Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









BÜTÜN SUÇ YAZININSA KALEM TANIKLIK MI YAPIYOR?
Tarih: 01-01-2018 11:06:00 Güncelleme: 01-01-2018 11:07:00


       Dikkat tehlikeli bölge!

       Nedir efendim? Hangi tehlikeli bölge? Kimin için, neye göre tehlikeli?

       Tehlike; yazının ilgi alanı, savunduğu düşünce, kimi, neyi, nasıl eleştirdiğiyle ilgili… Yazı, tehlikeli alana, yani mayın döşenmiş bölgelere savrulmamalıdır. Çünkü yazı, “belli bir düşüncenin belli işaretlerle belli bir konu üzerinde” ima etmesi, direk açıklama yapması, karalaması, eleştirmesi veya övgüsü olarak karşımıza çıkabilir. Veya herhangi bir konuda “bilimsel, düşünce ve sanat ürünü olarak” da yine belli konuları açıklayabilir. Bu bir deneme olabilir, bir eleştiri, bir makale… Türk Dil Kurumu da farklı bir şey açıklamıyor. Ne düşünüyorsak onu…

       Yazı, bir ülkenin sadece eğitim ve kültürüne göre şekillenip ifade edilmez. Aynı zamanda siyasi kültürü de yazı üzerinde etkilidir. Siyasetten nemalanmaya çalışanlar yalakalık yaparken yazıyı normal çizgisinin üzerine çıkarırlar ki dikkat çekmek ve dalkavukluktan bir şeyler elde etmek isterler. Çünkü yazı en iyi dalkavukluk aracıdır. Kimi zaman yermek için, bazen de sevgi ve merhamet duygularının dışa açılımıdır.

       Sevgilisine mektup yazmak isteyen bir âşık, duygularını kâğıda aktarırken bildiği ne kadar süslü kelime varsa kullanmaya çalışır. Sevgilisine şiir yazarken, yüreğinden sökülüp gelen yoğun duygular peşi sıra kâğıda dökülür. Edebi metinlerde teşbih sanatı kullanılarak yapılan kimi nidalar, bazen direk “seni seviyorum”la kâğıda dökülür. Kimi zaman bir sitem, bazen bir haykırış, bazen de sevgi sözcükleriyle kâğıtta yerini alır. Ama çoğu zaman duygu ve düşünceler doğrudan anlatılmaz. İmgeler kullanılır.

       Anlaşmalar, sözleşmeler, kararlar, hepsi yazıyla sona erer. Yazı sayesinde hayat bulur.

       Ama hepsi de birer yazıdır. Karakterleri farklı olsa da işaret ve sembollerin kâğıda dökülmesidir.

       Çocukluğumuzdan itibaren bizi eğiten, öğreten, duygularımızı coşturan, bilgili olmamızı sağlayan ne kadar kitap, ansiklopedi, bilgi kaynağı varsa hepsinin temel direği yazıdır. Tıpkı ilk insanın ortaya çıkışından günümüze kadar insanlığın geçirdiği tarihi ve kültürel evrelerin farklı ifadeler, söyleniş ve sembollerle anlatıldığı gibi. Öğrendiğimiz bu temel bilgilerle hayata hazırlanırız. Bilgilerimize güvenerek adım atarız. Ancak güvendiğimiz bilgiler her zaman güvenli midir? Olamayabilir de. Bazen büyük bir çaba ve özveriyle elde ettiğimiz, kimi zaman büyük paralar harcayarak kazandığımız bilgiler yanlış çıkabilir ve büyük bir hayal kırıklığı yaşatabilir. İnanarak, güvenerek okuduğumuz yazılar bize ihanet mi ediyor? Dost görünüp hainlik mi ediyor? Okuduğumuz, yazdığımız yazılar başımızı niye derde sokuyor? Sakıncalı olanları niye saklıyoruz, niye yakıyoruz, niye gömüyoruz? Niye, neden, nasıl? Bunların temeli yazı değil mi?

       Bazı durumlarda yasaların suç saydığı intihal, iktibas, iltisak ve dahli olduğuna görüş verilen yazılar şüphesiz kelleyi giyotine götürür! O halde neyin suç, neyin yasal olduğunu nereden bileceğiz? Bütün yasaları da bilmek zorunda mıyız? O yazıları okuduğumuz için suçlu biz miyiz?

       Yazımıza başlarken dedik ya “tehlikeli bölge!”, “mayın döşenmiş bölge!” diye! O halde tehlikeli sularda yüzmekten uzak durmalısınız. Dibini görmediğiniz çaya girmemelisiniz. Aklınızın ermediği, gözünüzün korktuğu tüm yazılardan uzak durmalısınız! Bunları okumasanız ne olur? Bir şey kaybetmiş sayılmazsınız ki. Ne yani çok fazla şey bilmek, bir tartışmaya katılarak beylik lâflar etmek, örneklemelerle konuyu pekiştirmek sizin âlim olduğunuzu da göstermez, bilgili olduğunuzu da göstermez. Hatta belki “ukalalık”la da suçlanabilirsiniz!

       Onu okuma bunu okuma… İyi de suç okuyanın mı? Yazının hiç mi suçu yok? O yazıları biz yazmadık ki. Ne yazılmışsa onu okuduk değil mi? Yazıya inandık, ona güvendik. Bir sırdaş bildik, içine çektiği gibi bizi dost olduk, sevgili olduk, ahbap çavuş olduk. Bizi kandırmışsa, derinliğine çektiği benliğimizi yanlış imalarla, yanlış objelerle, sembollerle farklı düşünmemize, farklı kültür evriminde ilerlememize neden olmuşsa… Yani yazının yazılmasında, ifadelerinde, vurgularında, cesur ya da korkak imalarında, yermesinde ve övmesinde, iftira etmesinde, karalamasında okuyucuyu olarak sizin suçunuz var mı, varsa bu suçun neresindesiniz? Yazıyı işaretlerle, sembollerle kâğıda çizen kalem ne işe yarar, ne iş yapar? Evet, söyler misiniz yazının bir suçu varsa kalem bu suçun neresinde? Öyle ya bütün suç yazınınsa kalem tanıklık mı yapıyor?

 



Bu yazı 3920 defa okunmuştur.

haberpaketleri / 22-01-2018 07:59

deneme

Celil Akkuş / 14-01-2018 15:18

Hocam, yazının üzerimize yükleleceği sorumluluğu düşünerek yazmalıyız. Güzel ifade etmişsiniz.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI