Bugun...


Ali Rıza ATASOY


Facebookta Paylaş









ŞEHİRLERİN DE DİLİ VARDIR
Tarih: 01-09-2018 13:13:00 Güncelleme: 01-09-2018 13:13:00


        Eski Ulucanlar Ceza ve Tevkif Evinin müze haline dönüştürüldüğünü basından duymuştum. Hatta Altındağ Belediye Başkanını bir televizyon kanalında izlemiştim. Ulucanlar cezaevinin müze olarak düzenlenmesindeki amaç ile birlikte burada ve çevresinde yapılan düzenlemelerden övgüyle bahsediyordu.

       Dört duvar arasında nice hayatların geçtiği; gerçek hayat hikâyelerine, romanlara filmlere konu olan söz konusu mekânın yeni halini merak ediyordum. Geçtiğimiz Ramazan ayında Ankara’da bulunduğum sırada bir gün oraya gittim. Arabamı park edecek bir yer bulduktan sonra heyecanla müzenin kapısına vardım. Ne yazık ki o gün pazartesiydi ve ben pazartesi günleri müzelerin ziyarete açık olmadığını unutmuştum, görmek nasip olmadı. İnşallah bir dahaki sefer gideceğim en ince ayrıntısına kadar gezip görüp inceleyeceğim, bol bol fotoğraf çekeceğim.

     O gün, buraya kadar gelmişken Hamamönü ve çevresinde eski Ankara evlerinin ve konaklarının bulunduğu sokakları dolaşayım diye düşündüm. Gerçekten güzel çevre düzenlemesi ve restorasyon çalışmaları yapılmış, bir çok eski Ankara evi ve konağı restore edilmiş, halen çalışmaların da devam ettiğini gördüm. Eski Ankara sokaklarında kendi halimde yürürken çökmeye yüz tutmuş ama belli ki restorasyonları yapılacak olan eski konak ve evlerde yaşanmış hayatları düşündüm.

       Nostalji; eskiye duyulan özlem gibi düşünülse de insanın yüreğinde bir sızı bırakan gizemli bir duygu olsa gerektir. Bu eski konaklarda ve evlerde geçmiş muhtemel hayatlar, daha önce hiç tanımadığım ve bilmediğim halde adeta hepsi tanıdık birer sima gibi göründüler bana bir an. Ve tabi ki duygulandım, bu duygu seli içerisinde daracık sokaklarda yürümeye devam ettim. Her konağın girişinde, ahşap kapısında, kapı tokmağında, avlusunda, cumbasında, eyvanında nice anılardan pek çok izler kalmıştı sanki.

      Sonra Tacettin dergâhına geçtim, Mehmet Akif Ersoy müzesi bitişiğinde akasya ağacının altındaki bankta oturup etrafı seyrettim, düşündüm, tefekküre daldım. Ve Tacettin dergâhının hemen yan tarafındaki Mehmet Akif Ersoy Sokakta yürüdüm, fotoğraf çektim. Sanat Sokağı’nda açılan sergileri ve stantları gezdim ve Altındağ Belediye Başkanlığınca sanatçılara ve şairlere tahsis edilen Kabakçı Konağına uğradım. Kabakçı Konağında bir zamanlar geçen Kabakçı kardeşlerin hayat hikâyesini dinledim. Kabakçı konağı bitişiğindeki çay ocağı önünde oturup çayımı yudumlarken orada bulunanlarla şiirden, sanattan, eski günlerden ve anılardan dem vurup sohbet etme imkânı buldum.

        Ve birkaç gün sonra gözümü açtım ki Amasya’dayım. Gamaşuk Çayevi’nin teras kısmında asma dalının altındaki masaya oturdum. Çayımı yudumlarken karşıda Harşene kalesi, yalıboyu evleri ve ırmağın kıyısına inci gibi dizilmiş eski konaklar görünüyordu. Kim bilir buralarda da nice acı tatlı hayatlar yaşanmıştır diye geçirdim içimden. Hazeranlar konağını görünce Ziya Paşa’yı, Kunç köprüyü görünce Mihri Hatun’u ve dahi Ferhat ile Şirin’i düşündüm.

     Gamaşuk Çayevi otantik yapısıyla ve “Çay Gamaşuk’ta İçilir” sloganıyla kentte isim yapmış; yazarçizer takımının, şairlerin, sanatçıların, öğretmenlerin ve üniversite öğrencilerinin bir bakıma buluşma ve sohbet mekânıdır. Biraz da iç kısımdaki şark köşesinde oturup, yorgunluk kahvesi içtim derken karşımdaki duvarda çerçeveli olarak asılı duran “Bekliyorum Gamaşuk’ta” isimli kendi şiirim gözüme ilişti bir an. Ve bir taraftan kahvemi yudumlarken bir taraftan da duvardaki kendi şiirimi mırıldandım içimden!

BEKLİYORUM GMAŞUK’TA

              -Yavuz Çetin’e-

 

Gel demiştin geldim işte bu akşam
Gözlerimde umut yüreğimde gam
Gölgeler üşüdü buğulandı cam
Aklım ne çiçekte ne sarmaşıkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.

Gamlı bir akşamda yapayalnızım


Başımda efkârım içimde sızım
Söndü sönecek uğur yıldızım
Gözlerim titreyen fersiz ışıkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.

 

Duy alıp verdiğim kesik nefesi
Deki:- Bu bilindik o dostun sesi
Perde perde açtı ayın halesi
Yıldızlar asılı sonsuz boşlukta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.

 

Bu firak acısı bilirim derin
Gökte göz kırpışı gibi ülkerin
Yandı ışıkları bir bir evlerin
Nesneler belirgin üryan açıkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.

 

Açık pencereden baktım kaç kere
Yağmur ince ince düşüyor yere
Dilerim kavuşmak kalmaz mahşere
Yüzünü göreyim dışarı çık da
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.

 

Çoktandır başladı geriye sayım
Yollarda geçiyor on iki ayım
Elimde karanfil önümde çayım
İlelebet karar kıldım bu aşkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.

Ali Rıza Atasoy

 

           Lakin anladım ki şehirlerinde yüreği vardır dönüşünüzde sevinir sizi bağrına basar. Ve şehirlerin de dili vardır özlemle konuşurlar, size içini dökerler!

 

    

 



Bu yazı 1256 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI