Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









BİZ NE YAPTIK?
Tarih: 01-03-2018 16:40:00 Güncelleme: 01-03-2018 16:59:00


        Çok şey yapmadık. Doğduk. Çoğu zaman doğduğumuza pişman olsak da, yinede dünyayı sevdik. Birçok gerçeği yaşadık ama birde baktık ki büyüyüvermişiz. Babamızın “aslan oğlu” annemizin “büyük kızı” olunca sorular sormaya başladık. “Büyüyünce öğrenirsiniz“ dediler ne zaman büyüyeceğimizi hala öğrenemedik.

         Düştük, yaralar aldık, yıprandık, “ne oluyor?”dedik; “ne güzel aferin, tecrübe kazanıyorsunuz” dediler sevindik. Bir gün dallarımız çatırdamaya başlayınca hiç kimseyi bulamadık yanımızda “aferin“ diyenlerden. Oysa o kadar çok “çok bilen “ vardı ki etrafımızda. Ellerinizi uzatın dedik birde baktık ki hiç kimse kalmamış etrafımızda. Sadece içimizdeki “biz” den başka.

        Sonra “mış”lı “miş” li geçmiş zaman ekleriyle uğraşmaya başladık. “Yapıyoruz” lu “ediyoruz” lu şimdi ki zamana geldiğimizde, birçok şeyin “miş”li geçmiş zamanda kaldığını fark ettik. Oysa “cek - cak”  ekleriyle uğraşmamız gerektiğini öğrendiğimizde, üzülerek bütün zaman eklerini birbirine karıştırdığımızı gördük. Cümle kurmaya çalıştık ondan sonra. Cümlede özellikle “gizli özne” kullanmaya özen gösterdik ki, zor anlaşılalım. Bazen o kadar gizledik ki, bütün yükü  “yüklem” çekti istese de istemese de.

      Her şeyi duyguları da dâhil “zamir” leştirdik. Hep kişinin önüne geçmesine izin verdik. “Dolaylı tümleci” de unutmadık. “Nerede?” dedik, dolaylı tümlecinin karşısına “zarf tümleci” çıktı. Ve “nasıl?” diye soruverdi. Birçok şeyi kendimiz dışında her yerde, herkeste aradık.

      Zamanı tuval yaptık. Elimize paletimizi, boyalarımızı, fırçalarımızı aldık bir yaşam resmi çizmeye başladık. Her karesini dilediğimiz renge boyamaya çalıştık ama çoğu kez de boyaları yanlış karıştırdık. İstemediğimiz renkler çıktı ortaya. Bazen öylece kabul ettik resmimizi, bazen de parçaladık tuvalleri. Ama resmimiz asla bitmedi hep yarım kaldı tamamlanmadan.

      Bazen güneye göç etmek istedik. Göçmen kuşlara takıldı kanatlarımız. Yolu yarılamadan bulutlara takılı kaldık.  Gücümüz içimizde kaldı, göçü yaşamadan. Yaşımız ilerlese de gözümüz hep elma şekerlerine, pamuk şekerlerine, kâğıt helvalara takılı kaldı. İçimizde ki çocuğu hep susturduk, konuşturmadık. Bir müddet sonra yetişkin olmanın bedelini ödemeye başladık. Yüksek sesle konuşmayı öğrendik ama “ses ayarımızı” yapmayı öğrenemedik. Bize yabancı olan aslında bizdik. Tanımak istemedik kendi benliğimizi. Hep bilinçaltına sıkıştırıverdik her şeyi tıka basa. Çözülmesine izin vermedik. İçimizdeki buza sıkı sıkıya sarıldık, eritmedik. Bulmacaların “ soldan sağa, yukarıdan aşağıya“ karelerine sıkıştık kaldık. Hep başkası çözsün istedik, çözmek için ne yazık ki uğraşmadık.

    Şimdi söyleyin BİZ NE YAPTIK?                                                 

   



Bu yazı 2925 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI