escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









SÜPÜRGE SAÇLI KIZ
Tarih: 01-08-2018 13:40:00 Güncelleme: 01-08-2018 14:35:00


     Hasta hane odasının soğuk ve acı kokan odasında gözlerimi açtığımda nerdeyse gece yarısı olmuştu. Pencere kenarındaki yatağımdan dışarıyı rahatlıkla görebiliyordum. Sanırım ameliyattan az önce çıkarmışlardı beni. Yanımda tanıdığım hiç kimse yoktu. En kötüsü de bacaklarımı hiç hissetmiyordum. Narkozun etkisi olsa gerek, zihnim bulanıktı ve buraya nasıl geldiğimi hatırlayamıyordum. Zorda olsa doğrulmaya çalıştım ama kıpırdamam imkansızdı.  Sadece ayağımdaki kocaman alçıyı görünce azda olsa yaşadığım olayı hatırlamaya başlamıştım. Geçirdiğim kaza sonucu sanırım ayağım kırılmıştı ve bir operasyon geçirmiştim. 

     Kaldığım odada benim dışımda 9 yatak daha vardı ve hepsi de doluydu.  Yataklar birbirlerine nerdeyse bitişik yerleştirilmiş ve hastalara refakat eden insanlar zar zor hareket ediyorlardı. “Acı insanları tanımasalar da bir araya getirir” derler ya yatan hastalar o kadar sıkı fıkı görünüyorlardı ki,  birbirlerine hayat hikayelerini anlatıyorlar, ziyaretçilerin onlara getirdiği pasta, tatlı, ıslak mendil v.s gibi şeyleri büyük bir keyifle paylaşıyorlardı.  Bu küçücük odada birbirinden ayrı yaşanmış ama aynı dili konuşan on farklı hayat vardı. Farklı mekanlar da farklı kişilerle yaşansa da,  sonuç aynıydı. Kocaman acılarla yüklü fakat bir o kadar da ümit tohumları ekili kocaman hayatlar.

       Bunları düşünerek uyuyakalmış olmalıyım ki sabahın erken saatlerinde pencereden yüzüme vuran gün ışığıyla gözlerimi araladım. Önce nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Hemen yanımdaki yatağa yeni bir hasta getirmişlerdi. Tahminen 7 ya da 8 yaşlarında bir kız çocuğuydu bu. Upuzun sapsarı saçları yüzüne dağılmış, acı içinde inliyordu. Başında bekleyen annesi olmalıydı. Ara sıra başındaki gül desenli yazmasıyla gözlerinden akan yaşları kuruluyordu. Minik kız mı acı çekiyordu yoksa daha fazlasını hisseden bu annenin yüreğimi, anlamak mümkün değildi. Kızının elleri ellerinde, dudakları kıpır kıpır dı.    Belli ki dua ediyordu genç kadın. Bir ara zayıf, cılız bir ses minicik dudaklardan döküldü odanın ortasına. “Anne susadım”. Yerinden fırlayıp başucunda duran su şişesini kızının ağzına dayarken yüzündeki ifade anlatılır gibi değildi. Minik kızın beline kadar beyaz bir çarşaf örtmüşlerdi. Biraz kendime gelince “geçmiş olsun” dedim.  “Sağ olasın abla “dedi. Minik kız masmavi gözleriyle  bana   bakıyordu.

      Ayağımdaki acıyı şimdi o kadar fazla hissediyordum ki, “Neden böyle oldu?” diye kendime sormaya utanıyordum. Çünkü inancım böyle bir soruyu sormamın önüne geçiyordu. Biliyordum ki bu bir imtihan ve yazılmış kaderi yaşıyordum.  Ben bu düşünceler içerisindeyken minik kız “Anne kırmızı renkli, beyaz tokalı ayakkabı alacaksın değil mi bana.  Hani arkadaşımın ayakkabısı var ya onun gibi. Hem de  beyaz dantelli çorabımda olacak.” “ Olacak gül kızım. Hem de bembeyaz dantelleri olacak. Sen bir iyileş hele.” “Anne bana SÜPÜRGE SAÇLI KIZIN hikayesini bir kere daha anlatırmısın?””Anlatırım kızım” derken bu güne kadar hiç duymadığım bir masala başlamıştı genç kadın. Annenin sesinde anlam veremediğim büyük bir acıyı ve umutsuzluğu hissedebiliyordum şimdi.  Akan gözyaşlarını kızına göstermeden silse de,  titreyen sesini gizleyemiyordu. Bir süre sonra kontrole gelen doktorlar, minik kızın üzerindeki çarşafı kaldırdığında o acının sebebini şimdi daha iyi anlıyordum. Minik kızın iki bacağı da yoktu.  Zavallı anne daha fazla dayanamayıp hıçkırarak dışarıya fırladı. Minik kız ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.  “Annem neden ağlıyor doktor amca?” diye sordu. Bu soruya verilecek hiçbir cevap yoktu. Nasıl söyleyeceklerdi bu minik meleğe iki ayağını da aldıklarını.  Dayanabilecek miydi o minicik yürek kaybettiği umutlarına. Nasıl söyleyeceklerdi artık koşamayacaksın, oyun oynayamayacaksın diye. Doktor da yanındaki hemşirede sadece başlarını eğmişler ve muayeneden sonra  hızla çıkıp gitmişlerdi. Sonra bana döndü. “Abla annem nereye gitti?” ben cevap vermeye hazırlanıyordum ki şişmiş ve kızarmış gözlerle içeriye girdi yaralı anne. “Buradayım minik çiçeğim geldim”. Annesini görünce rahatlamıştı. “Uykum var” dedi. Gözlerini kapattı şimdilik kaderinin üzerine.

          Kadın yatağın kenarına, acılarını sarıp sarmaladığı örtüsünü gözlerine bastırarak oturuyordu. Dökülen göz yaşlarını saklıyordu ama titreyen omuzlarını saklamaya gücü yetmiyordu artık. Bir ara göz göze geldik.” Trafik kazası “dedi. “Sokakta oynarken hızla gelen bir arabanın altında kaldı. Ayaklarını kurtaramadılar. Protezmi ne takacaklarmış Ama hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.” Ne diyeceğimi bilemiyordum. Böyle bir acıyı hafifletecek ne kelime nede başka bir şey geliyordu aklıma. Sarılmak istedim ama yerimden bile kıpırdayamıyordum. Ayağım kırıktı ve alçıyla askıya almışlardı. Sadece “Size sarılmak istiyorum” diyebildim. Yataktan kalkıp yanıma geldi, öyle sıkı sarıldık ki hıçkırıklarını yüreğimde hissedebiliyordum. “Ona bunu nasıl söyleyeceğim ben?” diyor başka kelime ağzından dökülmüyordu. Bu şekilde ne kadar kaldık bilmiyorum. Sonra yavaşça benden ayrıldı ve hiçbir şey söylemeden odadan dışarı çıktı.

          Uyumuşum. Birden “Anne ayağım yok, ayağımı almışlar” sesiyle sıçradım. Minik kız yatağında hem ağlıyor hem çırpınıyordu. Bu çığlıklara doktor ve hemşireler koşarak yetiştiler. Minicik yumruklarıyla yanına yaklaşan doktorlara vurmaya çalışıyor “Verin ayağımı, ben okula gideceğim. Niye aldığınız ?”diye çırpınıp duruyordu. Kimsenin verecek bir cevabı da yoktu, söyleyecek bir sözü de. Sadece kafalar yerde, gözler yaşlı, çaresizlik diz boyu. Minik meleğe  sakinleştirici yapmak zorunda kalmışlardı. Olanları yattığım yerde, gözlerim dolu dolu, çaresizce izliyordum. Elimden ne yazık ki hiçbir şey gelmiyordu. Yanımda refaketçi olarak kalan arkadaşımı yanıma çağırıp kulağına, aklıma gelen bir şeyi söyledim. Oda gülümseyerek onayladı.

         Bir süre sonra arkadaşım gülümseyerek içeriye girdi. Elinde mavi hediye paketine sarılmış kocaman bir paket vardı. Yavaşça uyuyan minik kızın yanına koydu. Anne soran gözlerle bir ona birde bana bakıyordu. Sessizce gülümsedik ona. Bu arada minik melek uyanmış heyecanla pakete bakıyordu. “Aç bu senin “ dedik. Hemen paketi açtı. İçinden sapsarı süpürge gibi saçları olan bir bebek çıkmıştı.

      O kadar sevinmişti ki, bebeğe sarılıp sarılıp ”Anne süpürge saçlı kız yanıma geldi bak” diyordu. Akşama doğru alıp götürdüler onu. Annesine yaşadığımız yerin adresini verip istedikleri bir zaman diliminde, istedikleri zaman beni ziyarete gelebileceklerini söyledim. Öylesine çıkıp gitti. Bu arada beni de hastahaneden eve çıkardılar.

       Aradan birkaç hafta geçmişti. Yanımda kalan kız kardeşim bana misafirlerim olduğunu söyledi. Hala yatakta olduğum için karşılayamamıştım gelen misafirlerimi.  Ziyaretime gelecek arkadaşlarımdan biridir diye düşünüyordum ki,  kapıdan altın sarısı saçlarıyla minik melek ve annesi göründü. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyordum. Sadece hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Minik melek yürüyerek içeriye girmişti. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ayağında kırmızı renkli, beyaz tokalı ayakkabı ve dantelli çorapları vardı. Kucağında da “süpürge saçlı kız” adını verdiği bebeği. Hayatımın en anlamlı en güzel günüydü. İki ayağında da protez bacaklar vardı ve zorlansa da, koşamasa da en azından kendi başına yürüyebiliyordu. Yanıma gelip bebeğinin ayaklarını gösterdi. Şaşkınlıktan dilimi yutacaktım neredeyse. Bebeğin bacağı da sonradan takılmıştı. Bebeğin ayağında kırmızı renkli, beyaz tokalı bir ayakkabı ve dantelli çoraplar vardı. Melek mutlu olsun diye hiç yanından ayırmadığı bebeğine de aynı şeyleri yapmışlar ve süreci kabullenmesini kolaylaştırmışlardı.

         Uzun uzun sohbet ettik melekle ve annesiyle. Onlar gittikten sonra dünyadaki en önemli şeyin sahip olduklarımız olduğunu bir kez daha anlamıştım. Belki 5-6 ay yürüyemeyecektim ama o minik yürek bana içinde bulunduğum durumda ne kadar güçlü olmam gerektiğini bir kez daha anlatmıştı. Artık sol ayağım eskisi gibi acı vermiyordu bana.

 



Bu yazı 389 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI