Örnek HTML sayfası
Bugun...


Burak SERDENGEÇTİ


Facebookta Paylaş









YOLSUZLAR
Tarih: 01-09-2020 11:07:00 Güncelleme: 01-09-2020 11:07:00


     “Atlıysan atlaşalım

     Dertliysen dertleşelim,

     Hele otur şuraya

     Dertleri paylaşalım.”

 

     Yol üstündeki birinin yanından geçip gidene göz ucuyla bakarken bu dörtlüğün ilk mısraını nasıl söylesin! Düşünelim ki sevdiğinin yanında yöresinde çeşitli sebeplerden dolayı tutunamayıp ya meçhule gidendir atını şaha kaldıran ya da atın dizginlerini kendi selimine bırakmış heybesinin bir gözünde sazıyla yüreğinde sızıyla hangi gurbet ele yola çıktığını sorgulamayan bağrı taşlı, gözü yaşlı birisidir.

     Anadolu’da yol mu var üzerinde gitmeye, vasıta mı var o yollarda seğirtmeye! At bulmanın da bir hayli lüks olduğu zamanları hatırlarım. Karakoçan tabir edilen eşeklerden birisi kapısında bağlı olanlar imtiyazlı sınıftan sayıyordu kendini. Eşeği olmayanlar tarla tapandan kotardıklarını neyle getirecek evine! Yalvar yakar komşunun kapısında dökülen diller, eşeklinin merhametine kalmıştı.

     At üstündeki eşkıyaların bir elinde güneşte şavkıyan mavzeri bir elinde dizgin, rahvan yürüyüşlü atın hızını kesmeden gökte uçan güvercinleri bir atışta avladıklarını duyardık. O eşkıyalardan birisinin elli metreden uzağa konan analı kerpicin üzerindeki ortası delik iki buçuk kuruşu vurduğunu gördük çocukluğumuzda. Göz yanılması değildi gördüğümüz. Kerpicin yanına varıp bakıyoruz. Para yok yerinde. Mavzer kurşunu paranın deliğinden geçmeye fırsat kalmadan metrelerce ileriye fırlatmıştı. Elli metre uzaklıktaki küçücük parayı vuran, koca insan gövdesini parçalamaz mı?

     Eşkıya tabir edilen insanlar, İnhisar’ın tütününden daha ucuza ve meşru olmayan yollarla Bitlis ve Adıyaman yöresinin tütünlerini satmak için uzun yollardan gelip Erciyes’in eteklerinden yine uzun yolu takip ederek köylere inerlerdi. Altlarındaki atlar; semiz, bakımlı ve süvarisini yolda koymayacak güç ve uyanıklığa sahipti. Kulakları dik, burun delikleri açıp kapanırken onların canlılığının ifadesini üzerinde taşıdığının göstergesiydi. Şair Şeyhi’nin eşeği gibi bitik bir hayvanla binlerce kilometre yol elbette kat edilemez.

     Dertsiz kul mu ararsın bu memlekette? Ekmeğin aslanın ağzında olduğu çağlardı dertli kulun feryadı. Şimdi o ekmek aslanın karnında bekliyor ki “Aç olan gelip beni alsın”, diye. Ekmek dediysem hastanelerde, iş yerlerinde, yatılı okulların yurtlarında çöp kutularına atılan o güzelim ekmek, dökülen yemekler değil kastettiğim. Dertlilerin dert dökecek sıcak bir yüreğin limanına hasreti dile geliyor bu dörtlükte.

     Dertleşmek; dert dökmek mi dert deşmek mi ne dersiniz? Dertler, her önüne çıkana anlatılacak evsaftaysa o dert olmaktan çıkmıştır. Ya dert deşmeye ne demeli, kızgın çölde su bulmak için kumları parmaklarla etrafa dağıtarak metrelerce derinliğe inmektir bir bakıma. Su bulunur mu emek boşa mı gider, bilinmez. Bilinmez de su misali derinlerdeki sırların ortaya dökülmesini kotaranın karşı tarafın anlattıklarını kendi içine hapsetmesi gerekir. Sırları ifşa etmeyene büyük ödüllerin verileceğini biliyorum. ‘Ağzına sıkı’ tabirine uygun, ona söyleneni kimseye söylemeyen kurtuldu demektir. “Aramızda kalsın!” demeye gerek var mı dostlar arasındaki muhabbetin ve konuşmaların tembihlenmesinde? Elbette iki kişinin gönüllerine dokunan sırlar orada saklı tutulur ta kıyamete kadar.

     Düşündüğüm, aklımdaki konu: “Dertliysen dertleşelim” diyenin dert ortaklığında çıkarlarına dokunulsa bile can verme sırrını muhafaza ederek ölümüne bile olsa dertleşmenin gizemini korumalıdır.

     “Gel otur yanıma hâllerimi söyleyim.” diyen, kimi yanına davet ettiğini bilmeli. Günümüzde sırların da sırdaşın da suyu çıktı. Kime güveneceğimizi şaşırdık! Dertleşeceğimiz bir canlı ile elbette dertler paylaşılır, böylece yük hafifler. İnsan konuşmak üzere yaratılmıştır. Ha bu konuşma dedikodu eksenli, boş laf üzerine bina edilecekse hiç konuşulmasın evladır.

     Beri yanda; “Çekemeyeceğimiz yükü bize yükleme!” diye yakaran güçsüzler, karakocanın üzerine yüklenen seklemleri anlatmak istemiyor. Güç karşısında acziyetini dile getirirken iki dünya yükünü ve çaresizliklerini böyle ifade etmişlerdir. Böyle derken hangi yükü kastettiklerini naz makamıyla söylemeyi bilmeliler.

     Çare olacak, dert paylaşacak olanın hikmetinden sual edilse bile kılıçtan ince, bıçaktan keskince mide torbasını doldurma telaşındaki niyetliler, varsın maddi yarınlarını düşünsün.

     Anamın:

     “Yolumu yolsuza düşürme ya Rab” diye çaresizliğini dile getirdiği güzel sözü, yolu beli şaşıran şaşkınlar için; ya da merhametsiz eşkıyaları kastederek söylenmiş olsa gerek. Muhabbet bahçesinde oturup diz dize, göz göze aşkın vuslat perdesini aralarken bu zirveden inmeyenlere ne mutlu. Aşkın zirvesinde yüzenlere selam olsun.

     Yolsuzlar ve çulsuzlara kim ne söyleyecekse lisanımünasiple demeli ki savlarımız yerini bula. Günümüzde hangi konuya mim koyacağımı şaşırdım, şaşırmayanlara yer verelim; görelim ne derler…

    

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 4219 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1305 Okunma
1248 Okunma
1236 Okunma
1209 Okunma
1196 Okunma
1176 Okunma
1061 Okunma
1045 Okunma
999 Okunma
745 Okunma
720 Okunma
703 Okunma
4596 Okunma
4535 Okunma
4535 Okunma
4514 Okunma
4473 Okunma
4421 Okunma
4126 Okunma
4054 Okunma
3914 Okunma
3590 Okunma
3463 Okunma
3462 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI