Bugun...



Usta yazar İhsan Kurt, edebiyat etkinliklerini eleştirdi.
Tarih: 01-11-2019 14:23:36 + -


Edebiyat etkinlikleri amacı dışına mı çıktı? Ödüller önceden tespit edilen tanıdıklara mı veriliyor? Bu soruların cevabı işte bu yazıda.

facebook-paylas
Tarih: 01-11-2019 14:23

Usta yazar İhsan Kurt, edebiyat etkinliklerini eleştirdi.

-Yarası olmayanlar gocunmasın!

       Sosyal çürümüşlüğün kokuları her alanda olduğu gibi maalesef edebiyat etkinlikleri, kültür ve edebiyat dergileri gibi yayınlarda, kitap fuarlarında, bunlara yönelik ödül ihdas etmede, “şeref” payesi vermede, ‘yalaka ve yağcı’ kalemleri parlatmada da kendini göstermektedir. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek olanların dışında Edebiyat adına yapılanlar ne “edebe” ne de “edibe” uygun olmamakla kalmıyor, bu alandaki faaliyetlerde de gözlemlenebiliyor. Özellikle kitap fuarlarında Edebiyat Pazar metaı, edebiyatçı pazarcı rolüne soyunmuş vaziyette. Böyle bir anlayıştan nasıl bir “okur” kitlesi ve nasıl bir “kültür” gelişimi, katkısı beklenebilir, çok iyi düşünülmelidir herhalde. Ayrıca “ekran yüzleri” olarak da isimlendirilen bazı isimlerin fuarlara çağrılarak onlara imza günleri düzenlenmesi gerçekten kuyrukların uzamasını sağlayabiliyor. Yani yazdıkları “kitap” adını verdikleri nesneleri de çok fazla satılabiliyor. Tam da bu noktada bir halk türkümüzün “Engine hey deli gönül engine. Şimdi rağbet güzel ile zengine” diye ifade edilen sözlerini hatırlıyorum. Aslında rağbet, ilgi asıl yazara olmadığı gibi nitelikli kitaplara da değil. Tanınmış ekran yüzlerine ve onların ürettiklerine. Yahut “bizden”, “sizden”, “onlardan” yana olanlara! Nasrettin Hoca’nın bir fıkrasında ifadesini bulduğu gibi, “yazar”, “eser” geri planda, mesele artık “ye kürküm ye” meselesi haline gelmiş durumda.

       Ömürleri çok farklı olan bazı dergiler de “kültür sanat edebiyat” alt başlığı ile piyasaya girip burada bir yer edinme çabası veya etkinliği içerisine giriyorlar. Edebiyat faaliyeti olarak çıkarılan birçok dergi öncelikli olarak kendisine cemaat, cemiyet, ideoloji gibi faktörlerle bir sınır çizmekte, ancak bu sınırlar içerisinde var oluşunu ifade etmeye, hedeflediklerine ulaşma çabası içerisinde kalmaktadır. Bunu yaparken sadece kendilerini onaylayan imzalara, kendilerini onaylayan düşüncelere yer vermekten ötesine geçmemekte, geçememektedirler. Bunlar ara sıra yarışmalar açsalar bile ödüllerini verecekleri kalemler neredeyse önceden tespit edilmiş gibidir. Bu tespit doğrudan bir isim olarak olmasa bile çok dar kalıplı zihniyet olarak belirgindir.

       Sevginin, ilginin, fikrin bağlılığı ‘bağımlılık’ durumuna dönüştüğünde özgür iradeli bir edebiyat ve kültür hayatından bahsetmek de pek mümkün olmuyor, olamıyor. Neticede ‘dergiler pazarı’ denebilecek ortamda bir avuç kendilerini kandıranların mutluluğundan öte bir gelişmeden de söz edilemiyor.

        Bir önceki paragrafta da belirttiğim gibi edebiyat adına açılan yarışmalar, verilen ödüller de kısır ve sınırlı anlayış çerçevesinde sürdürülüp gitmektedir. Hiç rahatsızlık duymadan kendimize soralım, edebiyat adına şimdiye kadar verilen ödüllerin neticesinde kaç yazar önce bu ülkeye ardından dünya kültürüne katkıda bulunabilmiş acaba? Belki alınanlar olacak ama edebiyat adına bu soru sorulması gerekmektedir.

       Hemen hemen her yıl çeşitli dernek, kurum ve kuruluşlarca yapılan yarışmalara, verilen ödüllere bakınız. Bunların kaçı ya da kaçta kaçı Türk kültür ve edebiyatına, fikir hayatına hangi yenilik, orijinallik ve zenginliği sağlamıştır. Hiç değilse çok küçük bir oranı dünyada ne kadar ses getirebilmiştir? Hadi bu sorulardan, sorgulamalardan rahatsız olundu diyelim. Sorulara bulunacak gerçeklik yazarları, aydınları hiç mi rahatsız etmiyor? Sloganlardan, ideolojik örtülerden, eş-dost kayırmacılığından sıyrılmaya çalışarak Türkiye’de ödüller gerçeği edebiyat etkinliği içinde dupduru bir gözle değerlendirilmediği sürece herhangi bir katkı sağlayamayacağı gibi inandırıcılığı da giderek kaybolmaktadır.

       Kendi at gözlüklerinin sınırları içerisinde kalan, bu sınırlılıklarını onaylayan, hatta megafonları olma rolüne soyunan imzalar ödüllendirilmeye devam edilmektedir. Bu tür edebiyat etkinlikleri asla ve kata ne özeleştiriyi ne de eleştiriyi kabul etme edebine ulaşamadıkları için bir türlü ne yerel düzeyde ne de uluslararası düzeyde edip çıkaramamaktadır. Dergileri kısa zamanda çöplükleri boylarken yazar adını verdikleri güç onayıcılar, hamaset avcıları, ideoloji bezirgânları, tekrarcılar, taklitçiler de sessiz sedasız zaman çöplüğünde kaybolmaktadırlar. Çünkü edebiyat adına yapılmaya çalışılan bu yaklaşımlarda mesele edebiyatın kendisi olmaktan çok uzakta, birey ya da küçük bir grup bağnazlığının silik, sığ varlıklarını ispat etme gayretleri yatmaktadır. Sözün açıkçası “ben yazarım, ben ödüllü yazarım, ben yazarların başkanıyım, ben ünlüyüm” düşüncelerinin bilinçaltı ifadeleri bu sahte edebiyat faaliyetlerinde ortaya konulmaktadır. Öyle ki bu sahte edebiyat faaliyetleri “bizim oğlan bina okur” nakaratından öteye geçememiştir.

       Özgür olmayan kalemlere güven duygusu kazandırmak için bu faaliyetlere ‘önemli’ damgası vurulmaktan da geri durulmuyor elbette. Adorno’nun da, “Sahte gerçekliğe öznel davranış olarak denk düşen şey sahte etkinliktir, kendi aralarında paslaşarak faaliyet gösteren ve kendini ne ölçüde kendi amacı haline getirdiğini itiraf etmeksizin, sadece kendi reklamını yapan etkinliktir” şeklinde ifade ettiği gibi bu oyunlarını devam ettirerek edebiyatçı sanılarıyla oyalanmaya devam etmektedirler. Ortada edebiyat yokken, şiir yokken, bazen yazar yokken edebiyat etkinliği düzenlemek, dergi çıkarmak, ödül vermek sahte bir gerçekliğe sahte etkinlik giydirmek değil de nedir?

       Zoraki yazarlar yazmaktan, yandaş davetlere katılıp nutuk çekmekten bir türlü okumaya vakit bulamıyor (!) Falan, filan kurum ve kuruluşlarda caka satmakta cabası. Adında ‘edebiyat, sanat’ olan bir derneğin başkanının bizzat şahsıma söylediği gibi yakın tarihlerde kendilerinin okumadan, incelemeden bir kitabı ödüle layık gördüklerini, fakat neticeden pişman olduklarını itiraf edebiliyor. Bu nasıl bir etik anlayış ki sonra da kalkıp bu tür ‘sahteliklere’ edebiyat etkinliği denerek programlar düzenliyor, davetler yapılıyor.

       Edebiyatta ve edebiyat etkinliklerinin bütün alanlarında asıl sıkıntının ve aynı zamanda ihtiyacın ‘eleştiri’ ve objektif duyarlılığa sahip ‘eleştirmen’ eksikliğinin yanında, eleştiriyi kabullenen, eleştiriden faydalanma derinliğine ulaşan anlayışlar olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Özellikle ihtiyaç olarak işaret edilen bu üç faktör bütün edebiyat etkinliklerinin yanında yazarı, şairi ve verilecek ödülleri de sahtelikten uzaklaştırarak gerçekliğine kavuşturacaktır. İşte o zaman gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde yazarlarımız ve onların ürettiği eserlerden zevkle, samimi olarak bahsedebileceğiz.

 ihsankurt66@gmail.com

 

 




Kaynak: İhsan Kurt

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 331 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ELEŞTİRİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI