Örnek HTML sayfası
Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









HER YÜREK BİR KİLİM DOKUR
Tarih: 01-06-2020 09:18:00 Güncelleme: 01-06-2020 09:36:00


Pandemiden dolayı kütüphanemi ve notlarımı düzelteyim istedim. Kitaplarımın arasına sıkışmış, not defterimi buldum. Yıllar öncesine ait notlarımın içinde, bir gezimiz esnasında, Yörük çadırlarına misafir olduğumuz biz zamanda aldığım notları buldum. Bu notlar yaylalara yaptığımız bir gezide, misafir olduğumuz yörük çadırlarında kaldığımız birkaç gün içinde derlenen notlardı. O anları bana tekrar yaşatan bu notları paylaşmak istedim. Kıl çadırlarda konakladığımız sırada, kendi kilimlerini, yetiştirdikleri koyunların yününden ve keçi kılından nasıl meydana getirdiklerini öğrendiğimde hayranlığım daha fazla arttı. Yörük çadırlarının bilge kadını, Gülçiçek nineye misafir olmuştuk. Yüzündeki kırışıklar, omuzuna doğru uzanan kır düşmüş saçları, çadırındaki temizlik ve düzen, konuşurken edebi ve nezaketi anlatan o tatlı yumuşaklık farklı bir kültüre ve inanılmaz felsefi bir havaya sürüklemişti bizleri. Çadırının bir köşesinde kilim tezgâhı, başka bir köşede boyanmış rengârenk ipler ve boyanmaya hazır koyun yünleri duruyordu. Çadırın önünde kocaman kazanlarda su kaynamaya bırakılmıştı. Rengârenk kıyafetleri içerisinde, yörük kızları ateşi besliyorlar ve adını bilmediğimiz bitki köklerini bu kazanların içine atıyorlardı. İlgimiz sözlerimizden ve davranışlarımızdan anlaşılmış olmalı ki, çadırın bir kenarına özenle asılmış bir kilimi gösterdi. O kilim annesinin çeyizine kendi elleriyle yaptığı hediyesiydi. Aslında kültürümüzün en önemli yapı taşlarından biriydi bu. Yıllardır süregelen ve günümüzde kaybolmaya mahkûm bırakılmış bir geleneğimizdi. Kilimin üzerindeki figürleri sorduk ona.  Kilimlerde kullandıkları figürleri anlatırken duygulanıyor,  omuzları dik, eserini gururla anlatıyordu.  Gülçiçek nine sadece kendi çadırlarındaki değil diğer çadırlardaki kilimleri de göstererek anlatmıştı bize.

 

Sanatsal yönünün dışında, her kilimin bir hikâyesi olduğunu öğrendiğimde kilimleri nedensiz sevmediğimin farkına varmak, farklı bir yolculuk oldu benim için. Kullanılan renklerdeki sıcaklık, desenlerdeki anlamları dinledikçe, harika bir kültür elçisi olduğunu da öğrendim. İnanılmaz bir serüvendi. Genelde kadınların dokuduğu kilimleri dokuyanlar yüreklerini, aşklarını, acılarını, ayrılıklarını da ilmik ilmik dokumuşlar. Her figüre bir anlam yüklemişler. Her renge bir duygu yüklemiş ve her ilmekle farklı farklı hikâyeler yazmışlar. Bir anlamda mektup görevini görmüş. Başka bir kilim,  annenin kızına nasihatine şahitlik etmiş. Aslında desenlerin büyük bölümü onların hayatını etkileyen ve gücüne inandıkları kutsal saydıkları varlıklar dan oluşsa da, vermek istedikleri mesajlar için, farklı şekillere anlam yüklemişler. Aldığım notlarda,   Koçboynuzu doğurganlık, verimlilik, kahramanlık ve gücü, mutluluğu ve bu mutluluktan dolayı Allah’a şükretmeyi anlatırmış. Kuş; mutluluk, keyif, sevgi güç ve kuvveti, ilahi mesajcılara ve uzun bir yaşama işaret edermiş. Kartal figürleri, totemleri,  ejderha, hava ve suyun efendisi kabul edilirmiş. Ejderha ve Anka'nın uçuşunun, bereketli bahar yağmurları getirdiğine inanılırmış. Akrep motifi, kurt izi, kurtağzı, canavar ayağı, korunma amaçlı dokunurmuş. Pıtrak,  kem bakışları savuşturmak için dokunur ve bu motifin bolluğun bir sembolü olarak un torbaları üzerinde de kullanıyorlarmış. Hayat ağacı motifi, sonsuzluğu, ölümsüzlüğü araştırmanın ve ölümden sonra yaşam olduğu umudunun bir nişanı olarak işlenmiş. Kilimine küpe deseni dokuyan genç kız, ailesine evlenmek isteğini dolaylı olarak anlatırmış. Eğer genç kız, saç bağı dokumuşsa ailesine evliliğe duyduğu özlemi anlatan bir mesaj verirmiş. Yine aldığım notlardan biride, Anadolu köylerinde yaşayan genç kızlar evlenene kadar saçlarını kesmez, uzatırlarmış. Eli belinde motifi, sadece dokuyanın bir erkek çocuk dünyaya getirdiğinde kullanılırmış. Ellerin belde kavuşturulması ise erkek çocuk dünyaya getiren kadının gurur ve mutluluğunu temsil ettiğini anlatırken kendi dokuduğu kilimdeki deseni gururla bize gösteriyordu.

 

Bukağı; (Bukağının kelime anlamı atların ön iki ayağına takılan otlaktan uzaklaşmalarını engelleyen zincir) aile birlikteliğinin devamına, âşıkların düşkünlüğüne ve birlikte olma umuduna işaret ederken, göz (Nazar)motifi nazardan korunmak için kullanılırmış. Eli belinde ve Koçboynuzu motifleri bir erkek ve bir kadını işaret edermiş.

 

Sandık ve tarak,  dokuyanın eşiyle ve eşinin ailesiyle olan ilişkisini ifade ettiği gibi, sandık motifi, genç bir kızın çeyiz sandığını ve içindeki nesneler, genç kızın beklentilerini ve ümitlerini, ördüğü ve üzerine nakış işlediği parçalara yansıtırmış. Servi ağacı; zamanla köklerine yakın olan yaprak ve dalları döker… Böylece her daim yeşil (ağacın yeşil kısmı giderek yerden yükselir) olması hasebiyle “sonsuzluk” sembolü olarak kilimlere nakşedilmiş. Aldığım notlar bu kadar değildi. Ölen eşiyle nasıl tanıştıklarını anlatırken unutulan birçok geleneğimizi de gün yüzüne çıkarıyordu aslında. Onlar ve onun yaşındaki büyüklerimiz geçmişten bu güne, kültür elçiliğini yaparken, şimdilerde yok olan ve önemsenmeyen birçok değerimizi de gün yüzüne çıkarıyorlar ve kutsal bir emanet gibi muhafaza ediyorlar. Mümkün olsa da büyüklerimizin anlattıklarını not alabilsek. Her birinden yaşanmış kocaman hikâyeler çıkacağından eminin. Üstelik hepsi gerçek ve yaşanmışlık korkusuyla süslenmiş olarak…

 

Hepsinin ellerinden saygıyla öpüyorum



Bu yazı 2949 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
614 Okunma
587 Okunma
551 Okunma
534 Okunma
515 Okunma
498 Okunma
487 Okunma
456 Okunma
418 Okunma
246 Okunma
243 Okunma
217 Okunma
2558 Okunma
2433 Okunma
2218 Okunma
2173 Okunma
2168 Okunma
2140 Okunma
2009 Okunma
1909 Okunma
1906 Okunma
1853 Okunma
1830 Okunma
1759 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI