escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



ÖMER SEYFETTİN’İN KAFASININ KESİLDİĞİ DOĞRU MU?
Tarih: 19-09-2017 13:56:33 Güncelleme: 19-09-2017 14:23:33 + -


ömer seyfettin'i tanımayanımız yoktur. hepimiz, ilk ya da ortaokul çağlarımızda okuduğumuz hikâyelerinin bazılarını hatırlarız halâ.

facebook-paylas
Tarih: 19-09-2017 13:56

ÖMER SEYFETTİN’İN KAFASININ KESİLDİĞİ DOĞRU MU?

  ZİYAVER SENCAN

       ömer seyfettin'i tanımayanımız yoktur. hepimiz, ilk ya da ortaokul çağlarımızda okuduğumuz hikâyelerinin bazılarını hatırlarız halâ. 36 yıllık kısacık hayatına sığdırdığı duru, yalın bir türkçe ile yazılmış yüzlerce hikâyesi ile milli edebiyat akımının ve dilde sadeleşmenin başını çekmiş bir kültür ve edebiyat insanı olan ömer seyfettin, aynı zamanda kısa türk hikâyeciliğinin de kurucu babasıdır.

       bu yazının ana teması olan 'ömer seyfettin'in ölümünün 'trajedik detayları'' ilk defa yusuf ziya ortaç'ın (1895 - 1967) 'bir varmış, bir yokmuş portreler, (1960)' isimli kitabında yer almış, ancak fazla yankı uyandırmamıştı. ümit bayazoğlu', derin tarih dergisinin temmuz 2014 sayısında yayınlanan yazısında, ortaç'ın söz konusu kitabına referans vererek, bu olayı yeniden gündeme taşıyınca, konuya dair ciddi bir tartışma başladı: çok sayıda gazete, internet sitesi ve blog bu olayı ele alan yazılar yayınladı, konuya dair kayda değer bir farkındalık oluştu. peki, etrafında onca gürültü koparılan ve 'yazarın cesedinin kadavra olarak kullanıldığı ve başının kesildiği' iddialarının ağırlık merkezini oluşturduğu bütün o anlatılanlar gerçekten olmuş muydu acaba?

      Başta efsanevi mizah dergisi akbaba'nın kurucusu ve başyazarı ortaç'ın zikrettiğim kitabı olmak üzere, konuya dair oluşan minik külliyatın dayandığı ve adeta bir 'şehir efsanesi' halini alan bu iddiaları 'otopsiye tâbî tutma'dan önce, ömer seyfettin'in hayatının dair bazı detaylarına göz atmakta fayda var.

       Yusuf  Ziya ortaç ile ilgili görsel sonucu1915'te ittihat ve terakki fırkası'nın önemli kanaat önderlerinden doktor besim ethem bey'in kızı calibe hanım'la evlenen yazarın fahire güner isimli bir kızı olmuştu. ancak, eşiyle anlaşamamışlar ve 1918'de boşanmışlardı. hem bu ayrılık, hem de osmanlı imparatorluğu'nun 1. dünya savaşı'nı savaşı kaybetmesinin neden olduğu üzüntü ve sıkıntı yüzünden geliştiğini düşünebileceğimiz şeker hastalığı yazarın sonunun başlangıcı oldu

       Şeker hastalığı yüzünden aşırı zayıflayan, sürekli olarak da eklem ağrıları ve halsizlik çeken ömer seyfettin doktora her gittiğinde, 1915 - 1920 döneminde ülkemizde henüz bu hastalık bilinmediğinden, rahatsızlığını azdıracak şekerli beslenme rejimi önerileri alıyordu. 23 şubat 1920'de (bugünden geriye baktığımızda şeker komasına girdiğine hükmedebileceğimiz bir klinik tablo ile) haydarpaşa hastanesine kaldırıldığında, seyfettin'in bilinci kapalıydı. son nefesini verene kadar geçen o bilinçsiz döneminde sürekli olarak kızını ve hayatında çok önemli bir yeri olan selânik şehrini sayıklayıp durdu. vefat ettiğinde, yukarıdaki trajedik iddiaların sahiplerine göre, hastane personeli onu tanımadığından ve ziyaretine de hiç kimse gelmediğinden, kimsesizlere uygulanan yöntem uygulandı: ömer seyfettin'in nâşı, tıp fakültesi öğrencilerinin anatomi dersinde kullanılmak üzere kadavra olarak morga teslim edildi. 



       Söz konusu iddiayı dillendirenler, kanıt olarak, ömer seyfettin'in yukarıdaki göğsü ve karnı yarılmış fotoğrafını öne sürmekteler. bu çevreler, aşağıdaki ikinci bir otopsi fotoğrafını da iddialarını desteklemek için kullanmakta. 



       İlk fotoğrafın, tıbben nedeni kesinleştirilmemiş ölüm vak'alarından sonra yapılan rutin bir otopsiye ait olma ihtimalinin hiç de düşük olmadığını düşünüyorum. yukarıdaki ikinci fotoğrafa gelinde, ona dikkatle baktığınızda, bunun başka bir şahsa ait olabileceğini düşünmenize neden olan (şahsın tıraşlı, daha ufak tefek ve cılız olması, otopsiyi izleyenlerin çok farklı olmaları gibi) bazı detayları fark ediveriyorsunuz.

       İttihat ve terakki'nin çok önemli bir kültür kadrosunun, hastanede yattığı 2 hafa boyunca, hiç kimse tarafından tanınması ve bu denli sahipsiz kalması bile yeterince şüphe uyandırıcı bir detay bence.

       Yine kamuoyunu domine eden o hakim kabule göre, nasıl olmuşsa olmuş, ömer seyfettin'in otopsi fotoğrafı (ilk görsel) bir gazete tarafından yayınlanmış (1920'de gazetelerin hastane servislerini dolaşan medikal muhabirleri varmış demek!) ve başta ali canip olmak üzere, arkadaşları hastaneye giderek yazarın kesik başıyla gövdesini almış ve kuşdili’nde mahmud baba haziresinde toprağa vermişler.

       Yukarıdaki iddiaları abartılı (hatta 'şehir efsanesi' kıvamında' bulup şüpheyle yaklaşsam da, ömer seyfettin'in eza, cefa, sıkıntı ve stres dolu bir hayat sürdüğüne katılmamak mümkün değil tabii ki. bununla birlikte, 'kadavra teorisyenleri'nin 'mahmud baba haziresi'nden yol geçmesi yüzünden, nâşının 23 ağustos 1939’da zincirlikuyu mezarlığı’na nakledilmesi' gelişmesini oldukça dramatik bir edayla dillendirmelerini ve bunu ömer seyfettin'in başına gelen 'inanılmaz ve kabul edilemez' aksilikler silsilesinin bir devamı şeklinde takdim etmelerini de abartılı buluyorum doğrusu. pek tabii ki bir nâşın taşınması hoş bir şey değil; ancak, istanbul gibi sürekli büyük imar hamleleri yaşayan bir şehirde, bu türden nakil olaylarına çok sık rastlandığı da bir gerçek. üstelik, aşağıda görüldüğü üzere, her şeyi yerli yerinde ve iyi durumda olan bir kabirde istirahat eden ömer seyfettin'in, mezarı kaybolmuş çok sayıdaki önemli kültür ve sanat insanımıza göre, hiç olmazsa bu bakımdan, talihli sayılabileceğini düşünüyorum.

       Son olarak, yaşadıklarını en iyi bilebilecek durumdaki kişiler arasında olduğunu düşündüğüm yusuf ziya ortaç'ın, 'ömer seyfettin'in nâşına kadavra muamelesi yapıldığı ve bu sırada başının da kesildiği' merkezindeki iddialarına kuşkuyla yaklaşmamı fazlaca cüretkâr bulup, bu tavrımı nasıl temellendirdiğimi sorgulayanlar için minik bir varsayımım var.

       İttihat ve terakki hareketi, hem kemalist kadroların ve hem de onlarla mücadele halindeki mütedeyyin - muhafazakâr kesimlerin ortak hasmıydı. başta enver paşa olmak üzere, ittihat ve terakki'nin bütün unsurları bu hasmane tutumdan üzerlerine düşen payları son 100 yıl içinde yeterince almıştır. ömer seyfettin'in ittihat ve terakki'ye yakın bir kültür insanı olması, ömrünün son yıllarına denk düşen işgal altındaki mütareke yıllarının, onun adına zor geçmesine neden olmuş olabilir. yine bu durum, ölümünü takip eden cumhuriyetin ilk birkaç on yılında (aslında hem dilde sadeleşme tercihi ve hem de öykülerinin içerikleri bakımından dönemin ruhuyla örtüşen bir yazar olmasına karşın) niçin hak ettiği ilgiyi göremediğin de açıklıyor gibi sanki.

        Edebiyatta yer edinmesini en önemli ittihatçılardan ziya gökalp'e borçlu olan, ilk şiir kitabı 'akından akına'nın basım emrini ise (1916'da harbiye nazırı olan) enver paşa'nın bizzat verdiği yusuf ziya ortaç'a gelince, o; (örgütsel irtibatı ve iltisakı konusunda konuşmaya mezun ve ehil değilim, ancak) gönülden ittihatçı olduğuna 'kalıbımı basacağım' birisiydi bana göre. ömer seyfettin'in itibarının iade edilmesi ve hak ettiği ilgiyi, oldukça gecikmiş de olsa görmesi için, dava arkadaşı ve fikirdaşı yusuf ziya ortaç, türkiye toplumsal formasyonu'nun 'bam teli'ne basarak ve kamuoyuna bir şok dalgası vererek insanımızın vicdan ve merhamet hislerini ayağa kaldırmayı düşünmüş olmalı. bunu, belki kitabının yayınlandığı 1960 değil, ama, 2014 sonrasında başarmış gibi gözükmekte ortaç.

https://eksisozluk.com/omer-seyfettinin-kafasinin-kesildigi-dogru-mu--5309426




Kaynak: Ekşisözlük

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 923 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Araştırma/İnceleme Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI