Bugun...


Behiye YILMAZ


Facebookta Paylaş









YÜREĞİ TELLER ARASINDA KAYBOLDU!
Tarih: 01-06-2019 16:03:00 Güncelleme: 01-06-2019 16:03:00


       Bugün Anadolu’da halk arasında en yaygın kullanılan çalgı “bağlama”dır. Anadolu insanı arasında “saz” da denilen ve telli çalgılar grubuna dahil olan bağlamanın atası ise tarihi 2.000 yıldan fazla olan en eski Türk çalgılarından biri olan kopuzdur. Kopuz, Dede Korkut’un sazıdır ve yayla çalınır. Baş kısımdaki tellerin bağlandığı ses burgularından birisi güneşi diğeri ayı temsil eder. Gövde de telleri taşıyan köprü kısmının altı yeri, üstü de göğü temsil etmektedir. Ses, yayın sürtünmesi ile ikisinin arasından çıkmaktadır. Oğuz ozanları kopuzu kutsal sayar, çalmadan önce mutlaka öpüp başlarına koyarlardı. Kutsal kabul edilmesinden dolayı da düşman elinin sürülmesine asla izin verilmezdi. Kopuzun yere konulması da büyük bir saygısızlık olarak kabul edilirdi. Bugün Anadolu’da bu gelenek kısmen yaşamaktadır. Belki de içimdeki bağlamaya olan sevda oralardan geliyor.

       Çocukluğumun en büyük hayaliydi bağlama çalmak. Nerde bir bağlama sesi duysam sığınırdım tellerin arasına. Gözlerimi alamazdım tellerin üzerinden kayan parmaklara. Sonra da takılırdım parmaklara, onlarla girerdim o büyülü dünyaya. Bağlamanın teline vuranın kim olduğu değildi önemli olan. Önemli olan; her tele vurduğunda ruhuma inen, yüreğimi titreten o sesti. İşte bu sevdayla bir anda karar verdim bağlama çalmayı öğrenmeye.  Okulumuzda ki müzik öğretmenimiz aldı getirdi bağlamayı. Bayram şekeri almış çocuk gibi sevindim. Sonra ders alabileceğim bir kurs ararken hasbelkader bir yer buldum. İlk gün; kimle karşılaşacağım? Öğrenebilecek miyim? ya da bana sabredecek bir öğretmen bulabilecek miyim? Bende bağlama çalarken gözümü kapatıp o dünya da yolculuk yapabilecek miyim? Bu sorularla çaldım o kapıyı. Karşılaştığım kişi 30-35 yaşlarında saçları hafif kırlaşmış genç bir beyefendiydi.  Hakkında güzel şeyler duymuştum. Tanışırken gözünün içine bakıyordum. Sanki hemen bağlamayı elime tutuşturacak ve  “Telli Turnam” türküsünü söylemeye başlayacağız gibi gelmişti. İlk defa elime alıyordum bağlamayı. Hiç bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum. Kocaman hayalimi avuçlarıma tutuşturmuşlar ve ben öylece kalakalmıştım. Hocamın adı ABDULLAH BABA’ydı. Halimi fark etmiş olmalıydı ki aldı sazı eline başladı “Kirpiğin Kaşına Değdiği Zaman” türküsünü çalmaya. Gözleri kapalı, başı eğik yoktu sanki orada. Tellere karışmış uçmuş gitmişti. Yüzündeki ifade tanımsızdı. Parmaklarını takip edemiyordum. Tezene ayrı, teller ayrı, ABDULLAH BABA ayrı, yürekler ayrı çalıyordu. Hiç bozmadan dinledik onu. Ne zaman gittiği âlemden geri döndü, o zaman ses verebildik.  Farklı, içi içine sığmayan, kocaman dünyasını bağlamanın içine sıkıştırmış gencecik bir sanatçı.  Umutlarını tellerin ucuna bağlamış. Öğrencilerini, kardeş gibi, abi gibi, oğul gibi sevip saymış. Gerçi sanatla uğraşan herkes öyle değil midir? Öğrenebilecek miyim bilmiyorum. Telli Turnamı bağlamamın tellerine takacak mıyım, bende gözlerim kapalı o tellerle kaybolup gidecek miyim bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, içimdeki bu arzu benide herkes gibi o tellere sıkıştıracak.



Bu yazı 132 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI