escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Şair Ali Kaybal
Tarih: 14-01-2018 23:29:49 Güncelleme: 16-01-2018 12:40:49 + -


Şair Ali Kaybal ile röportaj....

facebook-paylas
Tarih: 14-01-2018 23:29

Şair Ali Kaybal

 

Şair Ali Kaybal İle Söyleşi

Ali Kaybal, şiirleriyle tanınan, düşüncelerini, kalbinin sesini mısralarda haykıran bir şair. İyi bir şair. Onun şiirlerinde kimi zaman durgunlaşır kimi zaman coşarsınız. O’ vatan, millet, bayrak ülküsünü şiirlerinde en iyi işleyen şairlerden biri. Aynı zamanda aşkı, sevdayı, ayrılığı, kırgınlığı, küslüğü, kuşkusuz insan yüreğinin en derin köşesinde hissetmesini sağlayan bir şair. Onun mısraları, akşamın alaca karanlığında aydınlığınız oluverir. İhanet edene her mısrası hançer gibi saplanır. Saygısızlığa ve seviyesizliğe karşı tahammülü yoktur; her dizesi tokat gibi patlar.

Ali Kaybal’ın Kırıkkaleli olması beni daha çok heyecanlandırır. Onun gibi kaç şair var ki? Hemşerim, Şube Müdürü olarak aynı odada teşvik-i mesaimiz olan yürekli bir insan.

Mektup Edebiyat Dergisi.COM olarak bize zaman ayırdı ve kendisiyle bu güzel söyleşiyi yaptık. Benim için oldukça keyifli bir söyleşi oldu. Umuyorum ki, sizler için de hoşlanacağınız, keyifle okuyacağınız bir yanı vardır.

ŞAİR ALİ KAYBAL İLE SÖYLEŞİ

Ç. ÖZTÜRK: Ali Kaybal kimdir? Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

A.KAYBAL: Ali Kaybal, 1956 Kırıkkale doğumludur. İlk, orta ve lise tahsilini Kırıkkale’de yüksek öğrenimini Bursa İ.T.İ. Akademisini 1980 yılında bitirerek tamamlamıştır. Mezuniyet sonrası muhasebe büro elemanı olarak çalışma hayatına başlamıştır. Ancak içindeki memuriyet hevesi nedeniyle memuriyete geçmiş ve devletin çeşitli kademelerinde, Şef, Müdür, Daire Başkanlığı ve Müfettişlik görevlerini icra etmiştir. Sivil toplum kuruluşlarında ve meslek derneklerinin yönetim kademelerinde görevlerde bulunmuştur.

Ali Kaybal, spor yapmayı, gezmeyi, yazmayı seven sosyal bir insandır. Şair, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Ç.ÖZTÜRK: Sizinle Kırıkkale’de çalışma fırsatı buldum. Bundan duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Ankara’ya geliş öykünüzü kısaca anlatır mısınız?

A.KAYBAL: Sizinle çalışma hayatında aynı odanın havasını teneffüs etmek güzeldi. Bunun memnuniyetini bizlerde gördük ve beraberce yaşadık. Çoğu zaman da aynı çilelere ortak olduk. Senin de bildiğin gibi biz hep düşüncelerimizin mahkûmu olduk. Daha doğrusu düşündüklerimizi sesli düşündük. Bu birilerinin hoşuna gitmedi. Sesli düşünen insanlar sevilmediği için biz de sevilmeden, hep birilerinin gadrine uğradık. Bundan pişman mıyım, asla. Yine aynı ortamlar olsa yine aynı davranışları sergilemekten hiçbir zaman çekinmem. Söyleyeceklerimi yine söylerim.

Siyasetin hızlı aktığı bir dönemde ister istemez adımız politikaya karıştı. Keskin Hastane Müdürlüğü görevini ifa ederken mevcut iktidar tarafından görevden alındım. Başka bir parti Belediye Başkan adaylığı teklif edince, görevden alınmış bir müdür olarak Belediye Başkan adayı oldum. Herkes kazanmak için aday olurken, ben kazanamayacağımı bilerek aday oldum. Adaylık sonucunda da Ankara’ya ilk adımımızı atmış olduk.

Ç.ÖZTÜRK: Kırıkkale’de iken edebiyat çalışmalarınız var mıydı?

A.KAYBAL: Kırıkkale’de iken edebiyat çalışmalarım bu kadar derin ve ince değildi. Tabiri caizse kırk yılda bir şiir yazıyordum. Hayal dünyam genişti ama yine de derinine inememişiz. Ya da ilham perilerim tam anlamıyla yüreğimize inememiş.

Ç.ÖZTÜRK:”İlham perilerim dediniz de” merak ettim. Eminim okuyucularımızda merak etmiştir. İlham perileriniz nelerdi? Hangi ortamda şiir yazıyorsunuz ya da şöyle sorayım; Size şiir yazdıran ortamı tarif edebilir misiniz?

A.KAYBAL: İlham perilerim tabii ki sevdiklerimdi. Benim gönlüme giren, beni seven ve benimde kendilerini sevdiklerim öncelikli olanlardı. Onların bakışına, duruşuna, yürüyüşüne, oturuşuna bakıp önce bir kelime bir cümle sarf ediyordum. Daha sonra bu durumun senaryosunu kafamda süzdükten sonra kâğıda döküyordum. Bu işi yaparken de özellikle hece vezni olmasına dikkat ediyordum. Bunun için parmaklarım sürekli olarak hece hesabıyla yumulup açılırdı. Hatta bir defasında küçük kızım benim bu halime bakıp, “ Babamın sayaçları yine çalışmaya başladı “ demişti.

Şiir yazarken genellikle sakin ve sessiz ortamları tercih ederim. Otobüse, metroya bindiğimde yanıma birinin gelmesinden hoşlanmazdım. Kâğıdımı ve kalemimi sürekli gömleğimin cebinde taşırdım. O anda aklıma gelen bir kelimeyi, yanımdaki kişinin söylediği bir cümleyi hemen kâğıda geçirirdim. Daha sonra bunun alt yapısını kurarak şiirimi üretime geçirirdim. Bazen bir kelimeden bir şiir türettiğim çok olmuştur. Bazen de çok geniş bir detaydan ancak bir beyit yazmışımdır. Ne kadar zorlarsam zorlayım bu beyiti dörtlüğe dönüştüremezdim. Bu iş yetenek haline dönüşünce de aklımda sürekli beyitler geçiyor, parmaklarım da bunların hece sayısını hesaplar biçimde hareket ediyordu.

Ç.ÖZTÜRK: Kırıkkale’de edebiyat çalışmalarınızla gündeme hiç gelmediniz. Bunun özel bir nedeni var mı?

A.KAYBAL: Kırıkkale’de iken sahip olduğum yeteneğin ben de farkında olmamışım. Yaptığım işleri de kendimce yeterli bulmadığımdan bu arenada boy göstermedim. Daha doğrusu öyle gösterişe ve cakaya kaçan bir yanım olmadığından bu durumu es geçtim. Yazdıklarım benim dünyamda benimle kalsın istiyordum. Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bu şuna benziyor; elinizde bir sürahi su varken onu idareli kullanmayı düşünüyorsunuz ama kazmayı vurduğunuz bir yerden kaynak suyu fışkırıyor ve buna hükmedemiyorsunuz. Aradaki fark suyun taşkınlığından kaynaklanmaktaydı.

Ç.ÖZTÜRK: Bugüne kadar kaç kitap yayınladınız?

A.KAYBAL: Bu güne kadar iki kitap yayınladım. İkisi de şiir kitabı. Bunları yayınlarken de düzeltme yapılmadan ham haliyle yayınladım. Şairlerin ifadesiyle şiirlerim uykuya yatırılmadan, gözden geçirilmeden acele edilmiş bir şekilde, sadece edebiyat dünyasına bir kitap katmak düşüncesiyle yayın hayatına girmiştir.

Ben yayınladığım kitaplardan ziyade yayınlamadığım kitaplarımla öne çıkmak istiyorum. Bu alanda kendimi şiirin Evliya Çelebi’si olarak görüyorum. Çünkü şiirle ilgili her alana girip en az bir beyit yazmışımdır.

Neşredilmeye hazır kitaplarımın isimlerini ve özelliklerini bir bir sıralasam ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Ç.ÖZTÜRK: Biraz önce “yayınlamadığım kitaplarımla öne çıkmak istiyorum,” dediniz. Doğrusu, yayınlanmamış kaç kitabınız var, ben de merak uyandırdı. Bilgi verir misiniz?

A. KAYBAL: Tabii. Tek tek sıralayım:

Bursa şiirleri kitabı: 118 sahifedir. Aruz ve hece vezinleri ile besteye uygun olarak yazılmıştır.

Ankara şiirleri kitabı: 127 sahifedir. Hece vezniyle türkü modunda yazılmıştır.

Kırıkkale şiirleri kitabı: 109 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. Besteye uygundur.

Keskin şiirleri kitabı: 108 sahifedir. Hece vezniyle türkü modunda yazılmıştır.

Çelebi şiirleri kitabı: 26 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Gümüşhane şiirleri kitabı: 76 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Tekirdağ şiirleri kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Bodrum Gündoğan şiirleri kitabı: 54 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Van şiirleri kitabı: 172 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Divan edebiyatında Cinaslı şiirler kitabı: 119 sahifedir. Hece vezni ile yazılmıştır.

Divan edebiyatında Leffü neşir kitabı: 113 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Divan edebiyatında Nazire kitabı: 157 sahifedir. Hece ve aruz vezinleriyle yazılmıştır.

Divan edebiyatında Rubailer kitabı: 131 sahifedir. Aruz vezniyle yazılmış 615 rubai bulunmaktadır.

Divan edebiyatında Tevriye kitabı: 107 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Divan edebiyatında gazel kitabı: İki kitap halindedir. Hece vezni ile yazılmış olanı 152, aruz vezni ile yazılmış olanı 108 sahifedir.

Divan edebiyatında Vezni Aher kitabı: 139 sahifedir. Aruz ve hece vezni ile yazılmıştır.

Divan Edebiyatı ve örnekleri kitabı: 140 sahifedir. Aruzla yazılmıştır. Aruz ve özellikleri, Beyit, Divan, Gazel, Hicviye, Hüsn-ü Talil, İstiare, Kaside, Kinaye, Leff-ü Neşr, Mecaz, Nazire, Rubai, Şarkı, Tariz, Tecahül-i Arif, Telmih, Teşbih, Teşhis-ü İntak ve Tuyuğ sanatları hakkında örneklemeler yapılmıştır.

Halk edebiyatında hoyrat kitabı: 68 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. 324 adet hoyrat bulunmaktadır.

Halk edebiyatında maniler kitabı: 206 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. Cinaslı kesik mani, Cinaslı mani ve düz manilerden oluşmuştur. 1000 mani bulunmaktadır.

Halk edebiyatında ilahi ve methiyeler kitabı: 145 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Halka edebiyatında Koşma kitabı: 144 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. Tecnis koşma, yedekli koşma ve düz koşmalardan ibarettir.

Şarkı sözleri kitabık: Her biri 120 sahifeden ibaret 16 adet kitaptır. Aruz ve hece vezinleriyle karışık yazılmıştır. Besteye uygundur.

Türkü sözleri kitabı: Her biri 120 sahifeden ibaret olup, toplam 20 kitaptır. Hece vezniyle türkü modunda yazılmıştır. Besteye uygundur.

İl il Türkiye kitabı: 400 sahifedir. Hece vezniyle yazılmış olup, 81 vilayet için bir beyit, bir rubai, bir akrostiş, bir türkü ve vilayetin özelliklerini anlatan şiirlerden meydana gelmiştir.

Lafın özü deyimler ve atasözü kitabı: 289 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. 520 adet atasözü ve 890 adet deyim bulunmaktadır.

Çocuk şiirleri kitabı: 194 sahifedir. Hece vezni ile yazılmıştır.

Serbest tarz şiirleri kitabı: İki adettir. Birinci kitap 118 sahifedir. İkinci kitap 138 sahifedir.

Yeni akım şiir anlayışında Ze-Mahşer şiirleri: 91 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Akrostik şiir kitabı: 105 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Çaprazlama şiirler kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Dönence şiirler kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır

Yeni Akım Gülce tarzında Gülce şiirler kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Serbest zincir şiir kitabı: 101 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Sonem şiir kitabı: 101 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Tekil şiir kitabı: 104 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Tuğra, Üçtuğ ve Üçgül şiir kitabı: 120 sahifedir. Hece ve aruzla yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Üçgen, Özge ve Yediveren şiir kitabı: 90 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Yeni Akım Gülce tarzında Yunusça şiir kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.

Kitap yazmanın sonu yok.

Her gün denizden bir kova su boşaltır gibi yazmaya devam ediyorum inşallah.

Ç.ÖZTÜRK: Türk edebiyatında bu kadar üretken bir şair olduğunu hatırlamıyorum. Peki, şunu sormak istiyorum. Öncelikle merak ettiğim için… Bir yazara bütün kitapları heyecan verir. Onun çocuğu gibidir. Kitaplarınız içerisinde en beğendiğiniz, “Beni anlatan” diye düşündüğünüz kitap var mı?

A.KAYBAL: Beni anlatan kitap olarak değil de benim özel olarak anlattığım kitaplar var. Bunlar kendi alanında özelliği olan kitaplar. Bunlardan bazıları edebiyat alanında ilkler olabilir. Bunlardan en önemlisi “Hülyalı Yârim” ismini verdiğim kitabım. İsmini eşimden alan ve ona ithafen yazılan 170 adet şiirden müteşekkildir. Bir başka kitap “Telmih” sanatının icra edildiği 550 Atasözünden ve 870 deyimden meydana gelen dörtlüklerin oluşturduğu “ Lafın özü Deyimler ve Atasözü “ adını verdiğim kitabım. Burada iddialı bir cümle sarf etmek istiyorum: Hiçbir şair yaşadığı şehir için benim kadar şiir yazmamıştır. Nasip olursa vilayetler serisi şiir kitaplarımı 81 vilayet için tamamlamak istiyorum. Bu konularla ilgili olarak denenmemişleri deniyorum. Vezni aher denilen şiir çeşidinin üstadı hepimizin bildiği gibi Yavuz Sultan Selim Handır. Bu alan beni etkilediğinden bu türü bir kitap haline getirdim. Bir başka çalışmam da gazete haberlerini günlük takip ederek “ Bu habere bu dörtlük yakışır “ şeklinde hicve dönük bir çalışmam bulunmaktadır.

Ç. ÖZTÜRK: Yayınladığınız kitapların tümü şiir üzerine. Başka çalışmalarınız var mı? Roman, öykü v.s. edebiyatın diğer dallarında çalışma yapıyor musunuz?

A.KAYBAL: Şiir kitaplarımın haricinde yazdığım kitaplar da var tabii. Bir roman denemesinde bulundum. Ham haliyle bir kenarda duruyor. İkinci bir romanın taslağını hazırladım ama üzerinde oturup düşünecek zamana henüz erişemedim. İkinci olarak derleme çalışmam oldu. Güzel sözlerden, hadislerden ve ayetlerden teşekkül etmiş, konu başlıklarına göre derlenmiş bir çalışma. Örneğin, kitap hakkında kim ne demiş. Kaderle ilgili bir söz var mı? Varsa kim söylemiş. Kelam-ı Mürşid adını verdiğim bu kitap yaklaşık 600 sahifeden ibarettir. Üçüncü olarak hikâye ve uyarı tarzında bir denemem var. Saf bir Anadolu insanının olması gerektiği durumları, konu başlıklarına göre günlük olaylar şeklinde anlatılmış ilginç bir kitap. Olayın sonu bir ayetle pekiştiriliyor. İnsanlara faydalı olacağına inandığım bu kitabın adı da “ Kaybolan Değerler.” Bunlar; ahlak, edep, fazilet, irfan, inanç gibi konuları içermektedir. Dördüncü olarak, İslam’ı esaslara dayalı olarak görüp uyguladığımız ancak bunların yanlış olduğunun ayet, hadis ve günlük örneklerle desteklenerek anlatıldığı öğretici bir kitap. “ Kur’an’ın gölgesinde Millet – Beyza Neden Perişan“ adını verdiğim ve inanç özelliklerimizi sorgulayan bir kitap. Beşinci olarak; Öküzün Boynuzlarındaki Dünya adını verdiğim bir kitap çalışmam var. Yine dini ağırlıklı, insanın yaratılış gayesini, amaçlarını ve uygulamalarını eğrisiyle doğrusuyla sorgulayan ve günlük hayattan örneklerle desteklenen, ayet ve hadislerle beslenen bir kitap. Altıncı olarak; Şapur Efendiler (Şerefi ve Ahlakı paraya uyarlı reziller) adını verdiğim bir kitap. Tarihte para, pul, rüşvet, şöhret gibi örneklerine yer verilen, günümüzden de örneklerin sergilendiği bir kitap.

Bunların basım ve yayın çalışmalarında bulunmadığım için piyasada oynayacağı rolü de bilemiyorum.

Ç.ÖZTÜRK: Ankara’ya geldikten sonra şiire yoğunlaştınız. Bunun özel bir nedeni var mı?

A.KAYBAL: Bu işi ve yeteneği ortaya çıkaran ve hızlanmasına sebep olan bir olay oldu. Müfettiş olarak görev yaptığım Ego Genel Müdürlüğünde bizler araçlara inip binerken iş yeri kimliklerimizi gösterip geçeriz. Bazen yanımızda ifadesini almak istediğimiz insanlar olur, onlar da bizimle beraber aynı muameleyi görür. Yine böyle bir durumda eşimle birlikte geçiş yaparken güvenlik görevlisi eşime “Hanım efendi kimlik “ dedi. Ben de kulağına eğilerek, “Ben müfettişim, o da benim eşim, ‘” dedim. Güvenlik ısrar etti. Ben de kendisine “ Kimlik göstermiyor, hadi bir daha sor bakalım,“ dedim. Ayrıca eş ve çocukların da geçmeleri için tanzim edilmiş kimlik kartları bulunmaktaydı. Kimlik sorulmasını Müfettişlik kariyerine yapılmış bir hakaret olarak algıladığım için olayı, Teftiş Kurulu Başkanlığına anlattım. Kurul Başkanı da bana, “ Ama Ali bey eşiniz de kimlik göstermemiş,” dedi. Ben de “İfadeye getirdiğim bir insan olsaydı kimlik mi gösterecekti,” dedim. Bu işi ne ben size anlatmış olayım, ne de siz bunu dinlemiş olun. Aslında ben kendi usulümce bunu halletmeliydim, diyerek odadan kızgın bir şekilde çıktım. Çıkışta bir arkadaş ne olduğunu sordu. Ben de olayı kısaca anlattım. O da bana, “ Adam ne kızıyorsun yazarsın şimdi bir dörtlük, “ dedi. Ben de “ Dörtlük de yazarım. Dört dörtlük de yazarım,” dedim. Hakikaten bu kızgınlıkla oturdum Dört dörtlüğü olan bir hicviye yazdım. Harbiden Teftiş Kurulu Başkanına iyi giydirmiştim. Ondan 5-6 tane çıktı alarak masamın üzerine bıraktım. Götürücüler (!) bunlardan bir tanesini alarak Teftiş Kurulu Başkanına götürmüştü. Ertesi günü Teftiş Kurulu Başkanı beni tekrar çağırarak şu konuyu bir görüşelim teklifinde bulundu. Bu olayda “Dörtlüğün gücü” nü böylece görmüş ve hissetmiş oldum. Bu olaydan sonra çevremdeki olayları daha dikkatli irdelemeye başladım. Ve bu benim şiir repertuarımın genişlemesine sebebiyet verdi.

Daha sonra kızgınlıkla yazdığım şiirleri bile sevda yüklü mısralar haline dönüştürdüm.

Ç.ÖZTÜRK: Başkent’te hemen her gün bir şiir etkinliği yapılıyor. Bu etkinliklerde sizi göremiyoruz. Bunun bir nedeni var mı?

A.KAYBAL: Bu etkinliklere bir iki defa davet üzerine iştirak ettim. Ancak bunların büyük birçoğunda organize edenlerin kendilerini ön plana çıkardıklarını gördüm. Yâ da en azından ben böyle bir düşünceye kapıldım. Buraları kendilerinin bir Pazar tezgâhı gibi kullandıklarına şahit oldum. Bu nedenle de pek katılmak istemedim. Bu yönü kapatmak için de beste yapan bir arkadaşıma -Yavuz ŞANLI, Kendisi TRT terbiyesi almış bir kişi- onun istediği türden yarışmaya girecek tarzda şiirler vererek beste yapmasını ve yarışmalara iştirak etmesini sağladım. Bu çalışmalarda besteci arkadaşım Polatlı belediyesince düzenlenen Halk Türküleri yarışmasında 2 mansiyon aldı. Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği bir yarışmada Çocuk Şiirleri dalında bir mansiyon aldı. Ayrıca TRT’nin düzenlediği Çocuk Şarkıları yarışmasında bir güftem de repertuara girmeyi hak kazandı.

Ç. ÖZTÜRK: Bazı şairlerin kendileriyle özdeşleştirdiği vezinler vardır. O vezinler dışında şiir yazmak istemezler. Siz de aruz ve hece vezninde şiir yazıyorsunuz. Bu iki vezinde Ali Kaybal’ı nasıl değerlendirirsiniz?

A.KAYBAL: Ben veznin her türlüsünü denedim. Bu yönde bir çekincem olmadı. Yukarıda yazdığım eserlerin birçoğunun aruzla yazıldığını ve aruzun da çeşitli kalıplarının kullanıldığını görebilirsiniz. Ancak tarihi seyri içinde kullanılması gelenek haline gelmiş vezinler var. Mesela rubaide kullanılan vezinler. Millet olarak bu vezinleri kullanmışız. Dolayısıyla bu geleneğin dışına çıkmadım.

Hece vezninde de aynı kullanımı gösterdim. 7’li, 8’li, 9’lu, 10’lu, 11’li ve 14’lü en sık kullandığım ölçüler olmuştur. Nadiren de 16’lı kullanmışımdır.

Başlangıç da zorlanıyorsunuz. Ancak daha sonra mantalitesini çözdüğünüz zaman kaleminiz ister istemez bu yöne kayıyor. Benim kendime has bir özelliğim var. Ben o gün hangi duruma odaklanacaksam, sadece o vezin ve kalıp üzerinde şiirler yazıyorum. Bütün günümü bu konu üzerinde yoğunlaştırarak geçiriyorum. İşin başında sükûneti sevdiğimi söylemiştim. Sükûn bulduğum bir ortamda alt yapısını hazırladığım zaman arka arkaya birden fazla şiir yazdığım olmuştur. Bir kitabı 3 gün içinde yazdığım olmuştur. İşin pratik yönünü bulduğunuz zaman bu göründüğü kadar zor olmuyor tabi ki. Bazen öyle bir yoğunlaşma durumuna giriyorum ki, eşimle konuşurken bana bazen “ Sen benimle konuşmuyorsun, “ diyor.

Ç. ÖZTÜRK: Hece vezni için milli vezin deniyor. Halkın günlük konuşma dilinde geçen ve her yaştan insanın anlayabileceği kelimelerin kullanılıyor olmasını hece vezni için avantaj olarak düşünüyor musunuz?

A.KAYBAL: Şu an için avantaj olarak görülen durum bir sonraki nesil için dezavantaj şekline dönüşebilir. Bu avantajlık durumu sadece türkülerde görebiliriz. Bunun haricinde görmek pek mümkün olmayabilir. Ben sanatın sanat için yapılması tarafıyım. Dolayısıyla bu gün için anlaşılmaz denen kelimelerin bir sonraki döneme taşındığında getirisinin çok daha fazla olacağına inanıyorum. Eğer bu üslup kullanılmamış olsaydı Halk edebiyatımızın bir sonraki nesile intikalinde kesintilerin olması gerekirdi. Doğaçlama olarak üretilen halk türkülerimize baktığımız zaman herkes kendi lisanını ve tarzını yansıtmıştır. En belirgin özelliği de Neşet Ertaş’ın dilinde bulabiliriz. “Gönlüm” yazılıp da “gonüm” geçen mısralar bunun en güzel yansımasıdır. Bölgeye münhasır bir kelimedir. Tekrarlayanlar da bu işin zorluğunu görmeden kabullenmişlerdir.

Ç.ÖZTÜRK: Yukarıda sormuş olduğum soruyla aruz veznini karşılaştıracak olursak neler söylersiniz?

A.KAYBAL: Hece millidir dersek, aruz dünyadır derim. Sanatın bütünlüğünü nakşetmesi yönünde aruzun özelliklerinin çok daha ağır bastığını göreceksiniz. Aruzda kullanılan ölçülerin hem halk hem de divan edebiyatında geçerli olacak bir yönü var. Hecenin avamın kaynağı olduğunu düşünürsek, aruzun daha üstlerde bir yer edindiğini söylemek mümkündür. Aruzun kullanıldığı alanlarda heceyi kullanamayabilirsiniz. Ama hecenin kullanıldığı alanlarda aruzu rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Ç.ÖZTÜRK: Gerek aruz gerek hece vezni ile yazdığınız şiirlerinizin konusunu oluşturan olaylar nelerdir?

A.KAYBAL: Ben hisli bir insanım. Duygularıma tercüman olmasını istediğim için ağırlıklı olarak sevda ve sevgi konularını işlemişimdir. Bir aşkta olması gereken parçaları ele almışımdır. Daha çok da gül ve bülbül temalarını kullanmışımdır. Mutlaka bir gül açtırırım. Gülün üzerinde bir bülbül öttürürüm.

Ç.ÖZTÜRK: Şiir yazarken nelere dikkat ediyorsunuz? Günlük olaylardan etkileniyor musunuz?

A.KAYBAL: Etkilenmekten ziyade arının çiçekten koz aldığı gibi ben istediklerimi alıyorum. Onları kendi çekim alanıma alıyorum. Daha çok almak istediğim şeyi yoğuruyorum. Bir gün terminale gitmiştim. Orada iki gencin birbirine sarıldığını gördüm. Erkek otobüse biniyor, tekrar aşağı iniyor, kıza sarılıp tekrar biniyor. Bu hareket 4-5 kez tekrarlandı. Bu durumu “ Döne döne sarıl bir daha “ başlığıyla kaleme almıştım. Ya da metro da giderken bir afiş dikkatimi çekiyor. Bir tedavi merkezi “ Bu gün kendinizi nasıl hissediyorsunuz? “ diye afişe başlık atmış. Ben şimdi bu başlığa cevap olacak tarzda bir şiir yazıyorum. Ya da yanımdaki birisi çok enteresan bir cümle sarf ediyor. Bunu hemen bir yere not ediyorum.

İnsan rüyasında şiir yazar mı? Size enteresan gelebilir. Ben yazdım. Birçok kere rüyamda yazdığım şiirleri gecenin 03.00’ünde kalkarak kâğıda döktüğüm olmuştur. İlhamın nerede ne zaman geleceği belli olmuyor. Ben tuvalete de giderken kâğıt kalemim yanımdadır. Yatmaya giderken de kâğıt kalemim başucumdadır. Uykuya dalarken kalkıp yazdığım şiirlerim vardır. Bu durumda eşim benimle, “ yine kim geldi” diyerek dalga geçer.

Beni çok etkileyen ve şiir yazmana neden olan bir olay daha var: Radyoda çalan bir müzik parçası… Parça içinde geçen bir cümle ve ritimle birlikte kafamda hemen bir senaryo oluşur. Çalınan parça bitene kadar ben bir şiir yazıyorum.

Bir de en çok kızdığım zaman… Beyin hücrelerimin her birinden aynı anda yüzlerce kelime fışkırır. Bunları arka arkaya not almakta çok zorlanıyorum.

Ç.ÖZTÜRK: Ali Bey, kaç yıldır şiir yazıyorsunuz? Şiir yazmanızda sizi etkileyen bir olay oldu mu? Sizi teşvik eden bir usta var mı?

A. KAYBAL: Lise yıllarında başlamıştım şiir yazmaya. Geriye dönüp sayarsak 40 yıl gitmemiz gerekecek. Yazdığım ilk şiir, kavak yellerinin başımızda estiği dönemlerdi. Ve ilk şiirimi de akrostiş olarak serbest vezinde yazmıştım. Kime olduğunu sormaya gerek yok tabii. Harfler yukarıdan aşağıya doğru Hülya yazıyordu. Daha sonra ara sıra yazmaya devam ettiğim şiirlerde duygu yüklü şiirlerdi. Bu işe başlarken bir ustanın etkisinde kalıp ondan el almış değilim. Bu iş herhalde soya çekimden kaynaklanıyordu. Bu alanda doğaçlama yapan bir dayım vardı. Amcamın da ara sıra beyitler döktürdüğünü görüyordum. Amcamın da benim gibi bir mahcubiyetinin olduğunu ve yazdıklarını ortaya çıkarmadığını yıllar sonra anlamıştım. Daha sonra bu işi geliştirmek adına ustaları incelediğimi söyleyebilirim. Onlara da hiçbir zaman yetişemeyeceğimi bu vesile ile de anlamış oldum. Bizimki kendi çapında bir gönül eğlendirme olarak kalıyordu.

Ç.ÖZTÜRK: “Doğaçlama yapan bir dayım var,” dediniz. Yetimi mahlasıyla şiir yazan dayınız Doğan Kandemir Kırıkkale’nin meşhur şair ve yazarlarındandır. Kendisi tanıdığım ve sohbet ettiğim değerli bir ağabeyimizdir. Siz de “Dermani” mahlasını kullanıyorsunuz. Bu mahlası bir usta mı verdi? Ben, özellikle sormak istiyorum; Yetimi, şiirleriniz hakkında hiç eleştiride bulundu mu? Size yol gösterdi mi?

A.KAYBAL: Dayım Âşık Hasan Uyanık. Mahlası ben kendim kullandım. Şiirlerim hakkında Yetimi’nin bir eleştirisi olmadı. Kendisiyle konuştum ama bu dönemde bu kadar aktif değildim. Dermani mahlasını da o dönemde kullanıyordum. Yolculuk kendi çabam. Yani bir nevi sondaj sonucu fışkırma diyelim.

Ç.ÖZTÜRK: Bu arada bir yanlışı düzelttiğiniz için teşekkür ederim. Sayın Yetimi’yi dayınız zannediyordum. Biz söyleşiye devam edelim. Şiir yazarken kullandığınız bir yöntem, kendinize has bir özellik var mıdır?

A.KAYBAL: Hani ne derler? “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” Ben de yoğurdu bir başka yerim. Şiirlerimi yazarken kendime has bir yöntemim var. Şiirlerimi yazarken sağdan sola ve aşağıdan yukarı doğru yazarım. Bu benim için binanın temel atılış projesidir. Uygulamamı buna göre yaparım. Hece vezinlerinde genellikle abab veya aaba kafiye ölçüsünü kullanırım.

Örneklendirmem gerekirse en son yazdığım bir şiirden başlayayım.

Bir kitabı karıştırırken gözüme bir kelime ilişti, DİL-BESTE (Gönül bağlamış)

Bu kelime benim için 4. mısranın en son kafiyesidir. Artık sağa doğru ana cümleyi kurarım.

“ Ardına düşmüş gezer benim gibi dil-beste” cümlesi oluştu. Durak ve vurgular 7+7 şeklinde çıktı.

İkinci olarak kafiyelerini dizerim. Bunlar; beste, aheste, seste, şikeste, deste vs.

3. mısrayı serbest kullanmak geçti içimden.“

2. mısrada aheste 1. mısrada da beste kelimesini kullanmayı düşündüm hemen. İlk dörtlüğüm şöyle oluştu.

Şarkı söyleyenin var yapıldıkça bir beste

Eteğini savurup gez bakalım aheste

Kalbim yanmış yanmamış senin umurunda mı

Ardına düşmüş gezer benim gibi dil-beste.

Ç.ÖZTÜRK: Sizi etkileyen yerli ya da yabancı şairleri söyleyebilir misiniz?

A.KAYBAL: Divan edebiyatında çok miktarda var. Baki, Fuzuli, Nedim, Süleyman Çelebi, Mehmet Akif Ersoy, Hayyam benim en çok dikkatimi çekenler. Özellikle Sultan-u Şuera olarak bilinen Baki’nin teşbih ve benzetmelerine hayran kalmamak elde değil. Aklınıza gelebilecek sanatları en mükemmel şekilde kullanmış. Bir başkası Ömer Hayyam. İlk bakışta insanlar meyhor olarak görüyorlardı. Şiirin içinde mistik bir havayla dünyayla dalga geçtiğini görüyorsunuz.

Ölçüyü kullanma adına Yunus Emre’yi es geçmek olmaz. Karacaoğlan’ın ezgilerinden etkilenmeyen olur mu diye düşünürüm. Âşık Veysel’in kalb gözüyle yazdıklarını görmemezlikten gelemeyiz. Arif Nihat Asya’yı milli değerlere ve bayrağı sahiplenen Şair olarak tanırım.

Yakın zaman şairlerinden Abdurrahman Karakoçy, istisnasız kabul edilmesi gereken bir otorite. Onun yazdığı her türlü şiiri imrenmeyle okurdum. Bu alanın diğer bir versiyonu da Âşık Mahzuni’dir diye düşünüyorum. Necip Fazıl’ın beyitleri benim için çok mükemmeldir. Anlatılmak istenileni iki mısra ile vurguluyordu.

Türk edebiyatının şair ve yazarları kendi çapında bir deha, bir dünya. Onları ayrı tutmak mümkün değil. Ben sadece benim dikkatimi cezb edenleri söylemeye çalıştım.

Yabancı yazarlardan benim dikkatimi cezb eden Muhammed İkbal’dir. Hem şairliğiyle ve hem veciz sözlerle öne çıktığını biliyorum.

Beni şiir yazmada etkileyen sadece şairler olmamıştır. Mesela hemşerimiz Ressam Rahmi Pehlivanlı da beni bir eser yazmada tetiklemiştir. Onun “ İl il Türkiye “ adlı bir resim çalışması olmuştu. Ben de ondan esinlenerek, mısralarla neden İl il Türkiye olmasın, diyerek bu konuda 81 vilayeti içeren bir kitap yazmayı düşündüm.

Ç.ÖZTÜRK: Şairler eleştirilmekten hoşlanmazlar ama size sormak istiyorum; genel olarak şiirlerinize yapılan eleştiriler sizi tatmin ediyor mu?

A. KAYBAL: Aksine eleştiriler hoşuma gider. Bilenler sanat açısından eleştiri yaparlar ki, bunları her zaman ön plana çıkartırım. Bilmeyenler de hoşuna gidip gitmeme açısından eleştirirler. Bunları da hoş görüyle karşılarım. Bu görüntü daha çok eleştiriden ziyade beğeni yönüne kaymaktadır. Hakir görmek olarak anlaşılmasın. Bu durum horozun önüne inci tanesi konulmasına benzer. Onun aradığı kendi işine yarayacak darı tanesidir. Bu nedenle eleştiriler benim zoruma gitmez. Her eleştiriden yeni bir şiir çıkartıyorum. Öyle ki yapılan eleştiriler anında bir dörtlüğe dönüverir. Ayrıca bu eleştirileri şu şekilde değerlendiriyorum: Herkesi memnun edemezsiniz. Herkesin hoşlandığı bir tarz vardır. Ben sadece bu tarzı bulup bu kişiye hitap edememişimdir. Bir yerde şöyle bir yazı dikkatimi çekmişti; “ Herkesin bir resmi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur,” diye. Ben resmi olan herkesin mutlaka bir şiiri olmalıdır, diye yola çıktığım çok oldu. Şiirler kişinin vesikalık fotoğrafına benzer. Yazılan beyitin, dörtlüğün ve şiirin kendi resminin olmasını ister. Onu tarif ederseniz mesele kalmıyor. Eleştirinin aslı da yazılanların kendisine değil bir başkasına hitap ettiğindendir.

Ç. ÖZTÜRK: Son olarak şunu sormak istiyorum: Şiir yazmak isteyen genç kardeşlerimize tavsiyeniz var mı? Şair olarak ne zaman emekli olmayı düşünüyorsunuz?

A.KAYBAL: Şiirlerin hem toplumsal hem de ferdi olarak etkisi vardır. Toplumsal etkisi yönlendirici olmasıdır. Birçok insanın bu vurgulu ve sihirli mısralardan farkında olmasa da etkilendiklerini düşünüyorum. Etrafınıza bakarsanız, politikacısı, doktoru, esnafı, bir konuyu anlatmak isteyen kişi, anlattıklarına heyecan katmak için, söylediklerini pekiştirmek için mutlaka şairlerin sözlerini ya işin başında ya da sonunda kullanırlar. Bu kadar etkili ve kaplama alanı geniştir.

Ferdi olarak da ruhta bir rahatlama bir genişleme imkânı tanıyor. Diyebilirim ki bütün sıkıntılarımı dejarz ediyor. Biraz latife yollu olacak ama küfür etmek istediğim zaman bile bu yolu kullanıyorum. Tabii edebi ölçüler içinde. Edebi sanatları kullanarak yapıyorsunuz bunu. Direk sinkaflı kelimeler zaten abesle iştigal teşekkül eder.

Daha emeklilik safhasına gelmedim. Emekli olan şair duymadım. Son nefesimize kadar mısraları sığdıracağımı düşünüyorum. Ayrıca emekliliği düşünen insanın bu dünyadan ilişkisi kesilir. Ben ilişkiyi kesmeden öbür taraf için hazırlık yapmaktayım inşallah.

Ç.ÖZTÜRK: Ali Bey, söyleşi için zaman ayırarak AHABERİM.COM olarak bizi memnun ettiniz. Bunun için teşekkür ediyorum. Bundan sonra edebiyat çalışmalarınızda ve sosyal yaşamınızda size başarılar diliyorum.

A.KAYBAL: Ben teşekkür ederim.

 

 




Kaynak: celebiozturk.com

Editör: Muzaffer Özeroğlu

Bu haber 346 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Şair Ali Kaybal Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI