escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...


Ali Rıza ATASOY


Facebookta Paylaş









ŞİİRİMİZİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI
Tarih: 01-10-2018 08:01:00 Güncelleme: 01-10-2018 08:01:00


                    Cahit Sıtkı Tarancı kendisiyle yapılan bir söyleşide  “Şiir bir deyiştir, sözcüklerle güzel biçimler kurma sanatıdır, şair de bu sanatı bilen kişidir” diyerek şiiri ve şairi tanımlamaktadır. Şiir, güzel sanatların en soylusu ve “güzel söz” söyleme sanatıdır. Şair de bu soylu sanatı icra eden, kuşaktan kuşağa aktaran sanat işçisidir.

                    İster şiir ister nesir olsun, yazdığımız ya da konuştuğumuz sözün “güzel” olmasının ilk şartı fesâhattir. Başka bir ifadeyle sözün lafız, mana ve ahenk itibariyle kusursuz, aynı zamanda açık ve anlaşılır olması söz sanatının olmazsa olmazıdır.  Fâsih söz yerinde ve kurallarına göre söylenirse “belâgat” tecelli etmiş olur. Dolayısıyla söz ancak “fâsih” ve “beliğ” olmasıyla “edebî” nitelik kazanır.

                   Muallim Naci sözün güzelleştirilmesini şöyle izah ediyor. “Kelâmda iki türlü güzellik aranır. Biri zâtî (aslında var olan) güzellik, diğeri arızî (sonradan olma)  güzelliktir. Söz, bir güzel kıza teşbih edilse zâtî güzelliğini endamının düzgünlüğüne, hareketlerinin inceliğine, arızî güzelliğini de dış süslerine benzetmek lazım gelir. Bir güzel süslenmese de güzeldir, bir çirkin süslense de çirkindir. Zâtî güzelliğe sahip olunmadan, arızî güzelliğin ehemmiyeti olmaz. Fakat bir güzelde her iki unsur birleşip uyuşursa daha güzel olur” diyor.

                Edebiyatta sanat şairin ulaşmak istediği tek amaçtır. Dil, deyiş, düşünce, duygu ve hayal gücü gibi edebiyatın başlıca unsurları sanatın her dem emrinde olmalıdır. Şiir sanatı hem içerik hem de şekil itibariyle muntazam kurgulanmalı ki “güzel sanatların en soylusu” payesine layık olabilsin. Zira sanatçının yani şairin asıl gayesi eksiksiz ve kusursuz olanı keşfedip meydana çıkarmak, mutlak güzelliğe ulaşmak olmalıdır. Bir bakıma var olan zâtî güzelliği mükemmelleştirmek teşbih, istiare, mecaz, tenasüp, tevriye, cinas gibi sanatlar ve söz oyunlarıyla mümkün olacaktır. Gerek içerik ve muhteva bakımından, gerekse şekil ve edebi sanatlar itibariyle yavan ve zayıf olan manzum yazıların şiir olarak kabul görmesi mümkün değildir, buna gerek de yoktur.

               İslam medeniyeti etkisi altında gelişen ve Divan Edebiyatı olarak anılan dönemin başlangıcında şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından esinlendiler. İlk şairlerimiz önce bu edebiyatın seviyesine ulaşmaya, sonra da bunları geçmeye çalıştılar. Tanzimat dönemine gelindiğinde aruz şiirinde şairlerimiz zirveye ulaşmışlar diyebiliriz. Bu dönemde divan şairlerimiz bir beyitte birkaç edebi sanatı iç içe kullanabilecek maharete ulaşmışlardır. Bu bağlamda bugün bile birçoğumuzun dilinden düşmeyen nice berceste beyitler, şaheserler divan edebiyatı döneminin köşe taşları olmuştur.

               Ne var ki aynı dönemde divan şairlerimiz,  hece veznini “avam vezni” diyerek küçümsemişler, halk edebiyatına ve halk şairlerine tepeden bakmışlardır. Oysa halk edebiyatımızda da Tanzimat dönemine gelinceye kadar bugün bile dillerden düşmeyen, asırlardır halkın hafızasında yer etmiş nice güzel şiirler, deyişler söylenmiştir. Özellikle âşıklık edebiyatında usta-çırak ilişkisiyle belirli bir disiplin içinde mükemmellik düzeyine ulaşmış, aradan geçen asırlara rağmen kalıcı olmuş nice eserler vücuda getirilmiştir. Ayrıca o dönemlere ait eserlerde dilin inceliklerinin en güzel kıvamında, yerli yerinde kullanıldığını da görüyoruz.

                Son bir asırlık Cumhuriyet döneminde de birçok edebî akımlar ve ekoller içinde şairlerimiz edebiyat tarihimizin mihenk taşları niteliğinde kıymete haiz eserler vermişlerdir. Cumhuriyet dönemi şiirimiz ve şairlerimizle ilgili olarak Prof.Dr.Mehmet Kaplan hoca “Cahit Sıtkı ve Orhan Veli neslinin üslûbu son derece açık ve sadedir. Bunun sebebi onların bizzat varlığı güzel bulmaları ve onu teşbih, istiare, mecaz gibi edebi sanatlarla süsülemeye ve değiştirmeye lüzum görmemeleridir.” demek suretiyle, bir nevi onları ve o devrin şiirini yeni söyleyişleri itibariyle önemli bulduğunu ifade ediyor. Diğer taraftan aynı söyleşide divan şairlerimiz için de “İçinde yaşadıkları âlemden memnun olmayanlar umumiyetle bu nevi sanatlara başvururlar. Dünyadan nefret eden divan şairleri bu çeşit oyunlar vasıtasıyla onu bir masal âlemi hâline getiriyorlardı” diyerek, onlara da açık bir eleştiri gönderiyor. Merhum Prof.Dr.Mehmet Kaplan hoca bir edebiyat akademisyeni olarak öyle söylese de ben divan şairlerimizi de halk şairlerimizi de ve Cumhuriyet dönemi boyunca çeşitli edebiyat akımları içinde yer alıp edebiyatımıza unutulmaz eserler kazandıran üstatları da birbirinden ayırt etmeksizin kıymetli ve saygıdeğer buluyorum. Her devrin kendine özgü şartları ve her ekolün yine o döneme ait yeni buluşları olduğunu düşünüyor ve önemsiyorum.

                      Bu hususta başka bir edebiyat akademisyenimiz merhum Prof.Dr. Ali Nihat Tarlan hoca da bir söyleşide “Her edebî sanat doğuşu bakımından bir ruhi ihtiyacın mahsulüdür. Bilahare bu hüviyet ve mahiyetini değiştirirse, bu davamızı nakzetmez (bozmaz). Nasıl ki kesmek ve öldürmek için icat edilen kılıç sonradan bazı muhitlerde bir imtiyaz ve rütbe sembolü olarak kullanılmıştır. Lâkin bu yolunu şaşırma, kılıcın hakiki hüviyetini değiştirmez. Sanatın bir maddesi vardır ki o da heyecan ile sarılmış ruhi muvazenenin gösterdiği manzaradır. Bunun üzerinde muhtelif devirlere ve sanat telakkilerine göre insan zekâsı işlemiş, onu kâh realiteye, kâh ideale sürüklemiştir. Estetik bu ikisi arasında gidip gelen bir rakkastır” diyor.  Benim edebiyat ve şiirin tarihi süreç içinde gelişimine ilişkin görüşüm ve kanaatim de aşağı yukarı bu doğrultudadır. Boş bırakılmaya gelmeyen birçok alan gibi şiir ve sanatın da her dönemde temsilcileri olacaktır.

                   Peki, günümüzde durum nasıldır, diye bir soru sorulsa şiirin bugünkü durumunu nasıl değerlendirebiliriz? 

                   Batılılaşma ile birlikte teknoloji ve iletişimdeki hızlı gelişme şiirimizde sanatımızda da kendisini gösterdi.  Türk şiiri son yıllarda dar bir alana sıkışmış vaziyette, buna bağlı olarak “şiir öldü mü, şiir artık bitti mi” gibi sorulara muhatap oluyoruz. Hızlı iletişim ve medya bombardımanı içinde kapitalist sistemin her an empoze ettiği maddeye ve tüketime dayalı hayat tarzı bizi ruhumuzdan ve estetik geleneğimizden her geçen gün biraz daha koparıyor. Divan edebiyatıyla ve aruz şiiriyle bağımız tamamen kopmuş gibi sanki. Dün halk şiirini hor, halk şairlerini hakir görenler bugün hor ve hakir görülür hâle düşmüştür. Hece şiirinde ise dikkat çekecek düzeyde yeni söyleyişler yok, yazılanların birçoğu eskilerin tekrarından ibaret genellikle.

                 Serbest tarz şiire gelince; bugün serbest tarz şiir yazdığını söyleyen bazı şairlerin, serbest şiirden ne anladıklarını çok merak ediyorum. Serbest şiir akımı son yıllarda nicelik olarak şair ve şiir sayısını arttırmış ama nitelik olarak azaltmıştır. Üstelik dünyanın hiçbir ülkesinde bizde olduğu kadar serbest şiir yazıldığını zannetmiyorum. Aruz ve hece vezniyle birlikte bunlara bağlı olarak edebî sanatlar, uyaklar ve duraklar unutulmuş, ortada nazım birimi diye bir şey kalmamış adeta! Gelenekten kopmamız ve uzaklaşmamız muhteva, şekil ve sanatsal öğeler bakımdan şiirimizi zayıflatmış, şiir dilimizi kısırlaştırmıştır.

                   Son yıllarda internetin hayatımızın bir parçası olmasının bunda büyük payı olduğunu düşünüyorum. İnternet ve bilhassa sosyal medya aracılığıyla sanal ortamda güzel çirkin, doğru yanlış her şeyin sınırsız olarak paylaşılması imkânının bulunması işin tuzu biberi olmuştur. Birkaç gün önce sosyal medyada şiir olarak paylaşılmış bir metin dikkatimi çekti ve dikkatli bir şekilde okudum. Şiir adıyla paylaşılan bu metin dörtlükler halinde 11’li hece ölçüsüyle yazılmış dört kıtadan oluşuyordu. İlk okuyuşumda şaşırdım, önce  “acaba yanlışlıkla paylaşılmış olabilir mi?” diye düşündüm, tekrar okudum. Dörtlükler halinde hece şiiri formunda yazılmış bu metinde muhteva ve içerik bir tarafa, dörtlüklerin hiçbirisinde uyak ve durak yoktu. Hatta şiiri yazan kişinin kelime sonlarındaki eklerin uyak olduğunu zannettiğini anladım. Sözgelimi “cevizler / evler” kelimelerinde olduğu gibi (-ler) eklerinden uyak yapılmış! Paylaşılan bu metnin altında çok sayıda yorum var, hemen hemen hepsi övgü sözleriyle yazılmış “muhteşem, harika, çok güzel” yazanlar olmuş! Tam “güler misin ağlar mısın” hâli. Hadi bu şiiri yazan kişi henüz şiirin ne olduğu ve olması gerektiği konusundaki en temel bilgilerden yoksun diyelim, okuyup bunca övgü sözleriyle yorum yapanların hiçbirisi de mi şiirden anlamıyormuş, anlamadıkları bir mevzuda böylesine tutarsız yorumları nasıl yapabiliyorlar anlamadım gitti!

                Ankara’da Altındağ Belediye Başkanlığı bir bakıma şiir ve sanata destek anlamında güzel bir iş yapıyor. Hamamönü semtinde Tacettin Dergâhının hemen yakınında yer alan Kabakçı Konağını şiir ve sanat faaliyetlerine tahsis etmiştir. Her yıl Ekim ayında başlayan sezon gelecek yılın Mayıs ayı sonuna kadar devam etmektedir. Sezon boyunca bu tarihi mekânda Pazar günleri hariç her gün çeşitli edebiyat ve sanat kuruluşları tarafından şiir ve sanat etkinlikleri düzenleniyor. Son beş yıldır ben de bu etkinliklerin müdavimleri arasındayım, hepsine olmasa bile her ay birkaç programa katılıyorum. Geride bıraktığımız beş yılık süreç içinde bu mekânda kendisini şair olarak tanıtan pek çok şiir heveslisi arkadaşı dinleme imkânı buldum. Sınırlı sayıda birkaç istisna dışında, okunanların edebî kaliteden yoksun, şiirden çok vaaz ü nasihat ya da siyasi veya hamâsi söylemlerden ibaret olduğunu gördüm. Bu hususta daha önceleri de birkaç yazı yazmıştım, o yazılarda da hep o merakımı giderecek sorunun cevabını aradım. Şiir sanatının henüz abc’sinden bile habersiz olan bu insanlar neden ısrarla şiir yazarlar, yazmak isterler bir türlü anlayabilmiş değilim!

                 Hayatta her şeyin bir ilmi var; çay demlemenin, ayakkabı boyamanın, saç kesmenin, inşaatta harç karmanın, trafikte yolculuk etmenin velhasıl her işin kendine özgü çıraklıktan ustalığa uzanan bir serüveni var. Bu ve benzeri işlerde bile birden bire usta olunamazken “eh artık emekli oldum bundan sonra biraz da şairlik yapayım” dercesine kendini bu âlemin içine atanları gerçekten hiç anlayamıyorum. Böylelerine şiir ve sanatın inceliğini anlatabilmenin de ne kadar zor ve hatta imkânsız olduğunu biliyorum. Yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi adam dört satırı alt alta yazıca dörtlük, dörtlükleri de alt alta sıralayınca şiir olduğunu zannediyor. Bu mekânlara gelip bunları şiir diye okuma cesaretini kendinde buluyor, üstelik dinleyiciler doğal olarak herkesi alkışladığı için bir müddet sonra okuduğunun gerçek şiir olduğuna inanıyor. Bundan sonra böylelerine ne anlatsan boştur, o artık kendisine “üstat” diye hitap edilmekten hoşlanmaktadır.

              Bütün bunlara rağmen şiirin bitmediğine, ölmediğine inanıyorum ve şiirimizin geleceğine dair ümitvar olduğumu belirtmek isterim. Anadolu’da çeşitli şehirlerde sınırlı imkânlarla yayın hayatını sürdürmeye çalışan ve bana gönderilen edebiyat sanat dergilerinde görüp okuduğum ve yine bazı şehirlerde yerel yönetimler tarafından açılan şiir yarışmalarında dereceye giren şiirleri görünce bu ümidim daha da pekişiyor. Serbest tarz şiirin yanı sıra ülkemizde halen iyi aruz şiiri ve iyi hece şiiri yazan bir damar, bir kuşak var. Bu damar ve bu kuşakta yer alan arkadaşlar şiirin evrensel kulesini omuzlarında yükselteceklerdir, diye ümit ediyorum. Günümüzde şiir kitapları neredeyse artık basılmıyor, dolayısıyla bu şairleri şiirleri geniş kitlelere ulaşmıyor.

                 Geçmişten günümüze uzanan edebiyat ve sanat yolculuğunda, bizlere ulaşan eserler de sanırım o devrin yönetimlerinin desteği sayesinde kayıtlara geçmiştir. Dolayısıyla dün olduğu gibi bugün de devlet desteği olmadan sanatı sürdürmek ve kitlelere ulaşmak hemen hemen imkânsız gibi. Ama olsun, gün gelir onlar da gün yüzüne çıkar bir şekilde insanlığa mal olur ve o eserleri meydana getirenler hayırla yâd edilir.

               Uçsuz bucaksız edebiyat deryasına bir katre de olsa katkıda bulunanlara selam olsun!

 

             

 

                  

 

 



Bu yazı 549 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI