escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...


Ali Rıza ATASOY


Facebookta Paylaş









SANATÇININ DEĞERİ, SANATININ İFADESİYLE ANLAM BULUR.
Tarih: 01-05-2018 10:32:00 Güncelleme: 01-05-2018 10:32:00


                      Hamamönü Söyleşileri hakkındaki yazımın ardından şiir ve sanatla ilgilenen arkadaşlardan olumlu tepkiler aldım. Ayrıca “şu hususlara da değinseydin, şu konuyu unutmuşsun” gibi görüş belirtenler ve hatırlatmalarda bulunanlar oldu. Aslında bilerek pek fazla detaylara girmemiştim, genel hatlarıyla sadece Kabakçı Konağı programlarıyla sınırlı kalmak kaydıyla, burada katıldığım kültür sanat etkinliklerindeki izlenimlerimi, özellikle şiirle sanatla ilgilenen dostlarla paylaşmak istemiştim. Şimdi konuya biraz daha devam ederek genel şiir dinletileriyle birlikte Kabakçı Konağı etkinlikleriyle ilgili görüş ve izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.

                        Önceki yazımda ve bazen dost sohbetlerinde de belirttiğim gibi öğrencilik yıllarından itibaren öncelikle bir okuyucu ve dinleyici olarak edebiyatla, bilhassa şiir sanatıyla yakından ilgilenmekteyim. Aradan geçen uzun yıllar içinde kalemim elverdiği ölçüde gerek şiir, gerekse nesir olarak bir şeyler yazmaya çalıştım. Kendi şiir kitabımın yanı sıra bugüne kadar dört şiir antolojisi çıkardım, çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde yazılarım ve şiirlerim yayınlandı,  şiir yarışmalarında seçici kurul üyesi olarak bulundum.  Geçmişte “Boraboy Şiir Günleri”  ve “Çamlıdere Şiir Günleri” adında şiir ve sanat etkinliklerinin düzenlenmesine öncülük ettim. Başka il ve ilçelerde şiir etkinliklerine katıldım, birkaç kez de radyo ve televizyon programlarına konuk oldum. Bu vesileyle pek çok sanatsever şair, yazar, müzik adamı ve sanat üstatlarıyla tanışıp konuşma fırsatı buldum.

                      Şunu baştan belirtmeliyim ki şiir dinletileri yapmak,  kültür sanat programları organize etmek sanıldığı kadar kolay bir iş değildir elbette, bunu iyi bilenlerdenim. İşin maddi boyutu ve kişisel fedakârlık kısmı bir tarafa, ne kadar dikkat ederseniz edin bu tür etkinliklerde her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünseniz bile önceden öngörülemeyen birtakım olumsuzluklarla karşılaşmak kaçınılmaz olabiliyor. Ne denli dikkatli olursanız olun,  ne kadar fedakârlık yaparsanız yapın öncelikle hiç kimseyi tam anlamıyla memnun edemezsiniz. Her şey umut ettiğiniz gibi mükemmel olmayabiliyor, zaten hayatta hiçbir şey mükemmel değildir. İster resmi, ister sivil olsun her organizasyonda mutlaka eksik kalan bir şey, unutulan bir detay ve nihayet eleştirilecek bir nokta bulunabiliyor. Uzun yıllar taşrada milli eğitim müdürlüğü yaptım, il ve ilçelerdeki resmi programlar genellikle milli eğitim teşkilatı tarafından hazırlanıp sunulduğundan, resmi programlarda da zaman zaman ön görülmeyen aksiliklerle karşılaştığımız oldu. Yani bir yerde bir organizasyon varsa, mutlaka öngörülemeyen ya da unutulan bir aksilik yaşama ihtimali her zaman vardır.

                      Geçmişte gerek görev yaptığım yerlerde, gerekse kendi memleketimde öncülük ettiğim şairler buluşması ve şiir dinletilerini önceden planlayarak belirli program çerçevesinde yapardık. Bizim bir ekip olarak yaptığımız bu programların öncelikli amacı, sadece katılımcı şairlerin seslendirdikleri şiirleri dinlemekten ibaret değildi. En az iki gün sürecek bir program yapmak suretiyle yurdun çeşitli yörelerinden şair ve ozanları yatılı olarak davet ederek onları bir bakıma buluştururduk. Bu iki günlük program içinde gelen konuk şairler ve ozanlar birbirleriyle tanışıp kaynaşır, şiir başta olmak üzere sanata dair sohbet etme ve bilgi alışverişinde bulunma imkânı bulurlardı, gayet de güzel olurdu. Gerek Boraboy etkinliklerinde gerekse Çamlıdere etkinliklerinde buluşmanın şiir dinletisi kısmını açık alanda tabiatla iç içe bir mekânda yapardık. Bu programlara il ve ilçe resmi protokolünden katılanlar olduğu gibi sınırlı sayıda sanatsever dinleyici de katılırdı. Öğrencilerle yaptığımız kültür sanat programları ve şiir dinletilerini ise bu işe uygun çok amaçlı salonlarda yapardık.

                     Bu programların sonunda çevremde en çok karşılaştığım soruların başında “bu programlara halkın her kesiminden neden yoğun katılım sağlanmadığı” hususu olurdu. Ben ise tam aksine öteden beri şiir etkinliklerinin bir futbol maçı ya da bir müzik konseri gibi aşırı kalabalık bir izleyici kitlesi önünde yapılmasından yana değilim. Şiir dinletilerini sadece bu işe gönül verenlerin ve ilgi duyanların izlemesi gerektiğini düşünürdüm ve bugün de halen aynı görüşteyim. Şiir dinletilerinin uygun mekânlarda, sınırlı ve ortalama bir kültür seviyesine sahip dinleyicilerin huzurunda yapılması gerektiğine inanıyorum. İlgili ilgisiz yoğun bir kalabalığın katıldığı dinletilerde arzu edilen maksat hâsıl olmuyor ne yazı ki. Kabakçı Konağı programlarına da zaman zaman benim ve diğer arkadaşların davet ettiği, bu tür etkinliklerle hayatı boyunca hiç ilgilenmemiş misafirler de katılıyor bazen. Bu davetliler bazen farkında olmadan orada sanki bir zorunluluk nedeniyle bulunduklarını hissettirecek tutum ve davranış sergileyebiliyorlar. Örneğin ya telefonuyla oynuyor ya da çalan telefona cevap veriyor veyahut bir şair şiirini seslendirirken o size dönüp bir şeyler soruyor, sizinle ya da yanındakiyle konuşmak istiyor. Yani her haliyle bu işle ilgisinin olmadığını farkında olmadan ele veriyor, birçok kez böyle durumlara tanık oldum.

                   Amasya’da Türk Dil ve Edebiyat Derneği Amasya Şube Başkanı yazar Hüseyin Menç ve şair Mustafa Ayvalı’nın hazırlayıp sundukları “Külliye Şiir Akşamları” adıyla bir program vardı. Sultan Beyazıt Camii külliyesi içinde bizim Kabakçı Konağı salonuna benzer otantik bir mekânda kültür sanat ve şiir etkinliği yapılırdı. Orada görev yaptığım yıllarda bu programların hemen hemen hepsine katıldım. Etkinliğe Amasya Sanatçılar Derneği üyesi arkadaşlarımız başta olmak üzere sadece şairler, bestekârlar ve ozanlar katılırdı, bazen çevre il ve ilçelerden de gelen olurdu. Bir bakıma bizim Kabakçı Konağı programlarının benzeri olan bu programlar vesilesiyle pek çok değerli sanat dostuyla tanışıp, şiir sanat üzerine konuşmuşluğum oldu geçmişte. Her ay düzenli olarak yapılan bu programlar, şimdi kendi dernek binalarında olmak üzere halen devam ediyor sanırım.

                   Amasya tarihi dokusu ve otantik mekânlarıyla tam bir kültür sanat kentidir. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, Ferhat-Şirin efsanesinin yaşandığı kadim aşkların şehri, divan şairlerimizden Mihri Hatun’un memleketi Amasya’da her yıl pek çok kültür sanat etkinliği düzenlenir. Bu etkinliklerin çoğuna katıldım, bu etkinlikler vesilesiyle birçok sanat erbabını yakından tanıma fırsatı buldum. Kültür Bakanlığı halk sanatçısı Amasyalı Bestekâr Burhan Özbakır halen her gittiğimde uğrayıp hasbihal ettiğim üstatlardandır. Benim de seçici kurul üyesi olarak görev yaptığım Ulusal Amasyalı Mihri Hatun Şiir yarışmalarında ve Altın Elma Beste yarışmalarında jüri başkanlığı yapan Tasavvuf musikisi icracısı ve şiir yorumcusu Osman Akbaş hoca da her daim sanat üzerine görüşüp sohbet ettiğim dostlarımızdandır. Amasya Belediye Konservatuvarı Müdürü bestekâr saz ve söz ustası Muammer Palamut ve ekibinde yer alan birçok sanat erbabını burada tanıdım, halen her gittiğimde görüşürüz. Altın Elma Beste yarışmaları final ve ödül programları vesilesiyle de bestekâr Amir Ateş, bestekâr Kutlu Payaslı gibi ülkemiz genelinde tanınan birçok üstatla da tanışıp konuşma fırsatı buldum. Amasyalı halk ozanı Ozan Fedai Koç ve Artvinli halk ozanı Ozan Obalı/Mustafa Bilir ile yine Amasya’daki etkinlikler vesilesiyle tanıştık ve halen dostluklarımız devam etmektedir.

                   Hamamönü Söyleşileri kapsamında düzenlenen Kabakçı Konağı etkinlikleri de bu anlamda şairlerin, ozanların ve müzik adamlarının tanışıp kaynaşması bakımından önemli bir işlev görüyor şüphesiz, bu inkâr edilemez tabi. Sadece şiir ve edebiyat dünyasından değil, müzik dünyamıza pek çok unutulmaz eserler kazandıran birçok değerli üstatla Kabakçı Konağı programları vesilesiyle tanışıp konuşma fırsatı buldum. Değerli dostum bestekâr Ramazan Özyurt, bestekâr Hüseyin Soysal, bestekâr Naim İlgün Soysev, bestekâr Mustafa Çalık, bestekâr Ertuğrul Öttekin gibi değerli üstatları bu programlar vesilesiyle tanıdım. Halk ozanlarımızdan merhum Şeref Taşlıova ile vefatından kısa bir süre önce yine bir Kabakçı Konağı programında tanışıp hasbihal etmiştik. Karslı eğitimci halk ozanı Âşık Selahattin Dündar’ı, Ozansevdai Âşık’ı ve şu an isimleri aklıma gelmeyen, âşıklık geleneğinin günümüz temsilcileri değerli ozanlarımızın birçoğunu bu programlar vesilesiyle tanıdım.

                   Kurucu üyesi olduğum Dünya Yazarlar ve Aydınlar Derneği ile Dünya Söz Akademisi Derneği programlarının müzik yorumlarını yapan aynı zamanda meslektaşım olan Özcan Aydın hocayla da bu programlar vesilesiyle tanıştım. Özcan hocanın dinlemekten keyif aldığım usta bir müzisyen olduğu kadar, aynı zamanda çok iyi bir şiir yorumcusu olduğunu bu programlar vesilesiyle öğrenmiş oldum.  Uluslararası Kültür Dil ve Edebiyat Derneği programlarının müzik ekibinde yer alan arkadaşlar da gerçekten sanata gönül vermiş, gelecek vaat eden pırıl pırıl gençlerden oluşuyor, onlarla da bu programlar vesilesiyle tanıştım. Yine bu üç derneğin programlarının sunuculuğunu yapan ve sunumları esnasında aynı zamanda edebiyatımızın seçkin eserlerinden şiirler seslendiren genç arkadaşlarımız Murat Can Çetinkaya ile Özgür Bacaksız tam da profesyonel birer sanat gönüllüsüdürler, onları da bu programlar vesilesiyle tanıdım.

                      Şiir yazmak ayrı bir ustalık gerektirdiği gibi,  şiir yorumlamak ve seslendirmek de apayrı bir beceri gerektirir. Bir programda kendi şiirini seslendiren bürokrat kökenli bir dostumuz kürsüden inip yanıma gelince “hiç iyi okuyamadım galiba” dedi. Ben de kendisine “şiirlerinizi siz kendiniz okumayın, sunucu genç arkadaşlarımızdan birisi seslendirsin” demiştim. Genellikle ben de davetli olduğum programlarda kendi şiirlerimi kendim seslendiriyorum, ender de olsa başka şairlere ait şiirler okuduğum da oluyor. İnsanın o anki ruhsal yapısı, içinde bulunulan durum, dinleyicilerin ilgisi, müzik ve ses düzenindeki ahenk gibi faktörler yorumcunun performansını etkileyebiliyor. Her şair gibi benim şiirlerimin de sanat değerini elbette okuyucu takdir edecektir ama itiraf edeyim ki iyi şiir seslendirebildiğimi söyleyemem hiçbir zaman, hatta bazen de hiç okuyamıyorum ve kendi yorumumu kendim bile beğenmiyorum. Dediğim gibi şiir okumak ve yorumlamak apayrı bir maharet gerektiriyor. Kabakçı Konağında ve başka yerlerde birçok programın sunuculuğunu yapan ve başka şairlere ait seçkin şiirleri seslendiren genç arkadaşlarımız Murat Can Çetinkaya ve Özgür Bacaksız’dan ve yine bu etkinliklerde başka şairlere ait şiirler seslendiren İsmet Bağcı ve İzzet Bağcı kardeşlerden şiir dinlemenin keyfini ancak onları dinleyenler bilebilir. Acaba diyorum bu etkinliklerde katılımcı şairlerin şiirlerini böyle güzel şiir yorumlayan arkadaşlar dönüşümlü olarak seslendirseler nasıl olur, diye düşünüyorum. Program hazırlayıp sunan dostlarımızın da bu fikrimi değerlendirmelerini dilerim.

                 Ayrıca kurucu üyesi olduğum Dünya Yazarlar ve Aydınlar Derneği, üyesi olduğum Dünya Söz Akademisi Derneği ve yine üyesi olduğum Uluslararası Kültür Dil ve Edebiyat Derneği aracılığı ile başka yerlerde ve başka kurumlarda düzenlenen etkinliklere de katıldım ve halen katılmaktayım. Gazi Üniversitesi Edebiyat Bölümü öğretim üyesi Zeki Gürel hocanın öncülüğünde üniversitenin Türkçe Topluluğu öğrencileriyle yaptığımız şiir dinletisi unutamadıklarım arasındadır. Çanakkale Zaferinin yüzüncü yılına rastlayan bir zaman diliminde Çanakkale Şiir Akademisi Derneği Başkanı meslektaşım şair dostumuz Mustafa Beçin hocanın daveti üzerine Çanakkale’de üç günlük bir gezi ve kültür sanat etkinliğine katıldım. Bu üç günlük program süresince öncelikle bir asır önce o amansız savaşın geçtiği alanları gezip gördük, tefekkür ettik, adeta tarih içinde yolculuk yaptık. Bir akşam üniversitede resmi protokolün ve öğrencilerin dinleyici olarak bulunduğu bir şiir programı, bir başka akşam da Çardak beldesinde halka açık bir şiir dinletisi yaptık. “Çanakkale-Mahzun Şehir” isimli şiirimi bu gezi dönüşünde kaleme aldım. Kısa bir süre önce talihsiz bir şekilde hayatını kaybeden, âşıklık geleneğinin günümüz kadın temsilcilerinden Âşık Ayten Gülçınar’ı bu etkinlik vesilesiyle tanımıştım.

                     Afyon Kocatepe Üniversitesi Edebiyat Bölüm Başkanı Prof.Dr. Celal Demir hocanın öncülüğünde ve aynı bölüm öğretim görevlilerinden Erhan Akdağ hocanın rehberliğinde Afyon’da üniversite öğrencileriyle bir şiir etkinliğinde buluştuk. O etkinlikte genç öğrenci arkadaşların Türk edebiyatının seçkin eserlerinden derlenen şiirleri gayet profesyonelce seslendirdiklerine tanık olduk, kendileriyle şiir ve sanat üzerine sohbet yaptık. Yakın tarihimize kara bir leke olarak geçmekle birlikte aynı zamanda milletimizin o şanlı direnişine tanık olduğumuz 15 Temmuz 2016 akşamı Dünya Söz Akademisi Derneği Başkanı Hayrettin İvgin hocanın öncülüğünde,  Vezirköprü Belediye Başkanı İbrahim Sadık Edis’in davetlisi olarak bir kültür sanat ve şiir etkinliği için Vezirköprü’ye gittik. Ancak biz ilçeye varır varmaz o menfur darbe teşebbüsü başladı ve bizler o ihanet gecesini orada geçirerek gelişmeleri bulunduğumuz yerden takip etmek zorunda kaldık, doğal olarak etkinlik iptal edildi. Yine geçtiğimiz yıl Hayrettin İvgin hocanın öncülüğünde ekip olarak Payas Belediye Başkanı Bekir Altan’ın davetlisi olarak üç gün sürecek bir etkinlik için Payas’a gittik. Payas’ta resmi protokol ve yerel basınla buluştuk, okulları ziyaret ederek öğrencilerle şiir ve sanat üzerine söyleşiler yaptık. Bize gezi boyunca mihmandarlık yapan meslektaşım Cafer Türkseven hocanın rehberliğinde Payas’ı ve çevresini gezip görme imkânı bulduk. Gezimizin son akşamında ise ilçenin çok amaçlı salonunda halka açık olarak “Çanakkale Şehitlerini Anma ve Şehitlerimiz” konulu bir şiir sanat etkinliği yaptık. Halen bu tür etkinliklere öncelikle Ankara’da sıklıkla, bazen de başka yerlerde zaman zaman katılmaya çalışıyorum.

                        Konu biraz dağılır gibi oldu, tekrar Kabakçı Konağı etkinliklerine dönecek olursak; önceki yazımda da belirttiğim gibi Hamamönü Söyleşileri kapsamında düzenlenen kültür sanat etkinlikleriyle Altındağ Belediyesi en azından sanata ve sanatçıya sahip çıkıyor. Belediyenin bu faaliyetler için elbette daha iyi şartlarda ve daha donanımlı mekânlar tahsis etme imkânı vardır muhakkak. Ancak şimdilik bu programlar Kabakçı Konağında yapılıyor, sanat erbabı ve izleyiciler de uzun zamandır buraya alıştılar sanırım. Kabakçı Konağı’nın etkinlik salonunun kapasitesi sınırlı tabi ki, en fazla kırk elli kişinin rahatlıkla oturup program izleyebileceği bir mekân burası. Aşırı kalabalık izleyici grubunun yer aldığı etkinlikler için bu mekân yetersiz kalıyor. Bir de Altındağ Belediyesi buraya daha donanımlı bir ses düzeni kursa ne kadar iyi olur diye düşünüyorum.

                      Birlikte olduğumuz birçok kültür sanat etkinliğinde ve Kabakçı Konağı programlarında her etkinliğin görüntülerini kamera kaydına alan ve fotoğraflarını çeken arkadaşlarımız da çok önemli ve fedakârane bir görevi ifa ediyorlar. Meslektaşım şair Bayram Yelen, profesyonel fotoğraf sanatçısı İbrahim Şahin ve Dünya Yazarlar ve Aydınlar Derneği basın sorumlusu Faik Kafalı dostlarımız bu sabır ve dikkat isteyen çalışmalarıyla adeta tarihe not düşüyorlar, etkinliklerin kayıt altına alınmasını ve kalıcılığını sağlıyorlar. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.

                      Sanata ve sanatçıya destek veren kişi, kurum ve kuruluşlara her zaman minnettar olduğumuzu belirtmek isterim. Tüm sanat dostlarına selam olsun.

 

 

 

                      

 

                       

 

                

 

                 

                



Bu yazı 1072 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI