Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









BİR KADIN NE ZAMAN TÜKENİR?
Tarih: 02-04-2018 12:43:00 Güncelleme: 02-04-2018 12:44:00


        Bir kadının umudu ne zaman biter? Kadın olduğunu ne zaman unutur? Kadın olmaktan önce insan olduğunu ne zaman hatırlar? Etrafındakiler onun kadından önce insan olduğunu ne zaman hatırlar? Acaba erkeklere bahşedilen bu güç ezsin, kırsın, döksün diye mi verilmiş? Neden bir kadının yaratılış sebebini bu kadar çabuk unuturlar? Ayaklarına cennet yazılmış, annelik gibi yüce bir görev verilmiş bir kadın neden bu kadar horlanır? Bir sürü soru.

       Bu gün bedeni, kıyıya vurmuş bir kadının haberini okuyunca içim sızladı. Elinde bir bebek emziği varmış ve donmuş hâldeki elinden o emziği zor alabilmişler! Öyle yazıyordu haberde. Belki bir anneydi. Ya da bir abla... Ne olursa olsun sonuçta bir kadındı o da. Bir kadın olarak onun yerine kendimi koydum ve o sona nasıl gidilir? diye düşünerek bu yazıyı kaleme aldım.

      Tuttu gecenin yakasından, gündüzü ararcasına silkeledi. Elleri titriyordu kurumuş dal gibi. Rüzgârda üşümüş düşlerine sarılarak yalpalaya yalpalaya girdi karanlık sokağa. Her taraf sessizdi. Bir kaç pencereden yansıyan ışık kümelerinin gölgesine sığınırcasına saçak altlarından yürümeye çalışıyordu. Dizleri parçalanmış pantolonundan, dizini acıtarak giren soğuğu kovalarcasına hızlandırdı adımlarını. Nereye gittiğini bilmeden. Bilinmeyenlerde bir menzil arıyordu.

      Sokağın sonu sahile çıkıyordu anlaşılan. Burnuna dolan yosun kokusu denizden önce ulaşmıştı bedenine. Sona doğru giderken yorulduğunu hissetti. Bir tümseğin üzerine oturup gözlerini karanlıkta görebileceği en uzak ufka dikip izlemeye başladı. Oynaşan su damlalarının içinde ruhunu kaybettiğini hissediyor, balıklarla oynaşıyor, balıkçıların ağzından çıkan türkülerle denizi denizce yaşıyordu. Çatlamış dudaklarını ıslatırken, alnına düşen bir tutam saçını elleriyle geriye doğru düzeltti.

       Önünde uzanan yolu yutarcasına seyretti. Evet, az kalmıştı denize. Sevdasına gider gibi yüreği çırpınıyordu. Ne kadar yürüdüğünü bilmiyordu ama kulaklarına dolan dalga sesleri, annenin çocuğuna söylediği ninni gibi geliyordu şimdi. Sahile doğru yürüdü, ayakkabılarını, çoraplarını çıkardı. Kumları şimdi teninde hissediyordu. Kuma yazılmış bir yazı ilişti gözüne. Kim bilir hangi el, neyi düşünerek ya da neyi hayal ederek yazmıştı. “Sensiz olmuyor “ yazısı buram buram özlem kokuyordu. Hafifçe tebessüm etti. Bilmem kaç kere “sensiz olmuyor” ları yaşadığını ama nedense hep onlarsız da olabildiğini düşündü. Yoktular şimdi. Kimse yoktu.

      “Boş ver” dercesine ellerini sallarken, kum tanelerinin arasına karışmış deniz kabuklarına gözleri ilişti. Sahildeki lambanın ışığı altında parlayan kumlar, saçlarına düşen ışığa karışarak gözlerindeki hüzün dalgaları arasında yok olup gidiyordu. “Çileye talibim “ derken çilenin doğuştan bedenini bir sarmaşık gibi saracağını bilemezdi ki. Niye gelmişti ki dünyaya? Şimdi aldığı nefes bile bedenini sıkıyordu.

       Ani bir kararla ayağa kalktı. Denize doğru yürürken başı önünde, artık kararından emindi. Sonsuzluğa doğru yürürken ayakların da suyun soğukluğunu hissetti. Bedeninde hissedinceye kadar durmadı ve yürüdü. Yürüdü, yürüdü...

      Yarın güneş her zamanki gibi doğduğunda kimse onun yokluğunu bile fark etmeyecekti. Her sabah olduğu gibi insanlar yeni bir güne başlamanın heyecanını yaşayacaklardı. Kediler yine çöp bidonlarını eşeleyecekler, penceresinin önündeki ağaca yuvasını yapan saksağan birkaç çöpü taşımaya devam edecekti. Yarın hiç kimse bilmeyecekti yaşanan fırtınaları ve dalgaların arasında yok olup giden bir hayatı. Bedenindeki sancıyı kimse öğrenemeyecekti.



Bu yazı 2321 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI