Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









ŞAİR VE YAZARLAR NARSİST Mİ?
Tarih: 01-03-2018 16:32:00 Güncelleme: 01-03-2018 16:59:00


       Aslında farklı bir konuyu gündeme taşımak istiyordum ama 12. Ankara Kitap Fuarı bu makaleyi yazmama neden oldu!

       Makalenin başlığını da gördüğünüz gibi “Şair ve Yazarlar Narsist mi?” diyerek o psikolojinin şair ve yazarlar üzerindeki etkisine vurgu yapmak istedim. Şimdiden “ne alaka?” diyerek kurulan ilişkiye şaşıranlar olabilir. Hatta yazıyı okumaya başlayan şair ve yazarlar kızabilir, en ağır hakaretlerde bulunabilir!

       Bir eleştirmenin görevi objektif değerlendirme yapmasıdır.

       Yozgat’ta görev yaptığım yıllarda bir şairin imza günü için Ankara’ya gelmiştim. İmza gününde hatırladığım kadarıyla 5 ya da 6 kitabını aldım. Geri dönüş yolunda otobüste kitapları okumaya başladım. Aman Allah’ım! Berbat şiirlerin bir araya geldiği vasatın altında kitaplar! 6’şardan 12 saatlik otobüs yolculuğuna mı yanayım, ettiğim masrafa mı yanayım, yoksa yorgunluğuma mı yanayım? Daha sonra ki karşılaşmalarımızda bu kişinin şair ve yazar havasına girerek burnundan kıl aldırmadığına şahit oldum. Kendini o kadar büyük bir şair zannediyor ki kibrinden yanına varılmıyordu. Ne selam veriyor, ne de hâl hatır soruyor. Kâh Türkçülükten, kâh şairliğinden, kâh gazeteciliğinden bahsediyor ama hiçbirinde bilgisi yok…

       Ankara Kabakçı Konağı’ndaki bir etkinliğe ısrar üzerine katıldım. Yaşlı bir şair ile sohbet ediyoruz. Bana kim olduğumu sordu. Kendimi tanıttıktan sonra bana, “Benim şiirlerimi kimse eleştiremez!” dedi. Bu konu üzerine uzun uzun sohbet ettik ama yaşlı şair kendisini Türkiye’nin gelmiş geçmiş en usta şairlerinden sanıyordu. Burnu havadaydı!

       Ankara’da her hafta ve her ay mutlaka bir etkinlik düzenleniyor. Gidin bakın halktan kimse yok. Sadece şairler geliyor ve eline mikrofona alan bir daha bırakmak istemiyor. Bir deyim vardır; “Körler sağırlar birbirini ağırlar!” Şiir etkinliklerinde sergilenen görüntü aynen böyle. Şairler birbirini ağırlıyor. Halktan kopuk ve sadece birbirlerini “iyi, güzel, mükemmel, şahane” gibi eş anlamlı kelimelerle alkışlıyor ve egolarını tatmin ediyorlar. Bir şairle oturup şiir üzerine sohbet etmeye başlayın, görürsünüz ki onun şiiri en güzelidir ve eleştirmediği şair kalmaz. Ha yanlış anlaşılmasın! Bu etkinliklere katılan şairlerin hepsi kalitesiz demiyoruz. Çok kaliteli, kişilik ve karakter olarak mükemmel ve güzel eserler ortaya koyan şairler de var. Pek çoğu dostumdur.

       Özellikle hece şiirlerinde benzer mısralar yakalanırsa “benim şiirimi çalmış!” gibi suçlamalar acımasızca yapılabilir. Bu tür suçlamalara çok rastladım. Birbirlerini suçlayan şairler gördüm. Bir şiirin çalınması onu yazan şairin usta bir şair olduğunu göstermesi açısından önemli! Bu nedenle şair, içten içe şiirinin çalınmasından memnun bile oluyor. Katıldığım bir edebiyat toplantısında İsmet Bora Binatlı şöyle demişti: “Hece vezni tehlikelidir! Bir mısranın aynı başka bir şiirde görülebilir.” Ben de katılıyorum. Bir mısra aynen benzeyebilir, bir şiirde kullanılan bir kelime başka bir şiirde fazlasıyla kullanılıyor olabilir. Aynı duygu ve düşünceleri taşıyor olabilir. Aruz vezninde ve serbest tarz şiirlerde bu tehlike yoktur. Şairlerin pek çoğu şiir tekniğini bilmeden yazarlar. Ancak kendilerine lâf söyletmezler.

       Bilindiği gibi Türk Milleti şair ruhludur.  Sokaktaki herkes şiir yazar. Ve eğer maddi gücü varsa en az bir şiir kitabı çıkarır. Eşe dosta bedava dağıtılan bu kitaplara imza günleri yapılır. 12. Ankara Kitap Fuarında şairler geçidi vardı (!) İmza gününden önce sosyal paylaşım sitelerinde duyurularını yaptılar, bu yetmiyormuş gibi telefonunda kayıtlı şair ve yazarlara özel mesajlar atarak imza gününe davet ettiler. Bazı stantlarda şairler birbirlerine kitap imzalama yarışına girdiler. Bir dostuma merhaba demek için gittiğim bir stantta beni tanımayan (ben de kendisini tanımıyordum) bir kadın şaire (!)  “elinize kitabı alın şöyle bir koklayın” diye lüzumsuz bir lâf etti. Bu ne kitabı, diye sordum. Şiir kitabı olduğunu söyledi ve bir sayfasını açarak şu şiirimi çok beğeniyorlar, dedi. Özellikle o şiirine şöyle bir baktıktan sonra sayfaları hızla çevirip yerine koyarken, “halk mı beğeniyor, yoksa sizin gibi şairler mi?” diye sordum. Benim ne demek istediğimi anlamadı ve şair arkadaşlarının beğenisinden söz etti.

       Bir yere baş olan ya yazar oluyor ya da şair oluyor! Kendinden başkasının yazılarını ve şiirlerini umursamıyor, beğenmiyor, yazar ve şair olarak anmıyor. Bu türün şair ve yazarları kendilerine karşı aşırı nazik davranırlar. Çünkü kendilerinden başkasını beğenmezler. Kendi eserleri üstün olduğu için tartışılamaz, eleştirilemez. Eleştireni düşman görürler. Empati kurmazlar. Şiir etkinliklerinde mikrofonu ellerine aldıkları zaman kendilerini “şairlerin sultanı” zannederler. Kendilerini aşırı derecede abartırlar. Usta şairlerin gölgesinde geçinmeye çalışırlar. Onların varlığını ve dostluğunu çıkarları için kullanırlar. Diğer şairleri küçük görürler ve ne şahıslarına ne de eserlerine değer vermezler. Bu tür insanlara sırrınızı vermemelisiniz. Gün gelir aleyhinizde kullanır. Bu şair ve yazar türü aşırı kıskançtır da. Başka bir yazarın ve şairin güzel bir eser ortaya çıkarmasını hazmedemezler ve kıskançlık krizine girerler. Bu türden yazar ve şairler devamlı olarak takdir edilmek ister. Çevrelerinden eserlerine ilgi bekler, iltifat arayışına girerler. Eğer beklentileri gerçekleşmezse kıskançlık ve hasetlik krizine girip başka şair ve yazarlar hakkında yalan ve iftira haberler yayarlar. Bütün şair ve yazarların, kendi eserlerine hayran olmasını beklerler.

       Peki, şair ve yazar psikolojisinin dayanılmaz hafifliği bu kadar yozlaşan bir edebiyat ortamında nasıl gelişiyor, nasıl devam edebiliyor? Bunların hepsi bir araya geldiği zaman “edebiyatçı” oluyorlar. Gelişme yok, ancak bilgisizlikten ve acziyetten yozlaşarak devam edegelen bir etkinlik birlikteliği denilebilir. O kadar naif, kişilikli ve üretken şair ve yazarlar var ki. Bunlar zaten anlattığımız türden uzak duruyor.

       Türk ve dünya edebiyatında yukarıda anlattığımız kişilik ve karakterlerde narsist edebiyatçılar pek çok. 21. Yüzyıla kadar ruh hastası olan ünlü edebiyatçılar görüldü. Bunların kimisi intihar etti, kimi akıl hastanesine yattı, kimi de hayatına aynen devam etti.

       Kendilerini şair ve yazar zanneden narsist kişilerin egolarının tavan yapmasına destek olmamak ve onları pışpışlamamak için hiçbir etkinliğe katılmadığım gibi (panel, açık oturum, seminer ve konferanslar dışında) prensip olarak imza günlerine de katılmıyorum.

       Çok sevdiğim kaliteli ürünler ortaya koyan yazar ve şairlerde var. Kitaplığımın başköşesinde bu yazarların kitapları bulunuyor. Kendimi ne zaman keyifsiz hissetsem bu şairlerin kitaplarını açıp okuyorum. Dış dünyanın çarpık ilişkilerinden beni kurtarıyorlar. O şairlerin sihirli kelime dünyasının içinde kendimi mutlu hissediyorum.

       Bu nedenle kişilik ve karakterlerini takdir ettiğim, eserlerini okumaktan zevk aldığım şair ve yazarlar imza günlerine katılamadığım için bana küsmesin ve alınmasınlar. Onların hepsinin gönlümde ayrı ayrı yeri var.

       Mektup Edebiyat Dergisi.Com, 1. Yılını doldurdu. Başarılı bir yıl geçirdik. Bugün Türkiye’nin en çok okunan edebiyat haber sitelerinden biriyiz. İlkeli yayıncılık anlayışımız bizi bu seviyeye taşıdı. Okuyucularımız da bizi destekledi. Bugüne kadar yazılarıyla destek olan yazarlarımıza teşekkürü bir borç biliyorum. Bıkmadan, usanmadan yazılarımızı takip eden, bizleri destekleyen okuyucularımıza da sonsuz şükranlarımızı sunuyorum.

       Selam ve muhabbetle…



Bu yazı 4883 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI