escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Ali Rıza ATASOY


Facebookta Paylaş









HAMAMÖNÜ SÖYLEŞİLERİNE DAİR İZLENİMLERİM
Tarih: 02-04-2018 12:38:00 Güncelleme: 02-04-2018 12:41:00


                   Altındağ Belediyesi başarılı kentsel dönüşüm çalışmaları ve diğer belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra eğitim ve kültür sanat faaliyetlerine de katkı sunuyor, destek veriyor. Şimdi müzeye dönüştürülmüş olan eski Ulucanlar cezaevi ve çevresi ile Hamamönü semtinde yaptığı restorasyon çalışmaları sonunda semtin tarihi dokusu gün yüzüne çıktı ve semt yepyeni ve aynı zamanda nostaljik bir görünüm kazandı. Hamamönü semti artık Ankara’ya yolu düşenlerin, yerli ve yabancı gezginlerin her daim uğrak yeri haline geldi. Bir de burada yapılan kültürel ve sanatsal etkinlikler, semtin bu yapısına ayrı bir güzellik katıyor.

                     Ülke olarak eğitim ve kültür sanatta istediğimiz seviyeye ulaşamadığımız devletimizin en üst makamları tarafından zaman zaman ifade edilmektedir. Örgün ve yaygın eğitim faaliyetlerinin yanı sıra, bilhassa çocuklarımızın ve gençlerimizin kültür ve sanata ilgilerini çekmek için eğitim kurumlarının yanında yerel yönetimlere de büyük görevler düşmektedir ve bu çok önemlidir. Esasında her il ve ilçede yerel yönetimler kendi asli hizmetlerinin yanı sıra eğitim, kültür sanat başta olmak üze diğer toplumsal etkinlilere de öncülük yapmalı, destek vermelidir. Altındağ Belediyesi bu anlamda çok önemli ve anlamlı bir hizmeti yapıyor.

                     Hamamönü semti, özellikle İstiklal Marşı’mızın milli şairimiz tarafından kaleme alındığı Tacettin Dergâhı ve çevresi son yıllarda yerli ve yabancı gezginlerin yanı sıra sanat erbabının da vazgeçilmez uğrak yeri oldu. Tacettin Dergâhının hemen yanı başında Kabakçı Konağı restore edilerek belediye tarafından sanat faaliyetlerine tahsis edildi. Şimdi bu tarihi konakta her yılın Ekim ayında başlayıp Haziran ayına kadar devam eden kültür sanat faaliyetleri yapılmaktadır. Pazar günleri hariç her ayın her günü bu mekânda muhakkak bir kültür sanat etkinliği sunulmaktadır. Bu faaliyetler, çeşitli kültür sanat kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları tarafından icra edilmektedir. Belediye,  her ayın programını belirleyerek önceden ilan etmekte ve faaliyetler bu program çerçevesinde yürütülmektedir. Özellikle maddi imkânları sınırlı olması nedeniyle faaliyetlerini icra edecek mekân bulmakta zorlanan dernekler ve sivil toplum kuruluşları için bu bulunmaz bir fırsattır şüphesiz.

                    Kabakçı Konağın’da “Hamamönü Söyleşileri” adıyla düzenlenen kültür sanat faaliyetlerini, Ankara’da ikamet etmem nedeniyle son dört yıldır yakından takip etmekteyim. Burada icra edilen kültür ve sanat etkinliklerine fırsat buldukça bazen davetli olarak bazen de izleyici olarak katılıyorum. Hatta kurucu üyesi olduğum Dünya Yazarlar ve Aydınlar Derneği ile yine üyesi olduğum Dünya Söz Akademisi Derneğinin birlikte düzenlediği kültür sanat programlarına zaten dernek mensubu olarak her ay katılıyorum. Her ayın etkinlik programı dernek yönetimindeki arkadaşlarımız tarafından bir gündem dâhilinde o ayın konusuyla birlikte programda konuşma yapacak, şiir okuyacak ve musiki icra edecek olanların isimleri de belirlenerek önceden duyuruluyor.

                  Örneğin; 2018 yılı Ocak ayı programında Edebiyatımızda Gurbet, Şubat ayında Hocalı Soykırımı, Mart ayında İstiklal Marşı’mız ve Mehmet Akif Ersoy konuları gündeme alınmıştır. İki saatlik programın ilk bir saatlik bölümünde alanında uzman bir davetli o günkü konuyla ilgili konuşma yapıyor, programın ikinci yarısında ise katılımcı şairler, ozanlar ve bestekârlar kendi eserlerini veya başkalarına ait eserleri seslendiriyorlar. Ocak ayı programında Puşkin Ödülü sahibi edebiyatçı şair yazar Hayrettin İvgin hoca “Edebiyatımızda Gurbet” konusunu öyle güzel anlattı ki “keşke biraz daha konuşsaydı” dedik. Şahsen ben uzun yıllardan beri edebiyatla, bilhassa şiir sanatıyla yakından ilgilenen birisi olarak, büyük bir ilgiyle dinledim ve çok yararlandım. Keza Mart ayı programında Gazi Üniversitesi Edebiyat Bölümü öğretim üyelerinden Zeki Gürel hoca “İstiklal Marşı’mız ve Mehmet Akif Ersoy” hakkında öyle bir konuşma yaptı ki, daha önce duymadığımız birçok hususu öğrenmiş olduk. Önceki yıllarda  Afyon Kocatepe Üniversitesi Edebiyat Bölüm Başkanı Prof.Dr.Celal Demir hocanın hazırlayıp sunduğu 2016 yılı Aralık ayında “Okuma Kültürümüz” ve 2017 Nisan ayında “Edebiyatımızda Bahar” konulu sunumlar unutamadığımız ve her bakımdan yararlandığımız sunumlar arasındadır. Yine aynı üniversiteden Erhan Akdağ hocanın 2017 Ekim ayında sunduğu “Türkçe’nin Dünü Bugünü Yarını” konulu konuşması ilgiyle dinlediğimiz sunumlardan birisidir. Dolayısıyla program konusunun, konuşmacının, müzik ekibinin, şiir okuyacak şairlerin ve okuyacakları şiirlerin önceden belirlenmiş olması etkinliğe belirli bir kalite ve seviye getirdiğini gözlemlediğimi ifade edebilirim.

                     Uluslararası Kültür Dil ve Edebiyat Derneği tarafından hazırlanıp sunulan programlar da sıkça katıldığım etkinlikler arasındadır. Onlar da her ayın etkinlik konusunu, programda yer alacak şair ve diğer sanat erbabını önceden belirleyip duyuruyorlar. Dernek Başkanı Uğur Kılıç’ın edebiyatçı kimliği ve profesyonel sunuculuk yeteneği programa damgasını vuruyor adeta. Her ayın etkinliği her defasında gençlerden ve öğrencilerden oluşan kalabalık bir dinleyici grubu tarafından ilgiyle izleniliyor. Gençlerin ve öğrencilerin, eğitimlerinin yanı sıra kültür sanat alanıyla da ilişki kurmalarına imkân sağlanıyor bir bakıma. Böyle gündemi önceden belirlenerek duyurulan programlarda, katılımcı diğer sanatseverler orada sadece dinleyici olarak bulunduklarını biliyorlar. Bu nedenle gereksiz talepler ve zaman sıkışıklığı gibi sorunlar yaşanmıyor, daha önce de ifade ettiğim gibi bu tür etkinliklerin belirli kalite seviyesinin olduğu hemen göze çarpıyor.

                       Ayrıca şair yazar İsmet Bora Binatlı ve şair söz yazarı Vedat Fidanboy’un birlikte hazırlayıp sundukları “Güfteden Besteye” isimli kültür sanat etkinliği hep katıldığım ve ilgiyle izlediğim programlardan birisidir. Bu programa, o ay etkinliğe davet edilen bir bestekâr ile şairler katılıyorlar. Programın birinci bölümünde bestekâr bir konuşma yaparak güfte-beste ilişkisi başta olmak üzere şiir ve müzikle ilgili bilgilendirme amaçlı açıklamalarda bulunuyor. Konuşmasının ardından da kendi bestelediği eserlerden ve özellikle katılımcı şairlerin şiirlerinden yaptığı bestelerden örnekler icra ediyor. İkinci bölümde ise her zaman olduğu gibi katılımcı şairler kendi şiirlerini ve başka şairlere ait şiirleri seslendiriyorlar.

                        Bunun dışında diğer edebiyat ve sanat kuruluşlarının etkinliklerine de vaktim elverdiği ölçüde katılıyorum, faaliyetlerini izlemeye çalışıyorum.  İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM), Ankara Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği (AKSED), Başkent Edebiyat Kültür Sanat ve Eğitim Derneği programlarına zaman zaman katıldığım kuruluşlardan bazılarıdır. Kabakçı Konağında katıldığım bazı kuruluşların etkinliklerde ise belirli bir gündem ve program formatı olmuyor, programı sunanlar genellikle işi doğal akışına bırakıyorlar ve sadece katılımcı şairler şiirlerini seslendirip program bitiminde dağılıyorlar. Örneğin o akşam elli katılımcı varsa, bu elli katılımcının hepsi de program sunucusunun belirlediği bir yöntemle mikrofona davet ediliyor ve şiirlerini okuyorlar. Hâl böyle olunca herkes bir an evvel kendi şiirini seslendirme telaşına düşüyor, çoğunlukla da çok uzun şiirler tercih edildiğinden program için belirlenen zaman yetersiz kalabiliyor.

                     Bir eğitimci ve uzun yıllardan beri edebiyatla bilhassa şiir sanatıyla öncelikle bir okuyucu ve dinleyici olarak yakından ilgilenen birisiyim. Ayrıca Amasya Belediyesi tarafından her yıl açılan ve bu sene sekizincisi yapılacak olan Ulusal Amasyalı Mihri Hatun Şiir Yarışması’nda seçici kurul üyesi olarak görev yapıyorum. Dolayısıyla ilgi alanıma da girdiği için Kabakçı Konağı programında seslendirilen şiirleri de büyük bir dikkatle dinliyorum. Sanattaki seviyesini ve kendine özgü tarzını bildiğim birkaç ustanın –ki bunların sayısı iki elin parmakları kadardır belki- belirli bir seviyedeki eserlerini istisna tutarsak, şiir adıyla okunan metinlerin çoğunun şiir sanatıyla uzaktan yakından alakasının olmadığını söylemek durumundayım ne yazık ki! Örneğin adam birkaç sayfalık Atatürk konulu uzunca bir şiir okuyor, dikkatle dinliyorum. Şiir adıyla okuduğu metin ”Askeri okullarda okudu/Samsun’a ayakbastı/Büyük bir devlet adamıydı” gibi, ilkokul ikinci sınıf seviyesindeki akademik bilgilerden ibaret alt alta getirilmiş satırları şiir diye okuyor ve sonunda herkes de alkışlıyor, hayret! Oysa şiir ve sanat başka bir şey, birilerinin bu insanlara bu okuduklarının şiir sanatıyla uzaktan yakından alakasının olmadığını söylemesi lazım diye düşünmeden kendimi alamıyorum.

                        Özellikle kahramanlık ve hamaset temalı şiir yazmak çok zordur, bilirim. Böyle şiirlerde kelimelere ve dizelere o ruhu verebilmek için, sanat becerisinin yanı sıra biraz da şiire konu olan o anı yaşamak ya da en azından tanık olmak da gerekiyor sanırım. O, alt alta getirilmiş satırlarda dile getirilen hamasi duygular hepimizin ortak görüşü ve değerlidir elbette ama bu duyguları şiir yapabilmek başka bir şeydir. Bu yüzden olsa gerek ben şahsen bu tür şiirleri istesem de pek yazamadım, yazmaya çalıştığım belki birkaç çalışma da kendi içime bile sinmedi doğrusu. Sadece kahramanlık şiirlerinde değil, diğer temalarda da şiir diye seslendirilen birçok söz dinledim ki, bunları okuyanların hayatları boyunca hiç şiir okumamış olabilecekleri kanaati oluştu bende! Türkçe’nin yazım kuralları bir tarafa; edebiyattan, estetikten, özgünlükten Türkçe’nin en güzel kıvamında kullanılmasından uzak bu tür laf kalabalıklarının şiirle sanatla bir alâkasının olamayacağı açıktır.

                 Sanat dünyasında herkes alkışlanmaktan hoşlanır, iyi niyetli eleştirilere bile pek tahammül gösterilmez. Gelmiş geçmiş üstatları ve başkalarını okuma alışkanlığı olanlar, gelenekten de beslenmek suretiyle kendi tarzlarını oluşturma çabası içinde olanlar pek azdır. Herkes kendi yazdıklarının ve söylediklerinin en iyi olduğu kanaatine sahiptirler sanki! Hal böyle olunca da özgün ve sanat değeri taşıyan pek fazla eser çıkmıyor ortaya,  yüzyıllardır söylenip gelmiş konular bir kısır döngü içinde biteviye tekrarlanıp duruyor diyebilirim. İzlenimlerim sonucunda esasında birkaç istisna dışında sanat adına bu programlarda yer alanların büyük çoğunluğunun böyle bir sanat duyarlılığı da taşımadıkları kanaati oluştu bende. Zaman zaman bu görüşlerimi dost sohbetlerinde de paylaşmaktayım.

                  Ama her şeye rağmen; bu tür şiir ve sanat etkinliklerine katılan herkesin iyi niyetli olarak sanata gönül verdiklerini, sanatı ve bilhassa şiiri sevdiklerini biliyorum. Aslında şairler bir bakıma talihsiz insanlardır, her çağda böyle olmuştur ve aynı talihsizlik bugün de devam etmektedir. Günümüzde hiçbir yayın kuruluşu şairi kim olursa olsun hiçbir şiir kitabını ücretsiz basmamaktadır. Belirli seviyedeki edebiyat dergileri de zaten sınırlı olan sayfalarında pek az şiire yer vermektedirler, seçici davranmaktadırlar. Bu ve benzer durumlar da göz önüne alındığında, şairlerin eserlerini duyurabilme yerleri bu tür etkinlikler, sınırlı seviyedeki yarışmalar ve sosyal medya paylaşımları olmaktadır.

                 Sonuç olarak her ne olursa olsun “Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet/Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” diyorum. Ve yukarıda değinmeye çalıştığım kısmi eleştirilerim de olmakla birlikte, bütün olumsuzluklara ve özel problemlerine rağmen şiire ve sanata karınca kaderince hizmet etme çabasında olan, uçsuz bucaksız edebiyat ve sanat deryasına bir katre de olsa katkı sunma derdinde olan şairlere ve sanat erbabına selam olsun, diyorum.

 

 



Bu yazı 274 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI