Örnek HTML sayfası
Bugun...


Burak SERDENGEÇTİ


Facebookta Paylaş









AŞKIN VUSLAT PERDESİ
Tarih: 01-06-2020 09:12:00 Güncelleme: 01-06-2020 10:29:00


“Kiminin meskeni külhan,

Kimi derviş, kimi sultan

Kimi öz yarine mihman

Bana yar’dan cüda düştü.”

                           Kul Yusuf

 

 

Aşk üzerine söz söylemeye yetki sahipleri bu kavramı dillerine alırken düşünmüşler, gönüllerinde hissettiklerini dilden tele dökmüşler. Bunlar duygularını, düşüncelerini telle, dille terennüm edenlerdir. Öbür yanda yaptıkları her uğraşı aşkın cezbe hâliyle yoğurup ortaya bir eser koyanlar vardır. Büyük insanların aşkları da kendi isimlerine paralel büyüklükte sonsuza kadar anlatılacaktır. Arap alfabesinde ‘ayn, şın, kaf’ harfleriyle bir araya gelen ve anlamı bazılarınca ayağa düşürülen bu kavram üzerinde döner bu bütün dünya ve başka dünyalardaki hayatlar. Üzerine söylenecek söz; dünyanın son saniyesine ve kıyametin ilk anına kadar terennüm edilecektir.

Başka sözler elbette kullanılacaktır. Günlük hayatımızda en çok kullanılan sözler içinde: Allah, kitap (inançlarla ilgili kavramlar),  para, ekmek ve türevleri, can, canım (sevgi sözleri), politika ve düşünce sözleridir. Ayrıca anne, anneciğim (aile sözleri) gelir. Gerisi kıylükal.

Bu konuya nereden geldim? Balkonda oturmuş Torosların zirvesine bakarken turna katarları gözüme ilişti. Kuzeye gidiyorlardı. Sıcak ülkelerden gelip serin göllere, tatlı dillere neşe katmaya yola çıkmışlardı. Ayrılıklar aşkı mı yoğuruyor, yoksa aşkın kapısını mı aralıyordu!  Beri yanda sözcükler yüklendiği anlamlar üzerinde değerli kılınıyor. Bunların içinde aşkın ayrı bir yeri var. Bütün yüklerden ağır, bütün acılardan acı, bilcümle sorumlulukların üzerinde hayatı sak tutan ateşin çıngısıdır. Öbür tarafta fedakârlığın, başkasının mutluluğunu sağlamak, ona kol kanat olmak aşkın icaplarındandır. Feraseti yüksek olanlar, toprağı en büyük nimetlerden görenlerin her adımını dikkatli atmaları bir başka aşkla yola çıktıklarının göstergesidir.

Evin hemen kuzey batı tarafındaki bahçe sularının ayrımındaki vanaları kendi bahçelerine açmaya gelen gencin telefonu motorsikletin üzerinde yeni arabesk müzik dinletiyordu. Balkonda istemeden dinliyordum. Genç, kendi bahçelerine suyu çevirince motorsikleti çalıştırdı. “Bu dünyada saramadım ben seni, /Ahirette sarayım sineme seni.” nakaratı kesildi motorsikletin hareketiyle. Bir başka ezgide “Ayrılanlar kavuşsun, dillere yayla güzeli” nakaratıyla balkonun altından Mersin yönüne doğru hareket ettiler geç ile motorsikleti.

Aşk denen kavram, bu dünyada fizikî temasla hayvani bir hazza dönüşürse adına aşk demiyelim. Ahrete havale edilen sevdalar vardır. Büyük aşklar bu dünyada meşke dönüşmeden defterini dürüp açılmamak üzere ebedi hayatın süreceği öbür dünyaya ertelenir. Nitekim şahit olduğumuz ve  bildiğimiz büyük aşklar anlatılan, duyulan söylenceler uygun olacaksa düğün merasimlerinde kimlerin bulunacağını biliyoruz.

Aşkın ateş kıvamında ve ateşe dayanmanın en zor işlerden olduğunu vücudumun her zerresiyle idrak ettim. Eserlerimi bu çıngıların bir parçasıyla yazmaya çalıştım.

Yönüm Toroslara doğru dönük eski sevdaları hatırlayınca Ankara ilinin Yenimahalle ilçesine bağlı Demetevler mahallesindeki Mimar Sinan Lisesi’ndeki anılar gözlerim önünde sıralandı. Nöbetçi olduğum günde öğrencileri sınıfa almış, öğretmenler odasına iniyordum. Ara katlarda, köşede bir erkek öğrencinin oturumu üzerinde başı iki eli arasında sessizliğe gömülmüş oturduğunu gördüm. Yanına gittim. Omzuna dokundum:

“Öğretmen zili çalacak, hadi sınıfına gitmelisin.” dedim.

Ayağa kalktı. Başını ağır ağır kaldırarak gözlerime baktı.

Yağmur olup yağmaya namzetti bulutlu gözleri:

“Derse girmek istemiyorum Hoca’m.” derken sesi bezgin, kırılgan, yalnızlığı çağırıyordu.

“Hasta mısın, başka bir sıkıntın mı var?” soruma yanıt vermedi.

“Şey Hoca’m” dedi yutkunurken. Sözünün arkası gelmedi.

“Sınıfınızda seni rahatsız eden birileri mi var?”

“Rahatsız eden yok da!..”

“Nedir öyleyse?”

“Size baba diyebilir miyim Hoca’m?”

“Hayırdır, neden?”

“Dersime girmiyorsunuz da sizin iyi bir öğretmen olduğunuzu söylüyorlar.”

“Senin baban yok mu?”

“Annem de, babam da yok.”

“Madem öyle, beni baban gibi gör ve bil. Şimdi esas konuya gelelim: Sınıfa girmediğinin sebebini bana demelisin ki yardımda bulunayım. Benden çekinme, sıkıntılı bir konu varsa…”

“Sınıfımızda bir kızı…”

Gözlerinden boncuk boncuk yaşlar dökülmeye başladı bu sözden sonra. Gözyaşlarını mendilime sildim. Başı yerde bana bakamıyordu. Ellerimi omzuna koydum. Bu yakınlık karşısında boynuma sarıldı. Hıçkırarak ağlamaya başladı.

Aşkın şifresinin ilk ilmeğini çözmek üzere konuyu anlamıştım:

“Madem anne ve baban yok, kimin yanında kalıyorsun?” diye ona daha sevecen bir sesle yalnız olmadığını hatırlatmak istedim. “Kimin yanında kalıyorsun?”

O, konuşmazken sınıfına yönlendirdim.

Yutkundu, içeri girmek istemiyordu:

“Dedemlerin yanında kalıyorum.” sözüyle birkaç adım attı.

“Evde bir sıkıntın, seni rahatsız eden bir durum var mı?”

“Yok Hoca’m.”

“Seni meşgul eden sınıfındaki kıza sevdiğini söyledin mi? Kızın bu durumdan haberi var mı?”

“Diyemedim Hoca’m.”

“Bu dert seni boğuyor anlaşılan.”

“Söylesem de beni tersler. Ben kimsesizim.”

“Önce şu adını söyle.”

“11/ Fen / A sınıfındayım. Adım Bahadır.”

“Bahadır, ders bitiminde bu konuyu detaylı konuşalım. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi dersine gir, hocalarını dikkatli dinle. Çıkışta beni bul.”

“Peki Hoca’m.”

“Okulda öğretmenin, dışarıda baban olan beni bulmalısın. Derslerini ihmal etme.”

Tekrar ellerime sarılıp öpmek istedi, bu hareketini engelledim. Sınıfına kadar onu götürdüm.

Şimdi aşiyanın balkonundayım. O ulvi duygunun vuslat perdesini araladığım günden bugüne çok değil, azdan çok zaman geçti. Bahadır’ın üzerinden çırpıp atamadığı Elif’e olan sevdasını onun duygularından izin alarak tekrar kaldığım yerden soluklanmak güzel olacak. Korona belasından uzaklaşırsak duygularımız tazeliğini korur ve Bahadır ile tekrar buluşuruz. Ankara buraya mekan olarak uzak olsa da Bahadır’ın sevdası tazeliğini, saflığını koruyordur.

“Limon bu sene para edecek” derken havamızı aldık. Belediyeler de almasaydı milletin mahsulü elinde kalacaktı. Çürüyenleri denize mi dökerdik, Kargıpınarı’nın dereye mi, var hesap et! … Yok yok, ilaçtı, gübreydi, bakıcıydı, el elde baş başta, masrafını zor karşılardık. … Bizimki iş değil de başka yapacağımız iş yok. Gözümüzü açtık burayı gördük. … Yaylaya mı, Haziran’ın başında gideceğiz. … Dünkü dediğim önemli konuyu sonra sana müsait bir zamanda anlatırım. Şu suyun vanasını bizim tarafa açayım da.”

Adam, suyun vanasını açtıktan sonra diğerleri gibi yoldan aşağı doğru gitti.

Her kulun sevdası götürebildiği cinsten ve o nisbete göre ağırlıktadır Bahadır. Sen, sevdiğinden ayrı düşen yeryüzünde tek insan değilsin. Babanın Torosların ardına aşmada hangi çabayı, kimin için, niçin uğraş verdiğini buluştuğumuz bir günde paylaşırız. Kelebek ömrüne benzer hayatlar, geriye ne bırakmışsa çıkınında onu taşıyacaktır mahşer yerine. Hangi sevda bizi kurtaracaksa  aklımızı ve gönlümüzü o bohçaya doldurmalıyız Bahadır’ım.

Bir başka sucu vananın bulunduğu yerdeki portakal ağacının altına motorsikletini eğledi. Ben yine Torosların beri yanından havalanıp uçmak üzere balkondan kalktım. Düşüncelerim, kaygılarım ağırlaştı, üzerime yıkılacaktı kararan akşamın hüznüyle.



Bu yazı 3430 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1381 Okunma
1357 Okunma
1345 Okunma
1259 Okunma
1153 Okunma
1087 Okunma
1050 Okunma
1024 Okunma
1001 Okunma
632 Okunma
607 Okunma
586 Okunma
4988 Okunma
4864 Okunma
4862 Okunma
4684 Okunma
4169 Okunma
4110 Okunma
4070 Okunma
3921 Okunma
3714 Okunma
3713 Okunma
3681 Okunma
3620 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI