escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Şair, Udî Burhanettin Akdağ'ı ölümünün 6. yılında anıyoruz.
Tarih: 26-03-2018 22:38:13 Güncelleme: 26-03-2018 22:45:13 + -


25 Mart 2012 tarihinde aramızdan ayrılan şair, Udî Burhanettin Akağ'ın Feryat Eyleme isimli şiirinin tahlili.

facebook-paylas
Tarih: 26-03-2018 22:38

Şair, Udî Burhanettin Akdağ'ı ölümünün 6. yılında anıyoruz.

Burhanettin Akdağ'ın "FERYAD EYLEME" isimli şiirinin tahlili

TAHLİL: ÇELEBİ ÖZTÜRK

 

FERYAT EYLEME

Günahsız sevdana tuzak kurana

Küs artık küs gönlüm feryâd eyleme

Gözyaşın tuz edip onmaz yarana

Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme.

 

Terk eden kalpsizi bırak anmayı

Bülbüllerden öğren derde yanmayı

Kahreden kaderden sızıldanmayı

Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme.

 

Ağlamak ne çare yürek acına

Bağlama bahtını gül ağacına

Bal vermez sevdayı darağacına

As artık as gönlüm feryâd eyleme.

 

Hak etmeyen yârin zülfün övmek mi?

Son defa diyerek tekrar sevmek mi?

Gelmeyen vuslattan sinen dövmek mi?

Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme.

 

Âh çekip hasretten ömrünü yorma

Dosta suç yükleyip derinden vurma

Burhan’a gidişten hiç sebep sorma

Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme.

Burhaneddin AKDAĞ

BURHANEDDİN AKDAĞ: 1955 yılında Zonguldak'ta doğdu.  Gençlik yıllarında geldiği İstanbul'da yaşam mücadelesine devam eden şairin edebiyata ilgisi lise yıllarına dayanır. Bunda edebiyat öğretmeninin büyük katkısı vardır. 

Çevre kültüründen gelen ve iç yapısına da yansıyan bir içe kapanıklılık hali vardır. Onun içe kapanıklılığı ve kendi ruhundaki mücadelesi kaleminden dizelere dökülmüştür.  İnsanlarla iletişim kurmayı, paylaşması seven şair, eserlerini gizlemez, katıldığı tüm kültürel etkinliklerde uduyla beraber yüreğinden dökülüp gelen ve adına şiir denen o yürek yangısı sözleri çalar, söyler…”Hayatın yorucu ve acımasız okyanusunda boğuşurken sakin bir liman gibidir şiir. Mutluyum…” der. 25 Mart 2012 tarihinde aramızdan ayrıldı. Mekânın cennet olsun sevgili ağabeyim.

 

                                      “ FERYAT EYLEME” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

1-DİL: Feryad Eyleme şiirinde anlaşılır ve sade bir dil kullanılması şiiri gündelik dilden farksız kılmaktadır. Duru bir Türkçe ile yazılan şiir, her dönem, her yaş gruptan insanlar tarafından rahatlıkla okunabilir, anlaşılabilir.

 Şiirlerinde yabancı ve süslü kelimeler kullanmaktan kaçınan şairin tüm eserlerinde ozan duyuşu vardır. Bir halk şairidir.

 Dil bakımından Türk Halk Edebiyatı geleneğinin takipçisidir.

2- ZAMAN: Şairin bir ayrılık sonucunda yaşadığı hüzünle karşı karşıyayız. Bu hüzün, içinde yaşadığı zamanla kesişmektedir. Ayrılıkla gelen üzüntü ve özlem vardır. Şairin zaman karşısında takındığı tavrı ise, dördüncü kıtada görüyoruz. “Ah çekip hasretten ömrünü yorma/Dosta suç yükleyip derinden vurma/ Burhan’a gidişten hiç sebep sorma/ Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme” mısralarında zaman karşısında hem isyan, hem sitem, hem de gönlüne, yani kendi ben’ine karşı bir sesleniş vardır. “Ağlamak ne çâre yürek acına “mısrasında da görüldüğü gibi ayrılık karşısındaki tavrı, ağlamanın, üzülmenin artık yersiz ve çaresiz bir elem olduğu vurgulanıyor. “Hak etmeyen yârin zülfün övmek mi?” mısrasında kendini sorgulayan şairin zamanı aşma isteğinde olduğu görülmektedir. Her dörtlük sonunda yinelediği “Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme/ Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme/ As artık as gönlüm feryâd eyleme/ Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme/ Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme” mısralarında zamanı aşma konusunda takındığı tavır net olarak görülmektedir.

 

Şairi ilgilendiren, sevgilinin terk edişidir. Sevgiliden ayrılmak ona üzüntü vermekte, ancak teselliyi de o’nu unutmakta bulmaktadır. Zaman karşısında bunu göstermektedir.

3-MEKÂN:

Şair, sevgilinin ayrılığından duyduğu hüzün içindedir. Bu ayrılık onu kederlendirmekte, ancak haksız bir terk ediliş karşısında da hem isyan etmekte, hem de o’nu unutmanın gerekliliği üzerinde durmaktadır. Şiirdeki mekânı, her dörtlüğün sonunda mısra içinde yinelenen “gönül” kelimesinde aramak gerekir. Bu şairin kendisidir. Kendi gönlüdür. Sevgiliyi düşünmekten elem duyan, o’nu arayan yüreğidir. Her dörtlük sonunda yinelenen mısralarda mekânın şairin gönlü olduğu açıkça belli olmaktadır: “Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme/ Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme/ As artık as gönlüm feryâd eyleme/ Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme/ Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme”

Mekân, sevgilinin bulunmadığı bir zamandır.

4-İNSAN:

Feryat Eyleme şiirinde öne çıkan insan sevgili ve onun terk edişidir. Ancak şairin “Ben’lik” duygusu da ön plana çıkmakta, bu da şiire lirik bir hava vermektedir. Her dörtlük sonunda yinelenen ve zaman, mekân ve insan arasında ilişki kurulmasına neden olan mısralarda şiirdeki insan olarak karşımıza çıkan şair, “ben”lik duygusunu da dışa vurmaktadır. “Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme/ Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme/ As artık as gönlüm feryâd eyleme/ Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme/ Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme”

Şairin sevgiliden ayrıldıktan sonra “ben”i, yani ruhu, içinde bulunduğu halati ruhaniyesi berrak su kadar önümüze çıkmaktadır. Bu da şairin poetikasının sonucudur. Şairin güçlü, berrak ve akıcı anlatım tarzı vardır. Poetikası güçlü ve zengindir.

Şair, her dörtlük sonunda dördüncü mısrada tekrar edilen “gönül” kelimesi ile öne çıkan “ben”lik duygusuyla karşı karşıya kalmakta ve kendi duygusunu sorgulamaktadır.

Şiirin bütününde duygu ve düşüncede aşırı duygu yoğunluğu dikkat çekmektedir. Bu da şiire bir derinlik kazandırmaktadır. Bu nedenle de şiirde bir lirik anlatım söz konusudur. Lirizmin şiirde derinlik kazanması ise, şairin “ben”i ile açıklanabilir. Psikolojik baskı ve beraberinde gelen üzüntü, elem v.s. yoğunluk “ben”i etkilemektedir.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE:

Feryat Eyleme şiirindeki temel düşünce ayrılıktır. Şairin ayrılık karşısındaki durumu anlatılmaktadır.

Şiirin birinci bölümünü oluşturan dörtlükteki temel düşünce, aşkın bitmesine başkalarının neden olduğu ve bunlara karşı bir kırgınlık söz konusudur. Masum bir aşkın hile ile bitmesine neden olunduğunu birinci mısradan anlıyoruz. “Tuzak kurmak” söz grubundan anlaşılması gereken, hile ile aşkın bitmesine ve ayrılığa neden olunan bir eylemin gerçekleşmiş olmasıdır. Ki şair, sevgilinin suçsuz olduğunu ve bu aşkın masumiyetine olan inancını “günahsız sevda” söz grubunda dile getirmektedir. Bu nedenle, sevgilinin aşkı masum ve günahsızdır. Sevgilinin isteği dışında, hile ile bu aşkın bittiğini anlıyoruz. Bu ayrılığa neden olanlara karşı bir kırgınlık vardır. Bunu da “küs artık küs gönlüm feryat eyleme” mısrasında dile getirmektedir. Soyut bir kavram olan ve şairin kendi kendisine seslenmesini ifade eden “gönül” kelimesi ile karşılaşıyoruz. Şair, gönlüne seslenerek, bu sevdanın bitmesine neden olanlara küs, bağırıp çağırma anlamında “feryat” kelimesini kullanıyor. Şair, bu ayrılıktan dolayı büyük üzüntü içerisindedir. Bundan dolayı acı çekmekte olduğunu “gözyaşı” kelimesinden anlıyoruz. Biten bir sevdanın ardından gönlü yaralanan, en büyük elemi yaşayan şair için bu dert çaresi bulunmayan, tedavisi imkânsız bir yara gibidir. Bunu üçüncü mısrada “gözyaşın tuz edip onmaz yarana” vurgusunda ifade etmektedir. Halk arasında “yaraya tuz basmak” deyimini hatırlayınız. Tuz’da antiseptik özelliği vardır. Mikropları kırar, barındırmaz. Ülkemizde, özellikle Anadolu’nun ücra köy ve kasabalarında tuzun ilaç gibi kullanıldığı da bilinmektedir. Gözyaşının tuzlu bir tadı olduğunu biliyoruz. Burada gözyaşı ilaç şeklinde vurgulanmaktadır. Şair, çaresiz derdin tek ilacını gözyaşı olarak düşünmekte ve tedavisi artık mümkün olmayan yaraya basmak suretiyle “sızı”yı dindirmek için gönlüne çağrıda bulunmaktadır. “ Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme “ mısrasında bunu dile getirmektedir. Hâlbuki yaraya tuz basıldığında sızlar. Ancak şair, manevi sızıyı maddi sızı ile bastırmak düşüncesindedir. Mecazi bir anlatım söz konusudur.

Şiirin ikinci kıtasında, sevgili kalpsiz, duygusuz olarak tanımlanmaktadır. Şairin, kendisini terk edip giden sevgiliyi sürekli andığı için gönlüne seslenişi vardır: “Terk eden kalpsizi bırak anmayı “ mısrasında bu sesleniş görülmektedir.

Hayvanlar aklı ve duygusu olmayan varlıklardır. Bu nedenle bir hayvanın herhangi bir olay ya da düşünceye karşı tepki vermesi beklenemez. İkinci mısradaki “bülbül” kelimesi mecazidir. Aslında elem içinde olan şairin gönlüdür. Derde yanan da gönüldür. Birinci ve ikinci mısrada birbirine zıt iki kavramın varlığı karşımıza çıkıyor. Bülbül sürekli öten güzel sesli bir varlıktır. Bülbül sesi çoğu zaman insanı psikolojik olarak rahatlatır. Bülbülün ötmesini derde yanmak olarak niteleyen şair, aslında gönlüne seslenmektedir. Bunu da “Bülbüllerden öğren derde yanmayı” mısrasında belirtmektedir. Üçüncü ve dördüncü mısralarda bu düşüncenin devamı vardır. “Kahreden kaderden sızıldanmayı/Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme” Şair, biten sevda nedeniyle dertlidir ve üzüntü içindedir. Elem ve keder nedeniyle kendini kahretmektedir. İkinci mısrada gönlünü soyut kavram olan bülbüle benzeten şair, dördüncü mısrada yine gönlüne seslenmekte ve “kes artık kes” söz grubuyla susmasını ve bağırıp çağırmamasını istemektedir.

Şairin yüreğindeki sevda acısı ayrılıktan kaynaklanmaktadır. Bu acıyla elem ve keder içindeki şair, sürekli ağlamaktadır. İkinci mısrada yer alan “baht” kelimesi kader, talih olarak anlaşılmalıdır. Gül ise sevgilidir. Giden ve artık umutsuz bir sevdanın kahramanından başka bir şey olmayan sevgili için, zayıf olan ve en zayıf esintide bile kırılması kaçınılmaz olan gül ağacı sevgiliye benzetilmiştir. Çünkü sevgili, hile karşısında acizliğe düşmüş ve ancak ruh olarak aciz insanların yapabileceği şeyi yaparak en basit yolu tercih etmiş ve terk edip gitmiştir. Bu nedenle, kaderini umutsuz sevgiliye bağlama, diye seslenmekte, artık umutsuz bir sevdadan başka bir şey olmayan ve kaybolan sevdayı içinde öldürmesi, yüreğinden söküp atması ve unutması içinde “Bal vermez sevdayı darağacına/ As artık as gönlüm feryâd eyleme“ mısralarıyla çağrıda bulunuyor.

Dördüncü kıtada yer alan aslı Farsça zulf olan ve dilimize zülüf olarak giren, şakaklardan sarkan saç lülesinin buradaki anlamı sevgilinin saçı olarak anlaşılmalıdır. Bütün halk şairleri ve ozanların şiirleri ve deyişlerinde sevgiliye övgü amacı ile kullanılmıştır.

Birinci mısrada şakaklardan sarkan sevgilinin saçına atıf vardır. Sevgilinin nedensiz terk edişi şairin yüreğini yaralamıştır. Bu nedenle övgüye layık değildir.“Hak etmeyen yârin zülfün övmek mi?” diye gönlüne sormaktadır. Aslında zülüfü kullanarak, her şeyiyle sevgiliyi övgüye layık görmemektedir. Sevgiliyi unutamamıştır. Şair, bunu üçüncü mısrada açıkça belirtmekten kaçınmıyor: “Gelmeyen vuslattan sinen dövmek mi?” Kavuşma anı bir türlü gelmemekte ve gecikmektedir. Buradaki sine “döş, bağır, yani göğüs” olarak yerini almıştır. Sevgilisine kavuşamayan ve kavuşma anı geciken şair, bunun için elem içindedir ve göğsünü dövmekte ve hayıflanmaktadır. Şairin gönlüne de sitemi vardır. “pes artık pes” söz grubunda bunu açıkça ifade etmektedir. “Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme” mısrasında bu düşünceyi görüyoruz.

Şairin kendi kendine sitemi ve öğüdü beşinci kıtada yer almaktadır. Ayrılık nedeniyle sevgiliyi özlemekte ve hasretlik içindedir. Bu hasretlik nedeniyle ah çekip inlemektedir. Gönlünün ıstırap çektiğini bilen şair, “ömrü yorma” diye öğüt vermektedir. Buradaki ömür kelimesinden şairin yaşamı içindeki durumunu anlamak gerekir. “ah çekip hasretten ömrü yorma” mısrasında özlem içinde kendi kendini kedere sevk ederek yaşamını çekilmez hale getirme, dediğini anlamak yerinde olacaktır. Ayrılık nedeniyle dostu suçlamanın yersiz olduğunu ve dostu ağır eleştiri ve ithamdan kaçınması, vazgeçmesi gerektiğini “Dosta suç yükleyip derinden vurma” diye seslendiği ikinci mısrada belirtiyor. Sevgilinin gidişi nedeniyle şairin hesaplaşma içinde olduğunu, bu gidişin nedenini Burhan’a sorma diyerek kendini ön plana çıkaran şair yine gönlüne seslenmekte ve “sus artık sus” söz grubunda gönlünü susturmaya çalışmaktadır.

6-KENDİNİ AŞMA:

Şiirdeki insanın, sevgili tarafından terk edilişini içinde yaşadığı zamana bağlı olarak bir sesleniş şeklinde aşmaya çalıştığını görüyoruz. Dörtlüklerin son mısrasında kendini aşma düşünce ve fikri içinde olduğu görülmektedir. “Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme/ Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme/ As artık as gönlüm feryâd eyleme/ Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme/ Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme”

7-ANLATIŞ TARZI:

Günahsız sevdana / tuzak kurana

Küs artık küs gönlüm / feryâd eyleme

Gözyaşın tuz edip / onmaz yarana

Bas artık bas gönlüm / feryâd eyleme.

 

 

Terk eden kalpsizi / bırak anmayı

Bülbüllerden öğren / derde yanmayı

Kahreden kaderden / sızıldanmayı

Kes artık kes gönlüm / feryâd eyleme.

 

Ağlamak ne çâre / yürek acına

Bağlama bahtını / gül ağacına

Bal vermez sevdayı / darağacına

As artık as gönlüm / feryâd eyleme.

 

Hak etmeyen yârin / zülfün övmek mi?

Son defa diyerek / tekrar sevmek mi?

Gelmeyen vuslattan / sinen dövmek mi?

Pes artık pes gönlüm / feryâd eyleme.

 

Âh çekip hasretten / ömrünü yorma

Dosta suç yükleyip / derinden vurma

Burhan’a gidişten / hiç sebep sorma

Sus artık sus gönlüm / feryâd eyleme.

Şiirin tamamı, Halk Edebiyatı dörtlük nazım birimi kullanılarak 6+5=11’li hece veznine göre duraklı yazılmıştır.

Birinci kıtada; a-b-a-b, ikinci kıtada; c-c-c-d, üçüncü kıtada; e-e-e-f, dördüncü kıtada; g-g-g-h, beşinci kıtada; ı-ı-ı-i şeklinde kafiye örgüsü kullanıldığını görüyoruz.

Kafiye ve redif’i inceleyelim: Birinci kıtada 1. ve 3. mısrada kurana kelimesinde kelime kökü kur ve yar’dır. Eki olan ana redif, r sesi yarım kafiyedir. 2. ve 4. mısradaki küs ve bas kelimelerinde s sesi yarım kafiyedir. İkinci kıtada anmayı, yanmayı, sızıldanmayı kelimelerinde (sızıldan) mayı eki redif, an,yan, sızıldan kelime köklerindeki an sesi tam kafiyedir. Her kıta sonunda tekrarı yapılan gönlüm feryad eyleme kelime grubu rediftir.

Üçüncü kıtada acı(na), ağacı(na), darağacı(na) kelimelerinde na eki redif, acı ve ağ(acı) zengin kafiyedir. Bazı edebiyatçılar darağacı kelimesinde yer alan ağacı ekine tunç kafiye de derler. Ancak zengin ve tunç kafiye arasında bir fark olmadığı görülmektedir. Dördüncü kıtada övmek mi, sevmek mi,dövmek mi kelimelerindeki mi eki redif, d(övmek) kelimesinde övmek ve mek ekleri zengin kafiyedir. Beşinci kıtada yorma, vurma, sormakelimelerinde ma ekleri redif, rediften önceki r sesi yarım kafiyedir.

Birinci kıtada; Küs artık küs gönlüm/feryâd eyleme / Bas artık bas gönlüm/feryâd eyleme. İkinci kıtada; “Terk eden kalpsizi bırak anmayı/Bülbüllerden öğren derde yanmayı/Kahreden kaderden sızıldanmayı” üçüncü kıtada; “Ağlamak ne çare yürek acına/Bağlama bahtını gül ağacına/ Bal vermez sevdayı darağacına “, dördüncü kıtada;” Hak etmeyen yârin zülfün övmek mi?/ Son defa diyerek tekrar sevmek mi?/ Gelmeyen vuslattan sinen dövmek mi”/ Beşinci kıtada; Ah çekip hasretten ömrünü yorma /Dosta suç yükleyip derinden vurma /Burhan’a gidişten hiç sebep sorma, örneklerinde görüldüğü gibi aliterasyon ve asonansın şiire anlam ve ses bakımından bir zenginlik kattığı görülmektedir. Birinci kıtanın ikinci mısrasında “küs artık küs”, dördüncü mısrada “bas artık bas”, ikinci kıtanın dördüncü mısrasında “kes artık kes”,üçüncü kıtanın dördüncü mısrasında “as artık as”, dördüncü kıtanın dördüncü mısrasında “pes artık pes”, beşinci kıtanın dördüncü mısrasında “sus artık sus” diye sık sık tekrarlanan aliterasyon şiiri gerek ses, gerek biçim, gerek anlam olarak daha güçlü kılmakta ve zenginleştirmektedir. Şiirin genelinde görülen ve sık sık yinelenmeleriyle şiiri zenginleştiren, süsleyen, biçim ve mana olarak derinleştiren aliterasyon, asonans, kafiye şiire kuvvetli bir ritim sağlayarak musiki havası vermektedir.

Şiirin birinci kıtasının birinci mısrasında n-k-z-a-u seslerinin, ikinci mısrasında m-k-y-l-ü-e seslerinin, üçüncü mısrasında z-y-r-a seslerinin, dördüncü mısrasında b-r-y-l-s-a-e ve iç seslerin a ve e harflerinden oluşması, ikinci kıtanın birinci mısrasında k-n-r-a-e seslerinin, ikinci mısrasında l-d-y-b-ü-a-eseslerinin, üçüncü mısrasında k-d-r-n-ı-a-e seslerinin, dördüncü mısrasında k-s-y-r-e ve iç sesin e harfinden oluşması, üçüncü kıtanın birinci mısrasındak-n-r-a-e seslerinin ve mısranın a sesi ile başlayıp a sesi ile tamamlanması, ikinci mısrasında l-ğ-n-a-ı seslerinin, üçüncü mısrasında r-a-e seslerinin, dördüncü mısrasında s-r-y-l-a-e ve iç sesin a ve e harflerinden oluşması, dördüncü kıtanın birinci mısrasında n-m-e-ü seslerinin, ikinci mısrasında d-k-r-s-m-e-i seslerinin, üçüncü mısrasında m-l-t-n-e-i seslerinin, dördüncü mısrasında p-s-y-r-e seslerinin, beşinci kıtanın birinci mısrasında h-t-r-m-e-a ve mısranın a sesi ile başlayıp a sesi ile tamamlanması, ikinci mısrasında d-y-e seslerinin, üçüncü mısrasında i-e-a seslerinin, dördüncü mısrasında s-l-r-u-eseslerinin sıkça yinelenmesiyle şiirde ses bakımından bir zenginlik yaratmıştır.

Şiirin bütününde a ve e seslerinin en çok yinelenen sesler olduğu, yine u-ü-ı-i gibi ses bakımından birbirine yakın seslerin sıkça tekrarı şiiri hem zenginleştirmekte, hem de seslerde bütünlük sağlayarak kulağa hoş gelen bir ritim sağlamaktadır. Şiirin bütününde birbirine yakın seslerin aynı mısra içinde ve çapraz olarak tekrarı ile kullanılması şiirdeki uyumu biçim olarak süslemekte ve zengin göstermektedir.

Şiirde, mısraların kendi içindeki ses uyumu, aliterasyon ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından da farklı bir güzellik katmış, musiki havası yaratmıştır. Çapraz ses uyumu da dikkat çekicidir.

Şiirde yabancı ve anlaşılamayan kelime kullanılmamıştır. Şairin, halk arasında bilinen ve tanınan kelimeler kullanması dikkat çekicidir.

Görüleceği gibi şiirde bir sadelik vardır. Aynı zamanda duygusal yoğunluk ve şiirin bütünü içinde ele alınması gereken ahenk dikkat çekicidir.

Şiirde de ritim ünlü ve ünsüz seslerin uyumu bozmadan düzenli bir şekilde tekrarı ile sağlanmaktadır. Bu bir ustalık işidir. Her şair şiire bu düzeni veremez. Zaten, bir şiirde bu düzeni mükemmel olarak sağlayabilen şaire iyi şair diyoruz. Şiirde ritmin kurulmasını sağlayan öğelere baktığımız zaman, nazım birimi, vezin, uyak ve seslerin ustaca kullanıldığını görüyoruz.

Şiirde bir ahenk (uyum) vardır. Şair, şiirdeki ahengi birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada toplamasıyla sağlamıştır. Şiirde ahengi sağlayan ses ve ritim unsurları olan kafiye (uyak), redif, aliterasyon, asonans ve ölçü birbiriyle uyumlu bir şekilde kullanılmış, bu da şiiri zenginleştirerek, bir musiki sezgisi yaratmıştır.

Şiirdeki dil gündelik konuşma dilinden farklıdır. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuştur. “Bas artık bas gönlüm feryâd eyleme/ Kes artık kes gönlüm feryâd eyleme/ As artık as gönlüm feryâd eyleme/ Pes artık pes gönlüm feryâd eyleme/ Sus artık sus gönlüm feryâd eyleme” mısraları içindeki kelimeler farklı bir anlam ifade etmektedir. Bu farklılık şiir dilinde ortaya çıkan bağımsız ve özerk bir anlam ile şiire yansımakta, kullanılan farklı mecaz ile gönlümüzü fethetmektedir.

Şiir dili imge (tasvir) ile meydana gelen farklı bir dildir.

Şair, şiirin kendi içinde dengeli bir bütün oluşturmuş, süslü kelimeler kullanmaktan kaçınarak neyi vermek istiyorsa en yalın haliyle sunmuştur.

Her şiirde farklı bir dil, bu dilin meydana getirdiği bir biçim söz konusudur. Sözcüklerin yüklendiği anlam yapı itibariyle herkesin anlayabileceği bir dildir. Bu da şiirin biçimini etkilemiştir. Şair, duygu ve düşüncelerini ifade etmek için güzel ve etkili bir şiir dili oluşturmuştur. İç dengede okuyucunun

 




Kaynak: celebiozturk.com

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 613 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Şiir Tahlili Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI