escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Av. Durdu GÜNEŞ


Facebookta Paylaş









YAZILANLA YAŞANAN VE ŞAİR NABİ
Tarih: 01-03-2018 15:10:00 Güncelleme: 01-03-2018 17:02:00


        “Aşk Bir Yalnızlık Şarkısıdır “ isimli kitabımı okuyan bir arkadaşım bana, “Yazdıklarından yaşanmamış aşkların hüznünü çıkardım” dedi. “Herhalde içinde ukde kalmış aşklar şiire dökülmüş olmalı” dedi.

       Ben insanın yazdıklarıyla çözülmemiş çatışmaları arasında bir bağlantı bulunduğunu söyledim. Aslında her yazar ve şairin eserinde otobiyografik bir öz bulunduğunu, kişinin hayatıyla eseri arasında gizli bir yol olduğunu söyledim.

       Bu konuyu düşünürken Urfalı Şair Nabi’in Meşhur “Görmüşüz” şiiri ve bu şiirin arkasında yatan hayatı aklıma geldi.

       Şair Nabi 1642 yılında Urfa’da doğmuştur. Urfa’da iyi bir eğitim alan Nabi 1665 yılında Urfa’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşmiştir. Burada Muhasip Mustafa Paşa’nın divan kâtipliğine getirilmiştir.

       Muhasip Mustafa Paşa’nın ölümü üzerine Rami Mehmet Paşanın himayesinde Divanı hümayun kaleminde evrak muhafızı olmuştur. IV. Mehmet’in tahttan indirilmesiyle İstanbul’dan ayrılarak Halep’e yerleşmiştir.

       Sadrazamlığa getirilen Çorlulu Ali Paşa bir husumetten dolayı Rami Paşayı Rodos’a sürmüştür. Rami Paşayla yakın olan Nabi’nin Çorlulu Ali Paşa’nın kararıyla evi yıkılıp perişan olunca aşağıdaki gazeli yazmış:

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz

(Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.)

       Şair Urfa’dan İstanbul’a geldiği yıllarda vezir Muhasip Mustafa Paşanın himayesinde rahat bir hayat yaşamıştır. Bu dönem bir nevi hayatının baharıdır. Hayatı rüzgâra benzeten şair, ilkbaharın rahatlatıcı rüzgârıyla sonbaharın hüzünlendirici rüzgârını karşılaştırmış. Bir ilkbahar varsa bir de sonbahar vardır hayatta. Ve biz bunun ikisini de görmüşüz diyor.

Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde

Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

(Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.)

       Şair makam sahibi olup gurur sarhoşluğuna kapılanların çok ağır bir baş ağrısına maruz kalacaklarını, dolayısıyla yüksek mevkiiye çıkanların geçmişlerini ve dostlarını unutmamalarını hatırlatır.

       Dizede hazeran yani bülbüllere gönderme yapmıştır. Bülbüller kendi sesiyle öyle bir coşar öyle bir coşar ki kimseyi dinlemez hale gelir, sonra da çatlar. Nabi mevki sarhoşlarına bülbülün durumunu hatırlatır.

Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine

Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz

(Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.)

       Şair zulme uğramış kırgın insanların çektiği “ah”lar karşısında hiç bir gücün ve hatta taştan yapılmış kalenin bile duramayacağını belirtir.

Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest

Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

(Derd ehli olanların kırıklıkla döktükleri gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli kâşânelerin, mâlikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.)

       Şair yoksullar ve mazlum gözyaşlarının zalimlerin evlerini yıkacak bir sel gücünde olduğunu belirtir. Zalimlerin bundan korkması gerektiğini hatırlatır.

Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi

Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

(O garipler ki, bütün sermayeleri can yakıcı bir âh silâhından ibarettir ama, onu şöyle bir attıkları zaman, nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.)

       Nabi güçsüz gibi görünen kişilerdeki “ah”ın en güçlü silahlara sahip kişileri mahvedecek derecede olduğunu hatırlatır.

Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh

Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz

(Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular)

       Nabi, makam ve mevkilerin geçiciliği ve hiç bir zaman buna güvenmemeleri gerektiğini, bir mevkiinin mağrurluğuna düşenlerin, gün gelip zillete maruz kalacağını hatırlatır.

Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd

Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz

(O elindeki –gururla kaldırıp kaldırıp- içtiğin kadeh var ya, gün gelir de dilenci çanağına döner; benzerlerini çok gördük.)

       Kadehin şarapla dolması güzel bir hayatı simgelerken, aynı kadehin dilenci çanağına dönmesi kişinin yoksullaşıp zillete düşmesini anlatır.

       Nabi bize devlet yönetimindeki hayatı bu şiiriyle özetlemiştir. Bunu yazarken kendi hayatından yola çıkarak insanlara ibret-i âlem bir şiir hediye etmiştir. Bir zamanlar her isteği yerine getirilen cariyelerin hizmet ettiği Nabi, elinden devlet imkânları gidince zor bir hayat yaşayarak ölmüştür.

       Allah makam ve mevkiiyi bir sınav olarak veriyor. Sınavı geçemeyeni sonunda rezil rüsvay ediyor. Kişi gücü ele geçirince tüm marifeti kendinde biliyor ve Allah’ı unutuyor. Allah o zirveyi bir uçuruma dönüştürüp kişiyi alaşağı ediyor.

       Belki de makam mevkii sahibi olanlar bu şiiri çerçeveletip tam karşılarına asmalıdır. Böylelikle sınavda olduklarını ve sınav sonucunun ciddiyetini kavrayabilirler diye düşünüyorum.



Bu yazı 1391 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI