escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...


Ayşe İrem SEÇKİN


Facebookta Paylaş









“MUTSUZ”, BANA EMANET
Tarih: 01-05-2018 13:19:00 Güncelleme: 01-05-2018 13:19:00


“MUTSUZ”, BANA EMANETOturduğum mezarlık taşından kafamı kaldırdım ve kapkara olmuş bulutlara baktım. Ha yağdı ha yağacak bir havası vardı. Benimde ha aktı ha akacak gözyaşlarım. Bu maviş anneyi öldükten sonra ki ilk ziyaret edişimdi. Gelmediğimden ve onu bu sessiz mezarlıkta yalnız bıraktığımdan ötürü kendimden utanıyordum. O gürültüyü ve konuşmayı severdi. Buraya gelmeyip, konuşmadığım için bana çok kızmış olmalıydı. İlk hafta öldüğünü kabul edemememle geçmişti, ikinci hafta ise öldüğünü yavaş yavaş kabul edişle gelen ağlama krizleri ile.  Bugün ise öldükten iki hafta sonra gelmiş, emanetine sahip çıktığımı, Mutsuz’a iyi baktığımı söylemiştim.

Mezarlık taşından ayağa kalktım ve elimdeki papatyaları toprağa bırakarak yürümeye başladım. Nereye gittiğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. Ayaklarımın götürdüğü yere ilerliyordum sadece. Tabii dönüp dolaşıp Mutsuz’ un yanına çıkacağımı biliyordum. Bundan sonra benim hayatım, Mutsuz’ un yanıydı.

Maviş anne ile Kadıköy ‘de denize yakın üç katlı pembe bir apartmanın ikinci katına taşınmamla tanışmıştık. Taşındığım bina oldukça eski, komşularım yaşlıydı. Öyle ki en genç komşum 63 yaşındaydı. O da maviş anneydi. Gerçek ismi Elife ‘ydi ama yıllardır o semtteki herkes onu lakabı ile tanırmış. Tabii bende onunla tanıştığımda ve birkaç günün ardından samimi olduğumda ona maviş anne demeye başlamıştım.

 Taşınmamdan iki hafta sonra maviş anne ile ilk konuşmam oldu. Konuşma derken o günden sonra haftada bir kez onun evine gitmeye ve bana anlattıklarını dinlemeye başladım. İlk konuşmamızda bana oturduğu dairede, ondan önce annesi ondan önce anneannesi, ondan önce de anneannesinin annesinin oturduğunu, ‘maviş anne’ lakabının anneannesinin annesinden bu yana geldiğini, nesillerdir anne, kız hepsinin birbirine benzediğini anlattı. Mesela hepsinin gözleri maviymiş, kocaları genç yaşta ölmüş ve hepsinin kaç tane çocuğu olursa olsun en az iki kızları varmış. Bu alışagelmiş düzen ise maviş annede bozulmuş. Onun gözleri mavi değil aksine ela. 17 yaşındayken görücü usulü zorla evlendirilmiş ve kocasından şiddet gördüğü, eziyet çektiği için ve çevre baskısından dolayı ayrılamadığı için onu öldürmüş. 7 yıl cezaevinde yatmış. 7 yılın sonunda ise nefsi müdafaa kabul edilip beratına karar verilmiş. Ölen kocasından bir oğlu var. İsmi İbrahim, emekli gazeteci. Oğlunun aksine maviş annenin hiçbir zaman belirli bir mesleği olmamış. Erken yaşta evlendirildiğinden dolayı da okuyamamış ama içindeki eğitim görme aşkı hiçbir zaman eksilmemiş. O gerçekten benim için çok güçlü ve örnek alınası bir kadın. Nitekim öyle de oluyor. Onunla tanıştığım şu beş yıl içinde hayatımın her alanında onu örnek alırım. Bir yerde yeni bir ilim öğreneceksem hemen gözlerimin önüne maviş annenin eğitim görme aşkı  gelir mesela. O ilmi daha bir şevkle öğrenir ve dört elle sarılırım.

Maviş anne ile her muhabbet ettiğimde yeni bir şeyler öğrenirdim. Ölmeden önceki son konuşmamızda bana "mutsuza kim bakacak?" şiirinde ki maviş anne ile aynı ismi taşıdığı için çok gururlandığını söylemişti. Didem Madak’ın en sevdiği şair olduğunu zaten biliyordum ama böylece aralarında özel bir bağ olduğuna emin oldum. O gün onu dinlemeye gittiğimde sözlerine şu şiir dizeleri ile başlamıştı,

İki kendim varmış maviş anne

Biri benmişim biri mutsuz

Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için

Dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.

Ben ölürsem mutsuza iyi bak!

Ardından dönüp yanımızda duran ve benim gibi maviş anneyi dinleyen muhabbet kuşu, Mutsuza baktı. Hayatta görüp görebileceğim en güzel kuşa,

‘’Merak etme! Mutsuza iyi bakıyorum.’’ Dedi.

Bir keresinde onu dinlemeye gittiğim günlerden birinde bana Mutsuz’u ve hikayesini anlatmıştı. Daha 48 yaşındayken ev camlarının birine çarpıp yere düşmüş haliyle kanadı kırık bir şekilde apartmanın önünde bulmuş Mutsuz’u. Onu almış ve veterinere götürmüş ama tüm müdahelelere rağmen kanadı iyileştirilememiş. Maviş annede bu kanadı kırık kuşu sahiplenmiş. O akşam veterinerden çıkıp eve giderken de, otobüs beklediği durakta yabancı bir adamın bir şeyler mırıldandığını duymuş. Kulak kabarttığında mırıldandığı sözler aynı şöyleymiş,

Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda

Kanatlarımla hep böyle yalnız başıma

Son şiirimi de kaybettim.

Kalbim! Neden ben?

Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim.

Maviş anne duyduğu bu sözlerden çok etkilenmiş ve eve gider gitmez araştırdığı dizelerle, tanışmış Didem Madak ‘la. Bana o günden sonra hayatının değiştiğini söylerdi. O zamanlar daha ilk kitabı olan Grapon Kağıtları ‘n da ki tüm şiirleri ezberlediğini ve ‘mutsuza kim bakacak?’ ı okuduktan sonra bulduğu muhabbet kuşunun ona gönderilen Didem Madak ile aralarında ki bağ olduğunu anlatmıştı O gün kanadı kırık muhabbet kuşunun ismini Mutsuz koymuş ve maviş annenin her şeyi olmuş.

Yine gelenekselleşmiş konuşmalarımızın birinde bana zorla evlenmesine karşı çıkan tek kişi olan annesinden, ona kalan tek eşyayı kırmızı battaniyesini göstermişti. Bazı yerleri yırtık, yıllara dayandığı belli olurcasına eski ama bir o kadarda güzel battaniyeyi iyice kucaklamış dakikalarca ağlamış ardından Mutsuza bakarak, ‘Ben ölürsem eğer onlara çok iyi bak!’ demiş ve dünyanın en değerli varlıklarının sorumluluklarını bana yüklemişti. Ölmeden iki ay önce olmuştu bu konuşma. Ona cevaben sarılmış ve ‘saçmalama maviş anne, sen daha çok yaşayacaksın!’ demiştim. Kendi evime gittiğimde de saatlerce ağlamıştım. Ona çok aşırı bağlandığımın zaten farkındaydım ama o gün ilk defa iliklerime kadar bunu hissetmiş ve onu kaybetme düşüncesi bile kalbimden bir şeyler koparmıştı.

Maviş anne ölmeden üç ay öncesinden ölüm gününe kadar çok fazla gökyüzüne bakmaya başlamıştı ve her yeni konuşma olacağı zaman bana hep gökyüzünden bahsederdi. ‘Gökyüzüne bakabildiğimiz kadar özgürüz!’ derdi. Gökyüzünü yaratıcının en büyük mucizesi olarak görür, hayatta sahip olduğu tek şeylerin Mutsuz, kırmızı battaniye ve gökyüzü olduğunu uzun uzun anlatırdı. Onlara karşı olan her kelimesinde de ayrı bir hayranlık gizliydi.

İki hafta önce yine onu dinlemek istediğim günlerden birinde, evine gitmiş ve dakikalarca kapıyı çalmıştım. Kapıyı açmadığı her dakikada merakım artıyordu çünkü maviş en geç üçüncü çalışımda açan biriydi. Daha fazla bekleyemeyeceğim zamanda bir kredi kartı ile kapıyı açmış ve içeri girmiştim. Maviş anne salonda ki koltukların birinde oturur vaziyetteydi ama kafası arkaya düşmüştü. Elinde bir kağıt vardı, yanında da katlanmış halde kırmızı battaniyesi üzerinde de Mutsuz. Öldüğünü anlamıştım ve o kadar hazırlıklıydı ki ölüm sebebine intihar diye kesin tespiti koymuştum. Üzerinde en güzel kıyafetleri vardı, saçları yapılıydı, hafif makyaj yapmıştı, kırmızı battaniye ve mutsuz yanındaydı, öldüğü koltuk gökyüzüne en güzel bakan pencerenin önünde ki koltuktu ve elinde ki kağıttan dolayı ölmeden önce bir şeyler yazmıştı ama otopsi raporunda sandığımın aksine intihar değil kalp krizi çıkmıştı. Sanırım maviş anne öleceğini hissetmişti.

Ölmeden önce kağıda yazdığı son şey ise Didem Madak’tandı,

Birileri mutsuza, mutsuzlara nergis yolla,

Bir kırmızı battaniye,

Onlara bir mutluluk çadırı yolla

Sonra belki, bende gelirim

Şimdi ise bir muhabbet kuşum var, ismi Mutsuz. Bir kırmızı battaniyem, gökyüzüm var. Ve bir de ben.



Bu yazı 859 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI