Örnek HTML sayfası Your Page Title
Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









BİR ÇAY DOLDUR İNCE BELLİ BARDAKTA OLSUN
Tarih: 01-01-2021 11:35:00 Güncelleme: 01-01-2021 11:35:00


Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan

 Dakika düşelim senelik paydan

  NECİP FAZIL KISAKÜREK

 

Gece… Gökyüzünde dolunay… Sahilde bir çay bahçesi… Deniz ve birkaç kedi, kırmızı begonviller, tabii ki ince belli bardakta demli bir çay…

 

Ünlü bir ressamın tuvaline yansıyacak kadar ihtişamlı, gizemli, en güzel duyguların sığınacağı liman. Hepsi bir araya gelmiş gibi. Her biri bir romana konu olacak kadar derin ve anlamlı. Geceyi anlatsan dolunaysız olmaz. Deniz varsa, yakamozları karşılayacak birde çay bahçesi olmalı. Birkaç kedi dolanmazsa ayaklarınızın altında olduğunuzun yerin tadı çıkmaz.  Bunların yanında çay olmazsa, eksik kalır yaşanan ya da yaşanacaklar. Nelere şahitlik eder bir bardak çay. O kadar işlemiş ki içimize, onsuz eksik kalır sohbetler. Yetim durur anlatılan hikâyeler. Birçok şaire yarenlik eder, sıkışır birkaç dizenin arasına. Dostlarla buluşma bahanesidir. “Bir çay koy geliyorum” un altında ”özlem” yatar. Davet sebebidir birçok kez.  Soğuk bir kış gecesi, ince belli bardakla elinizi, çayın tadıyla ruhunuzu ısıtmanın keyfi nasıl anlatılır? Her türlü gizeme tanıklık eden Doğu’nun dünyaya bir armağanı o…

 

Çay deyip geçmeyelim bu arada. Adına şiirler yazılıp, hikâyeler anlatılmış. Adına efsaneler yazılmış. Çayın ilk yudumlanışı çok eskilere, M.Ö. 2737 yılına, Çin İmparatorluğuna kadar dayanır. Efsaneye göre Çin'in ilk imparatorlarından Shen Yung’un hizmetlilerinden biri bahçede su kaynatırken bir yaprak kaynayan suyun içine düşer. Yaydığı koku imparatoru etkiler. Kokusunu beğenen imparator, tadını da denemek ister ve çay o gün bugündür insanoğlunun vazgeçilmez dostu haline gelir. Çin’den sonra İngilizler, sağlık ve zindeliğin sunulduğu bu sıcak içeceği o kadar çok benimserler ki bunu bir yaşam tarzı haline getirirler.  Türklerin çay ile tanışması ise XIX. Yüzyılda mümkün olur… Çoğu kaynakta ise Türklerin çayla, Anadolu’ya girmeden önce Orta Asya’da tanıştıkları bilgisine yer verilirken, çayı ilk kez içen Türk’ün ise Hoca Ahmet Yesevi olduğu aktarılmaktadır. Abdül’l Kayyum Nasıri’nin, Fevakihü’l– Cülesaadlı eserinde Hoca Ahmet Yesevi’nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde ilk kez içtiği sıcak çayın sıhhatine faydası dokunması üzerine bu içeceğin şifa niyetine içilmesi için dua ettiği söylenmektedir. Türkiye’nin çayla tanışması 1787 tarihinde, Japonya’dan getirilen çay tohumlarının ekilmesiyle başlar. Bursa civarında gerçekleşen ilk ekim çalışmaları iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanır. Ancak 1917 yılında zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi müdür vekili ve botanikçi olan Ali Rıza Erten yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize’de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alır ve günümüz çay üretiminin temelleri bu şekilde atılmış olur. Geç bir buluşma olmasına karşın Türk insanı çok sevdi çayı ve günün her saatine, her mekânına taşıdı bu sıcacık içeceği… Çay yapmak kadar içmek de bir sanattır. Dünyaca ünlü Avusturyalı şair Peter Altenberg, 1913 yılında çayın "ruh banyosu" olarak tanımlaması kayda değer… Ünlü bir Çinli Filozof Derki: "ÇAY DÜNYANIN GÜRÜLTÜSÜNÜ UNUTMAK İÇİN İÇİLİR. “

 

Çayın ikramında yöresel farklar göze çarpar. Tokat bölgesinde çay bardağının üzerinde mutlaka “dudak payı” adı verilen bir boşluk bırakılır. Bu boşluğun bir ölçüsü yoktur. Boşluğun miktarının azlığı veya çokluğu çay sohbetlerinde esprilere sebep olmaktadır. Erzurum ve çevre havarisinde ise ikramı genellikle açık renkli ve kaşıksız olarak yapılan çay, “kıtlama” diye tabir edilen özel bir yöntemle tüketilir. Bununla beraber bu bölgede misafir yeter demedikçe çay sürekli olarak tazelenir. Çay koymak anlamında “çay dökmek” ya da “çay tazelemek” deyimleri kullanılır. Teşekkür edip, başka istemediğinizi söyleseniz bile mutlaka bir bardak daha ikram edilir. Bunun adı “cırıldım” yani zor çayıdır. Cırıldım çayını içmemek ise ev sahibine karşı büyük bir hakaret anlamına gelir. Diğer bölgelerde ise daha fazla çay istenmediğini göstermek için kelimelere gerek duymadan çay kaşığı son içilen bardağın üzerine konur. Her yörede, her insanda ve zaman dilimin de ayrı ayrı anlamlar yüklenir ona. Zevkten, üzüntüden, yalnızlıktan, yorgunluktan vs. her anımıza yüklediğimiz anlamları toplar doldururuz ince belli bardağın içine. Sonra yudum yudum içeriz onu. Zamanı içer gibi. Sevgiliyi özler gibi. Uzaktaki dostlara bir selam söyler gibi.

 

 “Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı.

Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa, zor değil, hiç zor değil,

Demli çayı bardakta karıştırıp,

Bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama; “Çaya kaç şeker alırsın?”

Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…

CAN YÜCEL



Bu yazı 3197 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI