprak ancak susuzluktan kurur. Toprağa can veren şey su’dur. İnsanında yaşamasını sağlayan şey yine su’dur. Toprak ve insan gibi iki farklı varlığın yaşaması için elzem olan şeyin özelliğine dikkat ediniz! Buradan anlaşılması gereken susuzluk sevgiliye olan özlem olsa da, Tanrı’ya duyulan sevgi ve özlemi de aklımıza getirmektedir. Yani, o’na kavuşmanın özlemi mecazi olarak ifade ediliyor gibi bir düşünceye sevk ediliyoruz. Buradaki susuzluk, sevgiliye özlem olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle şair perişandır! Bu da Ben’lik duygusunu öne çıkarmakta ve şiire lirik bir ifade katmaktadır.

 

“sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce” mısrasında şair, tasavvufi anlamda bir arzu ve istekle karşımıza çıkmaktadır.

 

Şiirde ifade edilen insan hem şairin kendisi, hem de sevgilidir.

 

E-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Sevmek şiirini, şiir okumuş olmak için okuyup geçtiğiniz zaman şiirdeki duygu ve düşüncenin tamamen beşeri bir aşk söyleminden ibaret olduğu kanısına varabilirsiniz. Böyle düşünmek doğaldır: Zira bir şiirdeki gizli mana ve kuvvetli tasvirleri bulup ortaya çıkarmak için şiir bilgisine sahip olmak gerekir. Bu mana da, bu şiiri beşeri bir aşk şiiri olarak okuyup geçen okuyucu bu tahlili okuduktan sonra şaşırabilir ve “biz şiiri bilmeden okuyormuşuz!” düşüncesine kapılabilir.

 

Sevmek şiirinde öne çıkan ana tema, sevgili ve özlemidir.

 

Şairdeki duyuş farklı bir dil ile anlatılmakta ve sevgilinin Tanrı olduğunu düşünmemize sevketmektedir.

 

Yıllar insanı yaşlandırır. İnsanın sadece içyapısında değil, fiziki yapısında da değişikliklere neden olur. Yüzünde çizgiler oluşur, derisi sarkar, saçları beyazlar… Birinci kıtada “anladım uzun geceler kıştan değil yaştan imiş” mısrasında bu düşünceye atıfta bulunulmuştur. Saçları beyazlayan şairin, saçlarında meydana gelen bu değişikliğin (beyazlığın) kar olmadığı ve bu beyazlığın kış mevsimi ile de bir ilgisinin bulunmadığı, ancak yaş ile ilgili bir düşüncenin söz konusu olduğunu görüyoruz. Şair bunu zaman içerisinde anlamıştır. “Geceler” kelimesinden anlamamız gereken gece değil, gün’dür. Geçen günler şairin saçlarında beyazlığa neden olmuştur. Bu beyazlık yaşla ilgilidir. Yani şair gün geçtikçe yaşlanmıştır. “döne döne gider imiş yıllar meçhule” mısrasında da bu duruma atıf söz konusudur. Yıl (sene) yerinde durmaz ve ne getireceği de bilinmez. İnsan ömründe gelecek meçhuldür aslında. Bilinen tek şey; insanın fiziki yapısında meydana gelecek değişikliklerdir.

 

dağlar aldattırmış gül de bülbül de

sevmeyinen eskir imiş gönüllerde

 

Ne gül sadece dağ da, bahçede, bağ da yetişir, ne de bülbül sadece bu yerlerde bulunur. İkisi de her yerde bulunabilirler. İkisinin de temsil ettiği tek şey güzelliktir. Üçüncü mısrada “dağlar aldattırmış” söz grubunda gül ve bülbülün geçen zamanın farkına varmayarak aldanışları söz konusudur. “anladım uzun geceler kıştan değil yaştan imiş” mısrasında da şair aldanışını dile getirmişti. İnsan olarak şair, duygu ve düşünceleri (hisleri) olan, bu özelliğiyle canlı varlıklar arasında en büyük özelliğe sahip bir varlıktır. O’nun zamana aldanışı saçlarında meydana gelen değişiklikle tasvir ediliyor. O’nu aldatan, geçip giden mevsimler, günlerdir. Gül ve bülbülün de zaman karşısında aldanışı söz konusudur. Onları aldatan dağlarda geçen zamandır. Gül de, dağlarda geçen zamanın farkına varamamış ve zaman içinde solmuştur. Bülbül içinde aynı durum söz konusudur.

 

Zaman Bölümünde açıkladığımız gibi, “eskir” kelimesi bize geçen yılları hatırlatıyor. Zaman herşeyi eskittiği gibi sevmeyi de eskitmektedir. Geçen yıllar sadece insanın dış görüntüsünde değişikliğe neden olmuyor, insanın içyapısında da bir takım değişiklikler meydana getiriyor. Zamanla insanın duygu ve düşünceleri değişebiliyor. Herhangi bir şey veya varlık veya sevgili hakkındaki duygular değişebiliyor. O kişi hakkındaki düşünceler erozyona uğrayabiliyor! “sevmeyinen eskir imiş gönüllerde” mısrasında bu düşünceyi görebiliyoruz.

 

el ele diz dize göz göze yüz yüze

gelen gidince giden gelince aynı yere

 

 İkinci kıtanın birinci mısrasında sevgili ile bir durumun ifadesi vardır. “el ele diz dize göz göze yüz yüze” geçen bir zaman söz konusudur. İnsan coğrafyasında gidenler ve gelenler bir tek yerde bulunurlar! Bunu “insan kalbi” olarak yorumlamamız sanırım yanlış olmayacaktır. Ancak “gelen gidince giden gelince aynı yere” mısrası bizi, tasavvufi bir düşünceye de zorlamaktadır: O da kesin bir ifade ile “topraktır.” İslâm felsefesine göre insanlar topraktan gelip toprağa giderler! Mecazi anlamda, bu mısranın bizi bu düşünceye sevkettiğini görüyoruz.

 

 Şiirin en ilgi çekici bölümü de ikinci kıtadan başlamaktadır. Üçüncü mısradan itibaren her ne kadar beşeri sevgiliden söz edildiğini anlasakta, ilahi sevgilinin varlığı da kuvvetle aklımıza getiriliyor.

 

diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler

sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce

 

mısralarında ki, bilindiği gibi Türk şiirinde güzel gözlü genç kızlar, kadınlar genellikle ceylan gözlü tarif edilirler, güzel gözlü genç kız ve kadınlara “huri” benzetmesi yapılmıştır. Huri, cennetteki güzel kadınların genel adıdır. Hurilerin gözleri de, yüzleri de çok güzeldir. Dördüncü ve son mısrada belirtilen “sevgilinin” yüzü çok güzeldir. Bu yüzden huri benzetmesi yapılmıştır. Huri kadar güzel olan bütün genç kız ve kadınların da sevgilinin yüzüyle yüzlenmeleri bu yüzden istenmektedir. Şiirdeki bu düşünce, bizi ister istemez tasavvufi bir düşünceye sevkediyor: Tasavvufta, Tanrı’nın insan görüntüsüne şavkı söz konusudur. Giden veya gelen sevgilinin şairde bıraktığı iz, unutulmayacak güzellikte bir sevgili olmasıdır ki, şair “ceylan gözlü huriler” söz grubuyla, tüm güzel kadınların sevgilinin yüzüyle yüzlenmelerini, yani sevgiliye benzemelerini istemektedir. Daha önce de belirttiğim gibi, tasavvufi anlamda bir arzu ve istek görülmektedir.

 

Üçüncü ve son bölümde sevgiliye duyulan özlemin aşırı duygu yoğunluğu ile dile getirilişi var.

 

al al olmuş yanakları yağmurdan

dudakları çatlamış toprak gibi

 

mısralarında Ben’lik öne çıkmaktadır. Şiirdeki “Ben”’lik duygusu şairin içinde bulunduğu halati ruhaniyesi hakkında da fikir veriyor: Şair, sevgilinin özlemi ile yanmaktadır. Yağmurda yanağın al al olması söz konusu olamayacağına göre, burada çok gizli ve kuvvetli bir imge mevcuttur. Buradan anlamamız gereken şairin ağlaması şeklinde bir ifadedir. Burada, yanağın yağmurdan al al olmasını, şairin ağlamaktan (kırmızı ve/veya pembeleşme şeklinde bir renge bürünme) yüzünün kızarması şeklinde anlamak gerekiyor. Dudakların toprak misali çatlaması da bu düşünceyi kuvvetlendirmektedir. Toprak ancak susuzluktan kurur. Toprağa can veren şey su’dur. İnsanında yaşamasını sağlayan şey yine su’dur. Toprak ve insan gibi iki farklı varlığın yaşaması için elzem olan şeyin özelliğine dikkat ediniz! Buradan anlaşılması gereken susuzluk sevgiliye olan özlem olsa da, Tanrı’ya duyulan sevgi ve özlemi de aklımıza getirmektedir. Yani, o’na kavuşmanın özlemi mecazi olarak ifade ediliyor gibi bir düşünceye sevk ediliyoruz. Buradaki özlem, susuzluk olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle şair perişandır! Bu da Ben’lik duygusunu öne çıkarmakta ve şiire lirik bir ifade katmaktadır.

 

 3. 4. ve 5. mısralarda beşeri anlamda bir sevgili ile birlikte, çok kuvvetli imgelerle tasavvufi anlamda Tanrı’da sevgili olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

3. Mısrada “ “eskimiş elbise” söz grubunda ifade edilen elbisenin eskimesi beşeri anlamda eskime, kullanılmayacak durumda olması değildir. Dedim ya, şair kuvvetli tasvirler kullanmaktadır. Şiirde çok gizli, derin manalar vardır. Burada sözü edilen elbise, insan teni, derisidir! Yıllar geçtikçe insan teni de farklılaşır, derisindeki dirilik, canlılık kaybolur, rengi değişir! Ancak şairin umutsuzluğa kapılmadığı gibi, bir umursamazlık içinde olduğunu görüyoruz. Bunu da “ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin” mısrasında “ne olmuş” söz grubunda boş verme, dikkate almama ve umursamama şeklinde göstermektedir. Çünkü biliyor ki, Tanrı istediği herşeyi istediği an yapar. O’nun için gelmiş, geçmiş, ezel, ebedi diye bir sınır yoktur. Bunu da “bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen/yaz pembe güz pembe tozpembe derken/ yine her şey olur” mısralarında açıkça dile getirmektedir.

 

Şairin, sevmek şiirinde çağdaş düşünceye göre bir duygu ve düşünce içinde kendini aşma çabası ve fikri içinde olduğunu görüyoruz. Kâinatı yaratan Tanrı’nın kendisidir. Bu nedenle her şeyin sahibi olan Tanrı insanın varlığında seviliyor diyebiliriz. O’nun kudreti her şeye kadirdir. İnsan o kudret karşısında aciz kalmaktadır.

 

Hiçbir şey, hiçbir kimse nedensiz sevilmez, sevilemez. Sevmenin kesin bir dille nedeni vardır. Bunu da “yine bir sevmek kalır sevmeye neden”mısrasında yine üstü kapalı gizli ve derin mana ifade eden kelimelerle ifade etmektedir. Zaman her şeyi alır götürür. İnsan kalbinde kalan tek şey sevmektir. Sevmenin bıraktığı izdir. O iz her şeyi canlı tutar.

 

F-KENDİNİ AŞMA: Bir şairi ve eserlerini yakından tanımadan, o’nun sanatsal kişiliği hakkında bilgi sahibi olmadan sadece kısa bir şiirine göre değerlendirebilmek oldukça güçtür. Şairin diğer eserlerinde hangi duygu ve düşünce çerçevesinde kendini aşmaya çalıştığını bilmek, incelemek gerekir.

 

Bu eksikliğimize rağmen kendimizi zorluyoruz: Şair, “al al olmuş yanakları yağmurdan/dudakları çatlamış toprak gibi/ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin/bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen/yaz pembe güz pembe tozpembe derken/yine her şey olur/yine bir sevmek kalır sevmeye neden” mısralarında sevgiliye duyulan sevginin, özlemin acizliği ve çaresizliği içinde görülürken, aynı zamanda Tanrı’nın kuvvet ve kudretini de dile getirmektedir. Bahsi geçen “eskimiş elbise” söz grubu, beşeri anlamda elbise değildir. Şiirde çok gizli, derin manalar vardır. Burada sözü edilen elbise, insan teni, derisidir! Şair, derin anlam içeren tasvirlerle kendini aşmaktadır. Bunu da “ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin”mısrasında “ne olmuş” söz grubunda boş verme, dikkate almama ve umursamama şeklinde göstermektedir. Çünkü biliyor ki, Tanrı istediği her şeyi istediği an yapar. O’nun için gelmiş, geçmiş, ezel, ebedi diye bir sınır yoktur. Bunu da “bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen/yaz pembe güz pembe tozpembe derken/ yine her şey olur” mısralarında açıkça dile getirmektedir. Aynı zamanda şairin iman kuvveti kendini göstermektedir.

 

Şairin, çağdaş duygu ve düşünce içinde kendini aşma çabası ve fikri içinde olduğunu görüyoruz.

 

G-ANLATIŞ TARZI: Bilindiği gibi, serbest tarz şiirin yazımında belli bir kural yoktur. Bir kurala bağlı olmaması nedeniyle basit ve kolay görünür. Hâlbuki gerçek böyle değildir. Kurala bağlı şiirler çok kolay yazılırlar. Önemli olan kuralı iyi bilmektir. Serbest tarz şiirlerde gerek kelime seçimleri, gerek konu seçimleri ve gerekse kurgunun hiç bozulmadan baştan sona kadar aynı şekilde götürülmesi zordur. Çok iyi şairler dışında bunu gerçekleştiren pek yoktur.

 

 Türk Milleti şair ruhludur! Sokakta kime sorsanız şiir yazdığını söyler. Ancak yazılan yazılara baktığınız zaman şiir olmadığını, kötü nesirden ibaret karalama olduğunu görürsünüz! Serbest tarz şiirlerin belli bir kurala bağlı olmaması nedeniyle serbest tarz şiir yazımında patlama yaşanmaktadır. Seviyesiz, disiplinsiz ve kötü karalamadan öte geçemeyen bu yazımlar (dikkat edilirse şiir demiyorum) Türk şiirine büyük zarar vermektedir. Bu tür şiir yazdığını zannedenler, kelimelerin yan yana getirilerek, sözcüklerin alt alta sıralanmasıyla şiir yazdıklarını zannetmektedirler. Buradan onlara şöyle seslenmek istiyorum: Kendinize eziyet etmeyin! Lütfen yazmayın. Lütfen Türk şiirine zarar vermeyin.

 

Serbest tarzın kurallı şiir olan hece vezninden daha zor olduğu malumdur. Bu tarzla şiir yazan bir şairin hece veznini, aruz veznini çok iyi bilmesi gerekir. Serbest tarzın kendine göre bir kuralı vardır. İşte bu şiirde serbest tarzın kendine has kuralını görmek beni sevindirdi açıkçası.

 

anladım uzun geceler kıştan değil yaştan imiş - a

döne döne gider imiş yıllar meçhule - b

dağlar aldattırmış gül de bülbül de - b

sevmeyinen eskir imiş gönüllerde - b

 

 

el ele diz dize göz göze yüz yüze - a

gelen gidince giden gelince aynı yere - a

diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler - b

sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce - a

 

 

al al olmuş yanakları yağmurdan - a

dudakları çatlamış toprak gibi - b

ne olmuş yani eskimişse elbisesi sevgilinin - a

bir terzi ki ol der oldurur astarın yüzün hemen - a

yaz pembe güz pembe toz pembe derken - a

yine her şey olur -c

yine bir sevmek kalır sevmeye neden - a

 

Birinci kıta; a-b-b-b, ikinci kıta; a-a-b-a, üçüncü kıta; a-b-a-a-a-c-a kafiye örgüsü ile yazılmıştır. Serbest tarz şiirde böyle bir kafiye örgüsü görmemiş olanlar için şaşırtıcıdır! Hâlbuki Gelenek ve İkinci Yeni Şiirleri incelendiğinde Sezai Karakoç’un şiirlerinde de bu yöntem görülür.

 

Birinci kıta birinci mısrada; sık sık tekrar edilen n harfi şiirde ritmi kuvvetlendirmiştir. Yinelenen t-l-m harfleri ile iç sesleri oluşturan a-u-e-i harfleri şiire ahenk vermiştir. İkinci mısrada; d-l-m ve ö-e--i sesleri de şiirdeki musiki havasını kuvvetlendirmektedir. Üçüncü mısrada; d-t-l ve a-ı-ü-e sesleri, dördüncü mısrada; s-m-n-l ve e-i sesleri şiirin ritim ve ahengini kuvvetlendiren seslerdir.

 

İkinci kıtanın birinci mısrasında; l-d-g-z ve e-i-ö-ü sesleri, ikinci mısrada; g-d-l-c-y-n ve e-i sesleri, üçüncü mısrada; y-c-m-l ve e-i ve birbirine yakınu-ü seslerinin kullanılması, dördüncü mısrada; s-l-y-g-z-n ve e-i-ü sesleri,

 

Üçüncü kıtanın birinci mısrasında; l-m-y-n-r ve a-u sesleri, ikinci mısrada; d-l-t ve a-ı-i sesleri, üçüncü mısrada; n-m-s-l-n ve e-i sesleri, dördüncü mısrada; t-r-n ve e-a-o-u-ü seslerinin, beşinci mısrada; z-b-m ve e sesleri ve son mısrada; n-v-r ve i-e seslerinin sık sık yinelenmesi şiire anlam katmış, biçim ve ritim olarak şiire zenginleştirerek musiki havası vermiştir.

 

Serbest şiirde kurgu, duygu ve düşüncelerin ifade ediliş tarzı, seçilecek kelimeleri bulmak ve yerinde kullanmak zordur. Deyim yerinde ise, kelimelerle top gibi oynamak gerekir! Şairin incelediğimiz sevmek isimli şiirinde birden fazla mısraların ikiye, hatta üçe bölünebildiğini görüyoruz. Bölünebilin bu mısraların kendi içinde ayrıca bir beyit ya da mısra oluşturduğunu, bunlarında kendi içinde yer yer yarım kafiye taşıdığını görüyoruz.

 

yaştan imiş…./ yıllar meçhule

dağlar aldattırmış…./ gül de bülbül de

el ele /diz dize/göz göze/ yüz yüze

 

 

gelen gidince/ giden gelince/ aynı yere

 

Görüldüğü gibi hem kendi içinde bölünebildiği gibi, aynı zamanda da yarım ve tam kafiye örgüsü taşımaktadır.

 

Okuyucuyu biraz daha şaşırtalım ve serbest tarzda da bunlar olur mu? dedirtmeye devam edelim!

 

el ele = 3 hece– diz dize = 3 hece– göz göze = 3 hece– yüz yüze = 3 hece

gelen gidince = 5 hece– giden gelince = 5 hece

diyeceğim o ki tüm ceylan gözlü huriler =14

sevgilinin yüzüyle yüzlensinler güzelce =14

 

şiirin ikinci kıtasının üçüncü ve dördüncü mısraları 14’lü hece vezni ile yazılmıştır.

 

Şiiri incelediğimizde şairin hem kendisi, hem sanatı hakkında bilgi sahibi oluyoruz aslında. Şiirin her mısrasının kendi içinde ikiye, üçü bölünüyor olması, bunların kendi içinde yarım kafiye düzeneği ile ve hece vezni ile yazılmış olmaları, bize şairin serbest tarzı basit görmediğini, hece veznini bilerek şiirinde uyguladığını anlıyoruz.

 

Şiirlerinde kafiye örgüsünü sıkça kullandığı izlenimini edindiğimizi de söyleyebiliriz. Sevmek şiirindeki meçhule, bülbül de, gönüllerde, yüz yüze, güzelce, yağmurdan, sevgilinin, hemen, derken, neden kelimelerinde kullanılan yarım kafiye örgüsüne dikkatinizi çekerim.

 

Herkesin anlayabileceği duru bir Türkçe kullanması, ayrıca halk şiirlerinde sevilerek sıkça kullanılan kafiye örgüsü ile şairin, kelimelerle adeta top gibi oynadığını, böylece anlatmak istediği duygu ve düşünce kalıbına zemin hazırlayarak hiç zorlanmadan ustaca dile getirdiğini görüyoruz.

 

Şairin duygu ve düşüncelerinin oluşumunu ifade eden fikirleri dile getirirken kullandığı özelliklere topluca göz atalım.

 

a) Duru Türkçe,

b) Herkesçe anlaşılır olması,

c) Mısraların kendi içinde bir- iki bölüme ayrılıyor olması,

d) Mısraların yarım kafiye örgüsü ile yazılmış olması

e) Mısralarda 14’lü hece ölçüsünün kullanılmış olması

f) Bazı halk deyimlerinin kullanılması

 

“sevmeyinen eskir imiş gönüllerde” mısrası bize, halk arasında sıkça kullanılan şu deyimi hatırlattı. “yad gide gele akraba olur/gidip gelmeyen akraba yad olur/gözden ırak olan gönülden de ırak olur” Bu deyimlerin hepsi eş anlamlıdır. Hepsi de netice olarak aynı manayı ifade etmektedirler.

 

Şair, birinci kıta da hızla kayıp giden yıllardan, ikinci kıta da sevgiliye duyulan özlem ki, bu beşeri anlamda bir sevgili olabileceği gibi, Tanrı sevgisi de olabilir. Üçüncü ve son kıta da ise, Tanrı’nın kuvvet ve kudretini gizli ve derin ifadelerle tasvir etmeye çalışıyor.

 

Sevmek şiirini okurken zevk aldığınızı hissedeceksiniz. Bu zevki veren unsurlar şiirdeki sadelik, ahenk ve duygu yoğunluğudur.

 

Şiirin teknik unsurlarını meydana getiren özellikleri bilerek ve anlayarak okunması halinde daha bir zevk alınacağı muhakkaktır.

 

Sevmek şiirinde musiki havası vardır. Türk Halk Edebiyatının Türkü türünün zevkini yaşatmakta olan sevmek şiiri, aynı zamanda serbest tarz şiirlerin hece vezninde olduğu gibi bir kurala bağlı olarak yazılması halinde şiirin disiplinli, estetik ve daha kuvvetli olabileceğinin sinyalini vermektedir.

 

Şiirdeki konu anlatımı ve kurgusu başarılıdır.

 

Şair, noktalama işaretlerinden hiçbirine başvurmamıştır. Şiirin genel yapısı itibariyle noktalama işaretlerine ihtiyaç duyulmamış olması, şairin duygu ve düşüncelerini ifade ediş tarzındaki kuvveti ve gücü göstermektedir. Şairin büyük harfi de tamamen kaldırdığı görülmektedir. Şiirdeki bu genel yapı okuyucunun edebi duygularına hitap etmektedir.

 

Şiir, ilk bakışta karmaşık bir yapıya sahip gibi gelebilir. Hatta anlatım ve kurgu zayıf gibi görünebilir. Ancak şiirin tahlil kısmında açıklamaya çalıştığımız unsurlar dikkate alındığında, şiirin hiçte zayıf olmadığını, aksine herkesin anlayamayacağı gizli ve çok derin mânâlar ifade eden kuvvetli tasvirler kullanıldığı anlaşılacaktır. Şiir, güçlü bir poetikanın ürünüdür. Nitekim şiirde kullanılan aliterasyon, mısraların kendi içinde ve çapraz ses uyumu, tekrarlanan kelime, ses ve kafiye ile bütünleştirilmiş mısralar, şiirin ne kadar zengin, güçlü ve zevk veren bir musiki havası ile donatıldığını göstermektedir.

 

Sevmek şiiri çok güçlü ve lirik türde yazılmış bir şiirdir.

 

Birinci ve son kıtada Hüsn-i Ta’lil, Tekrir, son kıtada Tecrit sanatının kullanıldığını görüyoruz.

 

Merhum Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın, Yunus’un şiirleri için ifade ettiği gibi, sevmek şiiri tamamen “dil orkestrası” halindedir.




Kaynak: celebiozturk.com

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 1642 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Şiir Tahlili Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI