escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Ayşe İrem SEÇKİN


Facebookta Paylaş









BÖĞÜRTLEN KIŞI
Tarih: 01-03-2018 14:51:00 Güncelleme: 01-03-2018 17:02:00


       Yol boyunca dağılan soğuk iliklerimize işliyordu. Yırtılmaya yüz tutmuş paltolarımız ne donmuş bedenimizi ne de körelmiş duygularımızı ısıtmaya yetmiyordu. Yaratıcının mucizesi olarak gördüğüm bu böğürtlen kışında hiçbir şey hissedemiyorduk, bedenimizi sarmalayan dondurucu soğuktan başka. Oysa böyle olmamalıydı. Gitmek yakışmazdı bana. Zaten gitmek bir bana yakışmaz.

       Hayat bu değil miydi zaten? Sana seçenek sunardı ve birini seçerdin. Bana da sunmuştu. Ya gidecektim ya da ölecektim. Gitmeyi seçmiştim bende. Adaletin olmadığı şu dünyada, umut etmek saçma olsa dahi benimde vardı tutunacak bir dalım. Anneydim ben, dünyalar güzeli bir kızım vardı. Onun için gidiyordum ya zaten Bu yüzden hâlâ güçlüydüm. Hayatın karşıma çıkardığı bin bir engele rağmen güçlü olmak zorundaydım.

       Daha 12 yaşımdayken başlamıştı benim eziyetim. Sadece kâğıt üzerinde aile saydığım ebeveynlerim beni, bir türlü doyamadıkları ve hayatlarının merkezi olmuş para için kendimden 15 yaş büyük biri ile evlendirmişlerdi. Sokakta arkadaşlarım ile oyunlar oynamak yerine evde kocamın gömleklerini ütülemek zorunda bırakılmıştım. Daha 14 yaşımdayken, doktor olma hayalleri kurup insanlara faydalı biri olmayı istemek yerine bebeğimin cinsiyetini öğrenmek için doktora gitmiştim. ‘’Karı – koca arasına girilmez’’, ‘’evlenmiş artık yapılacak bir şey yok’’ diyerek yaşımı umursamadan bakmıştı doktor bebeğime. O günü çok iyi anımsıyorum da doktorlardan iğrenmiştim. Evlendirildiğim günden beri ilk defa yardımımı duyabilecek birini bulmuştum. O ise bana ‘’tebrikler, kızınız oluyor’’ demişti. ‘’Ben daha çocuğum.’’ Diyememiştim ki  ‘’Bir çocuğun, çocuğu olur mu hiç doktor abla?’’

       16 yaşımdayken gömleklerini ütülemeyi geciktirdiğim için ilk dayağımı yemiştim kocamdan. Oysa anneydim ki ben, güzeldi ama zordu. Her şeye yetişemiyordum artık. O gün ilk defa ağlayarak evden kaçmış ve anneme gitmiştim. ‘’Yardım et anne’’ demiştim yalvararak ‘’sen annesin anlarsın beni’’ demiştim çığlık atarak. ‘’Kocan o senin, hem döver hem sever’’ demişti. Ama o beni hiç sevmemişti ki. Kölesiydim ben onun. Köleler sevilir mi hiç?

       Annem kovmuştu beni evinden. Oysa beni anlar diye düşünmüştüm. Bende anneydim ya bilirdim annelerin nasıl düşündüğünü, nasıl yavrularını her şeye rağmen koruyacaklarını. Çocukluk aklı işte, kendi annemi bilememiştim.

       20 yaşıma geldiğimde ilk defa kocama karşı gelmiştim. Çocuğum birinci sınıfa gidecekti ve okula gitmesine karşı gelmişti. Bana yapacağı her şeye susardım ama kızıma yapılana asla! Bıçak almıştım elime, üniversiteye gideceğim yaşta. ‘’öldürürüm seni!’’ demiştim. Biliyordum, öldüremezdim. O cesaret yoktu bende. Elimi pis kana bulayamazdım. Ama keşke öldürseydim. O cesaret olsaydı da öldürseydim. Kızımı da alır kaçardım. Bu sefer iyi olurdu belki hayatımız. Bir sonra ki gün kocam sarhoş olarak gelmişti eve ve sabaha kadar dövmüştü beni. ‘’Sen kimsin de bana karşı gelip bıçak çekiyorsun?’’ demişti. Sahi gerçekten ben kimdim?

       Bir şekilde okula göndermeyi başarmıştım kızımı. Haftanın 3 günü merdiven temizlemeye gidiyor ve pastahanelere satsın diye poğaça yapıp götürüyordum. Gelen parayla da kızımın eksiklerini alıyor cebine birkaç lira harçlık koyuyordum.

       Her şeye rağmen mutluydum. Anneydim ya ben, dünyalar güzeli bir kızım vardı. Gerisi kâfiydi benim için.

       Zaman öylece akıp gitmişti. Ben 24 yaşıma gelmiştim. Kızımda 4. Sınıfa geçmişti, bugün. Her yıl sınıfını birincilikle tamamlayan başarılı yavrumun her zaman ki gibi sabah elinden tutmuş okuluna götürmüştüm. İlk gün olduğu için pek bir heyecanlıydı. Ben de öyle. Yanaklarından öpmüş, sınıfına uğurlamıştım.

       Eve döndüğümde ise gördüğüm manzara ile ‘’Allah’ım! Al canımı. Al ki bitsin artık bu azap!’’ demiştim. Kocam ve bir arkadaşı karşılamıştı beni. ‘’Sattım seni! Baya da iyi para ettin. Kırk yılda bir işe yaradın’’ demişti kocam. ‘’Hazırlan, gideceksiniz’’

       Onlar benim yatak odasında hazırlandığımı zannederken ben kıyıdan köşeden arttırarak zar zor biriktirdiğim üç kuruş parayı almış ve odanın penceresinden kaçmıştım. Kızımı da almıştım okuldan. Her zerresi kan kokan ülkenin sokaklarına dökülmüştük.

       Böğürtlen kışının altında ilerliyorduk, donarak. Her adımımızda soğuk biraz daha işliyordu bedenimize. Saatlerce nereye gittiğimizi bilmeden yürüdük. En sonunda ayaklarımız soğuktan ve yorgunluktan karıncalanmaya başladığında bir apartmanın merdivenlerine oturduk. Böğürtlen kışı daha fazla bastırdı. Daha fazla sarmaya çalıştım kızımı. Üstümde yırtılmaya yüz tutmuş paltoyu çıkartıp, omuzlarına bıraktım. Anneydim ben sabreder dayanırdım soğuğa.  

       Sabretmek, sarıp sarmalamak yetmezmiş belli ki. Umudum dayanamadı soğuğa. Ruhunu böğürtlen kışının ellerine bıraktı. 

       Böğürtlen kışı almıştı kızımı. Böğürtlen kışına teslim ediyordum benliğimi.

       Yazın bunu kenara, bizim huzurumuz böğürtlen kışıydı.



Bu yazı 1623 defa okunmuştur.

mustafa keskın / 21-03-2018 06:31

haaarika bir yazı



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI