Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









BEYAZ KARANFİL
Tarih: 01-11-2018 17:44:00 Güncelleme: 02-11-2018 06:51:00


      Oturup yere , sırtını bir ağaca dayamıştı genç kadın.Eteklerine dokunan adını bilmediği otları dalgın dalgın okşuyordu. Sırtında taşıdığı ağır yükün altında ezilmişliğin verdiği kavganın zafer madalyasını taşıyordu alnında. Elinde beyaz karanfil, yüreği tanımlayamadığı kıpırtılarla doluydu. Hayat ona kavgayı öğretmişti. Ayakta durmayı, durdukça kök salmayı, ince bedenine sarılan sarmaşıklar arasında gölge aramayı öğretmişti. Bildiği şeylere doğrularına o kadar sıkı sarılıyordu ki, yanlışa yalana tahammülü kalmamıştı artık. Sert yapısının altında sakladığı incelik ya da yıllar önce unuttuğu duyguları ustalıkla kapatıyordu ya da kapattığını düşünüyordu.

        Unuttuğu bir şey vardı oysa. Gözleri. Her şeyi öyle güzel yansıtıyordu ki. Özlemlerini, arayışlarını, hasretlerini, mutluyum derken bile eksik kalanları haykırıyordu aslında. En büyük sıkıntısı da anlaşılamamaktı. Ama doğru ifade edebilmiş miydi anlatmak istediklerini? Hep bir şeyleri kendisine saklamamış mıydı? Sakladıkları kilit noktalardı aslında. Aniden ördüğü duvarlarla şaşkına çeviriyordu insanları. Kuralları baştan koyuyor, ihtimallere yer vermiyordu. İçinde sadece kendine ait, yüreğinin tamamını kaplayan yıllardan, özene bezene ortaya çıkardığı, kır çiçekleriyle doldurduğu gönül bahçesinde, sadece kendisiyle beraber oluyordu. Aralarına serpiştirdiği kasımpatılar, güller, karanfiller rengarenk süslüyordu gönül bahçesini. O en çok kardelenleri seviyordu. Bir de beyaz karanfili.

        Tek dostu gecelerdi. Çünkü sırlarını, kendini en güzel o saklıyordu. Gecenin loşluğu defalarca ağlayan yüreğinin göz yaşlarını silmişti. Haykırışlarını sadece o dinlemişti.  En zayıf  anlarını onunla paylaşmış, en güzel saatlerini  beyaz karanfillerin süslediği  odasının temiz soluklarıyla geçirmişti. O gecelere, dosta açlığını,sevgiye açlığını, güvene açlığını, yalnız bahçesinde sese açlığını anlatıyordu.

       Beyaz karanfil. Bu nazlı çiçeği çok severdi. Çünkü baba evinin bahçesi  tamamen bunlarla doluydu. Karanfillerin açma zamanı geldiğinde, ilk açan karanfile  en çok sevdiği kadının adını  annesinin adını koyardı. Ona “gül karanfil” derdi. Çünkü; onu annesi kadar kimse  sevmemişti ki.

       Bir zamanlar, etrafında “senin dostunum” diyen bir sürü insan vardı. Yaşamı zorlaşmaya başlayıp da, onlara ihtiyacı olduğunda  dostum diyenlerden kimse kalmamıştı etrafında. Uzanan birkaç cılız el ise, bir müddet sonra yok olup gitmişti.

    Güçsüzdü, yalnızdı, kimsesizdi. Oysa unuttukları bir şey vardı.İçindeki kendisi. Eğilmeden , doğrularından taviz vermeden, dimdik ayaktaydı işte. Kendisiyle barışık yaşamayı öğrenmişti. Zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, dürüstçe yaşamanın huzurunu içinde hissederek doğruldu yerinden. Elinde beyaz karanfil,yüreğinde taşıdığı değerleri ve içindeki huzurla, geldiği yollardan  ilerlemeye başladı. Ta ki, batan güneşin renklerle örülmüş ziyası altında kaybolana kadar…

      



Bu yazı 338 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI