escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...



Yazar, Şair, Akademisyen İhsan Kurt ile Röportaj
Tarih: 15-03-2017 15:05:17 Güncelleme: 28-03-2017 09:31:17 + -


Yazar, Şair, Akademisyen İhsan Kurt ile röportajı sizler için Genel Yayın Yönetmenimiz Çelebi Öztürk yaptı.

facebook-paylas
Tarih: 15-03-2017 15:05

Yazar, Şair, Akademisyen İhsan Kurt ile Röportaj

Mektup Edebiyat Dergisi’nin ilk röportajını kültür, sanat ve edebiyat çevrelerinin yakından tanıdığı çok değerli bir isimle gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Zira İhsan Kurt, mütevazı ve doğru bildiğini esirgemeden konuşmasıyla tanınan bir Anadolu çocuğu, aldığı eğitim, kültür ve akademik çevrenin kazandırmış olduğu bilgi birikimiyle Türk insanına karşı kendini sorumluluk bilinciyle bağlayan ve bu düşünce çerçevesinde 33 eserle eğitime, kültüre ve edebiyata katkı sağlayan bir şahsiyet.

 Sayın İhsan Kurt ile dobra dobra bir söyleşi yaptık. Çok keyif aldım. Umuyorum ki Mektup Edebiyat Dergisi’nin kıymetli okuyucuları da keyif alacaktır.

Buyurun, İhsan Kurt ile kültür âlemini birlikte gezelim.

 

Yazar, şair, akademisyen

İHSAN KURT İLE RÖPORTAJ

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Hocam, okuyucularımız için kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

İHSAN KURT:Bu konuda çok klasik sözler söylemek istemiyorum. Merak edenler http://www.ihsankurt.net/Ozgecmis/ozgecmis.asp       ve  http://www.biyografya.com/biyografi/8706   adreslerinden öğrenebilirler. Ancak eğer yine de bir şeyler söylemem gerekiyorsa kendimi Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyen, kimseyi üstün ya da hakir görmeyen, hiç kimseyi aldatmayan; idealini gören ve o hedefe yürümeyi sürdüren biri... olarak tanımlamaya çalışıyorum.

Elbette bozkır ve kıraç topraklarda yokluk ve yoksunluklar içerisinde büyümüş birçok insan gibi sıkıntıları, zorlukları iliklerime kadar yaşadım ve hissettim. Öncelikli olarak, “ana kuzusu” denilecek beş yaşlarında anamdan babamdan ayrıldım okumak için. Çünkü köyümüzde o tarihlerde okul yoktu. Böyle başladı okuma serüvenim. Sonra ilçemizde ortaokul, ardından yeni açılan lisede okudum. Akdağmadeni Lisesi’nin ilk mezunlarındanım. Üniversite nedir, nasıl girilir? kimsenin rehberlik yaptığını hatırlamıyorum. İlk yıl boştayım. Aynı yıl rahmetli babamın Ankara’dan bir dershanenin yayını olarak getirdiği ansiklopedik boyutlu üniversite giriş sınavına hazırlık kitabına çalıştım. Hemen her gün önce metinleri okuyor, sonra soruları çözme gayreti içinde oluyordum. Mezuniyetimin ikinci yılında Eğitim Enstitüsüne girmeye hak kazandım. Kazandı belgesini aldığımda duyduğum sevinci şimdi bile unutamam. Enstitüye başladığımın ilk yılı umduklarımı bulamamanın hayal kırıklıklarını yaşadım. Mecburiyetten sabrederek okulu bitirdim. Öğretmenliğimin ikinci yılında tekrar üniversite sınavlarına girerek Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesine girdim. Öğretmenliğe devam ederek burada okumaya çalıştım. Çünkü başka çarem yoktu… Devam etmekte olduğum fakültedeki hakkımı dondurarak yedek subay olarak on sekiz ay süren askerliğimi yaptım. Dönüşte fakülteye devam ederek mezun oldum. On üç yıl ilkokul öğretmenliğimden sonra Yüksek Lisansımı da yaparak önce Milli Eğitim Bakanlığı Yaygın Eğitim Enstitüsünde daha sonra da o zaman Gazi Üniversitesi’ne bağlı Kırşehir Eğitim Fakültesi’nde görev yaptım. Buradan Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne geçtim. 2002 yılında da emekli oldum.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: İlk eserinizi ne zaman yazdınız? İlk eserinizi elinize aldığınızda ne hissettiniz?

 

İHSAN KURT: Ortaokulda bir heveskâr olarak yazdıklarım sayılmazsa ilk yazılarımı ve ilk şiirlerimi lise yıllarında yazmaya başladığımı söyleyebilirim. Bunları dönemin bazı gazetelerinde ve dergilerinde yayınladıkça yazma şevkim arttı. Kendime sadece okuma ve yazma ile inşa ettiğim bir dünya kurdum. Okudukça yazdım yazdıkça okudum. Okumanın insan için en güzel hazlardan biri olduğunu keşfettim. Bazı tanıdıklarım sigaraya harçlıklarını verirken ben dergilere, kitaplara verdim. Önce bir kitaplık, sonra bir kütüphane hayalimi hep canlı tuttum.

Lise son sınıfta hâlâ sakladığım bir roman denemesi yaptım ama yayınlamadım. İlk kitabımı 1985 yılında bitirdim. Daha sonra diğer kitaplarımı yazmaya devam ettim. Ancak ilk kitap 1990 yılında yayınlandı. Ardından da diğer kitaplar geldi.

İlk kitabımı elime aldığımda genç sayılabilecek yaşlarda olduğumdan olacak birazcık heyecanla hoş duygularla dolduğumu hatta mutluluklar âleminde kısa süreliğine de olsa dolaştığımı hatırlıyorum. Bu duygular üretmenin, ben de varım demenin hatta biraz da karınca kararınca kültür hayatına katılmanın ve katkı sağlama çabasının nişanesi olarak beni gelecek adına hep yüreklendirmiştir.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: M.E.B – UNİCEF işbirliğiyle gerçekleştirilen çeşitli bilimsel toplantı ve konferanslara katıldınız. Bunların, ilgi alanınızda ilerlemesine katkısı oldu mu?

 

İHSAN KURT: Bu toplantılar daha çok mesleki ve meslek içi eğitimleriyle ilgili sayılabilecek toplantılardı. Eğitimle ilgili yerli ve yabancı farklı alan uzmanlarını dinlemek, onlarla çalışmak elbette düşünce dünyama zenginlikler katmıştır. Özellikle ülkemizde Yetişkin Eğitimine yönelik alanlardaki eksiklikleri, uygulamadan gelen aksaklıkları görmenin yanında gelecek için neler yapılabilir sorusuna cevaplar aranmasında şahsıma faydalar sağlamıştır. Hatta bu konularda, yani yetişkin eğitiminde hissetmiş olduğum telif eser eksikliğini ortaya koyma hususunda bir çalışmaya başlamama da vesile olmuştur. Önceleri dar sınırlar içerisinde başladığım çalışmamı daha sonra üniversitede görev yaptığım ilk yıllarda “Yetişkin Eğitimi” adıyla kitap olarak yayınladım. Bu konuda ilgili bölümlerde dersler de verdim.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Daha çok psikoloji, rehberlik ve eğitim kitaplarınızla tanınıyorsunuz. Bu kitaplar hakkında bilgi verir misiniz?

 

İHSAN KURT: Çünkü görevim ve uzmanlık alanım gereği daha çok işaret etmiş olduğunuz alanlarda kitaplar yayınladım. Fakat özellikle emekli olduktan sonra edebiyatın yanında tarihe de ağırlık verdim. Romanlar, denemeler, incelemeler, araştırmalar yazı hayatımda ağırlık kazandı.

Psikoloji, rehberlik ve eğitim kitaplarımın birçoğu ders kitabı ve yardımcı kaynak olarak kullanılmış ve hala kullanılmaktadır. Bu kitaplarla ilgili en geniş bilgiyi http://www.ihsankurt.net/Kitaplar/kitaplar.asp  adresinden öğrenmek mümkündür. Psikoloji, eğitim ve rehberlik alanlarına ilgi duyanlar bu adrese başvurduğunda daha geniş bilgi sahibi olacaklardır.

Ancak bu kitaplardan Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım benim Yüksek Lisans tezi olarak hazırladığım ve ilk baskısı Kültür Bakanlığından yayınlanan bir eserimdir. Daha sonra kitap ikinci ve üçüncü baskılarını yapmıştır.

Yine üç baskı yapan Psikolojiden Kültüre adındaki eserim farklı yıllarda değişik yayın organlarında bazıları yayınlanan deneme, inceleme ve araştırmalarım bu kitapta toplanmıştır. Bir bakıma bazı kültür ürünlerine psikolojik yaklaşım denemeleri yapılmaya çalışılmıştır. Yazılar "psikoloji", "eğitim" ve "edebiyat" konularında olduğu için kitaba "Psikolojiden Kültüre" adının verilmesi uygun görülmüştür.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Hocam, bu eserlerinizin yanı sıra yayınlanmış 2 adette şiir kitabınız bulunuyor. Ancak bugüne kadar şiirlerinizle fazla gündeme gelmediniz. Bunun nedenini açıklar mısınız?

 

İHSAN KURT: Aslında şiir demeyelim ama şiir yazmaya özentim ilkokul yıllarında başlamıştır. Nereden elime geçti bilemiyorum o zaman Karacaoğlan’ın ve Ruhsati’nin şiirlerinin bulunduğu iki kitaba sahip olduğumu hatırlıyorum. Bunları okudukça benim çocuk yüreğimde de bazı kıpırdanmalar oldu. Çocuksu ama hoş duygularla dolduğumu hatırlıyorum. İşte o zaman bende yazayım diye kalemi elime aldım. Belki birçokları gibi yazı hayatına şiirle başladım diyebilirim. Ama hiç durmadan şiir yazmaya devam ettim. Okuma maceramın içerisine lise yıllarında Varlık, Hareket, Hisar, daha sonra Türk Edebiyatı gibi edebiyat dergileri girdiğinde şiire daha bir ciddi sarıldım. Ancak o zaman şiirin “zor zanaat”(!) olduğunun bilincine vardım. Okulumuzda Edebiyat kolu adına çıkarmakta olduğumuz duvar gazetesinin her sayısında şiirlerimi yayınladım. Sonra gazetelerin kültür sanat sayfalarında yer aldım. O dönemlerde yayınlanan Çağdaş Genç Şairler ve Şiirleri Antolojisi’nde bir şiirimle yer aldım. Daha sonra şiir yazmaya devam etmeme rağmen herhangi bir yayın organına şiirlerimi göndermedim. İşte şiirde gündeme gelmememin birinci sebebi bu olsa gerek.

Nitekim Şair Muhsin İlyas Subaşı Berceste Dergisinin Ocak 2003. Sayısında şahsımla ilgili yazmış olduğu yazıda şu tespitleri yapmıştır: “İlk şiir kitabı BİR YÜREĞİN TÜRKÜLERİ nin hemen arkasından, ikinci şiir kitabı GÜL ŞAFAĞI HÜZÜNLERİ , Kurt’un bilim adamı oluşunun yanında şairliğini de gündeme getirmektedir. Bu güne kadar edebiyat dergilerinde şiirlerini pek görmediğimiz Şair’in peş peşe iki güzel kitabıyla gelmesi hem şaşırtıcı hem de sevindirici oldu. Şiirlerini okuduğum zaman, ‘keşke bu güzelliği daha önce okuyucularıyla dergilerde paylaşarak gelseydi’ dedim.”

Şiir yazmaya devam ettiğim halde yine dergilere şiir göndermiyorum. Bunda dergilerin çoğunluğunun belirli kliklerin toplandığı dergi olması veya yine birçoğunun şiir anlayışıma uygun olmaması gibi hassasiyetler etkili oluyor elbette.

Şimdilerde yine iki ayrı şiir kitabım basıma hazır durumda. Sorunuzda ifade ettiğiniz gündeme gelmek gibi bir kaygıyı hiçbir zaman taşımadım, taşımıyorum. Sanatta, edebiyatta güzellikleri, hoşlukları sunma gayreti içerisindeyim. İsteyen bu rayihadan faydalanır istemeyen de yönünü çevirebilir. Yani isteyen gül koklar isteyen çöplük. Bazı Şair ve yazar markalı çığırtkanlara katılmak mecburiyeti de yoktur. Ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranma gibi bir beklentimiz olmadığı için suni gündemlere de hiçbir zaman kulak asmıyorum. Siz hiç sarrafın malını satmak için çığırtkanlık yaptığını duydunuz mu?

İsterseniz, bir anlamda şiir konusundaki duygularımın bir kısmını yansıttığını düşündüğüm şiirimden bir bölümü paylaşarak sorunuza vereceğim cevabı noktalamak isterim:

 

Şiir benim hasretimdir, huyumdur

Şiir benim yıkandığım suyumdur

Gül mevsimde cemre düşer şiire

Şiir benim sığınağım, koyumdur

 

Kâh âşık olur şiire susarım

Kâh aşkı bulur şiire susarım

Güzelde coşar şiirdir tasarım

Şiir benim düğün, dernek, toyumdur

 

Kendimden kaçsam şiirde dururum

Aşkı, sevdayı şiirde bulurum

Şah mısralarda yanar, kül olurum

Şiir benim alevimdir, korumdur

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey ilk roman çalışmanız mı? Bu alanda başka çalışmalarınız var mı?

 

İHSAN KURT: Yayınlanması dikkate alınırsa KAHROLSUN BÖYLE ADALET ilk romanım. Neden böyle söylüyorum. Çünkü gençlik yıllarında kaleme aldığım ama yayınlamadığım bir romanım daha var. Kahrolsun Böyle Adalet değişik yayınevlerinden üçüncü baskısını yaptı. Yayınlanmış olan ikinci romanım FESAT YUVASI  da Merzifon Amerikan Koleji merkezli İç Anadolu  ermeni isyanlarını konu almaktadır. Üçüncü romanım CEPHEDE YAZILAN DEFTER adını taşımaktadır. Balkan savaşlarından Çanakkale’ye ve oradan 1950’ler Türkiye’sine kadar geçen tarihi zaman içerisindeki önemli olaylar işlenmiştir. Henüz yayınlamadığım içinde yaşadığımız zamandan bir kesiti anlatmaya çalıştığım ve olayların çoğu Ankara’da geçen bir romanım daha var. Adı bende saklı kalsın şimdilik.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Mehmet Kemal Bey ile ilgili iki kitap yayınladınız. Bu kitaplar ile Cephede Yazılan Defter isimli eserin çıkış öyküsünü anlatır mısınız?

 

İHSAN KURT: Evet. Ermeni meselesinden dolayı idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey ile ilgili iki kitap yayınladım. Bunlardan ilki yukarıda adı geçen ‘Kahrolsun Böyle Adalet’ adındaki romanımdır. Bu kitap 1908-1919 Tarihleri arasında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in görev yaptığı Osmanlı toprakları ve çevresi etrafında Osmanlı'nın yıkılışını hazırlayan olaylar,  İkinci Meşrutiyet'ten 10 Nisan 1919'a kadar geçen sürede yakın tarihimizin isyan ve ibret dolu sayfaları, devletin en üst kademelerine kadar sıçrayabilmiş işbirlikçi maskeli ihanet cücelerinin portreleri, ihanetlerin yanında mücadeleleri de ortaya koyan, tarihte aynıyla gerçekleştirilmiş bazı Ermeni olaylarının da işlendiği tarihi belge ve bilgilere dayanan uzun yılların ürünüdür. Yayınlanması dikkate alınırsa KAHROLSUN BÖYLE ADALET ilk romanım. Neden böyle söylüyorum. Çünkü gençlik yıllarında kaleme aldığım ama yayınlamadığım bir romanım daha var. Kahrolsun Böyle Adalet değişik yayınevlerinden üçüncü baskısını yaptı. Yayınlanmış olan ikinci romanım FESAT YUVASI  da Merzifon Amerikan Koleji merkezli İç Anadolu  ermeni isyanlarını konu almaktadır. Üçüncü romanım CEPHEDE YAZILAN DEFTER adını taşımaktadır. Balkan savaşlarından Çanakkale’ye ve oradan 1950’ler Türkiye’sine kadar geçen tarihi zaman içerisindeki önemli olaylar işlenmiştir. Henüz yayınlamadığım içinde yaşadığımız zamandan bir kesiti anlatmaya çalıştığım ve olayların çoğu Ankara’da geçen bir romanım daha var. Adı bende saklı kalsın şimdilik.ret alınması gereken bir dönemin romanı ve ecnebilere yaranmak için kurban edilen milli şehit Kemal Bey'in son sözü: KAHROLSUN BÖYLE ADALET! Romana isim olarak verilmiştir.

İkinci kitap bir araştırmadır. “Kaymakamlıktan İdam Sehpasına Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı MEHMET KEMAL BEY ” adını taşımaktadır. Şahsi düşünceme göre Kemal Bey’in çok iyi bilinmesi gerekir. Çünkü Kemal Bey’in bilinmesi; Osmanlı’nın son dönemini, onu parçalama gayretlerini, ihanet şebekelerinin hücumlarını,  1. Dünya savaşının girdaplarını, milli mücadelenin ne gibi zorluklar ve şartlar içinde başladığını bilmek demektir. Dünden bugüne arzuları, zihniyetleri hiç değişmeyen, sadece projelerindeki yöntemlerini değiştiren emperyalistleri çok iyi anlamak demektir. Kemal Bey’in ve onun etrafında dönen yakın tarihin bütün açıklığı ile bilinmesinde hem zamanımız, hem de gelecek açısından büyük yararlar sağlayacağı, ufuklar kazandıracağı, yaşananlara ve yaşatanlara daha sağlıklı yaklaşımlar geliştirileceği muhakkaktır. Bu araştırmada birçok değerli araştırmacının eserlerinden, Osmanlı Arşivlerinden faydalanılarak Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve biraz da etrafında dönen olaylar anlatılmaya çalışılmıştır.

Cephede Yazılan Defter’e gelince; bu roman 1950’ler Türkiye’sinde yaşananların yaşadıklarını gazi babalarının hatıratının, cephede yazılmış defterinin peşinde koşarken içinde yaşamakta oldukları hayatla bazen benzerliklerini, bazen çelişkilerini, bazen de isyanlarını dile getirmelerini anlatmaya çalışmıştır. Bir bakıma yaşanılan zaman içerisinde yaklaşık 30-35 yıl önceki tarihi yaşamak ve o yaşananları hissetmek Hüseyin Gazi’nin ailesinin kaderi gibi olduğu görülmüştür. Romanda adı geçen kahramanların her birinin olaylar yanında sorumluluklarını sorgularken; tarihte ve içinde yaşadıkları zaman içerisinde hep benzer haksızlıkların, adaletsizliklerin tekraren gündeme getirilmesini ve kendilerine yaşatılmaya çalışılmasını da sorguladıkları görülmektedir.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Yazan, okuyan, araştıran bir insan olmanın avantajı var mı?

 

İHSAN KURT: İnsansa elbette var. Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran en önemli vasıflarından biri düşünmesi, düşünce üretmesi, sorması, sorgulamasıdır.

Fakat bu sorunuzda “avantaj” kelimesinden ne anlaşıldığını, ne anlaşılmasının istendiğini öne çıkararak cevap vermeye çalışırsam açıklamamın yönü ve boyutu çok değişkenlik gösterecektir. Mesela “avantaj” deyince; bilgilenmek, kendini geliştirmek, olaylara, insanlara, insan ilişkilerine, içinde yaşadığımız zamana ve aynı zamanda tarihe daha sağlıklı bakmak ve değerlendirmek kastediliyorsa okumanın-yazmanın bu tür avantajları olduğu rahatça söylenebilir. Kurdun yiyeceğini bilse de “sürü”ye katılmamak bir avantaj değil mi? İnsanlar, insan ilişkileri, olaylar karşısında özgür bir iradeye sahip, sorgulayan, bilinçli biri olmak da avantajların başında gelir… Yok, “avantaj” deyince büyük ekonomik kazançlar elde etmek kastediliyorsa işte burada biraz durmak gerekiyor. Çünkü bu alana bildiğimizin yanında bilemediğimiz birçok faktör müdahil olmakta, sebep olmaktadır. Bunların arasında belirli odaklar, kurumlar, kuruluşlar tarafından desteklenme, reklam edilme, sözde ödüllerle tanıtma ve pazarlama gibi daha birçokları sayılabilir. Tanınma, “meşhur” olma veya edilme de bunlara dâhil edilebilir. Bütün bu zincirleri kırarak nitelikli eserler ortaya koyanlar birçoğu şişirme yazarların arasından sıyrılarak zamanına damgasını basanların olduğu da inkâr edilemez. Fakat onlara yönelik görmezden gelme saldırganlığı nitelikli yazarların çok yavaş olarak tanınmasına sebep olmaktadır… Bana gelince okumanın ve yazmanın daha çok psikolojik ve sosyal doyum açısından, az da olsa ekonomik açıdan avantajlarını gördüm. Ben “zoraki yazar” değilim. Daha çok zevk aldığım için, kendimi geliştirdiğimin farkında olduğum için, hiçbir kimsenin ve görüşün borazanı olmadan hür irademle okumayı ve yazmayı sürdürüyorum. Elbette okuduklarımı, düşündüklerimi, hissettiklerimi, öğrendiklerimi paylaşmak da ayrı bir zevk veriyor. Bir insan için daha ne olsun? Bunlardan daha ileri avantajlar ne olabilir ki?

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Üstadım, ülkemizde herkes bir şeyler yazıp çiziyor. Şunu sormak istiyorum: Yazmanın bir planı olmalı mı? Yazan kişi ömrünün sonuna kadar bir kategoride mi yazmalı, yoksa her alanda yazabilmeli mi?

 

İHSAN KURT: Önce ”Üstat” sıfatını kaldıralım istersen… Doğru, “herkes yazıp çiziyor” ama herkes yazar değil. Bunların bir kısmına –onlar kendilerini bilirler- ben ZORAKİ YAZAR diyorum. Niçin, neden yazıyorlar, yazdıklarından haberdar mı kendileri de pek bilmiyor. “Laf olsun torba dolsun” kabilinden, etraflarında da birkaç şaklaban var ise yazar gibi yapıyorlar.

Yazmak, egoyu tatmin etmek gibi bir şey değildir tek başına. Özellikle sağdan soldan, internetten kesme yapıştırma ile yürütülecek bir anlayış hiç değil.

Sosyal yapımıza sirayet etmiş olan bir takım çürümeler, ahlaki bozulmalar, davranış biçimleri kendilerine “yazar” adı verenler tarafından da benimsenerek yazın alanını yozlaştırmayı başarmışlardır(!).

Her yazanı bilmem ama yazarlar yazmanın bir planı olup olmayacağı konusunda, kendi anlayışlarınca bir bilgiye sahiptirler.

Yazarlığın çok geniş ve farklı alanlarda bir kültür birikimini gerektirdiğini kabul edenlerdenim. Duygu, düşünce, hassasiyet, lisana hâkim olma kabiliyeti de bu birikime eklenmelidir elbette. Yahya Kemal’in dediği gibi, ‘duymayanlar neyi duyuracak, hissetmeyenler neyi hissettireceklerdir?’ Bunlar olmadan yazmaya çalışanlar boş tenekeyi tıngırdatarak gürültü yapmaktan öteye geçemeyeceklerdir. Yazar bir alanda ustalaşmış ve uzmanlaşmış olabilir yahut kendisini öyle görüyor olabilir. İlgi duyduğu ve yazarken haz aldığı alanlarda yazmayı da sürdürebilir. Ancak her ne olursa olsun yazar özgür iradesi çok kuvvetli olan biri olma mecburiyetindedir. Bunun için yazma türünde de kısıtlama ve sınırlama getirmek yerine yazarın kendisini en azından başarılı gördüğü ve ilgi duyduğu alanlarda yazmasını kimse kısıtlayamaz. Fakat bu demek değildir ki “her işi yaparım” kabilinden her konuda kalem oynatmalı, yazmalı… Bu durum tartışma götürebilecek ayrı bir konudur.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Pek çok okulda öğretmenlik, idarecilik yaptınız, öğretim görevlisi olarak hizmet verdiniz. 33 eser ortaya çıkardınız ve milletin istifadesine sundunuz. Emekli bir öğretim görevlisi ve bir yazar olarak hak ettiğiniz değere kavuştuğunuzu düşünüyor musunuz? “Aslında benim yerim şurası olmalıydı!” diye düşündüğünüz hiç oldu mu?

 

İHSAN KURT: Bu sorunuza verilecek cevap “hak edilme” ve “değer” gibi kavramlara nasıl bir anlam yüklediğinize göre değişiklik arz edecektir. Ayrıca yazarın amacına göre de değişecektir.

Şahsen yazmaya başlarken yazdıklarımla “hak edilme” ve sizin tabirinizle “değere kavuşma” gibi bir amacım da olmadı, böyle bir şey de aklımın köşesinden bile geçmedi. Çünkü ben yazmayı nefes alır gibi, su içer gibi hayatımı sürdürmemin zevkli bir yanı olarak gördüm hep. Okudukça yazma iştahım arttı, yazdıkça hayata bakışımdaki zenginlikler çoğaldı. Gördüğüm, karşılaştığım insanlardan çok okuduklarımda karşılaştığım insanlarla, fikirlerle, düşüncelerle ufkumun daha da açıldığını fark ettim. Ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranmak gibi bir kaygım olmadığı için olacak ki her anlamda herhangi bir beklenti içerisine girmedim. Çünkü çok az istisnalar dışında okuyucuların gözlerine zorla sokulanların gerçek anlamda bunu ne kadar hak ettiklerini de gördüm.

Belki bir beklentiden bahsedilecek olursa bunun da kalem sahiplerinin, sanat çevrelerinin ‘görmezden gelme saldırganlığı’na karşı benim yeterli derecede tepki göstermemiş olmamdır. Yani bu da şahsımla ilgilidir. Sanatta sığlık kadar yazanın örtük ‘gösteriş’ davranışları ve sözlerine değer verenlerden de ‘hak edilme’ gibi bir beklenti içerisinde olmadım. Ben yazıyorum, yazmaya devam edeceğim. Kitaplarımı kurum, kuruluş, dernek gibi çeşitli kanallarla kimsenin gözüne zorla sokmak gibi bir kişiliğim yok. Çünkü kimsenin borazanı olmak, kimseye yaranmak ve çıkar sağlamak gibi bir kaygım yok.

Elbette kişinin yeri önemli ama yazar özelinde düşünüldüğünde eserleri öne çıkar. Onlara da zaman ya damgasını basacak, yazar böylelikle bir iz bırakacak ya da silinip gidecektir. Yazar da ölümlüdür. “İnsan ölür eseri kalır, eşek ölür semeri kalır” sözündeki derin ve zengin anlamı çok iyi kavramak, yorumlamak gerekir. Önemli olan “eser” bırakmaktır “semer” bırakmak değil… Ne demek istediğimi şahsımı yakından ya da yazdıklarımla tanıyanlar çok iyi kavrayacaklar ve bileceklerdir sanıyorum.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Son olarak okuyanlara, yazanlara, araştıranlara, ilgili ve yetkili kişilere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

 

İHSAN KURT: Yazarak söylemek istediklerimiz olur da bir röportajda söylemek istediklerimiz hiç olmaz mı? Elbette çok söylemek istediklerim var. Yazdıklarımla bunları söylediğim gibi bundan sonra da yazacaklarımla söylemeye devam edeceğim.

Sorunuzda ifade ettiğiniz gibi onlar gerçekten okuyor, yazıyor, araştırıyorlarsa, doğrudan bu konuyla ilgili ve yetkili kişilerse söylemek istediklerimizi onlar kendileri bulacaktır. Yok, eğer bu cevabımı bir ‘kaçış’ olarak görüyorlarsa, böyle anlıyorlarsa bunlara da söyleyecek hiçbir şeyim olamaz. Okuyanlara, yazanlara belki haddim olmayarak, önemli olan, içi boş paslı tenekelere altın değeri vermemeleri yönünde bir mesajım olacaktır.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Son olarak yeni çalışmalarınızla ilgili söylemek istedikleriniz var mı?

 

İHSAN KURT: Galiba yazmayı hayatımın bir parçası olarak gördüğüm için yazmaya devam ediyorum. Yayınlamasam da okumak kadar yazmaktan da haz alıyorum. Bunun için olsa gerek şimdilik baskıya hazır yedi dosyam var. Nasip olursa bir gün yayınlarım diye düşünüyorum. Vakit buldukça önce yayınlanmış olanların bazılarını da genişletiyor ve yeniden düzenliyorum.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Hocam, bizi kırmayarak söyleşimize katıldığınız için çok teşekkür ediyorum. Bundan sonraki yaşamınızda sağlık ve başarılar diliyorum.

 

İHSAN KURT: Sanat ve edebiyata karşı hassasiyetinize ve en önemlisi samimi bir kültür sevdalısı olarak gayret içerisinde olduğunuz için bu sıcak ilginize ben teşekkür ediyorum. Sağlık ve başarıların yazarıyla, okuyucusuyla ülkemiz adına hepimizin olmasını temenni ediyorum.

 

 




Kaynak: Çelebi Öztürk

Editör: Kürşat Kafkaslıoğlu

Bu haber 3832 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İhsan Kurt İle Röportaj Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI