Örnek HTML sayfası
Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









SÜKÛT NAKIŞLI HIRKALAR GİYSEK!
Tarih: 01-10-2020 16:33:00 Güncelleme: 01-10-2020 16:33:00


Sükut nakışlı hırkalar giymek, yüreğin katmer katmer olmuşken hiç kolay bir şey değil. Anlatacak çok şey varken, verecek çok cevabın varken, konuşulanlara sukut etmek çok zor bir meziyet olsa gerek. Ateşten bir hırka gibi. Giysen için yanar, giymesen darma duman olur her şey. Bir şarkı bazen bir şiir bazense basit bir kelime doldurur  gözlerini. Yüreğinin kasırgaları arasında, tutunacak dal bulamazsın. Duygularını ayıklarsın günlerce. Söyleyeceklerin göz pınarlarına yerleşir. Dilene inci gibi dizilir. Söylenenler kurşun misali saplanır. Sükut eder dilin. Ağlasan ne fayda, susmak zaten en büyük çığlık.  Yaralar aynı durur. Konuşan kaşıdıkça yaranı, kabuklar yırtılır. Bir kere susmaya  gör. İçinde çırpınır durur anlatamadıkların. Öldürmez  ama bayağı bayağı süründürür. Sessizliğine yüklediğin yaşanmışlıklar. Yaralar hiç kapanmaz. Bir boşluk bulur da, kelimeler bir çırpıda ağzımızdan çıkıverirse, işte o zaman savunmalar başlar.

 

İnsanoğlu; her çağda kainat laboratuvarına yatırılır. Bir cerrah titizliğinde incelenir. Bir anlamda insan kendini inceler o laboratuvarda. Uzlaşılan yegane tespit ise “insan karışık bir varlıktır.” olur. Bazı insanların çehresinde sadece yenilgi görürsünüz. O gördüğünüz yüze sadece acıma ve ibretle bakarsınız. Buna da merhamet dersiniz. Bu gözle baktığınızda renkler değişiverir. Acıma hissi yerini davudi bir hisse bırakır. Bam teli harekete geçer. Sizin yüzünüze güneş doğunca, acılı yüz genişler bahçeye döner. Yunusça bir edebe şahitlik edersiniz. Yenilginin yanında sukutta varsa, daha fazla hikayeye gebedir hayatlar. Anlatamaz. Anlatsa dinleyen bulamaz. Dinleyen bulsa, anlattığını kendi de anlayamaz.

 

Sukutun içinde açılmamış sırlar vardır. Yorgunluklar, hayal kırıklıkları, unutulmuşluklar vardır. Dil susar, gönül susar, kalp susar ama gözler susmaz. Sulanır. Akacak bir yol arar. Bam teline dokunacak bir söz, bir saz, bir tel arar. Tek kelime yeter sukutu bozmak için. Bazen da aylarca anlatsan bulamazsın, o derin sessizliği. Gönlü kırık olanın sukutu daha derin olurmuş nedense. Küskünlüğü yüklermiş kapalı dudaklara. Kelimelere inat, hecelere tutulur, harflere yükler acısını. Söyleyemediklerini ince ince sızdırır hayatına. Bir bardak çaya yükler, bir lokma eğmeğe. Ferhat olur susar, yunus olur susar. Çizgili kağıtlara, siyah mürekkeple sıkıştırır sukutu. Naz makamından başlar, niyaz makamında virgül koyar. Ne güzel demiş Mevlana “Sevdiğini mertçe seven kişi pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanın ‘masal anlatmaktır’ bütün işi.” “Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır” diyor Goethe. Duyduğumuzun değil de duyduğumuzdan ne anladığımız önemli olan. Konuşanın değil de, susanın ne anlattığı önemli olan. Anlattığını anlamak, marifet yazılır deftere. Sukutun perdesini aralamak ilme yakışsa da, anlamak alime açar kapıyı. “Son derece gururlu insanlar, susmayı ve yalnızlığı sever “diyor Anton Çehov.  Ne çok anlam saklar içinde. Ne çok hikaye biriktirir. Sukut bitse sığlaşır insan yüreği. Oysa en büyük kızgınlıkları için de saklar. Her şeyi konuşarak anlatamazsınız. Dostoyevski’nin dediği gibi “Unutma; konuşmak bir ihtiyaç olabilir, ama susmak cevaptır anlayana.” Uzun uzun anlatılanları anlamak en güç olanı. Birkaç cümleden sonra, duymaz anlatılanları. Bu değer verilmediğinden değil, aynı cümlelerin sık tekrarından kaynaklanır. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın çok sevdiğim bir sözü vardır.  Anlatmak istediğimi en güzel o anlatır. Der ’ki “konuşacak birini bulmak kolayda, Susacak birini bulmak zor. Susacak ne çok şey var oysa.”  Bu günlerde sükut hırkamı giydim. Rengarenk nakışlarına sığındım. Eteklerine tutundum. İçinde kendimi arıyorum. Dışarda ne olup bittiğine kapalı kapılarım. Duymuyorum nedense  konuşulanları. Sanırım kendimi özledim. Kendimle zaman geçirmeyi özledim.

 

Yunus Emre’nin  dediği gibi “Beni bende demen deme ben de değilim. Bir ben vardır bende benden içeri.” İçerdeki o beni özledim. Uzun zamandır ayrıyız içimdeki ben den. Yalnızlık korkusu mu acaba bu çırpınış? Bilmiyorum. Ama “ Yalnızlığıyla yol alan bir kişiyi, hiç kimse yokluğuyla korkutamaz”( İHSAN FAZLIOĞLU ) bunu biliyorum. Ve son olarak……..

 

Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;

Anla ki yok, Allah'tan başkasıyla yakınlık...

                                    Necip Fazıl Kısakürek



Bu yazı 4018 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1353 Okunma
1350 Okunma
1349 Okunma
1335 Okunma
1334 Okunma
1310 Okunma
1233 Okunma
1184 Okunma
1132 Okunma
1093 Okunma
1088 Okunma
1077 Okunma
5308 Okunma
5268 Okunma
5039 Okunma
4981 Okunma
4956 Okunma
4282 Okunma
3829 Okunma
3829 Okunma
3746 Okunma
3716 Okunma
3661 Okunma
3461 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI