Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









İMAM
Tarih: 01-07-2021 22:55:00 Güncelleme: 01-07-2021 22:55:00


        Anadolu köylerinden birindeyiz.

     Kuş uçmaz, kervan geçmez bildik Anadolu köylerinden değil! Her türlü imkâna sahip bir köy. Hemen bir kilometre önünden karayolu ve demiryolu geçer. Ayrıca köyün adıyla kurulmuş bir tren istasyonuna sahip. Köyün önünden akıp giden bir ırmak vardır ki bu ırmak köylüye leziz balıklarını ikram eder! Hayvanlara, tarlalara suyundan cömertçe sunar. Balık üretme çiftliği yapılsa üzerine, suyundan faydalanmaya kalkan olsa cimrilik yapmaz bu ırmak!

     Yüz otuz Nüfuslu köy de yaşayan belki beş - altı hanedir. Hasat zamanı nüfusun arttığı görülür.

     Her köy de olduğu gibi bu köyde de yadırganacak davranışlar vardı: Traktörü olan çiftçiler hasat zamanı nakliye ücretlerini istedikleri gibi belirler, sınır sürerler, ekili tarlaları yayarlar, dedikodu yaparlar, bazen de birbirlerini çekemezler, bunu da açıkça göstermekten çekinmezlerdi. Bu çekememezlik, bu hasetlik köyün genç üyelerinden biri vardı ki onu hem şaşırtır hem de üzerdi.

     Allah, bir Ayetinde, “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın.” diye emrediyordu. Bu köyün insanları garip ve sahipsizdi! Kitap okuma alışkanlığı bulunmadığı için cahil kalmaları normaldi. Ama köyün imamının bu insanları bilgilendirmemesi, eğitmemesi de bir o kadar yadırganacak durumdu. Nitekim bu güzel köyün kadirşinas insanlarının bu kadar cahil ve çağ dışı düşünceler içinde bulunmaları çok üzücüydü. 

     Çetin köyünü çok seviyordu. Her gelişinde heyecanlanırdı. Bunda köy hayatını sevmesinin de etkisi büyüktü. Sabah kuşların sesi ile uyanmak onu mutlu ediyordu. Kısacası Anadolu yaşantısı onu hep büyülemiş, gizemli bir sevdayla bağlanmasına neden olmuştu.

     Çetin, Yüksekokulda öğrenciydi.                 

 

*

     Ağustos ayının kavurucu sıcağı öyle bunaltıcıydı ki.

     Canlılar gölgede bile bunalıyorlardı. Hayvanlar kerpiçten yapılma evlerin gölgesinde adeta uyuşmuş gibi yatıyordu. Kuşlar gölge arıyorlardı.

     Yine bir hasat mevsimi...

     Köyün nüfusu artmış, köye bir canlılık, bir hareket gelmişti.  Tarlalarda biçer döğerler çalışıyor, traktörlerin biri gidip, biri geliyordu.

     Çetin’ in köydeki evi hemen yol kenarında olduğu için köye girip çıkan tüm insanları, traktörleri, diğer araçları rahatlıkla görebiliyordu. Hatta yoldan gelip gidenler ellerini kaldırarak selam veriyorlar, “Hoş geldin Hoca!” diye sesleniyorlardı.

     Evin balkonunda çayını yudumlarken, bir yandan kitabını okur, hem çevreyle ilgilenir, hem de anacığı ile sohbet ederdi.

     Çetin iyi bir gözlemciydi. İnsanların psikolojik davranışlarını inceler ve tahlil etmeye çalışırdı.

     Bazen evden çıkar köyü gezerdi.

     Daha çok duvar diplerinde oturan yaşlıların sohbetlerine katılırdı. Bu sohbetlerden zevk alıyordu. Bu sohbetlerde muhalif olduğu konular çok olurdu. Buna rağmen kendisinden yaşça büyük köylülerin sükûnetle ve pür dikkat dinlemeleri gözünden kaçmazdı. İleri sürdüğü fikirlere karşı ilgi ve saygı duyduklarını görür, bundan da memnun olurdu.

     İkiyüzlülüklerini yüzlerine vurur, onların kulaklarına kadar kızardığını görürdü. Ancak kırdığı yaşlı olursa hemen gönlünü alırdı. “İnsanlar fıtrat üzere doğarlar…” Yani her insan doğduğunda temizdir, saftır. Onları kötü yapan aldığı eğitim, sahip olduğu kültürüdür! Bunu dikkate alarak, onların bilmediği iyi ve güzel şeylere dair ne varsa anlatırdı.

     Çetin’in katılmış olduğu böyle sohbetlerden birinde, köyün zengin eşrafından sayılan Kara Reşit lakaplı köyün orta yaşlılarından biri ki ten rengi zenci gibi siyah olduğu için bu lakap ile anılıyordu;

      - “Yahu duydunuz mu Haydar’ın çocukları ne yapmış?” dedi.

       Orada bulunan herkes şaşkınlık içinde ona döndü ve hayır anlamında kimi başını sallarken, kimi sustu.

        Köylülerden biri, “Ne olmuş ki?” diye sordu.

        Kısa süren sessizlikten sonra Kara Reşit elindeki tespihe eğdiği başını kaldırıp orada bulunanları şöyle bir süzdü, yeniden başını tespihe eğip, ne dediği anlaşılamayan birkaç mırıldanmadan sonra;

        - “Çocuklar, bir iti emerken görülmüş!” dedi.

         Sanki orada bulunanların ortasına top mermisi düşmüş gibi oldu! Herkes şaşırmıştı. Ne diyeceklerini bilemediler. Birbirlerinin gözüne baktılar. Orada on kişi vardı. Uğultuyu andıran bir mırıldanma oldu. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı.     

     Hüseyin emmi: “ Bu ne edepsizliktir yahu?” diyerek ilk tepkiyi gösteren oldu.

     Hasan ağa:” Yahu bunlar daha küçücük çocuklar… İt sütünü emerlerse bunlardan hayır beklenir mi?”

     Selim dayı, beyaz sakalını sıvazlayarak:

    -“Başımıza taş yağacak!” dedi.

     Başka bir yaşlı, “Tövbe tövbe,” diyerek şaşkınlığını belirtti.

     Çetin, anlatılan olayı, verilen tepkiyi şaşkın şaşkın izliyordu. Ancak hem ortaya atılan konu, hem de köylünün tepkisine sessiz kalması onun değer yargılarına aykırıydı. Daha fazla dayanamayarak keskin bir ifade ve gür bir ses tonuyla;

    -“Gözünüzle görmediğiniz bir şeye inanmayın!” dedi.

    -“Yahu bunu söyleyen İmam! Adam gözüyle görmüş. İmam da yalan söyleyecek değil ya?” dedi Kara Reşit.

     Çetin, canı sıkılmış bir halde, “İmam da insan değil mi? İmam yalan söylemez mi?” dedi.

    - “Gene muhalefet oldun hoca!” dedi Hasan ağa.

     Çetin, yaşlı köylüleri şöyle bir süzdü.

    - ”Bakın, hepiniz benden büyüksünüz.” dedi ve devam etti: “Aslında sizin, ben yaştakilere doğru ve güzel şeyler öğretmeniz gerekir. Ama maalesef ne yapıyoruz burada? Dedikodu... Dedikoduyu yapan da dinleyen de günaha girer... Dinimiz dedikodu yapmayı yasaklamıştır. İnsanlara zan ile bakmak günahtır.“

      Sustu Çetin ve orada bulunan yaşlıların yüzlerine baktı. Sözleriyle onları etkileyip etkilemediğini anlamak istiyordu. Sonra devam etti, “Ayrıca güzel dinimiz tüm Müslümanların kardeş olduğunu söylüyor... Hasan emmi, Kadir amcam senin ağabeyin, onun bir ayıbı olsa sen kapatmaz mısın? Canı yansa koşmaz mısın?”

     -“Hı... Hemi de öyle... Ne de olsa aynı kan.” dedi Hasan ağa.

     -“Dinimizin emirlerine karşı geldiğinizin farkında mısınız? Aynı kandan olan kardeşin için yapacağın şeyi öteki kardeşin için neden yapmıyorsun? Kendiniz için yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkaları için neden istiyorsunuz? Müslümanlıkta var mı böyle bir şey? Yardımlaşmak, ayıpları örtmek, insana yardım etmek dinimizin emirleridir. Bunun aksini yaparak insanlık vasıflarını da bir noktada öldürmüyor musunuz? Hasan amca, benim gözümde güvenirliliğini kaybettin.”

      Hasan amca bozulmuş, kulaklarına kadar kızarmıştı.

      -“ Aman Hocam, ne yaptım?”

     -“ Öyle Hasan amca.” dedi Çetin.  “ Hepiniz günaha giriyorsunuz! Duyduklarınıza göre hüküm veriyorsunuz”

      Köylüler başlarını yere eğerek sustular. Utanmışlardı.

      Hasan amca;

     -“Gurban olduğum valla haklısın. Ama söyleyen İmam olunca…”

      Çetin, öğretmen edasıyla konuşmasına devam etti:

     -“ Hasan amca, dedim ki dinimiz ayıpları örtmeyi, insanlara yardımlaşmayı emreder. Eğer İmamın dediği gibi bu çocuklar bir iti emmişlerse herhalde zevkten değil, aç oldukları içindir! Bu tabi ki iyi bir şey değil. Başta sağlık açısından iyi bir şey değil. Ancak burada ayıp olan çocukların bir iti emmiş olmaları değil. Bir ailenin gözünüzden kaçan zor yaşam mücadelesidir. Her sene çoban için, devletten maaş alan İmam için köylüden buğday toplamıyor musunuz? Ekmek başta olmak üzere yiyecek toplamıyor musunuz?”

     -“ He valla topluyoruz.” dedi köylülerden biri.

     -“ Her sene köye gelen Kur’an kursları ve camiiler için yardım topladıklarını söyleyerek sizin dini duygularınızı istismar eden bir takım sahtekârların önüne düşüp yardım toplamıyor musunuz?”

     -“ Topluyoruz.”

     - “ Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” diyen Peygamber Efendimiz değil midir? Reşit amca, Allah kabul etsin kutsal topraklara gidip yüz sürdün, Allah’a dedin ki; “ Ey Allah’ım sana lâyık bir kul olacağım. Senin emirlerinin dışına çıkmayacağım.” Peki, burada ne yapıyorsunuz? Kendi köylünüz ve sizin kardeşiniz olan insanlar açlıktan köpek emiyor, siz bunu görmediğiniz gibi bir de dedikodusunu yapıyorsunuz! İmam Efendi devletten maaş alan bir din görevlisi olduğu halde sizden fitre, zekât, ekmek, un, bulgur, buğday almanın günah olduğunu, bunun yoksulların hakkı olduğunu söylemiyor mu?”

      -“ Yok. Valla söylemiyor”

      Çetin’in yüzü gerilmişti. İçindeki öfke patlamak üzereydi. O an İmam Efendi karşısına çıkıverse yüzüne okkalı bir yumruk patlatıverirdi. Buranın havası değişmişti. Bir an önce buradan ayrılmak, sessiz ve sakin dünyasına çekilmek istiyordu.

 

*

     Akşam olmuştu.

     Çetin, eve doğru yürürken düşünceliydi. Duydukları canını sıkmıştı. İmam’ın yaptığı affedilir gibi değildi. Şimdi bu konu köyün içinde yayılacak ve herkes bunu konuşacaktı. Ayrıca köylülerin bu insanlara bakış tarzı da değişecekti.

     Hâlbuki İmam, bilgisi ve kültürü ile bu köylülerden daha farklı olmalıydı. İmam eğiten insan olmalıydı. Köylüleri eğitmesi, her alanda bilgilendirmesi gerekiyordu.

     Can sıkıntısından sabaha kadar uyuyamamıştı Çetin. Sabah olduğunda ilk işi köyün imamı ile konuşmak olacaktı.

 

*

   

        Kahvaltısını yapar yapmaz evden çıktı…

     İmam efendi, büyükbaş hayvanlarını suluyordu. Halinden keyifli olduğu belliydi. Arkası dönük olduğu için Çetin’in geldiğinden habersizdi. Çetin’de etrafını gözlemliyordu: Büyük bir bahçe vardı ve bahçede yok yoktu! Çitin arkasında koyunlar vardı. On tane kadar da büyükbaş hayvan görülüyordu. Koyunların bulunduğu çitin içinde sayısız tavuk, kaz, ördek vardı.

     Yüce Mevlâ, İmam efendiye “yürü ya kulum!” demiş ve imam efendi de yürümüştü!

    “Selâmünaleyküm imam efendi!” dedi Çetin.

     İmam geri döndüğünde Çetin’i gördü. “Aleykümselâm. Hoş geldin.”

    “Pek hoş gelmedim imam efendi.” dedi başını sallayarak.

    İmam şaşırmıştı. Köyde durumu çok iyiydi. Bu nedenle köy de kimseyle dalaşmıyor, herkesle iyi geçinmeye çalışıyordu. Çetin’in tavrından ürkmüştü. Korku ve endişeden olacak eli titremeye başlamıştı.

     İmam’ın durumu Çetin’in gözünden kaçmamıştı. Keskin bakışlarını İmam’ın gözlerinin içine dikti ve sert ses tonuyla;

      -“Dün köylülerle sohbet ediyordum. Orada senin gördüğünü söyledikleri bir olayı anlattılar. Sanırım neden söz ettiğimi anladın.”

      -”He ya! Anladım.”

     -“Gördüğüne bir şey demiyorum da bunu köylülere söylemen iyi olmamış! Sen imamsın, Allah ile kul arasında bir köprüsün! Sen dedikodu yaparsan köylü ne yapmaz? Sen şimdi bir dedikoduya neden oldun. Köylü bunun dedikodusunu yıllarca yapacak... Bu küçük çocuklar ömürleri boyunca bu utancı yaşayacaklar. Sen bunu doğru buluyor musun? Din görevlisi olarak bu yaptığın uygun mu?”

     İmam, böyle bir tepki beklemediği için ne diyeceğini şaşırmıştı. Kekelemeye başladı. Ancak cevap vermekte zorlandı.

    - “Sen, yardımlaşmayı, ayıpları örtmeyi dinimizin emri olduğunu bu köylüye söylemiyor musun? Komşusu açken tok yatan bizden midir?”

     -” Değildir! Peygamber Efendimiz S.A.V.’in emridir.”

    -” Bak ne güzel konuştun. Demek biliyorsun ama köylüye bunları anlatmak işine gelmiyor! Bu köyde aç insan çok… Bu açlar doyarsa sen aç kalırsın değil mi?”

      İmam ne diyeceğini bilemedi. Bu tepki hiç beklemediği sert bir tepkiydi. Ağzının içinde bir şeyler mırıldanmaya çalıştı ama beceremedi. Kulağına kadar kızarmış bir halde susmayı yeğledi.

      -” İmam, İmam beni iyi dinle: Allah versin durumun çok iyi bakıyorum. “ Yürü ya kulum!” demiş sana Mevlâ. Her şeyin yerli yerinde. Bundan sonra bu insanlara dinini anlatacak ve onları bilgilendireceksin. Bu senin asli görevin. Yoksa senin başına öyle bir çorap örerim ki!”

      İmam kekeledi. “ Olur.” diyebildi güçlükle.

     -” Bu hatanı düzelt imam efendi... Cuma vaazında dedikodu yapmanın günah olduğunu anlat. Bu çocukların gelecekleri ile oynama. Bu aile fakirdir. Gerçekten böyle bir şey yapmışlarsa bile açlıktan yapmışlardır ki sen, imam olarak yardımlaşmayı, Allah’ın yardımlaşma konusundaki emirlerini anlatıp bu insanları bilgilendirmek zorundasın.”

    “Haklısın... Ben… Şey... Doğru söylüyorsun...”

     Çetin, söyleyeceklerin söylemiş ve rahatlamıştı. İmam’a hiçbir şey demeden geri döndü ve eve doğru vicdanı rahatlamış bir şekilde yürümeye başladı.

     İmam, söylenileni yapsa da bu olayı birçok kişiden defalarca duyacaktı Çetin...

   

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 1322 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI