Örnek HTML sayfası
Bugun...


Burak SERDENGEÇTİ


Facebookta Paylaş









GEÇMİŞTE KALANLAR
Tarih: 01-04-2020 16:01:00 Güncelleme: 03-04-2020 19:35:00


“Hey helikten helikten

Ne bakıyon delikten!

Azmış insafsız adam

Armağanı erikten.”

 

ANADOLU insanı, çadırını söküp inlere, ağaç kovuklarına, mağaralara yerleştikten sonra kerpiç karıp, taş yontup birer göz, yanına da taşlardan yığın yapıp iptidai ahır kurunca bir nebze olsun rahatlamanın hazzını tadar oldular. Davar-koyun, deve, at, eşek, inek, kömüş (camız) bunları korumada yardımcı aparat olarak düşünülen köpekleriyle yazın yaylalarda kıl çadırın altında, kışın da daimi mesken olarak konalgasında hayatlarını sürdürüyorlardı.

 

Osmanlı yerleşke kayıtlarında ve Cenup’da Türkmen Oymakları kaynaklarında Boyninceli (Boynuinceli) Yörüklerinin nereye iskan edildiklerini araştırdım. Bu belgelerdeki bilgileri doğrulayan canlı tarihin günümüze sarkan söylenceleri birebir örtüşüyor.

 

Orta Asya bozkırından göçü yükleyen Beydili (Bektik) oymağı, Malazgirt Meydan Muharebesinde üstün cengaverlik göstererek yolların açılmasına katkıda bulunmuşlar. Batıya doğru ağır aksak kona-göçe gelmiş ve Anadolu'nun farklı yerlerinde kalmışlar. Daha sonraları Kırşehir ahilerinin o günün sanayisi ve esnaf ekonomisine katkı sağlamışlar. Yaşantıları çadır meskenine uygun olduğundan Ahi Evran Veli Hazretlerinin yanında -hayat kotları yerleşik düzene uymadığından- daimi hayata uyum sağlayamamışlar.

 

Gülşehir (Kırşehir’in eski adı) merkezinin doğusunda o zaman üç beş evden müteşekkil Mucur'a yakın şimdiki Kurugöl köyünün bulunduğu yeri kışlak olarak kullanmışlar. Bahar yüzünü gösterince de göçü develere yükleyip ver elini Erciyes dağının etekleri. Erciyes’in eriyen karlarıyla oluşan akar suların yeşerttiği çayırlık, çimenlik ve yeşilliklerinde, küçük dağ söykelerinde davarlarını, ineklerini otlatıp geçimlerini sağlamışlar.

 

Hayatları sürgit bu minval üzere gele gele Damat İbrahim Paşa zamanına sarkmış. Osmanlının önemli işlerini kotarmışlar. ‘Gözü kara’ tabir edilen bu cengaverler, savaş meydanlarında yalın kılınç karşılarına düşman görüntülü kim çıkmışsa pırasa doğrar gibi ikiye, üçe bölmüşler. Bir kısım mektepliler de Osmanlının kayıt kuyutlarını tutmuş, sır katipliğini yapmışlar.

 

Yine o dal boylu, pehlivan yapılılar Hacca gidenleri haramilerden koruyup emniyetlerini sağlamak üzere belli gözetleme yerlerinde nöbet işlerini ifa etmişler.

 

Osmanlının önemli işlerini kotaran Boyninceliler bunca önemli görevlerinin dışında vergiye tabi tutulunca bu zoraki uygulamaya isyan etmişler. Altı yüz, ya da altı bin çadırdan meydana geldiği söylenen oymağın eli kılıç tutanları giriştikleri bu anlamsız kardeş savaşında yenik düştükleri belli olmadığı hâlde çadırları da yakıp yıkılınca geride kalan canlı hayvanlarını toplayarak bir kısmı Afyonkarahisar tarafına, bir kısmı da Karaman yöresine sürgüne ve mecburi iskana tabi tutulmuşlar. Eldeki bilgiler Karaman yöresinden Silifke, Erdemli yöresine göçenlerin yaylak ve kışlak hayatları hâlâ devam etmektedir. Bu zorunlu göçe zorlananlardan bazı obalar Kırşehir’in Kaman yöresinde iskan etmişler. Diğerlerinden bir kısmı da Muşkara’nın (Nevşehir’in eski adı) Bekdik mahallesine yerleşmişler.

 

Bu göçlere katılan dört kardeş, Karaman tarafına giden obadan ayrılarak çadırlarını Erdaş dağının eteklerine kurmuşlar. Orada uzun süre kaldıkları söylenmektedir. (Oradan ayrılmaları da ayrı bir sıkıntı olmuş). Eski yurtlarına duydukları özlemden dolayı olsa gerek oradan çadırları sökmüşler ve Arapsun’un (Gülşehir’in eski adı) yakınlarındaki Açıksaray’daki Doğu Roma İmparatorluğu’ndan kalma kiliseler vadisine yerleşmişler. Biraz ileride Kızılırmak akıp gitmekte Karadeniz’e doğru. Bu bitelge yerde de ne kadar kaldıkları belli değil. Irmak boyu hayatların güzelliği yanında sivrisinek ve diğer haşaratın rahatsızlığına dayanamamışlar, oradan da çadırları söküp Hırka dağının kuzeyine göçmüşler. Etilerden kalma Kalkımağıl kalesinin altında yaz aylarında kalmışlar. Kışlık yurt için şimdiki yaşadıkları Killik yurdu denen yerdeki inlere yerleşmişler. Bilahare burayı daimi yurt edinmişler. Dağlardan getirdikleri taş ve topraktan kardıkları kerpiçlerle bir iki gözden müteşekkil evler inşa etmişler. Hacı Bektaşi Veli’nin vakıf arazilerini ve son konalgalarındaki topraklara tahıllarını ve meyve ağaçlarını ekip dikmişler.

 

Hâlâ aynı yerde yaşayan dört kardeşin geçmiş hayatlarıyla ilgili menkıbeler mevcuttur.

 

“Yukarıdaki dörtlüğün bu geçmiş olaylarla ne ilgisi vardır?” denebilir. Bizim köyde o zamanda yaşamış bir erkeğe genç hanımlardan birisi: ‘Falan kadın sana sevdalı. (Kocası, Kurtuluş Savaşı’nda şehit düşenlerinden birisinin hanımı) Onu sana alalım’ der. İki çocukla kalan bir kadın, çocuklar aç ve perişan. Mevsim yaz olmalı ki şehidin hanımına göz koyduğundan mendile biraz erik kor ve kadının oturduğu konağın kapısına bırakır. Bunu başkaları da görür ve kadına durumu anlatırlar. ‘Ben şehit hanımıyım. İki çocuğum yetim kaldı. Bunlara babalık yapacak mı, kendinin beş çocuğuyla? Varsın eteğindeki taşı döksün. Dişimi tırnağıma takar çocuklarıma bakarım; şehidimin yatağını bir başkasıyla paylaşamam. Bu işten ferağet gelsin.’ diye onurlu bir hayat yaşamak üzere çıkını gerisin geri gönderir.

 

Bunca yoksulluğa, yalnızlığa ve acılara direnen eli öpülesi Anadolu kadını, günümüz insanlarına ibretlik hayatlara örnek olmuş, onurlu bir hayat yaşamışlar. Duvarından bir helik taşın düşmesini namus ve ar olarak görenler bizi bu günlere taşıdı, mekanları cennet olsun.

 



Bu yazı 1895 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
620 Okunma
565 Okunma
523 Okunma
507 Okunma
483 Okunma
474 Okunma
425 Okunma
410 Okunma
331 Okunma
250 Okunma
196 Okunma
185 Okunma
2581 Okunma
2167 Okunma
2110 Okunma
2037 Okunma
1918 Okunma
1882 Okunma
1821 Okunma
1755 Okunma
1735 Okunma
1681 Okunma
1669 Okunma
1648 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI