Bugun...


Ali Rıza ATASOY


Facebookta Paylaş









EĞİTİM SİSTEMİMİZE DAİR YENİ UMUTLAR
Tarih: 01-01-2019 12:23:00 Güncelleme: 01-01-2019 12:23:00


                Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte 9 Temmuz 2018 tarihi itibariyle ülkemizde yeni bir dönem başladı. Nitekim bu köklü genel sistem değişikliğinin ardından her alanda olduğu gibi eğitim öğretim alanında da köklü değişiklikler olacağı beklentisi oluşmuştu zaten.

               Milli Eğitim Bakanlığına Prof.Dr. Ziya Selçuk hoca atanınca başta öğretmenler olmak üzere her kesimde büyük bir memnuniyet ve umut havası oluştu. Bakanlar açıklanır açıklanmaz benim de şahsen içime büyük bir umut ve memnuniyet havası doğdu. Ve anında “Yeni kabine açıklandı; Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı Prof.Dr.Ziya Selçuk hoca Milli Eğitim Bakanı oldu. İsabetli bir kararla Milli Eğitim Bakanlığına ilk kez eğitimcileri memnun edecek bir isim geldi. Ülkemiz ve eğitim sistemimiz için hayırlı olsun” diyerek duygularımı paylaştım.

                  Prof.Dr.Ziya Selçuk hocanın yeni kabinede Milli Eğitim Bakanı olarak açıklanmasını takip eden birkaç günlük süre içinde eğitimcilerin yanı sıra her kesimden hocanın şahsında eğitim sistemimizin geleceğine dair oluşan bu umut ve iyimserlik havasının giderek daha da geniş alanlarda karşılık bulduğunu gördüm. Hocanın, özellikle ülke olarak en önemli meselemiz olan eğitime ilişkin bazı görüşleri basında ve sosyal medyada paylaşılmaya başlanınca bu umut halesi daha da genişledi. Bu isabetli tercih ve hocanın ilk mesajlarıyla birlikte toplum katmanlarında kendiliğinden geniş bir sosyal mutabakat oluşuverdi, inşallah hayal kırıklığına uğramayız.

                  İlk olarak “Öğretmen arkadaşlarım benim şahsımda Milli Eğitim Bakanlığının koridorlarında temsil edildiklerini asla unutmamalı, yaptığım her şey öğretmene hürmet içindir” diyerek mesleğe ve meslek mensuplarına verdiği önemi belirten mesajıyla meslek mensupları arasında büyük bir heyecan dalgası oluşturdu. Ayrıca “Eğitim sisteminin;  öğretmenlerin, öğrencilerin ve ailelerin kalbine dokunan bir sistem olması gerektiğini” söylemesi anlamlıydı. Ardından bir milyon öğretmen camiası ve okul yönetimleri için adeta kâbusa dönüşen Alo 147 şikâyet hattının kapatılacağını açıklaması, eğitim çalışanları tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı.

                   İlerleyen günlerde 81 İl’in Milli Eğitim Müdürleriyle yaptığı toplantıda da eğitim sistemimizin geleceğine ilişkin önemli ve çarpıcı açıklamalarda bulundu. "Eğitimde yeni bir dil inşa etmeye çalışıyoruz. Bir çocuğun hayatına dokunmanın vebalini çok çok derinden hissetmedikçe, öğretmenlik mesleğini yapmanın önemi yoktur. Ülkemizde doğan her çocuk kaybedilmeyecek kadar değerli. Bakın önemli demiyorum, değerli diyorum. Biz bu değeri beraber inşa etmek zorundayız. Eğitim hayat sahnesinin tümünü kapsayan bir fonksiyondur. Bu meseleyi bürokratik bir mesele olmaktan çıkartıp topyekun bir mesele olarak düşünmemiz gerekiyor. Bizim bunun için ekibimiz hazır. Bize benim arkadaşlarım değil Türkiye’nin birikimi lazım.” dedi.

                   Eğitim çalışanlarının ve her kesimden insanımızın büyük ilgiyle takip ettiği konuşmasında “Adaleti şiar edineceğiz. Hiçbir öğrencimiz, hiçbir velimiz sürprizle karşılaşmayacak. Oyunun ortasında kural değiştirmeyeceğiz. Elbette hatalarımız olacak ama ilke olarak böyle bir yaklaşımımız olduğunu söyleyebilirim. Uzlaşma önemli, herkesi dinleyeceğiz. Biz, eğitimi belirli bir alanda kapalı bir kurum olarak görmüyoruz. Aydınlığı her yere taşımak istiyoruz. Çocuk neredeyse biz oradayız. Çocuklar günde ortalama dört saati internette, sosyal medyada geçiriyor. Biz de bunu takip edeceğiz, yasaklamaktan bahsetmiyorum.” dedi.  Ayrıca “Kendi egomuz, davamız olmamalı. Yeteneğinle bir yere gelirsen, bu anlamlı olur. İlişkilerle bir yere gelmeye çalışırsan bu Allah’ın gücüne gider. Bir okul müdürünü ilişkisinden dolayı atarsanız, adaletsizlik olur. Gidişat yeteneğe doğru gitmeli. İlke temelli çalışalım, referans temelli değil. Gerçek bir ekip oluşturun, ekibinizi sıkıca kucaklayın” diyerek, il milli eğitim müdürlerini ikaz etmeyi ihmal etmedi.

                Prof.Dr.Ziya Selçuk hocayı yakından tanıma şansım olmadı ama Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olduğu dönemlerde çeşitli toplantılar vesilesiyle birkaç kez yakından görme ve kendisini dinleme imkânı buldum. Daha çok aynı dönemde aynı ekolün tanınmış simalarından o dönemin İlköğretim Genel Müdürü Prof.Dr. Servet Özdemir hocayı hem yakından tanıma hem de birçok kez kendisini dinleme fırsatım oldu. Her ikisinin de “Mevcut eğitim sisteminin ve uygulanan müfredatın çocuğu gerçek hayata hazırlamaktan uzak olduğu” görüşünde olduklarını biliyorum. Bu görüşleriyle eğitim sistemimizde bir değişim ve dönüşüm yapılması için bir süre mücadele ettiklerini de biliyorum. Ancak, bir müddet sonra her ikisinin de o dönemdeki mevcut Bakanla birçok konuda görüş ayrılığına düştükleri için Milli Eğitim Bakanlığındaki görevlerini bırakmak durumunda kaldıklarını duymuştum.

                Zaten eğitim sistemimizdeki çöküş dönemi de o yıllardan itibaren başladı. Özellikle son birkaç yıl içinde eğitim sistemiyle birlikte milli eğitim teşkilatı kelimenin tam anlamıyla sorunlar yumağı haline dönüştü, içinden çıkılmaz bir hal aldı. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı özellikle son iki yıldır Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri törenlerinde ve çeşitli vesilelerle “Eğitimde ve kültür sanatta istediğimiz başarıyı ve gelişmeyi sağlayamadık” diyerek defalarca uyarılarda bulundu. Buna rağmen eğitim teşkilatındaki keyfi ve başına buyruk uygulamaların sorumluları bu uyarıları hiçbir zaman üzerlerine alınmadılar. Bu süreç içinde nihayet en büyük darbeyi eğitim sistemimiz aldı ve bugünlere geldik.

                Prof.Dr. Ziya Selçuk hocanın Bakan olmasıyla birlikte doğal olarak geleceğe ilişkin her kesimde bir iyimserlik ve umut havası oluştu. Ama özellikle eğitim sahasında kulağa hoş gelen teorileri hayata geçirmek hem bir ekip işi hem de uzun zaman almaktadır. Örneğin mahallenizin yolu bozulsa ya da şehir suyu şebekesi arızalansa ilgili birimi arayarak sorunu bildirmenizin ardından en fazla birkaç saat içinde bu önemli sorun giderilmiş olur. Oysa eğitim sahasında yapacağınız en ufak değişikliğin benimsenmesi, oturması ve neticelerinin alınması uzun zaman almaktadır. Geçmişte birçok kez tecrübe edildiği gibi bir de yapılan değişiklik isabetsiz ve bünyeye uygun değilse, işte o zaman heba olan maddi yatırımlar bir tarafa bir neslin topyekün geleceği ve hayalleri yok edilmektedir. Eğitim sahasında yapılan hataların ve kaçırılan fırsatların telafi edilme imkânı ve şansı yoktur.

               Öyle anlaşılıyor ki Sayın Cumhurbaşkanı diğer bazı bakanlarda da olduğu gibi Milli Eğitim Bakanını seçerken belki de ilk kez “liyakat” sözcüğünün içerdiği gerçek anlamla bu tercihini kullanmıştır ve yukarıda da ifade ettiğim gibi isabetli bir karar vermiştir. Ancak Prof.Dr. Ziya Selçuk hocanın kulağımıza hoş gelen teorilerini planlayıp uygulama sahasına sürecek ekibini oluşturmasına fırsat verilmezse fazla değişen bir şey olmayacaktır. Hele eğitim yönetiminin her kademesinde “liyakat” esas alınmaz da yine sendikal baskılar ve siyasi tercihler etkili olursa bu güzel umutlarımız da boşa gidecektir, bunu baştan belirtmek isterim. Çünkü özellikle son yıllarda her değişiklikle birlikte yeni umutlar yeşerdi, lakin kısa bir süre sonra bu umutların hüsrana dönüştüğüne birçok kez tanık olduk.

                   Prof.Dr. Ziya Selçuk hocanın Milli Eğitim Bakanı olarak tercih edilmesini, ben şahsen artık eğitimin eğitimciler tarafından yönetmesi gerekliliğine, devletimizin zirvesinin de kanaat getirmiş olduğu şeklince yorumlamak istiyorum. Özellikle taşra teşkilatlarında –ki zaten eğitimin esas sahası taşra teşkilatları,  yani okullardır- mülki idare teşkilatının eğitim öğretim faaliyetinin içeriğine ilişkin karar verme ve doğrudan müdahale etme alışkanlıkları terk edilmelidir. Özellikle mesleğe yeni atanan kaymakamlar ve ilk kez valiliği terfi eden valiler –şüphesiz iyi niyetle yapıyorlar ama- kendilerini ve ilk icraatlarını göstermek için özellikle eğitim sahasının içine dalıyorlar. Taşrada eğitim yöneticiliği yaptığım yıllarda kaş yapayım derken göz çıkarırcasına, başarı sağlayayım derken kötü ve telafisi imkânsız sonuçlar doğuran pek çek hatalı uygulamaları gördüm, bire bir yaşadım.

              Bırakınız valiyi, eşini bile karşılamak için okullardan yeteri kadar öğrenci ve öğretmen istendiğine nice kez tanık oldum. Eğitim öğretim faaliyetiyle uzaktan yakından alakası olmayan toplantılarda sırf salonu doldurabilmek adına okullardan öğretmen, gerekirse öğrenci götürüldüğünü biliyorum. İyi niyetle de yapılsa bugüne kadar kimse sesini çıkarmadığı için yıllardan beri rutinleşmiş bu tür angarya uygulamaların hızla eğitim çalışanlarının ve öğrencilerin üzerinden alınması gerekir öncelikle.  Atatürk zamanında olduğu gibi sadece devlet başkanının gittiği il ya da ilçede sembolik olarak yapacağı okul ziyaretleri haricinde; Milli Eğitim Bakanı ve milli eğitim yetkilileri dışında kalan makam ve mevkii ne olursa olsun hiçbir makam ve unvan sahibinin okullara doğrudan müdahalesi, derslere girip öğretmenleri denetlemesi, öğrencilere sorular sorması gibi garip uygulamalar geleneğine de Alo 147 hattı konusunda olduğu gibi son verilmesi gerekir, diye düşünüyorum.

                 Netice olarak eğitim kökenli olduğu kadar alanında başarıları ve vizyoner görüşleriyle temayüz etmiş Prof.Dr.Ziya Selçuk hocanın Milli Eğitim Bakanı olmasının ardından öğretmenler kendilerine hak edilen değerin verileceği  ve liyakatten ödün verilmemesi beklentisi içine girmiştir, inşallah öyle olur. Uzun yıllar eğitim teşkilatının merkez ve taşra kuruluşlarında çeşitli unvanlarla bulunmuş, uçsuz bucaksız eğitim deryasına bir katre de olsa katkı yapmış bir eğitimci olarak ben de eğitimimizin geleceğine ilişkin iyimserim ve güzel umutlar besliyorum.

               Prof.Dr.Ziya Selçuk hocama ve ekibine başarılar diliyor, yeni yönetimin ülkemize ve eğitim sistemimize başarı ve güzellikler getirmesini temenni ediyorum.



Bu yazı 742 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI