Örnek HTML sayfası
Bugun...


Burak SERDENGEÇTİ


Facebookta Paylaş









VAH KÖYÜM VAH!
Tarih: 01-07-2020 13:48:00 Güncelleme: 01-07-2020 13:48:00


“Bahar gelmiş; nergis, çiğdem gül değil.

Viran olmuş bizim eller el değil,

Minarede baykuş, yağmura hasret

Gide gele ağladığım yol değil.”

 

Göçmen kuşuz şu üç günlük dünyada. Dünü nasıl yaşadık, geçip gitti ucundan kıyısından mutluluk adına soluklanmadan.  Hep korku ve endişe içinde geçti çocukluğumuz. Vurdulu kırdılı bir haşarı tarafım olmadı, yoktu da. Kaç bahar yaşadım doğduğum topraklarda, sayısını hesap kitap etmeden bitirdik yılları!

 

Vatan özlemi olur kişinin ekmeğini yediği, suyunu içtiği, havasını nefeslendiği toprağa karşı ayrı düşünce. Ataların öğretisinde: ‘Kişinin göbek bağı hangi toprağa gömülürse, oraya karşı tarifsiz bir hasret girdabına düşer.’ demişler.

 

İkinci hasret de aynı toprakta yaşanırsa ne gülün, ne nergisin gönülleri oyaladığı vaki olmaz. Aşk ateşidir korlanır; için için yanar aynı toprak üstünde. Sebepsiz ayrılık daha bir acı verir oylum oylum yakarken gönülleri. Bu hasrete de katlandık kara bağrı kararan yanmış, köz olmuş kıvamındaki yeşillere bürünen kesme taşlı topraklarda.

 

Ekmek, bölüşüldüğü zaman değerine değer katar. Sonu meçhul olan yollara çıkmak ekmek uğruna değil mi! Varsıl olan, yoksulun hâlinden anladığı gün ne gurbet acısı çekilir, ne vuslat beklentisi olur. Ülkemizde hesapsız, kitapsız hayatların kasası her gün katlanarak kabarıyor, öbür yanda payına düşeni insani ve içtimai olarak alamayan gariplere gurbetin yolu açılmıyor mu? ‘Benimle mi çalıştı, kör mü o da kazanaydı. Bana ne ondan bundan, kim aç kalırsa kalsın. Açların kahyası mıyım?’ diye ene türküsünü her daim dillendiren insan suretlilerin yaşadığı köyüme geldik.

 

Uzun yol yorgunluğu henüz üzerimde dertop oturmuş beklerken çocukluğumun geçtiği baba yadiğarı evimizi havalandırıp ortalığı toparladım. Anam, evin girişindeki balkona oturdu. Karşı mezarlıktaki ebedi istirahgahında dinlenen babamın gelmesini hayal ediyordu. Öbür beklediği de komşularından: ‘Hoş Geldinize’gelirler umudundaydı. O da ben de bekledik ki ekmeğimizi, suyumuzu, ikisi bir, üçü bir aradalarımızı paylaştığımız, acılarımızda birlikte ağladığımız, koyunumuz, kuzumuz, sevincimiz, sızımızı kucaklayıp hafiflettiğimiz yakın ve uzak komşulardan gelen-giden olmadı. İnsanların kıskançlık ateşiyle bu denli yanıp tutuştuğuna başka yerlerde, başka mahfillerde bu denli hissetmedim. Makamı ve cüssesi büyük olanların kavgalarına şahit olanlar yoksa bu huyları mı kuşandılar! ‘Bu hususda ben mi yanlış düşünüyorum!’ tereddütüyle  kaygılıyım.

 

Kıskançlık illeti insan fıtratına şırınga edileli ilk canlıdan bugüne az zaman geçmedi aradan. İmtihan sırrına mazhar olan kan bağımız olduğu ve hemen yakınlarımızdaki iki ayaklı güruhtan birisi ağzında tasmasıyla yanımdan geçti ben kapı önünün otlarını temizlerken. ‘Hoş geldiniz, hoşluk getirdiniz. Akdeniz dalgalı mıydı? Yolda belde çevirme oldu mu?’ kabilinden birkaç sav edebilirdi. Onun bu tür konularda söz etmesine ihtiyacım yok, yok da var olduğunu umduğum yok olan insanlığın yok olduğunu ispat etmiş oldu bu tavrıyla.

 

Anamın ikide birde:

 

‘Oğlum, köyümüze gidelim. Babanın ışığını yakalım. Kapımıza gelenlere hayır hasanette bulunalım. Şu gurbetelde hâlimizi analayan kimimiz var?’ diye diye başımın etini yediği ve özlemiyle kavrulduğu köyümde sohbet edecek yarenden, dost bildiklerimizden kapımızı çalan olmadı. Yanımıza gelip fiziki mesafede durararak bizi yoklayacak yoklar yok oldu.

 

Bugüne kadar çeşitli yerlerdeki insanlara, öğrencilerime maddi ve manevi yardımlarım oldu, olacak da. Hiç birinden bir beklenti içinde bulunmadım. En basit tavırlardan -hiç olmazsa- bir tebessümü bile esirgeyenlere ne diyeceğimi bilemiyorum. Ürgüp’te görevli ciğerparem de olmasa dağ başından farkı bulunmayan köyümüzün aklı evvel hodgamlarını bir kalemde silip kalemimi burada kırmak istiyorum.

 

Anlaşılan yoz toptaklı Anadolu bozkırının bağrına sevgi tophumlarını zamanında ekemedik ki burada dostluk gülleri yeşersin!  Ulu Tengri’m, malumunuz üç günlük dünyanın bugünü bilinmez karanlıklara gebe olsa gerektir.

 

Yarının nasıl olacağını kestiremiyorum. Endişem o ki yarınlar bu günümüzü de aratacağa benziyor. Tek istediğim, insan suretindeki yaratıkların -ben bana yeterken-  üzerime çirkefliklerini akıtmasın, dost yoluna bakıtmasınlar.

 

 



Bu yazı 1945 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
976 Okunma
878 Okunma
827 Okunma
760 Okunma
581 Okunma
565 Okunma
541 Okunma
474 Okunma
385 Okunma
346 Okunma
334 Okunma
277 Okunma
5371 Okunma
4715 Okunma
4255 Okunma
4246 Okunma
4212 Okunma
4128 Okunma
4067 Okunma
3964 Okunma
3407 Okunma
3365 Okunma
3314 Okunma
3168 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI