escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Müzisyen Engin Toprak ile çok özel röportaj
Tarih: 02-08-2018 08:32:46 + -


Müzisyen Engin Toprak, hayat mücadelesini çok özel açıklamalarıyla sadece Mektup Edebiyat’a yaptı.

facebook-paylas
Tarih: 02-08-2018 08:32

Müzisyen Engin Toprak ile çok özel röportaj

Müzisyen Engin Toprak ile çok özel röportaj

Müzisyen Engin Toprak, hayat mücadelesini çok özel açıklamalarıyla sadece Mektup Edebiyat’a yaptı.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Engin Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kimdir Engin Toprak?

ENGİN TOPRAK: 1978 yılı Şubat ayında İstanbul Fatih’te doğdum. Evliyim, 1 kız babasıyım. 12 yıl süren kurumsal hayatımı 2 ay kadar önce noktalayıp üniversite de başladığım müzik ve oyunculuk temalı yolculuğuma kaldığım yerden devam etme kararı aldım, yolculuk sürüyor, Elhamdülillah. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK:

Bize biraz çocukluğunuzdan, öğrenim hayatınızdan bahseden misiniz? Nasıl bir öğrenciydiniz?

ENGİN TOPRAK: Bu Vatan’ın birçok evladı gibi ben de fakir bir evde büyüdüm. İstanbul’da maalesef eski yapıların en alt katlarında bodrum daireler bulunur, öyle ki neredeyse hiç güneş görmez bu evler; işte öyle bir evdi yaşadığımız. Rahmetli Dedem ve babaannemle birlikte yaşıyorduk. Kızkardeşim Belgin benden dört yıl sonra katıldı aramıza. İsimlerimizi o dönemin meşhur artistlerinden esinlenmişler. Aslen Kastamonu’luyuz. Rahmetli dedem, babaannemle birlikte sırtlarında bir döşekle İstanbul’a ilk göçen kuşaktan. Kastamonu’ya yolcu taşıyan mahallî bir firmanın yazıhanecisi -şimdinin acentesi- olduğu için Yazıcı Halit diye bilinirdi. Ben de küçüklüğümden itibaren bu işyerinde çalıştım. Dedemin olmadığı zamanlarda yazıhanede duruyor, yolculara bilet kesiyor, akşam otobüsler hareket ederken sayım, kontrol vesaire işleri yapıyordum. Beş yaşında ilkokula başladım, hep başarılı, çalışkan bir öğrenciydim, teşekkür-takdir belgeleriyle geçerdim sınıflarımı. Bu kararlılık Fatih Ticaret Lisesini bitirip İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesine girmeme dek böyle sürdü. Ticaret lisesindeyken haftada üç gün muhasebe bürosunda staj yapıyorduk, ben devam etmek istemedim muhasebe alanında. Üniversiteye hazırlanırken mağazalarda tezgâhtarlık yapmayı tercih ettim gündüzleri, akşamları ise esenler otogarına gidiyor ve bahsettiğim yazıhanecilik işinin bana biçilen rolünü üstleniyordum. 1999 yılı ise büyük bir dönüşüm yılıydı benim için. Profesyonel olarak sanat kariyerimin başladığı yıl…

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Nasıl oldu bu başlangıç?

ENGİN TOPRAK: Üniversiteye hazırlandığım dönem, kızların ilgisinin böyle çekileceğine kanaat getirip gitar almıştık bir arkadaşımla, böylesi ulvi bir amaçla! başladı müzik kariyerim. – gülüşüyoruz-  Taksimde Pera Güzel Sanatlar adlı bir okul vardı  Muzaffer Çorlu’dan ders aldım bir yıl, sonra klasik müzik yapmanın bana uygun bir şey olmadığını keşfedip arayışlara girmiştim ki bir akrabam beni Beyoğlu’nda müzik yapan Serkan abiyle tanıştırdı. Bana sahneye çıkan yolu öğreten o oldu ve ilk sahne işimi de açtığı “Kutu Bar” adlı mekânda verdi. 1999 yılıydı. Çok güzeldi her şey. Aynı yıl okulun kültür kulübünde tiyatro yapmaya başladım, sahneler benim evimdi artık. Okulun tiyatro kolundaki yönetmeni Tolga (Yeter) bana güvendi ve üst üste üç yıl boyunca başrol verdi; “Yeşil Papağan Limited” , “Bütün Oğullarım” ve “Memur Oğlu Memur” gibi oyunlar… Ayrıca yine Tolga, o dönem kurduğu amatör tiyatrodaki oyunlarda da bana rol verdi. 2000 yılında Hadi Çaman tiyatrosunda da oynadım. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Albüm yapmaya da o dönem mi karar verdiniz?

ENGİN TOPRAK: Evet, müzik ve oyunculuk böyle kol kola ilerliyordu, etrafımdaki herkes bana “albüm yapmalısın sesin çok iyi” diyordu. Ben de yaptığım bestelerimi yapım şirketlerine iletmeye başladım. Ancak filmlerdeki gibi olmuyordu nedense, bin bir güçlükle ulaşabildiğim yapımcılar ağız birliği etmişçesine “çok yeteneklisin ama bu işin maliyetini sen karşılamalısın” diyorlardı! mp3’lerin yayıldığı albümlerin artık satmadığı döneme denk gelmişti benim başvurularım. Büyük bir düş kırıklığı yaşıyordum. Önce etrafımdaki varlıklı kişilere söyledim, ancak onlar bu ticarete girmek istemediler, sonra bir el uzatırlar ümidiyle sanatçılara ulaşmaya çalıştım. Görüştüğüm bir kaç kişi maalesef destek olmadı. Hep çok yaklaşıyordum ama nihayete bir türlü erdiremiyordum. Enteresan bir şekilde engelleniyordum sanki! BRT adlı kanalda, İkbal Gürpınar’ın TV programı için bir orkestra kurduk. Programın adı “İkballe Nane Limon Kabuğu” idi. 4 gün canlı yayın yaptık. Sabah kuşağındaydı sanırım, gelen sanatçı konuklar harikasın diyorlardı, faxlar yağıyordu bizi öven… Ama ne oldu? beşinci gün devlet el koydu kanala! Dersaadet adlı mekanda sahne alıyordum haftada iki gün. Oraya film sektörünün çalışanı çok abimiz gelirdi. Bir keresinde bana bir dizi teklifi getirdiler, senaryoyu verdiler hatta, şu rol senin çalışmaya başla dediler. Ama kanal çekmekten vazgeçti diziyi. Güler misin ağlar mısın?

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sizce neden ulaşamıyordunuz hedefinize?

ENGİN TOPRAK: Annem istemiyordu! –yine gülüşüyoruz- Her iş görüşmesinden önce annemden dua isterdim. “Anne n’olur dua et. Bak bu sefer kesin olacak” diye, “tabi oğlum etmez miyim hiç” derdi annem. Ediyormuş etmesine ama içerik farklıymış. O, benim geceleri eve gelmeyişimden hep rahatsızdı, duası şöyleymiş; “Allah’ım n’olur oğlumu takım elbiseli, elinde çantalı göreyim, şu bankadaki memurlar gibi.” 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Duası kabul oldu sanırım.

ENGİN TOPRAK: Evet. Allah, annemin duasını benimkine yeğledi, iyi ki de öyle olmuş. O dönem sanat yapmanın kıymetine dair farkındalığım çok zayıftı! Ben meşhur olmak istiyordum, çok para kazanacaktım, bir sürü akrabama yardım edecektim, fakir doğmuştum ama zengin biri olacaktım, herkes bana hayran olacaktı. E sanat yapmanın mutluluğu bunun neresinde? Çok bilinçsizdim.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sonrası nasıl gelişti?

ENGİN TOPRAK: Ben okulu bırakmak istedim, işletme okumakla hiç ilgilenmiyordum. Okula, dediğim gibi sadece kültür kulübünün faaliyetleri için gidiyordum, yaşamak istediğimle yaşadığım hayat arasındaki farkı kapamak için alkol ve sigaraya tutunuyordum. Haldun Dormen tiyatrosunda Müzikal Drama Workshop’una katılmıştım, o dönem konservatuardan hocalar da vardı kursta. Onların sözleriyle de yeteneğimi tescilleyince konservatuara gitme arzum tavan yaptı. Annemle sıkı bir mücadeleye giriştik. Annem okuma yazma bilmez, babası göndermemişti köyde. Bunun ezikliğiyle olsa gerek; ben ve kardeşimin okuması meselesi çok hayatiydi onun için, o işletmeyi bitir ne yaparsan yap diyordu, ama ben bitirmek istemiyordum ki, sonunda anne sütü galip geldi ve sanırım ben de korktum okulu bitirmemekten, o döneme dek gelen alışkanlıklarımın verdiği hissiyatla güvenli olanı seçtim ve okulu yedinci yılında günde üç dört finale girecek bir tempoyla tamamladım. Askere gittim, dönünce altı ay kadar Kastamonu’da dedem ve babaannemle yaşadım. Derken İstanbul’a dönüp bir kaç girişimde daha bulundum lakin olmadı, olmuyordu. Ben de direnecek takat kalmamıştı ve küsüverdim müziğe, oyunculuğa, sanata…Bir çok iş yaptım, sokaklarda el ilanı dağıttım, bir kargo şirketinde kuryelik yaptım, derken bankacılık başladı.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Bankacılığa ayak uydurabildiniz? Netice de zor meslek ve üstelik hayallerinizin dışında…

ENGİN TOPRAK: Aslında çok kolay oldu. Çünkü yılgınlık vardı, bitmiştim, elimden gelen her şeyi yaptığıma inanıyordum. Sanat kariyerim için çok uğraştım ama olmadı.  Benim ait olduğum yer bu kurumsal alandı ve ben bunun için doğmuştum! Müzikle geçen yıllarıma kahrettim hep. Okulumu adam gibi okusaydım böyle olmazdım, yönetici olurdum gibi düşünceler üretiyordu zihnim.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Yapmanız gereken işin bankacılık olduğuna karar verip herhalde hayalleri gömdünüz! Peki, sonra ne oldu?

ENGİN TOPRAK: Sonra evlendim. Kızım doğmazdan önce, görüp etkilenmesin, benim gibi hülyalara dalmasın diye gitarımı evden kovdum! Yıllarım heba olmuştu ve suçlusu gitardı! Yükselmek istiyordum, sınavlara giriyor belgeler alıyor, çok çalışıyordum. Maaşım da unvanlarım da gitgide yükseliyordu. Her şey zahiren iyi görünüyordu ama, yok evren buna izin vermeyecekti!

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Yoksa yeniden hayallerinizin peşine mi düştünüz?

ENGİN TOPRAK: Her insan gibi evliliğimi borçla yapmıştık. Kızımız doğunca, onunla daha fazla ilgilenebilmek için eşim işi bıraktı. Standardımız kaldığı yerden sürdü, borçlar gün geçtikçe arttı, faiz üstüne faiz yüklendik, maaşım da artıyordu, bu nedenle kafama takmıyordum. Ancak kızımın geleceğini düşündükçe kaygı bozukluğu meydana geldi. Panik ataklar yaşamaya başladım. Kimseyle konuşamıyor, baş başa kalamıyordum. Ben ki muhabbet etmeyi çok seven biriydim ama insanlardan kaçıyor -tabirimi mazur görün- kendi hirama çekiliyordum. Her şeyden, kaçmaya çalışıyordum. Artık sadece film izlerken mutlu olabiliyordum, o da film kadar kısa sürüyordu.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Peki, tedavi olmak için bir girişimde bulunmadınız mı?

ENGİN TOPRAK: Tedavi ararken enerji dünyasıyla tanıştım. Bioenerji, access bars, olumlamalar derken, bunun aslında bir doğum sancısı olduğunu farkettim. Ben gitmem gereken yolda değildim, bir tali yola sapmıştım ve ana yola tekrar dönmeliydim. Borçlanarak bir gitar aldım ve bir şan hocasıyla çalıştım bir yıl kadar. Sesimin yerinde olduğunu görüp rahatladıktan sonra single hazırlıklarına başladım..ve nihayet yirmi yıllık düşüm gerçekleşti; “Sevenler Anlar” adlı ilk single çalışmamı çıkarabildim, elhamdülilah..

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Şimdi neler yapıyorsunuz? Geleceğe dair ne gibi hedefleriniz var?

ENGİN TOPRAK: Single çıktıktan sonra tüm cesaretimi toplayıp kurumsal hayata bir nokta koydum. Allah utandırmasın. Huzurum, sıhhatim yerinde. Sahnelerde olacağım. Şimdilik genelde sosyal medyadayım, ev kayıtları yapıp sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum. İlgi görüyor, çok güzel geri bildirimler alıyorum. Bunlar bana şevk veriyor. Nefes aldıkça sanat üreteceğim diyorum, besteler yapacak ve paylaşacağım. Çekilmeli dediğim filmler var, inşallah o projelerin gerçek olmasına çalışacağım. Ve tabi halkımla bir arada olacak, onların sesine seslerine ses katacağım, gönüllerinde yer bulacağıma inanıyorum. ”Birlik ve Gelişim” diye adlandırdığım bir dernek kurma hazırlığındayım, bazı sosyal projelerim var, onları yürütebilmek adına bir çatı kuruluş olacak inşallah.. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Genç arkadaşlarımıza hangi tavsiyeler de bulunmak istersiniz?  

ENGİN TOPRAK: Kur’an’ın rehberliğinden asla ayrılmasınlar. Yanlışlar yapsalar ve tali yollara sapsalar bile ana yola dönsünler hep. Kendilerini acımasızca eleştirmesinler, neyi yapmak istediklerini, bu dünyaya hangi şeyi gerçekleştirmek için gelmiş olabileceklerini sorgulasınlar. Mutlaka cevap bulacaklardır. Yeteneklerinin farkında olsunlar ve dirensinler. Mücadele etsinler, yılgınlığa kapılmasınlar, çokça şükretsinler. Yılmadan mücadele ederlerse mutlaka başarılı olurlar. Unutmasınlar ki bu dünyada kendilerinden sadece bir tane var ve dünya yaşamı sadece bir kez sunulmuş, işte bu bir fırsattır.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Size başarılar diliyorum. Röportajımıza katılmanız dolayısıyla verdiğiniz samimi cevaplar için ayrıca teşekkür ediyorum.

ENGİN TOPRAK: İnsanın kendisini tanımlayabilmesi zor. Bu fırsatı bana verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum, çok keyifli bir röportaj oldu.




Kaynak: Çelebi Öztürk

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 2470 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI