Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


Burak SERDENGEÇTİ


Facebookta Paylaş









GİDEN GELMİYOR
Tarih: 01-04-2021 09:51:00 Güncelleme: 01-04-2021 09:51:00


 “Meyve tatlanır, daldan toprağa iner, 

     Yeşil yaprak altın sarısına döner; 

     Hayat böyledir gülüm, kural değişmez, 

     Yanan mumlar gün gelir aniden söner.” 

 

     Mahalle kültürü içinde olumlu sanılan olumlu gibi görünse de sorumluluk kazanılması gereken çağlarda gençlerimizin önüne set gibi gerilen, bazı kesimlerce onlara hürriyetin engellendiğini ifade eden: ‘O, gençliğinin baharında, bırak hayatını yaşasın! Sık boğaz edip dünya kafesini başına dar etme!’ babından sözler duyarız gençlerin hayatı sofralarda konuşulmaya, haşarılıkları gündeme gelmeye başlayınca. 

 

     İnsanın, dünya hayatına yerleşmesinde toplumların koyduğu kurallar söz konusu olur. Her toplumun kendine has yaşantı biçimi, hayatı algılayışı, onların ortak değerleri üzerine koydukları kurallar zamanla diğer toplumlardan etkilenerek ortak yaşama biçimleri oluşur. Bu kural süregelir ve bu değerler dünya medeniyetinin istenmese de uyulması gereken başlıca kıstaslarını oluşturur. 

 

     Bir insan kalkıp da: ‘Ben, Avrupa’dan, Asya’dan yürüyerek Avustralya’ya gideceğim. Ne uçağa ne gemiye binerim. Bunlar benim kültürümde yok, bana sökmez. Bu yenilik, kafa yapıma da anlayışıma da uymaz. Bu iki vasıta da benim düşüncelerime terstir.’ dese ve çölden geçip sahile inse. İlk adımını Şatelarap yarımadasından sulara atsa. Deniz üstünde yürümeye başlasa… Kaç kilometre yol alabilir? Diyelim ki sulara gömülmeden git git biter mi deniz üstünde yürümesi. Denizin neresinde konaklayacak, ihtiyaçlarını nasıl temin edecek? Batılı emperyalistlerin Ay’a ilk ayak bastıklarında bizim köyün aklı evvelleri: ‘Canım bırak şimdi Ay’a gitmeyi! Onlar yalan söylüyor. Durup dururken Allah’ın nuruna ayak basılır mı?’ diye ilme, irfana taş atanların birisine: ‘Elin adamı, senin Allah’ının nuruna pisledi ve dönüp geldi ülkesine.’ deyince: ‘Tövbe de tövbe!’ kaçışıyla beni başından savmak için uğraşıp durmuştu. 

 

     ‘Dünyadaki medenî ulusların ortak değerlerine uymada elbette yarış edelim’ demiyorum. Hayatın icapları doğrultusunda doğru düzlemlerde doğru yaşamak olmalı işimiz. Böyle düşününce medeniyetin icaplarından da geri duramayız. 

 

     Doğru dedim de neyin doğrusu! Ağacın doğrusu mu, üzerinde yürünen yolun doğrusu mu? Ortak doğrular söz konusu olunca mutlaka insan akla gelir. İnsanın doğrusu; kalem gibi doğru mu, yoksa hareketleri, tavırları, yaşantısının bütünü mutlak değerlere uygun şekilde yaşama ve yaşatma çabasının özü mü? Ortak değerler bir bakıma dinî inançların özünden kaynaklanır. Her semavi dinin öğretisi aşağı yukarı birbirlerini bütünlüyor. 

      

     Böyle düşünürken: ‘İnsanlar mı dini yarattı, yoksa din, uyulması gereken kuralları mı yaşanılır kıldı?’ diye soranlar olacaktır. Bu düşünce hakkında fikir yürütmek elbette olumlu sanıyorum. 

 

     Bu minval üzere gönlümden geçenleri bütün insanlara şamil kılmak için aşağıya not ettim: 

 

     Ey kendini bulmaya çalışan insan! Mazlumun malını, garibin gönlünü çalmayacaksın! Gönül, bir sırça saray olarak telakki edilir. O saray yıkılırsa dünya zindandan farksız olur, yıkma gönül evini! Nefisleri doyuran ekmek çok önemli ve bana göre kutsallık mesabesinde ilk temellerden biridir. Açlıkla kimse terbiye edilmemeli! Kimse aç kalmamalı yeryüzünde. 

 

     Haklı da haksız da olsa hiçbir canlıyı öldürmeyeceksin! Çünkü onun canını biz vermedik, biz alamayız ne kadar haklı da olsak! Meri yasalar önünde yargılanmadan hiç kimse suçlu değildir. Delillerle suçu sabit olmayana bühtan etmek yakışmaz! 

 

     Gelip geçici hevesler uğrunda putlara, yani dünya sevdasına yuvarlanılan para, şöhret, makam, mevki, kadın-erkek hangisi kutsallaşıyorsa, bunlara meyletmeyeceksin! Çünkü onlar baki değil; bugün var, yarın yok olurlar! 

 

     Tanrı’nın adını çıkarlarına vasıta kılmayacaksın. Allah’ı kalkan ederek onun arkasına sığınıp allem güllem numaralarıyla halkı söğüşleyip aldatmayacaksın! Günümüzün modası hacı-hoca, makam mansıp işlerini cep doldurma ameliyesi yapmayacaksın!  

 

     Ana ve babana ‘ataya’ hürmette kusur etmeyeceksin! Ha bu saygı mevhumu diğer insanları da kapsamıyor mu, elbette muhatabına saygıda kusur etmeyeceksin! Bakmakla mükellef olduğun evladı iyalini sokak süpürgesi yapmayacaksın! Yakından uzağa doğru her insana hürmet ve muhabbet gözüyle bakacaksın. 

 

     Uçkuruna sahip olup zina pisliğine bulaşmayacaksın! Hele ki kirlettiğin insanları gözü yaşlı, bağrı taşlı bırakmayacaksın! Bedel ödemeden nefsi arzularına galebe çalarak gözü yaşlı bıraktıklarını pislik deryasından tutup çıkaracaksın. 

 

     Çalmayacaksın! Beytülmalden de olsa, şahıs malı da olsa sakın çalmayacaksın! ‘Bir koyup beş almak’ felsefesini kafandan çıkaracaksın! Sokaklarda insanlar ekmek dilenirken ‘eşim, dostum ayaklarına’ milletin malını cukkalamayacaksın! 

 

     Ne iş tutuyorsan, ‘özel işinde devlet işinde’ her neyse o işin hakkını verecek, yan gelip yatmayacaksın! Alın teriyle kazanılan her lokmanın karşılığını hakkıyla verip alacaksın! 

 

     Komşuların veya başkaları hakkında yalan yere şahitlik etmeyeceksin. Ne görmüş ve duymuşsan olduğu gibi adalet karşısında doğruyu söyleyeceksin. Varsılların kavuğunu sallamayacaksın. Gün gelir o elindeki kavuğunu birileri alır ve defterini dürerler! 

 

     El mülküne tamah etmeyeceksin! Yanlış yapılan işlerin sonunda suspus olup oturmayacaksın! Milli hasıladan fert başına ne düşüyorsa onun hakça paylaşımı için savaşacaksın, gerekirse zindanlarda yatmayı, bu uğurda bedel ödemeyi şeref telakki edeceksin! 

 

     Gönül kırmayacak, gönlü kırıkların kırılan yerini tamir edeceksin. Bir kuru tebessüm de olsa onlardan bu ikramı esirgemeyeceksin! 

 

     ‘Affetmek büyüklüğün şanındandır.’ düsturuyla şapkamızı önümüze koyup düşünürsek: Affedip bağışlayacaksın kulu da gedayı da. Bu hususta öfkene galip gelirsen kazançlı çıkarsın. Burada, ülkene, diline, eline, inançlarına bilumum değerlerine karşı başkaldırı olur da sana yeryüzünü dar etmek isterlerse işte o zaman affetmen yersiz olur. Bu değerleri nasıl koruyacaksan insan onuruna yakışır bir tepkiyle o olumsuzlukları ortadan kaldıracaksın! 

 

     İnsanlığın yaratılış maksadının ilk başında paylaşmak gelir. Elinde bulunan malikinden, ihtiyacının fazlasını olmayanla paylaşacaksın. Paylaşımdan geri duruyor ve şeytanlaşan arzularınla mazlumu, öksüz ve yetimi gözün görmüyor, elin ermiyorsa bu köhne dünyada yaşamanın hiçbir anlamı yoktur. Herkesi kabul eden toprak kadar olamıyorsan temiz havayı bari kirletme lütfen! 

 

     Bu dünyaya ikinci defa gelemiyoruz. Programımız böyle kurulmuş. Doğum ile ölüm arasında olumlu olarak ne kadar yaşarsak bu bizim için büyük kazanç olacaktır. 

      

     Son söz olarak düşünceme düşen: ‘Hele otur şuraya, iki lafın belini kıralım.’ mantığıyla kıylükal batağına saplanırken mazlumun, garibin ocağına incir çekirdeği ekmeyecek, ektirmeyeceksin. Hasılı kelam sireten, sureten insana benzeyelim ve bu güzelliği yaşayalım, savıyla bu yazıya mim koyalım. 

...


Bu yazı 1704 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI