Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









KEBİKEÇ...
Tarih: 01-10-2019 11:42:00 Güncelleme: 01-10-2019 11:42:00


Kitap seven herkesin en sevdiği şeylerin başında şüphesiz ki sahafları gezmek gelir. İnsan, kitap kokuları içinde ve tozlu rafların arasında bir başka âleme gider. Bende sık sık bu alem de yolculuğa çıkar ve kitapların tozlu ve büyülü dünyasın da yolculuk ederim. Böyle bir kitap yolculuğunda çok eski bir kitabın içinde, üzerinde “Yâ hafız, yâ kebikeç” yazılı bir kitap ayıracı buldum. Aynı sözcükler kitabın ilk ve son sayfasında da yazılıydı. Önceleri hiç dikkatimi çekmemişti. Okulda öğle yemeğinde, Türkçe Öğretmenimizle sohbet ederken, o da kebikeçten bahsedince, merak edip araştırdım. Öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

 

Zehirli bir çiçek olan Kebikeç, kitapların arasına konar ve haşerâtın zarar vermesi engellenirmiş. Bu haşere ise;Latince adı “Anobium punctatum” olan namıdiğer “tahta kurdu”dur. Mürekkeple soslanmış selüloza bayılan bu canlılar, dadandıkları kitapları sessiz sedasız kevgire çeviren kültür düşmanları olarak tarihe geçmişler. Üstelik en sevdikleri yiyecek ise el yazması eserlermiş. Ortalıkta gizlice beliren bu haşeratın, kitaplara verdiği zarar, Moğol ordularının kütüphane talanları, çıkan yangınlar, hatta rutubetlerden  bile daha fazlaymış.

 

Bu korunma usullerinden biri olan Kebikeç ise en uhrevi ve en enteresan olanı. Osmanlıda insanlar “Yâ hafız, yâ kebikeç” kelimelerini kitapların ilk sayfasına yazarlarmış ki haşereler kitaba zarar vermesinler. Rivayete göre, hafız kelimesiyle birlikte yazılan Kebikeç, kitapları haşerattan koruyan melekmiş. Başka bir rivayete göre bu melek, zararlı böceklerin işlerini düzenler; kitap kurtları da Kebikeç’e bağlı oldukları için izinsiz iş yapmazlarmış. Fakat Farsça bir lügat olan Burhân-ı Kâtığ’da Kebikeç’in “Düğün Çiçeği”, “Kurbağa Otu” ve “Mastara Çiçeği” diye geçmesi, bâzı Osmanlıca sözlüklerde de “Düğün Çiçeği” diye tanımlanması, bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Farklı bölgelerde farklı isimlerle anılan fakat illâki bilinen Kebikeç, Kuzey Afrika'da "Kabikah, Kabikanc, Kaykatac, Akikanc", Endonezya'da "Yâ Kih" isimleriyle anılırmış. Zehirli bir bitki olan Kebikeç, kitapların arasına konarak haşeratın kitaba zarar vermesi önlenirmiş. Zamanla Kebikeç bitkisini ezip, suyu ile kitap kapaklarına “Meded Yâ Kebikeç” yazarak bu işi daha estetik hâle getiren hattatlar da çıkmaya başlamışlar. Gittiğim sahafın dilinden şunlar döküldü. “Hakikaten kelimenin yazılı olduğu kitaplara, ağaç kurtları ve güveler ilişemezdi. Hatta Kebikeç ile alakalı şöyle bir menkıbe var: Kitabını tamamlayan bir muharrir, bu ibareyi itinayla eserine işlemiş. Fakat kitabın başına değil de sonuna yazmış. Gel zaman, git zaman bir tahta kurdu bu kitaba dadanmış, başlamış kemirmeye. Son sayfaya kadar esaslı bir ziyafet çekmiş kendine. En son sayfaya gelince bir de bakmış ki “Yâ Kebikeç” yazıyor. Tabii kitap kurdu bunu görünce korkuyla nasıl kaçtığını bilememiş oradan. Kebikeç'i kitabın başına yazmayı akıl edemeyen zat da, elinde tek yaprakla kalakalmış… ondan sonra da bir daha unutmamış yazıyı yazmayı.”   Zamanla teknoloji ilerleyip, doğal el yazması kitaplar azalmaya başlayınca bu gelenekte azalmaya başlamış. Kebikeç bitkisi unutulunca artık kitaplara sâdece bu isim, hem de her hangi bir mürekkeple yazılmaya başlanmış.

 

"Yâ Hafiz yâ Kebikeç" tılsımının, kitapların baş sayfasına yazılması önemli bir anlamı da varmış. Hatta bununla alâkalı hoş bir rivayet okudum. Bu rivayete göre: Müellifin biri bu efsunlu ibâreyi kitabının sonuna yazmış. Kitap kurdu da, kitabın ilk sayfasından başlamış yemeye, koca kitabın son sayfasına gelinceye kadar güzel bir ziyâfet çekmiş kendine. Şölenin sonuna gelince bir de ne görsün: Böcekler pâdişâhı Kebikeç, tahtına kurulmuş, gözlerini bu kurtçuğun üzerine dikmiş, bütün heybetiyle karşısında arz-ı endâm ediyor. Tası tarağı toplayıp sıvışmış oradan. Kebikeç'i ancak son perdede –“Sahneye alan müellifimiz de, elinde kitabının son sayfası, kalakalmış öylece. Rivâyet böyle. Süryânicede "Tüm böceklere hükmeden meleğin adı" şeklinde geçen Kebikeç, bâzı Arapça ve Osmanlıca kaynaklarda da "sürüngen ve böceklere hükmeden melek ya da cin" şeklinde târif edilmiş. Kebikeçe "Hüdhüd Kuşu" diyenler de olmuş, hattâ bu kuşun tüylerinin, kitap sayfalarının arasına konmasıyla, güve, kitap kurdu gibi haşerâtın kitaba yaklaşamayacağı ifâde edilmiş. İsmi ne olursa olsun, büyük zahmet ve sabırla çok uzun sürelerde yazılan el yazması eserlerin, haşerât tarafından yenmemesi için dâimâ Kebikeç'ten meded umulmuş.

 

 



Bu yazı 921 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
154 Okunma
148 Okunma
142 Okunma
133 Okunma
131 Okunma
131 Okunma
128 Okunma
126 Okunma
123 Okunma
122 Okunma
122 Okunma
121 Okunma
403 Okunma
389 Okunma
261 Okunma
248 Okunma
237 Okunma
213 Okunma
208 Okunma
201 Okunma
190 Okunma
187 Okunma
182 Okunma
178 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI