escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Ali KAYBAL


Facebookta Paylaş









KADIN HAKLARI VE TACİZ
Tarih: 01-02-2018 09:07:00 Güncelleme: 01-02-2018 11:40:00


Osmanlı imparatorluğunda yetişmiş bir iki kadın şairden biri olan Fitnat Hanım ile çağdaşları olan Koca Ragıp Paşa ve Şair Haşmet arasında geçtiği rivayet edilen bir çok olay vardır.

Bu üç kişi ellerine fırsat düştüğünde birbirini kıyasıya iğnelemekten de geri durmazlarmış. Ragıp Paşa'nın da, Haşmet'in de Fitnat Hanıma aşk duyguları besledikleri de bilinmektedir.

Bir kurban bayramı arifesinde Fitnat Hanım kurbanlık almak için Beyazıt çevresinde dolaşıyormuş. Şair Haşmet de oradaymış. Haşmet gökte ararken yerde bulduğu Fitnat Hanımı görünce hemen önünde bir reverans yapıp bir emri olup olmadığını sormuş. Fitnat Hanım bir emri bulunmadığını, bayram için kurbanlık bir koç alacağını söylemiş. Haşmet takılmadan edememiş:

- Bu bayram kulunuzu kurban etseniz olmaz mı?

- Maalesef olmaz, çünkü bu bayram boynuzsuz bir koç kurban edeceğim.

 

İşte böyle bir Türkiye. Erkeğin hücumkâr, Kadının müdafaada kaldığı ve bundan da yoksun olduğu bir düzende yaşıyoruz.

1930 yılında belediye seçimlerinde seçme,

1933 yılında çıkarılan Köy Kanunuyla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme,

1934’te Anayasada yapılan bir değişiklikle milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınan Türk kadınına iktisadi ve siyasal yaşama katılımları sağlanmış. Ancak gelişen olaylar ve kadını mal gibi görenlerin karşısında kadınların korunması açısından alınan tedbirler yetersiz kalmaktadır. İki polis arasında bıçaklanan kadın cinayetlerine rastlıyoruz.  Öldürmeyi kafasına koyacak bu insanlara ne engel olabilir?

 

Bu noktadan kafa yorulması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir. İstatistikler dünyada her 3 kadından 1'inin hayatında en az bir kez aile içi şiddete maruz kaldığını, Türkiye'de bu oranın diğer gelişmiş devletlere oranla çok daha yüksek olduğunu söylüyor. Uzmanlara göre ülke genelinde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %39. Bu oran  varoşlarda %97. Yaşadıkları fiziksel şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı %48,5.  Herhangi bir sivil toplum örgütüne,  polis ve savcılık dâhil hiçbir kuruluşa başvurmayanların oranı %92. Şiddetin en yoğun yaşandığı bölgeler ise Doğu ve İç Anadolu bölgeleri. Bu bölgelerde bir de türeyesice törelerimiz var.

 

İşin en ilginç yanı bu erkekleri dünyaya getiren bir kadın. Ve kendi başlarına musallat eden de kadınlar.  Gerektiği şekilde terbiye edip yetiştiremeyen de kadınlardır. Ya da yanlış terbiyenin sonucunda yanlış yüklemeler yapanlar da kadınlardır. Cennet kadınların ayakları altındadır diyen İslam, ona en büyük görevi analık olarak vermiştir. İşte kadınlarımız bu görevi yerine getirmede bigâne kalınca felaketler de üstlerine çöreklenmeye başlamıştır. Kadına yönelik şiddet ve töre cinayetleri artarak devam etmektedir. Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan istatistiklere göre, Türkiye'de kadın cinayetleri 2002'den 2009'a kadar %1.400 oranında artmış. 2002 yılında 66, 2003'te 83, 2004'te 164, 2005'te 317, 2006'da 663, 2007'de 1011, 2008'de 806, 2009'da 1051, 2010’da 1010, 2011’de 1083,  2012’de 1015, 2013’de 1038 kişi olmak üzere toplam 13.381 kadın hayatını kaybetmiştir. 2013 yılında istatistiklere yansıyan 1038 kadın cinayeti, 2014 yılında 294 kadın cinayeti, 2015 yılında 303 kadın, 2016 yılında da 397 kadın cinayete kurban gitmiş. Cinayetler 2016 ve 2017’de de hız kesmeden aynı oranda devam etmiş. Öyle bir zaman gelmiş ki artık istatistikler de yetmez olmuş.

 

Bazı olaylar var ki devletin resmi kurumları bile bu şiddetin içerisine girmiştir. 2011 yılında, İzmir'de bir müzikholdeki rutin bir kimlik kontrolünde polise mukavemet ettiği ve hakaret ettiği iddiasıyla karakola götürülerek 2 sivil polis memuru tarafından üniformalı bir polis memurunun önünde dövülen bir kadın hâlâ hafızalardaki canlılığını korumaktadır.

 

Her gün bir kadın cinayete kurban gidiyor. Peki, kadınların hiç mi suçu yok bu cinayetlerde! Kadınların da adeta davetiye çıkardığı olaylar oluyor. Yanlışlıklar üzerine inşa edilen bir hayat elbette bir bedbahtlığa doğru sürüklenecektir. İnsanları kendi vicdanlarını kendilerine bekçi yapmadığınız sürece bu cinayetler devam edecektir.

 

İnsanları bekçi kılacak yegâne sistem yine bu insanların inancında aranmalıdır. İslâm Dini kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını hiçbir nizam ve sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhib kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde: "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." buyurmuştur. Erkeğin boşama hakkı olduğu gibi kadının da boşama hakkı vardır.

 

Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukukunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’dan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız." buyurmaktadır. Bu inanca sahip olan hangi Allah’ın kulu kendisine verilen emanete hıyanetlik düşünmek ister.

 

Vedâ Haccındaki meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allâh’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır. Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır." buyurarak daha yedinci yüzyılda yüz yirmi dört bin Müslüman hacı namzedine karşı kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır. İnsanlar bu ikazı terk ettikleri için aile saadetleri yıkılmaktadır. Günümüz insanı bu ilahi emirlere ve sünnetlere riayetsizlikten viraneye dönmektedir.

 

Erkek her zaman kendisini hak sahibi görüyor. Kendisini en güçlü hissediyor. Peygamber kendi yaptıklarını ümmetine de tavsiye etmiştir. İşte onlardan bir tanesi daha; "Mü’min bir erkek, mü’min bir kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, öbüründen memnûn olabilir." buyuruyor.

 

Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir.  Aynı şeyler bizim için de geçerlidir. Bizim huyumuz ve işimizde bir başkasının hoşuna gitmeyebilir. İnsanlar birbirlerinin ayıbı yerine birbirlerinin meziyetlerini ön plana çıkarmalıdırlar. Eskilerin dediği gibi

“Mârifet iltifâta tâbîdir. İltifatsız mârifet zâyîdir.”

 

Ey zalim nefis ne zevk alırsın sen bu ezadan

Kadına bir fiske vurulmaz olsa da sıradan

Bazen bir eştir bazen şefkat yüklenmiş bir ana

Ayağının altına cenneti koymuş Yaradan

(Dermanî )

 



Bu yazı 2152 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI