Bugun...



YAZAR CAN ORHUN İLE SÖYLEŞİ
Tarih: 13-03-2019 06:37:18 Güncelleme: 13-03-2019 07:03:18 + -


Yazar Can Orhun ile edebiyata dair her şeyi konuştuk.

facebook-paylas
Tarih: 13-03-2019 06:37

YAZAR CAN ORHUN İLE SÖYLEŞİ

Yusuf’un Limanları ve Ekslibris ya da Pertev Efendi’nin Olağanüstü Yolculuğu isimli romanlarıyla bir an da dikkatleri çeken yazar Can Orhun ile Mektup Edebiyat Dergisi.Com Genel Yayın Yönetmeni Çelebi Öztürk konuştu. Bu çarpıcı söyleşiyi keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz.

MEKTUP EDEBİYAT: Öncelikle sizi biraz okurlarımıza tanıtmak isterim. Mühendissiniz aslında ve büyük bir şirketin yöneticisisiniz. Yazmak ile yollarınız nasıl kesişti?

CAN ORHUN: Evet, bilgisayar mühendisiyim. Bir süre üniversitede çalıştıktan sonra bilişim sektöründe farklı görevler üstlendim. Bir süreden beri de bir firmada yöneticilik yapıyorum. Yazmak ile yollarım aslında okumaya ve kitaplara olan düşkünlüğüm sayesinde kesişti diyebilirim. Okumayı her zaman çok sevdim ve kitaplar hayatımda her dönem çok önemli bir yer aldı. Bir zaman geldi ki kafamda okumayı sevdiğim kitaplara benzer konuları kurgulamaya başladım. Yazmaya ilk başlamam da bu kurguları kâğıda dökmek şeklinde oldu. İlk sayfayı yazdıktan ve bunun benim için ne kadar mutluluk verici bir eylem olduğunu anladıktan sonra da arkası geldi. Şimdi de yazmayı bitirdiğim her kitaptan sonra seyahatten döner dönmez çantasını yeniden hazırlamaya başlayan bir yolcu gibi hissediyorum kendimi.

MEKTUP EDEBİYAT: Yusuf’un Limanları ve şimdi Ekslibris ya da Pertev Efendi’nin Olağanüstü Yolculuğu… Her iki kitabınız da Osmanlı Dönemini yansıtıyor. Tarih ile nasıl bir bağınız var?

CAN ORHUN: Osmanlı döneminden çok öncesine, yani arkeolojiye olan merakım üniversitede çalıştığım dönemlere rastlıyor (belki de birçoğumuzdaki gibi biraz da Indiana Jones’un oynadığı yıllara J). Türkiye içinde ama özellikle güneye arkadaş grubuyla yaptığımız yolculuklarda arkeolojik alanları gezmekle başladı. Oraları gezerken insanın kendisini bir anda binlerce yıl öncesinde hissediyor olmasının dayanılmaz çekiciliği beni de bir anda vazgeçemeyeceğim bir şekilde içine çekti. Bunu bir merak ya da hobi olmaktan biraz daha öteye götürmeye karar verince Ege Üniversite’sinde arkeoloji bölümünde yüksek lisans yapmayı denemeye karar verdim. Böylece hem daha derinlemesine içine girebilecek hem de arkeolojik alanlara sadece bir turist olarak değil, bir kazı ekibinin parçası olarak girebilecektim. İlk seferinde başaramadığım bu denemeyi ikinci girişimde Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümüne girerek sonuçlandırabildim.

           

Osmanlı tarihine olan merakım ise tamamen İstanbul’a olan düşkünlüğümle alakalı… Şimdilerde ne yazık ki kimliğini ve güzelliğini her gün biraz daha yok ettiğimiz İstanbul’un bundan iki yüz sene ya da üç yüz sene önce nasıl göründüğünü hayal etmekle, İstanbul’un o zamanlar nasıl bir şehir olduğunu düşlemekle başladı. İşte o dönem yapılan resimlere bakınca görünen yüzün bambaşka güzel bir yüz olarak karşıma çıktığını görünce ve o dönemde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye başlayınca o bağ oluşmaya başladı. Eski, güzel bir dönemde yaşamanın, o “zaman yolculuğu”na çıkmanın da tek yolu sanırım o döneme ait bir roman yazmak. Benim için de en önemli dürtü bu oldu. Osmanlı döneminde İstanbul’da geçen iki kitabı yazdığım toplam dört yıl boyunca zihnimde sürekli olarak o dönemlere gidip geldim.

MEKTUP EDEBİYAT: Ekslibris çok farklı bir kitap. Sürükleyicilik ve heyecan üzerine kurulu macera romanları ülkemizde çok bakir bir alan. Bu kitabı kurgularken özel bir çalışma yaptınız mı?

CAN ORHUN: Evet. Hem de uzunca bir süre. Hem öncesinde hem de yazma süresince. Döneme ait günlük hayat hakkında yaptığım okumaların yanında kütüphanelere ve el yazmalarına dair olabildiğince çok araştırdım. Hem Osmanlı el yazması kitaplar hem de Hristiyan dünyasına ait el yazmalarını araştırmak oldukça detaylı, uzun bir araştırma oldu. Kitapların tarihsel özellikleri, yapılışları, kullanılan kâğıtlara ait malzemeler, üzerindeki yazılar ve bezemeler gibi birçok konuyu olabildiğince ayrıntılı bir şekilde araştırdım. Kahramanımız Pertev Efendi de bir mücellit olduğu için ciltleme tekniklerine ve o zamanın terminolojisine de olabildiğince sadık kalmaya çalıştım. Kurgu bir roman yazıyordum belki ama yine de tekniklerde ya da terimlerde bir hata yapmamak için aynı konuyu çok farklı kaynaklardan araştırmam gerekti. Örneğin o döneme ait bir kâğıt ile bu dönemdeki bir kâğıt aynı kokmaz. Pertev Efendi henüz daha bir çırakken kokladığı kitabın sayfalarının ne koktuğunu bulmak için bile bir hayli araştırma yapmam gerekti.

          

Romanlarımı kurgularken dönemin gerçeklerine bağlı kalmayı seviyorum. Örneğin romanda geçen 1877 tarihli New York Times gazetesindeki Sultan Abdülhamid’in el yazmalarını Corvina Kütüphanesi’ne iade ettiği yazı tamamıyla gerçektir. Bunları bulabilmek için yabancı kütüphanelerin el yazmaları barındıran sayısal arşivlerinde bir hayli zaman geçirmem gerekti. Ya da yine o dönemde bir Osmanlı toprağı olan Patmos adası, Kudüs veya Rodos gibi yerlerdeki günlük yaşamı, seyahat şekillerini, kütüphanelerini, manastırlarını elimden geldiğince döneme ait seyyahların güncelerini okuyarak bir sahne oluşturmaya çalıştım.

MEKTUP EDEBİYAT: Kitap, hem geçmiş hem de eski bir meslek olan mücellitlik hakkında çok kıymetli bilgiler de veriyor. Bir hazırlık süreci yaşadınız mı?

CAN ORHUN: Evet. Ciltçilik öyle yaşayan bir meslek ki uygulanan teknikler dönemine, coğrafyasına, inancına, yapıldığı bölgede bulunan malzemesine göre çok farklılıklar gösterebiliyor. Hepsinin amacı aynı; her biri dünyalar kadar değerli kitaplara mücevher gibi giysiler giydirmek… Ama bu amacı yerine getirirken kullanılan yöntemler, süreçler birbirinden çok farklı. Her dönemin, her ustanın farklı bir üslubu var. Romanın geçtiği dönem ciltçiliğin Osmanlı’daki altın çağının biraz geçmiş olduğu zamanlar belki ama yine de çok kutsal bir meslek olarak görülüyor. Bence de öyle… O yüzden elimden geldiğince titiz davranmaya çalıştım. Malzemelere, tekniklere, üsluplara ve yapılışlarına dair uzun okumalar yaptım ve bulabildiğim videoları izledim. Ve gerçekten de gördüm ki mücellitlik bir meslek olmanın ötesinde gerçekten de bir sanatmış o zamanlar…

MEKTUP EDEBİYAT: Pertev Efendi, romanda kendinden hiç beklenmeyecek çılgınlıklar yapıyor ama inandırıcılığını da hiç kaybetmiyor. Pertev Efendi’yi yaratırken nelerden esinlendiniz?

CAN ORHUN: Pertev Efendi’yi yaratırken aslında sıradan insandan esinlendim. Güvenli bir hayat yaşayan, yaşamını, işini güvenli limanlarda geçirmeye çalışan, korkuları, çekinceleri olan insandan. Hepimizden yani… Onu sıradan insandan farklı kılan içinde yatan cesaret belki ama bunu bile ortaya çıkarmak için bir dürtü, bir korku, aklının tam almadığı bir gerçekliğe ihtiyacı var. Sıradan hayatını biraz merakı, bolca korkusu, ama aslında saplantısı altüst ediyor. Bu saplantı aslında iyi bir saplantı… Ona yaşadığını hissettiren, kendi küçük, huzurlu dünyasından çıkarıp bilmediği sapaklara doğru sokan bir saplantı. Aslında belki de hepimizin zaman zaman ihtiyacı olan bir saplantı…                        

MEKTUP EDEBİYAT. Kitapta her şeyi bir beddua başlatıyor. Gerçekten eskiden kitapların sahipleri böyle şeyler yapıyor muymuş?

CAN ORHUN: Evet, benzer örneklere farklı coğrafyalardaki farklı yazmalarda rastlanıyor. Bu bedduaların ana amacı kitabı korumak. Henüz matbaa yokken, hatta kâğıt bile yokken bir kitabı oluşturmanın ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Üzerine yazmak için hayvan derilerinden parşömenlerin hazırlanması, birleştirilmesi, onlarca hattat tarafından elle yazılması, resimlendirilmesi ve en sonunda da ciltlenmesi. Son derece zor, masraflı ve uzun zaman alan bir işmiş o dönemlerde. O yüzden o kitapları korumak için akıllarına ne geliyorsa uygulamış insanlar. Dolaplara kilitlemiş, zincirlemiş ve işte bir önlem olarak da insanları korkularını kullanmaya çalışıp içlerine buna benzer beddualar yazmışlar. Tümüne yakını ortaçağ döneminde görünüyor. Ağırlıklı olarak batılı kütüphanelerde görülüyor ama Ortadoğu’daki bazı kitaplarda da rastlanıyor.

MEKTUP EDEBİYAT: Yazarken insan en çok kendiyle karşılaşıyor, kendi kendinizi şaşırttığınız keşifler yaşadınız mı?

CAN ORHUN: Evet. Sanırım kendime ait rastladığım en belirgin keşif kendimde sürekliliği olan ve hemen hiç aksatmadığım bir yazma düzenine sahip olabiliyor olmam. Yayınlanan her iki romanı yazmak da neredeyse ikişer yıl sürdü. Bu süre boyunca kendimi gerçekten de şaşırtarak aksatmadan sürdürebildiğim bir düzen içinde çalışabildim. Çünkü kendimi hiçbir zaman fazla disiplinli, düzenli bir insan olarak görmemiştim. Bir diğer fark ettiğim şey de roman yazmanın bana verdiği haz oldu. Gerçekten beni içine çeken, tekrar klavyenin başına oturacağım anı heyecanla beklediğim bir haz… Bir de galiba o saplantı. Başladığım şeyi bitirme saplantısı.

MEKTUP EDEBİYAT: Bir yazar olarak kimleri okursunuz, hangi kitaplar ilginizi çeker?

CAN ORHUN: Okuduğum kitapları çok kolay kategori edemiyorum ama genelde roman okurum. Bir dönem Güney Amerikalı yazarların kitaplarını olabildiğince fazla okudum. Marquez, Julio Cortazar, Carlos Fuentes, Luis Sepulveda aklıma ilk gelenler. Bu aralar romancılığını en çok sevdiğim yazar sanırım Lawrence Durrell. Büyük bir keyifle okuyorum romanlarını. İhsan Oktay Anar ve Aslı Erdoğan da en sevdiğim yazarlar arasında. Bir de Amin Maalouf tabi ki… Hiç vazgeçemediğim. Şiiri ise illa ki Nazım Hikmet ve Pablo Neruda’dan okumayı severim.

MEKTUP EDEBİYAT: Özel bir yazma ritüeliniz var mı?

CAN ORHUN: Var diyemem. Sadece odaklanabileceğim, yazının içine girebileceğim bir ortam olması yeterli. Ama bunun için sessiz, sakin bir odaya ihtiyacım yok. Havalimanında beklerken ya da İstanbul’da bir kahvede otururken o koşuşturma bile benim en rahat yazdığım yerlerdir diyebilirim. Ritüel sayılır mı bilmiyorum ama yazarken bilgisayar ekranındaki sayfanın kitap gibi görünmesi şarttır benim için. O yüzden saman sayfanın rengine benzer bir renk tonunda, kitabın basılacağı formatın boyutunda ve fontunda yazarım. Cümleyi yazar yazmaz karşımda bir kitap gibi görünmesi beni motive ediyor galiba. Beyaz bir A4 sayfasında kesinlikle yazamam.

MEKTUP EDEBİYAT: İnsan yazarken ayrı bir dünyaya giriyor, bambaşka bir ruh haline bürünüyor. Tabii bir de gerçek dünya var, siz bu giriş çıkışları, kopuklukları ve toparlamaya çalışmaları nasıl yönetiyorsunuz?

CAN ORHUN: Bunu galiba biraz kaçış olarak da kullanıyorum. Yazmaya başlamak için biraz zaman ve odaklanmaya gereksinimim oluyor. Ama bu süreç tabii ki klavyenin başına oturduğum anda başlamıyor. Günlük koşuşturmanın içinde kendime düşünmek için zaman ayırabildiğim her anda; araba kullanırken ya da yemek yerken bile kafamda bir sonraki adımın ya da cümlenin ne olacağı oluyor. Ama tabi ki başka işlerle de fazlaca meşgul olduğum için yazmaya ayırabildiğim zaman ancak o günden çalabildiğim zamanlar oluyor.  Zaman zaman yazma sürecinde aklımdaki şeyi unutmadan, bazen yaşandığı hızda, yazmak için çok fazla yoğunlaştığım ve normal zamandan daha fazla yazabildiğim oluyor. O zamanlar başımı kaldırdığımda kısa bir süre de olsa zaman mevhumu kesinliğini yitirebiliyor.

MEKTUP EDEBİYAT: Yazım sürecinizden bahseder misiniz, nasıl konsantre oluyorsunuz, hafta içi mi yoksa hafta sonları, tatil günleri mi daha yoğun yazıyorsunuz, ortalama kaç saat sürüyor?

CAN ORHUN: Çok büyük çoğunlukla hafta içi akşamları yazıyorum. Tatil günleri ya da hafta sonları yazabildiğim zamanlar çok nadir. Günde iki saat yazmaya çalışıyorum ama bu tempoyu tutturmak her zaman mümkün olmuyor. Günde bir sayfa yazsam yılda üç yüz altmış beş sayfa eder, o da bir kitap olur gibi bir hesap var kafamda ama bu tempoyu tutturmak benim için imkânsız gibi. Ama benim için en önemli şey yazmasam da her gün yazdıklarımı geriye dönüp muhakkak okuyorum. Bu, benim konudan kopmamamı sağlıyor. Birkaç gün yazdıklarımdan uzaklaşırsam yeniden başlamak daha da zorlaşıyor. Kitabın son kısımlarına geldiğimde tempoyu arttırmaya ve günlük düzene daha sadık kalmaya çalışıyorum. Benim için noktayı koyma saati gece iki.

MEKTUP EDEBİYAT: Her şey bittikten sonra metni kaç kez kontrol edersiniz, fikir almak için paylaşımlarda bulunur musunuz, “işte şimdi oldu” durumuna gelmek yıpratıcı bir süreç mi?

CAN ORHUN: Yazdığım süre boyunca sürekli olarak geriye dönüp okurum. Sanıyorum bu da her paragraf için en az on ya da on beş kez oluyordur. Bir bölüm bittikten sonra o bölümü, kitap tamamen bittikten sonra da kitabı bir kez daha tekrar okurum. “işte şimdi oldu” demenin çok yıpratıcı bir süreç olduğunu söyleyemem. Aksine keyifli bir süreç olduğunu düşünüyorum. Artık yazmanın bittiği, kararların verildiği bir zaman… Bittiği zaman sadece biraz hüzünlendiğimi fark ettim, iki yıl her gün birlikte olduğum arkadaşlarımdan ayrılıyormuşum ya da çok severek yaptığım uzun, güzel bir yolculuk bitmiş gibi hissediyorum.

      MEKTUP EDEBİYAT: Türk Edebiyatının bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

      CAN ORHUN: Türk edebiyatında bugün ticari kaygı ve edebi değer arasındaki dengenin  
      biraz daha ticari kaygıdan yana ağır bastığını ve edebi içerik, yayın, okuyucu tarafında
      kalıcılığın ve içeriğin biraz daha göz ardı edildiğini söyleyebiliriz.

      MEKTUP EDEBİYAT: Kâğıt maliyetleri yayıncılığı olumsuz etkiliyor. Bunun için  
      devlet ne gibi önlemler alınmalıdır?

          

CAN ORHUN: Bu konuda devlet bir an önce önlem almalı ve kâğıt maliyetlerinin bugün bu kadar yükselmesine neden olan dışa bağımlılığı yeniden azaltacak eylemler gerçekleştirmelidir. Ülkenin geleceğini ilgilendiren eğitim, basın, edebiyat gibi konulara sadece ticari kaygıyla değil stratejik bakılmalı ve bu konularda acil önlemler alınmalıdır. Bugünkü duruma gelmemizin temel sebeplerinden biri olan SEKA Kâğıt Fabrikasının özelleştirilmesi ve ardından kapanması süreci gibi geleceği görmeden yapılan eylemler kabul edilebilir değildir. O açıdan kâğıt üretiminin ülke içerisinde yeniden gerçekleştirilmesi ve buna bağlı olarak maliyetlerin düşmesi ve daha önemlisi dışa bağımlılığın kaldırılması en acil eylem olmalıdır. Tabi ki bu toplam bir kâğıt üretim politikasıyla, yani üretim maliyetlerinin düşürülmesi, geri dönüşüm oranlarının artırılması gibi birçok bağlayıcı etkeni de kapsamalıdır.

MEKTUP EDEBİYAT: Avrupa ile Türkiye'yi bu anlamda kıyasladığımızda neler önerebilirsiniz?

CAN ORHUN: Sanırım burada en önemli konu, yeni ve doğru bir ulusal kağıt politikasının oluşturulmasıdır. Bu da hammadde, üretim, gereksinim gibi konuların çok iyi araştırılarak eyleme dönüştürülmesi ile olabilir.

MEKTUP EDEBİYAT: Kaleme almayı düşündüğünüz yeni bir hikâye var mı aklınızda?

CAN ORHUN: Şu anda yeni bir kitap fikri üzerinde çalışıyorum. Henüz kurgu aşamasında... Diğer iki kitabın geçtiği dönemlere oranla daha yakın bir döneme ait ama yine de ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor. Henüz tam olgunlaştıramadım. Sanırım biraz daha zamana ihtiyacım var.

 

                              

 




Kaynak: Can Orhun

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 182 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI