Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









ANADOLUYU DÜŞLÜYORUM
Tarih: 01-01-2019 13:22:00 Güncelleme: 02-01-2019 08:23:00


       Anadolu’yu düşlüyorum elimde bir demet  buğday başağı.  Eğilip içemediğim, soğuk pınarları düşlüyorum Bir başka olur Anadolu da güneşin doğuşu da batışı da. Bazen dört mevsimi de aynı anda yaşarsınız. Hele de ilkbaharda meleyen kuzuların sesi, çobanın kavalından çıkan yanık  türkü, ilmek ilmek kilim dokuyan kınalı eller. Her biri bir başka hikaye yazar. Aşkını anlatır her ilmikle. Derdini anlatır, sevincini anlatır, özlemlerini dokur rengarenk. Yayıkta  ayranın tadı, kekik kokulu dağların yamaçları, karla kaplı dorukların gökyüzüyle birleşmesi, bir başka  tat bırakır beyinlerde. Rüzgarda, nazlı kız gibi salınan kır çiçeklerini, papatyaları düşlüyorum. Uğruna ömürler biçilen sevdaları, yakılan ağıtları, tandırlardan yükselen ekmeğin kokusunu düşlüyorum. Tarlalarda, bayırlarda çıplak ayak koşuşturan, köşelere sinmiş beş taş oynayan, umutlarını rengarenk cam bilyelere yüklemiş çocukların sesine karışıyor düşlerim. Tahta arabasına sığdırdığı hayalleriyle koşuşturan, çelik çomakla büyüyen, anasının ördüğü oyuncak bebeğine sarılmış kollardaki masumiyeti düşlüyorum. Sobaların üzerinde kaynayan çaydanlıktaki su sesini, yer sofrasında yufka ekmeğe sarılı sohbetleri düşlüyorum.

         Anadolu’yu düşlüyorum, düşlerin koynunda. Konya ovasının altın başaklarla dalgalanışını, kınalı saçlara esen rüzgarın sesini duyar gibi oluyorum. Güneşle doğar Anadolu kadını, gece güneşle de batar. Ayağında şalvarı, başında yemenisi. Yorgunluk nedir bilmez, yüzünde yılların bıraktığı izlere aldırmadan yürür yaşamın inişli çıkışlı yollarında. Nasırlı elleriyle ördüğü, ilmek ilmek işlediği her günün sonu ertesi günün başlangıcıdır onun için.

     Ağlayan bebeğine, yanık sesiyle ninniler söylerken, ya da oyalı mendiliyle halay başını çekerken veya ağıt yakarken kendini anlatır aslında. Özünden gelmiştir türküler.İnce ince kazınır mısralara, dilden dile dolaşır zor yaşamlar.Çeşme  başlarında, elinde testisi su taşıyan, tarlada ekmeği için yılmadan çalışan, evinde ana, tarlada emekçi, Anadolu kadınını düşlüyorum.,

         Sessizliği dinliyorum Anadolu da. Esen rüzgarlarla beraber oynaşan yaprakların sesinde yok oluyorum adeta. Gözlerimi kapatıyorum. Kulaklarımda, kaval sesine karışan yaprakların sesi dans ediyor. Arkasında çam kokulu ormanın içinden gelen, kır çiçeklerinin eşsiz görüntüsü beliriyor hayalimde. Dağların zirvesine kıvrıla   kıvrıla  tırmanan patika yollarda yürüdüğümü hayal ediyorum. Ayağımın altın da  ezilen, toprağın sesini duyuyorum. Yoruluyorum, oturuyorum bir kayanın üzerine. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Düşlerimin üşümesinden korkuyorum.  Yaşam denilen tuvale çizdiğim resmin yok olmasından korkuyorum.  Ve ben, Anadolu yu düşlüyorum.

      



Bu yazı 1683 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI