Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


Burak SERDENGEÇTİ


Facebookta Paylaş









NAKŞİ DAYI’NIN AL MİNÜBÜS
Tarih: 02-07-2021 13:07:00 Güncelleme: 05-07-2021 15:56:00


Rivayeti sar başa gülüm, 

Gerçeğin acı dumanı hangi başı boğar! 

Kim haklı, kim haksız terazisi mi var 

Bu gelen zamansız zulüm. 

Hangi adalete vuralım ibresi bozuk teraziyi! 

Okuyup anlamadan sevda kitabını 

Bin bir sanı, umut, erkenci mi 

Cümle kalabalık,  

Nakşi Dayı’nın al münübüs harıl harıl, 

Kıvanç içindeyken gönlü gümrah … sürgün peşin. 

Kazan ağırlığı biner üstüne 

Kucaklaş, yarenlerle sarıl. 

Hevenk üzümü kara çalıda askı, 

Kaya damın suları şırıl şırıl, 

Kokusu yazdan erken baharı bulur. 

Güvercin damlarında demlenir, 

Bir salkım üzüm olmayı,  

Bir yanı yanık mendille sunmayı 

Debelen gönlüm, şu dağın ardı cennet. 

Kıl keçi, emlik kuzu yol kastına 

Öşürcüler kayıt kuyut alır, 

Soğuk su kattılar pişen aşa. 

“Mestine de deli gönül mestine, 

Bahar gelir, gül gönderir dostuna.” 

Hecirli Dağı’nın ardında Mucur’lu. 

Haşa sümme haşa. 

Rampada Nakşi Dayı’nın al münübüs 

Üst bagajda tekmili birden yatak sarılı. 

Tevellüt kâğıdı, nakil ilmühaberi. 

İç koynunda, içi burkulur, dışı yandığını göstermez. 

Bu nasıl tecelli, 

Kızılırmak köprüsünden can gider 

Kızılırmak, kevser ırmağı mı olmak ister. 

Kader-i ilahi, nutku durmuş bayırda. 

Karşıda Hırka Dağı, 

Yanında oturan yakası yağdalı emmi, 

Düzeltir kasketini alnında, kaytan bıyığını burar: 

“Selamet bulasın yeğen, yaşın ne, başın ne! 

Sen, oku yeğen, oku; 

Bizim gibi cahal galma!” 

Al benizli, yol üstü fidan boylu gelinler, 

Gözlerinin önünde, cızgısız ham yolda Karacaoğlan: 

Hırka Dağı’ndan seslenir: 

“Deli gönül sarp dağlara yaslanır, 

Kız koynunda bir çift suna beslenir.” 

Nakşi Dayı’nın al münübüs 

Tırısa kalkamaz ham yolda 

Nakşi Dayı, direksiyon boşta, iki eli havada: 

“Hadi aslanım! Hüseyin hürmetine bizi menzile ulaştır.” 

Münübüs bilir gideceği yolu. 

Bir ulu dağ bu dağ, 

Hace Bektaş, ateş yakmış, hırka sermiş yere 

Bunu kimler görmüş, kaç kere. 

Yufka gönülleri kanatır ayrılık, 

Arapsun-Hacıbektaş arası 

Arasına da ak dumanlar durası, 

Dön bak geriye 

Ağlamak çözüm mü 

Ağlayan iki gözüm mü? 

Acı sarmalı Nakşi Dayı’nın al münübüs 

Topal Memedin İrefik, Gara Cümenin İrasim,  

Halil Dayı’nın Küllü Memmed, Sofu’nun Ali Arslan 

İspirtolu gazocağı ateşindeler 

Paslı tava kararmış 

Tariş zeytin yağına doğranmış yufka ekmek. 

Açlık, adam boyu, bölüşündeler. 

Kokusu ta sokak başından duyulur 

Keder, Nakşi Dayı’nın al münübüs dolusu. 

Tarifsiz bir acı çalar ikindi güneşi 

Soldururken narları. 

Mecburiyet saray otelinde 

Kim, kimden hesap sorsun 

Ağaç bavulunda sırları. 

Bağrı taşlı, gözü yaşlı, sevdada ilmek ilmek 

Düğümü çözmek ister. 

Taksi dolmuş, Hacıbektaş-Kırşehir hattında 

Anacığına bu sürgünü kim anlatır! 

“Oğulcuğuma ne olmuş?” 

Postacı hangi gün gelmez, 

Hancı Memmed eliyle, 

Saray otelinde acı çalar zaman 

Hangi ayağı önce atar adımı 

Ne dese, kime verse ilmühaberi. 

Gönül diliyle 

Aman ha aman! 

Sırat-ı müstakim mi gittiği 

Beri yanda bir yaş, hıçkırıklı özlem, sancı revirde 

Geride kalan, 

Ne bilsin kimi kime yomladığını 

Olmuşsa olan. 

Yorgun sevdaya hamladığını 

Refika[1], ayrılık müstakimi 

Gece boyu semaya bakar, yıldızlardan yıldız tutar. 

Hıçkırık sonsuz geceyi arşınlarken. 

Kim görmüş ağladığını, 

Güneş ufku kızıla boyar 

Yıldızlar kayar yerinden. 

Nakşi Dayı’nın al münübüs, sabah akşam dolaşır, 

Nevşehir’den-Kırşehir hattından. 

Umut mu, ayrılık mı taşır! 

Saray otelinin yükü ağır,  

Hırka dağ belinde Nakşi Dayı’nın al münübüs 

Çağır babam, çağır; 

Kırşehir ellerinde bozum bozum bozular,  

Kadim ayrılık sancısı münübüs dolusu, 

Dört bir yanda koyunlu kuzular 

Kim sile gözyaşlarını. 

Erdaş Dağı’nda bir meşe 

Meşede Refika’nın hamaylısı 

Aksaray’dan, Çiftehan’dan bir haber, 

Genç Osman’ın köyüne gider. 

Hasandağı’ndan aşan kime ulaşır,  

Dağ bu denli efkârlı mı? 

Nakşi Dayı’nın al münübüste kaldı gözyaşları. 

Gönül defteri  

Uluorta açılmaz. 

Bunun adı saklı defter, 

Refika’m, kader. 



Bu yazı 892 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI