Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









YAYINCILIĞIN VE YAZARLARIN SORUNLARINA GENEL BAKIŞ
Tarih: 01-02-2018 09:10:00 Güncelleme: 01-02-2018 11:58:00


       Uzun zamandır yayıncılık sektörünün içinde yer alan bir edebiyatçı olarak sizlere görüşlerimi ve düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

       Önce yayıncılık sektörünün sorunlarına bir göz atalım. Türkiye’de kitapların pahalı olması ve okunmaması sürekli tartışılır, fakat gündemi fazla meşgul ettiği söylenemez. Kitapların pahalı olması ve okunmaması en çok yayıncıları sıkıntıya sokar. Çünkü bu sektöre yatırım yapan ve kâr beklentisi içinde olan yayıncılardır. Yayıncılık sektörü her dönem sıkıntı içinde faaliyette bulunmaya çalışmıştır. Bunun nedeni kâğıtların döviz kuru üzerinden alınmasıdır. Bugün de yayıncılık sektörü yüksek maliyetin altında adeta eziliyor. Kâğıt, döviz kuru üzerinden alındığı için ülkemizdeki döviz hareketliliği yayıncıları ciddi sıkıntıya sokuyor. Döviz hareketliliğiyle birlikte “kültür” darboğaz girdabında çalkalanıyor. Çünkü iktisadi darboğaz ilim ve bilim eserlerinin yayınlanmasını engeller. Yayıncı daha çok satılacağından emin olduğu kitaplara yönelir. Bu da kültürel gelişimi olumsuz etkiler. Dolayısıyla dövizdeki hareketlilik yayın maliyetini önemli derecede etkilemektedir. Maliyet artışı yayıncıların daha ciddi yatırım yapmalarını engelliyor. Maliyet sadece kâğıt fiyatlarındaki artışla sınırlı kalmıyor; kira, elektrik, baskı, selafon, renk, demirbaş makinelerin yıllık bakım ve onarımları, işçilik maliyetleri v.b. giderlerini üst üste koyduğunuz zaman 1.000 adet kitabın maliyeti yükseliyor ve bu da okuyucuya yansıyor. Ülkemizde kitapların neden daha pahalı olduğu böylece anlaşılıyor.

       Ülkemizde maliyeti artıran girdiler, diğer sektörlerde olduğu gibi yayıncılık sektöründe de çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Bu sorun iktisadidir. Aynı zamanda siyasi sorunlar da yayıncılık sektörünü etkileyen önemli bir unsurdur. Şüphesiz bu sorunlar yayıncılık sektörünü olumsuz etkileyecektir. İktisadi sorunlar karşısında güçlü sermayesi olan yayıncılar ayakta kalacak, diğerleri batacaktır. 2018 yılı, yayıncılık sektörünün durumunun netleşeceği bir yıl olacaktır. Bekleyip hep birlikte göreceğiz. Ancak yayıncılığın gelişmesi ve sektörel sorunları aşması için ilgili birliklerin ve Bakanlıkların işbirliği yaparak ortak çözümler üretmesi gerekir. Aksi halde yayın ve yayıncılık alanında enflasyonist görüntü sergileyen ülkemizde ciddi sıkıntılar yaşanabilecektir.

       Dünya da kişisel yayıncılık hızla artıyor. Kişisel yayınlanan kitapları internet üzerinden e-kitap olarak alan, okundukça yazarına telif ödeyen bazı ülkelerdeki e-kitap yayıncıları ise akıl almaz paralar kazanıyor. Euro üzerinden satılan e-kitaplar Türk lirasının üç dört katına çıkabiliyor. Ve bunların okuyucuları tahmin edemeyeceğiniz kadar çok… Bu nedenle yayıncılar e-kitap sektörüne yeşil ışık yakıyor. Çünkü bu alandaki okuyucu kitlesinin alım gücü daha iyi. Bu, aynı zamanda pazarlama sorununa da basit bir çözüm demektir. Zira eski pazarlama yöntemi hepimizin bildiği gibi kitapevlerine dağıtım şeklindedir. Araçla tek tek dağıtım yapılır. Maliyeti oldukça yüksektir. Bu nedenlerle kişisel yayıncılık ve e-kitap yayıncılığının trendi dünyada hızla yükseliyor. Bunlar, yazarların da işine geliyor. Zira normal de belki içerik olarak hiçbir edebi değeri olmayan, hatta kitaplığınıza bile koymayacağınız kitaplar e-kitap olarak okuyucuyla buluşturulabiliyor. Üstelik bunların yazarları, hiçbir yayınevine yayınlatamayacakları kitaplardan %20-30 arasında telif alabiliyor.

       Günümüzde okuyucu sadece kapağın görselliğine bakarak kitap alıyor. Yani parasını görselliğe veriyor. İçeriğine bakmıyor veya bakmak için zamanı yok. Öyle yayınevleri tanıyorum ki yayınladıkları kitapları editör incelemesinden geçirmeye tenezzül bile etmiyorlar. Dosya, yayınevine teslim edildiği şekilde yayınlanıyor. Bütün dikkat ve itina kitabın sadece kapağına yapılıyor. Kitabı sattıran da kapak oluyor. Öte yandan edebi değeri olan kitaplar raflarda aylarca okuyucu bekliyor. Yayınevleri sıcak para dönüşü olmayınca zarar ediyor, bu nedenle de yayınlayacakları kitaplarda ve yazarlarda seçici davranıyor. İsmi duyulmamış yazarların yüzüne bile bakılmıyor. Bazı yayınevleri ise tecrübesiz ve Türkçe dil bilgisi hakkında hiç bilgisi olmayan kişileri editör diye çalıştırıyor. Bu şekilde yazarların gözünü boyuyorlar. Onlar için önemli olan para kazanmak ve kâr etmek. Edebi değeri olan kitapların yayınlanmasını engellediklerini düşünmüyorlar bile.

       Aylık giderlerini karşılamakta zorlanan ve kasasına sıcak para girmeyen köklü yayınevlerinin de kişisel yayıncılığa yöneldikleri görülüyor. Cebinizde paranız varsa en büyük yayınevlerinden kitabınızı yayınlatmanız zor değil. Yazar da herhangi bir yayınevinde telif ücretli kitabını yayınlatamadığından cebine davranıyor. Kitabını yayınlatırken (ilk defa kitap yayınlatmanın heyecanıyla) sözleşme şartlarını incelemiyor. Yayıncı-Yazar Sözleşmesi’nin nasıl olması, hangi konulara dikkat edilmesi gerektiği hakkında araştırma yapmıyor. Basıyor imzayı… Sonunda hiç ummadığı sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliyor. Mahkemelik oluyor. Yazar, eserini telif anlaşmalı yayınlasa bile kimi zaman parasını alamıyor. Ya çok geç alıyor veya yayıncının ürettiği çeşitli sıkıntılı bahanelerle alacağından vazgeçiyor. Yazar, bu tür sıkıntıları defalarca yaşamış olsa dahi dikkatsiz davranmaya devam ediyor. Yeter ki kitabı yayınlansın. Editör ve redaksiyon incelemesinden geçmeyen kitaplar okuyucuyu soğutuyor. Öte yandan yazarın kendi imkânlarıyla matbaalarda bastırdığı kitaplarda kalite neredeyse sıfır… Bu şekilde kitap yayınlayan yazarlar eşe, dosta imzalayarak hediye ediyor. Tabii kalitesiz kitapların rafları doldurması -tıpkı şiir kitaplarında olduğu gibi- okuyucuyu kitaplardan uzaklaştırıyor.

       Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ve Türkiye İlim Ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) gibi derneklerin bu konularda bugüne kadar görüş bildirmemesi, kitapların kalitesiz baskılardan kurtarılması ve yazarların çeşitli sıkıntılarının önlenmesi amacıyla ilgili Bakanlıklara teklif sunmamaları ve bu derneklerin yayınevleriyle ortak bir platform oluşturmaması da ayrı bir konu. Umuyorum ki kamu yararına çalışan bu iki dernek ilgili Bakanlıklar düzeyinde girişimde bulunarak buna köklü bir çözüm getirilmesini sağlarlar. 



Bu yazı 3240 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI