Bugun...


Ali KAYBAL


Facebookta Paylaş









ZAN ALTINDA BIRAKMAK
Tarih: 01-05-2019 11:19:00 Güncelleme: 01-05-2019 11:19:00


     Bir iki resme bakıp yorum yapmak, dış görünüşe bakıp hüküm vermek maalesef günümüzün hastalıkları arasındadır. İşin aslı gördüğümüz gibi olmayabilir. Bizim düşündüğümüz gibi olmayabilir.

     Her gün camiye giden bir adam elinde iki şişe şarap şişesi ile yanında da iki kötü kadınla karanlık basınca eve gelse ne düşünürsünüz?  Tıpkı Nalıncı Baba’da olduğu gibi. Nalıncı Baba 5 vakit namazını bırakmayan birisi. Hemen hemen her vakti camiye gidip kılmaktadır.

     Gece olduğu zaman Nalıncı baba köşedeki bakkalda iki şişe şarap alır.  Yanında da iki kötü kadınla o karanlıkta eve gelirdi. Bu hareket her gün devam ediyordu. Bu durumu gören mahalleli de hakkında ileri geri konuşuyordu. “Oooh ne iyi. Gündüz camide zikir eyle. Gece olunca da kadınlarla kafayı bulup âlem yap.”  Söylenenler buydu. Bu durumu gören ve sözleri işiten karısı Nalıncı Baba’ya; aman bey adımız zındık’a çıkacak, bu işten vazgeç. Nalıncı Baba da her seferinde ona; Hanım, hanım sen merak etme. Bizim cenazemizi Şeyh-ül İslam yıkar. Namazımızı da Padişah efendimiz kıldırır. Uzunca bir zaman geçer. Padişah ve Şeyh-ül İslam tebdili kıyafet sokakları gezmektedir. Bir mahalleye girdiklerinde bakarlar ki bir cenaze var. Cenazenin etrafında kimse yok. Garip olduğu anlaşılır. Padişah Şeyh-ül İslam’a dönerek;

     Hadi bakalım cenazeyi sen yıka der.  Cenaze yıkanır. Padişah da öne geçip cenaze namazını kıldırır. Cenaze Nalıncı Baba’nın cenazesidir. Dediği gibi Şeyh-ül İslam kendisini yıkamış. Namazı da Padişah kıldırmıştır. Gece olunca bizim göremediğimiz bir durum vardı.

     Nalıncı Baba her gece cebine koyup getirdiği iki şarap şişesini tuvaletin deliğinden döküyordu. Bu illet iki Müslüman’ın midesine gitmesin, her gün iki şişe eksilsin diyordu. Yanında gelen kötü kadınlara da nasihat ediyor, onlara “Bu kötü işten vazgeçin“ diyordu.

     Günümüz hastalığı olan bu görüntü tersliğine  “Zan” deniyor. Zan demek; sanmak, bilmek ve itham etmek manalarına geldiği gibi, sezmek ve şüphe manalarında da kullanılıyor.  Zannın iki türlüsü bulunmaktadır. Hüsn-i zan;  Birini iyi sanma, iyi zannetmeye denir.  Su-i zan; kötü fikir besleme ve kötü sanmalara denilmektedir.

     Zan, Kur’anı kerime göre çok büyük günah. Hucurat süresi 12. ayette; Ey iman edenler, zandan çok sakınınız. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allahtan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul eden, rahmeti çok olandır.“ buyuruluyor.  

     Bu masum davranışın vardığı boyutu görüyorsunuz.  Küçücük bir ifade kocaman bir yanılgıya varabiliyor. Görüntüyü ters yorumlamak leş yemekle eş değer kılınmış Kur’an da. İlim adamları zannı kısımlara ayırmış.

     Nalıncı Baba’nın şarapla kadınla âlem yapma ihtimali yüzde bir olsa idi, bu olaya vehim deniliyor. Yani gerçekte var olmayan bir şeyin var olduğuna, ya da vuku bulmamış bir şeyin vuku bulmuş olduğuna kendini inandırma marazı. Yani bir nevi hastalık. Nalıncı Baba’nın şarapla kadınla alem yapma ihtimali yüzde iki ile yüzde elli arası ise,  bu olaya şüphe deniliyor. Yani bir nesne, bir fiil ya da bir olay ya da bunların nitelikleri hakkında bilgi eksikliğidir. Avâma mahsus şüphe, genelde dedikoduya, gıybete ve korkuya yol açar.

     Nalıncı Baba’nın şarapla kadınla alem yapma ihtimali yüzde elliyi geçiyorsa bu hale zan deniliyor.  Doğrudan doğruya itham etmek demektir. Artık bir insanın adını çıkarıyorsunuz demektir. Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.  Bundan sonra kötü söylemlerin kapısını açmışsınız demektir. Herkes bilmeden kalıp haline gelen bu söylemleri bilmeden tekrar edecektir.

     Köroğlu pazarda dolaşıyormuş. Bu arada pazarcılık yapan kadının biri sürekli olarak ocağın batsın Köroğlu diyormuş. Kör oğlu da ona sormuş; Hayırdır ana Köroğlu sana ne yaptı? Kadın da; aman ne bileyim oğlum. Herkes diyor ben de diyorum.

     Bir adamın adı çıkınca ne olacak demeyin. Her söylenen yanlıştan zannedenin adına bir günah payı ayrılmaktadır. Bu durum başka insanları da gıybet yapma noktasına, hatta iftira atma noktasına taşımaktadır. Bu günahlar, söyleyenle söylenen arasında geçen olaylar.  Bu zannetmeler bir adım daha ileriye giderse nasıl temizleyeceksiniz bunları?

     Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Oda da beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.

     Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmişsiniz. Görüntüleri çok iyi analiz edip ona göre davranmalı. İyi etüt ettikten sonra konuşmalı. Boğaz dokuz boğumdur.  Ufacık bir zannetme yapmadan önce dokuz düşünüp bir söylemek gerekir. Peygamber Efendimiz bu hususta “Sui zan yanlış karar vermeye sebep olur” buyuruyor. Mevla’m hepimizi bu kötü düşünceden, sui zandan bizleri korusun. Âmin.

 

Yıktın dünyanı sen eyledin viran

Zan eyledin canı töhmete soktun

Yaşayan ölüden var mı bir farkın

Kendini Karaca Ahmet’e soktun.   

                                    Dermanî



Bu yazı 949 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI