Örnek HTML sayfası
Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









AKIL MAZERET UYDURUR, YA VİCDAN!
Tarih: 01-07-2020 12:14:00 Güncelleme: 01-07-2020 12:14:00


Yazıma ‘akıl nedir?’ sorusuyla başlamak istiyorum! “Bunu bilemeyecek kadar cahil miyiz?” Türünde itiraza kalkmayın. Zira aklının olduğunu sanıp akılsız yaşayan o kadar çok insan var ki! Türk Dil Kurumu’nun tdk.gov.tr isimli sitesinde güncel sözlüğe baktım. “Akıl” ile ilgili şu tanımı yapıyor: Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us, bellek. 


İnsan da akıl olur da “vicdan” olmaz mı, peki? İkisi arasında nasıl bir ilişki olabilir? İnsan, yaratıldığı ilk günden itibaren düşünme, anlama ve kavrama gücüyle evrimleşmiş ve modern yaşama kavuşmuştur. Herhangi bir işe girişmeden önce, giriştikten sonra ve olaylar karşısında anlama ve kavrama gücüyle aklını kullanarak neden-sonuç ilişkisine vakıf olmuştur. Kişilik ve karakter sahibi insanların kendi iradeleriyle aldıkları kararlar da aklın ve vicdanın etkisi büyüktür. Çünkü akıl ve vicdan aynı zaman da kişinin yargıcı demektir! Vicdan, kişinin eğitim-öğretim yoluyla edindiği, ailesinden ve çevresinden kazandığı kültürle olgunlaşır ve kişiyi işlerinde ve ilişkilerinde adaletli olmaya zorlar. Hangi konuda kim ne derse desin kişi önce vicdanına başvurmalıdır. Akıl ne kadar gerçekçi ise vicdan da, elinize alıp dokunacağınız bir nesne olmasa da o kadar gerçektir.  Biz böyle diyoruz da, Türk Dil Kurumu’nun tdk.gov.tr isimli sitesinde güncel sözlük ne diyor, isterseniz bir bakalım:

 

“Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç…”

 

Vicdan, aynı zaman da ahlaki değerlerin temel alınmasıymış! Kişinin yaptıklarının ve yapmayı düşündüklerinin neden-sonuç ilişkilerini değerlendirip analizini yapacağı bir erdem, bir değer olarak karşımıza çıkması, günlük yaşantımızda pek çok konuyu ahlaki yönden ele alıp değerlendirmemizi zorunlu kılıyor.

 

Bu yazımın konusu neden akıl ve vicdan düşündünüz mü? Yazımın başında da belirttiğim gibi, aklının olduğunu sanıp akılsızca yaşayan milyonlarca insan var! Okumazlar; tarih, kültür, edebiyat, felsefe nedir bilmezler. Başkalarının aklıyla hareket eder, başkalarının düşüncelerine göre yaşarlar. mektupedebiyatdergisi.com’un yayın ilkeleri gereğince; biz, eğitim, edebiyat ve kültür-sanat üzerine düşünüp yazmak zorundayız. Tam da konuyu bu noktaya getireceğim. 


Pek çok yazar ve şair kitap yayınlamak istiyor ve aşındırmadıkları yayınevi kalmıyor. Bunların içinde çok değerli, hatta usta diyebileceğimiz kalemler bulunmasına rağmen, yayınevleri isim yapmamış yazarların kitaplarını basmamakta ısrar ediyor. Türkiye’de çok satan yazarlar gerçekten çok iyi yazar mı, yoksa onları “iyi yazar” yapan başka etkenler mi var? Mesela, basın ve medya bir kitabınızı alıp haber yapsa, bir eleştirmen çıkıp sizi ve eserinizi övse bir numara olmaz mısınız? Bunlar Türkiye gerçekleri… hâl böyle olunca yayıncılık farklı bir yöne evrildi ve Türkiye’de “kişisel yayın” hızla gelişmeye başladı. Bunun hem iyi hem de sakıncalı yanları var. İyi yönü yazarın eserini bastırma imkânı bulmuş olmasıdır. Kötü yönü ise, basılan eserlerin kontrolsüz olarak çıkması, kaliteyi düşürmesi ve fiyatı artırmasıdır. Türkiye’de kişisel yayıncılık alanında tam da piyasa ekonomisi şartları geçerli. İsteyen istediği şekilde fiyatlarla oynayabiliyor! Ankara’dan örnek verecek olursak, 300 kitaba 5.500 – 6.500 lira arasında fiyat verebilirler. İstanbul ise 2 bin -2.500 lira ile kişisel yayında ön sıralarda koşuyor. 


Geçen hafta cep telefonumu yaptırmak için teknik servisine gittim. Bana, “2 saat sonra gelin alın” dediler. 2 buçuk saat sonra gittiğimde ‘henüz yapılmadığını, müşterinin çok olduğunu ve acele ettiklerini, telefonumu yaptırmak istiyorsam 2 saat sonra gelmemi’ söylediler. Yazımızın başında akıldan söz ettik ya! Aklı olduğunu zannedip akılsız yaşayan insana bu iyi bir örnek. Çünkü ben zaten telefonumun yapılmasını istiyorum ve bunun için de 2 buçuk saat bekledim. Üstelik paramla yaptırıyorum ve ben de bir müşteriyim. Neresinden tutarsanız tutun güya bu esnafın; önce akılsız olduğu, sonra vicdanın hiç bulunmadığı ve ahlaken de zafiyet içinde olduğu hemen söylenebilir. Aklını kullanamayan ve vicdanı olmayan insan da zaten ahlak olmaz. Ahlaksız bir insandan adaletli olması beklenebilir mi?


Kitabınızı bastırmak için gidin bir yayınevine, kendi belirledikleri fiyata göre sizi “kakalamak” için dökmedik dil bırakmazlar. Sizi kaçırmamak için her türlü tatlı dili, çayı, kahveyi ikram ederek, çıkardıkları yayınların ne kadar kaliteli olduğundan söz ederek, dağıtım şirketleri olduğundan bahisle sizleri aldatmak için her yolu denerler. Onlar için her yol mubahtır. Onlara göre, kendileri akıllı, siz akılsızsınız! Nietzsche der ki; “Vicdanlı ve dürüst olmak “hesaplı” olmaktan iyidir. “Hesap” insanı makam sahibi yapar da, vicdan daha önemli bir işe yarar; insanı insan yapar.” 


İnsan, kendini haklı gösterebilmek için aklınca mazeretler gösterebilir. Yayıncı, kendi hizmetlerini ve ürettiği kitapları en iyi ve kalite de gösterebilmek için diğer yayıncılar hakkında olumsuz eleştiriler de bulunur veya bulunabilir. Kitap, baskıdan hatalı çıktığı zaman da mazeretleri hazırdır! Ve inanın sıraladığı bu mazeretler ilk defa size söylenmiyor, belki kaç yazara ve şaire aynı mazeretler anlatılmıştır! Kaç yazar aynı şekilde kandırılmıştır! Mazeret üretme bir karakter ve ahlak sorunudur ve başlandığı zaman artık dönüşü olmaz. Kişinin, kendi suçunu, günahını başka nesnelerin, kişilerin ve olayların üzerine yüklemesi ne kadar doğrudur? Mazeret üretmek dinen de caiz değildir. Eski Yunan’da, pharmakos diye tabir edilen kişiler vardı. Bunlar, meydana gelen felaketlerin, hastalıkların, musibet ve belaların sorumlusu olarak gösterilen, yani “günah keçisi” ilan edilen kişilerdi. Günümüzde de yayıncıların mazeretlerinin günah keçisi olan şeyleri şöyle bir sıralamak istiyorum: Elektrik, makine, personel, döviz ve yazarın kitabının düzensizliği “pharmakos”tur! Burada namusuyla dürüst çalışan yayıncıları tenzih etmekte yarar var. Mazeret üretmek, sosyal hayatın her alanında görülen bir ahlak yoksunluğudur. Ticarette, siyasette, eğitimde ve her alanda. Halbuki hiç kimsenin mazeret üretmeye hakkı yok. İşini aklınla ve vicdanınla yapacaksın ve bir günah keçisi aramayacaksın. Ne demişler! “Tedbirde noksan eyleyip, takdire bahane bulma!” Mazeret üretmekten ziyade çözüm üretmek, çözümün bir parçası olmak, aklın, vicdanın, dini değerlerin ve insanı insan yapan erdemlerin mazerete ihtiyacının olmadığını bilmek gerekir. 


Ahmet Turgut’un 2013 yılında yayınlanan “Aşkın Şehidi” isimli romanında geçen şu satırlara dikkat edelim! Ne kadar anlamlı, ne kadar ders verici…


“Kişi şerrin emrindeyse; nefis ister, akıl bahaneler bulur, vicdan da güya bu hadsizliği aklar.…”


“Nefis ister, akıl gerekçeler bulur, vicdan aklar. Oysa sen kendini kandırsan bile unutma ki; Allah hesap sorar, ellerinle kendini ateşe atma!..”


Ve ben; makamı, mevkii, sosyal statüsü ne olursa olsun ısrarla diyorum ki, AKIL MAZERET UYDURUR, YA VİCDAN!



Bu yazı 2294 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
391 Okunma
384 Okunma
352 Okunma
332 Okunma
318 Okunma
263 Okunma
237 Okunma
233 Okunma
228 Okunma
210 Okunma
197 Okunma
196 Okunma
1380 Okunma
1050 Okunma
1003 Okunma
998 Okunma
987 Okunma
968 Okunma
966 Okunma
959 Okunma
915 Okunma
859 Okunma
852 Okunma
850 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI